“Geçmişini bilmeyen geleceğini tayin edemez”      

Dinmeyen acılara inat, Dersim halkının yaşadığı acılardan özür dilenmiyor?

Neden?

Niçin?      

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Meclis’te Kürt Açılımı görüşmeleri sırasında Dersim Katliamı’nı savunmuş ve desteklemişti. 

 Ne demişti bir hatırlayalım  “Analar ağlamasın’ diyorlar. Kurtuluş Savaşı’nda analar ağlamadı mı? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da ‘Analar ağlamasın diye, 

bu mücadeleyi durduralım’ dedi mi?”   

Bu nasıl hoyratça bir tutum, nasıl bir söylem?  

Onur Öymen’in  açıklamasını kınamayan Dersim’li CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu sessiz kalmıştı. 

Cumhuriyet tarihi boyunca asimilasyon ve Türkleştirme politikaları hep var olageldi. AKP hükümetinin Kürt açılımı (!) tartışmasında olduğu gibi Dersim katliamı üzerinden gündeme gelen tartışmalarda yüzleşmeden ve sorgulamaktan kaçınılmaktadır. Dersim katliamını savunan partilerle karşı karşıya kalınmaktadır.

Neden savunulmaktadır Dersim katliamı hiç düşündünüz mü?

Seyit Rıza’nın idam edilmeyecek yaşta olmasına rağmen yaşı küçültülerek niçin idam edildi? 

Oğlunun yaşının idam edilmek için küçük olmasına rağmen hemen oracıkta yaşı büyültülerek, kendisinden önce oğlunun idam edilmesinden neden gurur duyulmaktadır?    

Artık Dersim katliamının gizlenecek hiç bir yanı kalmamıştır. Aslında tüm Türkiye görmeyen gözlerin, duymayan kulakların belleklerini açan Onur Öymen’e teşekkür borçludur.    

Dersim katliamının yeniden günyüzüne çıkmasını ve sorgulamasını 'sağlayan' Onur Öymen, Alevilere – Kürtlere karşı tutumunu ispat etmiştir. Hatta ırkçı tutumunu tüm kamuoyunu önünde sergilemiştir.    

Onur Öymen’in ırkçı ve sahte laiklik aldatmacasının Meclis'teki açıklaması, gerçek yüzünü göstermesi bakımından olumlu bulunmalıdır. Irkçılığın gerçek özü olarak görülmelidir. 

Alevilerin yıllardır inanmak istemedikleri bir gerçeği ortaya çıkartmıştır.    

Tamamen yok edilme, toplum olarak tarihten silinme amaçlı yapılan Dersim katliamı, katliamlardan kurtulanların hafızalarında silinmesi mümkün olmayan travmalar yaratmıştır.    

Bunun, benzeri tarihsel sonuçlarını T.C tarihinde örneklerde de görmek pekâlâ mümkün.    

İşte o 10 Kasım açıklaması, Alevilerin tarihsel olarak çok rahat görebileceği, duyabileceği, ispatlanması mümkün olan, muhatabının ağzından dinlenmesi gerçeğini gördüler ve de duydular. 1935 yılında Dersim’in adı Tunçeli olarak kim ne adına değiştirdi.

1935-38 arası süren Dersim katliamını tartışma konusu yapan ve bunu somut olarak ortaya çıkaran Onur Öymen doğru bir açıklama yaptı ve var olan gerçeği söyledi.    

Dolayısıyla Kemalist iktidar, laik olan bir devlet diğer inançların varlığı neden ve niçin yok saydı? 

Anayasa’da Alevilerin inançları ve kutsal ibadetleri niçin inkar edildi? Varlığı neden kabul edilmedi? 

CHP’nin parti programında Kürtler ve Aleviler niye yok sayıldı? Koçgiri, Ağrı, Zilan, Palu, Dersim v.s katliamları CHP'nin kara tarihi değil mi? CHP bu kara tarihlerinin özrünü bir gün olsun dile getirmedi, bir gün olsun Dersim  halkından özür dilemedi.      

CHP’ye karşı  tepkiler çok haklı tepkiler olarak değerlendirilmelidir. Dersim katliamı denince akıllara on binlerce Dersim“linin katliamı  akıllara gelmelidir. Dersim soykırımı insanlık suçu olduğu bilince çıkarılmalıdır. Analar, çocuklarından koparılmış ve asimile edilmek için Türk-Sünni ailelere verilerek Dersim vahşeti unutturulmak istenmişti.

Dersim halkına  katliam ve sürgün,  çözüm  olarak görüldü.     

Belgelere göre 2907 aile ve toplam 14.411  Dersimli sürgüne gönderildi.    

Cemal Süreyya'nın sürgün şiiri: 

Bir yük vagonunda açtım gözlerimi, 
Bizi kamyona doldurdular, 
Tüfekli iki erin nezaretinde, 
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular, 
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar, 
Tarih öncesi köpekler havlıyordu 

Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler 
Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. 
Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.   

Neden,Tunç eli ismi konuldu.   

Devlet, Tunç eli ismini, gücünü sürekli halkın üzerlerinde hissetmeleri anlamında verdi.     

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "Devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa ben özür dilerim ve diliyorum. Dersim yakın tarihimizdeki en acı, en trajik olaylardan biridir. Dersim aydınlatılmayı, cesaretle sorgulanmayı bekleyen bir faciadır” dedi. 

Başbakan Erdoğan Dersim açıklamaları sırasında, 8 Ağustos 1939 tarihli bir belgeye atıfta bulunarak, 1936-1939 yılları arasında 13 bin 806 kişinin öldürüldüğünü ifade etti.    

Dersim katliam operasyonuna  katılan Türkiye'nin ilk kadın pilotu Sabiha Gökçen'in adının verildiği İstanbul'daki havalimanının adı AKP iktidarı tarafından verildi.   

Dersim’den özür dilenmelidir derken Sabiha Gökçen Havaalanı nasıl açıklanabilir?    

CHP içinde Tartışma;   

Sezgin Tanrıkulu,  CHP Genel Başkan Yardımcısı olduğu dönemde “Dersim'de acı duyan herkesten bin kere özür diliyorum”  açıklaması CHP'de tartışmalara neden oldu.   

Birgül Ayman Güler: Tanrıkulu’nun görüşünü CHP'ye mâl etmeye çalışması çaresizliktir.   

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, Dersim isyanının feodal düzeni korumak isteyen ağalar tarafından çıkarıldığını öne sürmüştü. Birgül Ayman Güler, "Dersim olaylarının gerici feodal ayaklanmalarına beylik, ağalık ve şeyhlik sistemine karşı Cumhuriyetçi cevap'' olduğunu söylemiş ve;

'' Dersim olayı, aşiret ağalığının gerici ayaklanması idi. Aşiret düzeninin yönetim, vergi, yargı, askerlik ayrıcalıklarını sürdürme amaçlı saldırganlığıydı. Beylik, ağalık, şeyhlik sistemine karşı verilen Cumhuriyetçi cevap, aşiretçi düzenin yerine insan ve yurttaş haklarını inşa etti. Şimdi buradan “katliam” çıkarma hevesine kapılanlar, sahte insan – hakçılığı maskesi olanlardır. Bunlar gerçekte, AKP-HDP işbirliği ile yürütülen Cumhuriyet’le hesaplaşma cephesinin ortaklarıdır'' ifadelerini kullanmıştı.   

“Dersim isyanı arifesinde tapu kadastro idaresinin aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başladığını” hatırlatan Güler "Feodal aşiret mülkiyetine insan hakları savunusu yaparak özür dilemek cinliğin son örneğidir” dedi.   

Sabiha Gökçen kimdir sorusunu sorduğumuzda, Dersim katliamında  hava saldırısı safhasında yer alarak "dünyanın ilk kadın savaş pilotu" olarak karşımıza  çıkıyor.  

Bu harekâtta gösterdiği 'üstün başarı' sebebiyle, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Başbakan İsmet İnönü, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın  katıldığı bir törenle kendisine "Türk Hava Kurumu Murassa (İftihar) Madalyası" verildi. 30 Ağustos 1937. 
Dersim katliamın da resmi olmayan kaynaklarda 70 bin Dersim’li öldürüldü.

Devletin resmi kayıtların da ise 13.500 insan öldürüldü diye kayıtlara geçmişti.  

 Sabiha Gökçen, Dersim katliamı ile  ilgili olarak 1956 yılında Halit Kıvanç'a verdiği  röportaj da; "Canlı ne görürseniz ateş edin! Emrini almıştık. Asilerin gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk"     

Muhsin Batur, (Eski Hava Kuvvetleri Komutanı) anılarında "Günlerden bir gün emir geldi, tren yoluyla Elazığ'a vardık, oradan da ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik. İki aya yakın Dersim'de görev yaptım. Okuyucularımdan özür diliyorum ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum" demişti.  

 “Fare gibi boğdular, gaz kullandılar”  

“Seyit Rıza; Çingen çocuğu eliyle iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu kadar yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu. 15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım da ise tüm cesetler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi“   

Son sözüm; Af istemiyorum   

Seyit Rıza, “Ben sulh için cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde ‘bu son’ dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu’ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim” dedi.   

Kaynak: İhsan Sabri Çağlayangil Anıları.   

“Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla baş edemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun” dedi.   

1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, Wuşene Seydi, Fındık Ağa, Hesené İvrayim, Aaliye Mirzali, Hesen Ağa, Ressik Wuşen mezarsız. Mezar yerleri bilinmemektedir.   

Eğer geçmişin acıları hala acı veriyorsa acı geçmemiştir.   

Artık zaman kaybetmeden yapılacak ilk şey Kürtleri, Alevileri, Çerkezleri, Lazları, Ermenileri, Rumları, Yahudileri, Asurileri ve diğer etnik grupların varlığını anayasal güvence altına alarak haklarını vermektir.    

Anadolu topraklarında yaşayan halkların  birlikte barış içinde  eşit yaşayacağı yasal düzenlemelere ihtiyacı var. Ama bu düzenleme hiç bir zaman yapılmadı.     

Alevilerin cemevlerine 'cümbüş evi' diyen başbakan unutulmadı. Ayrımız gayrımız yok, et ve tırnak gibiyiz diyenler unutulmadı. Hepimiz kardeşiz diyenler unutulmadı.    

Asuriler, Keldaniler, Çerkezler, Lazlar üzerinde etnik temizlik yaşanmadı diyenler unutulmadı. Bizim ecdadımız asil bir ecdattır, kötü bir şey asla yapmadı diyenler unutulmadı. Geçmişi bu yalanlarla öğütülmüş olan devletin bütün bu yalanlarına ortak olanlar, aynı yol yöntemle tarihlerine devam etmek istiyorlar.   

Bu süreç sorgulanmadıkça ırkçı depreşmelerin her zaman gündeme geleceği unutulmamalıdır. Milliyetçiliğe ve dinciliğe sığınmış partiler unutulmamalıdır.     

Hala,“ Türk, öğün, güven“ gibi şoven ideolojiyle, milliyetçi duygularla varlıklarını sürdürmek isteyenler unutulmamalıdır.    

Artık ezilen halklar birbirlerini tanımalıdır, iyisi de kötüsü de bilinmelidir. Türk olmanın ayrıcalıklı bir ırk olmadığı ve doğru olmak anlamına gelmediğini, doğru olabilmek için Türk olmanın yetmediği de görülmelidir. Irk üstünlüğü ile öğünmenin Türklüğü büyütmediğini görmeliyiz.

Anadolu topraklarında yaşayan bütün halkların varlığı kabul edilmelidir.

Eğer farklılıkların dili, dini ve kültürü hayat hakkı bulursa, barış içinde birarada  yaşanırsa insanlık mutlu olur, hayat bulur. Halkların eşitliği pekiştirilirse halklar arasında kin ve nefret  kaldırılırsa bu coğrafyanın kadim halkları birbirlerini kucaklar, birbirlerini anlayarak bağırlarına basarlar.     

Yeter ki halkların eşitliğine gönülden inanılsın. Yeter ki insan olmanın erdemliliği yaşatılsın.    

Dersim katliamından dolayı özür dilenmelidir, Ermeni-Süryani halkından özür dilemelidir. İnsanlık tarihine olumlu bir miras bırakılabilir. Yaşanmış olan büyük felaketlerin acılarını gidermeye özür dileyerek başlanmalıdır.   

Irkçı ideolojiden kurtulmak için kavimler kapısı Anadolu toprağında barış içinde birarada yaşamak için eşit insan haklarına sahip olmak gerekiyor. Yoksa temeli inkar, yalan, dolan üzerine kurulmuş olan ideolojilerin yönlendirdiği, yetiştirdiği insan, eşit haklardan ve barışdan yana insan olamaz.

Türk yasaları, Türk yargı kurumları, Türk okulları, Türk siyasal parti yöneticileri, Türk basını, Türk milliyetçileri ve Türk dincilerinin Kürtlere/Kızılbaş/ Alevilere karşı uyguladığı politika hem gericidir hem de ırkçı olmaktan kurtulamaz. 

“Herkes din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet bakımından eşittir" deniliyor, peki bu söylemlerin karşılığı hiç oldu mu ? Kimliğini inkar edenler, 'Türkleşen Kürtler' bu mantık anlayışında eşittir.

Keza Alevi kimliğini inkar edenler, Sünnileşenler, kendi geleneğini, Aleviliğin var olan değerlerini, haklarını sorun yapmayanlar da müslümanlarla 'eşit' bir muamele görmektedir.    

Buna bir örnek, herkesin köyüne cami yapabiliyor, Kur'an kursu açabiliyor, herkes Dinayet İşleri Başkanlığında görev alabiliyor, Herkes imam olabiliyor, kimse arasında bir ayırım yapılmıyor diyenler, ve bunu eşitlik olarak gösterenler; peki Aleviler kendi köylerine bir cemevi isteyebiliyor mu?

Alevi toplumu olmaktan doğan haklarını alabiliyor mu? Sunni kesime verilen haklar Alevilere verildi mi, veriliyor mu?

Mustafa Kemal İktidarı döneminde hem de laik devletde hangi kolaylığı getirdi. Kızılbaş/Alevilerin  hakları var mıydı? 1923-38 Atatürk döneminde Kürtlerin-Alevilerin kazanımları ne oldu?

Kürtlerin dili,  Alevilerin cemevleri sorunu Meclis’te konuşuldu mu?

Sözümona Laik olan T.C devletinde Alevilik kendisini ifade edebildi mi? 

Cemevleri kuruldu mu? Sunni islamı, devletin resmi dini yaparak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın  kurumlaşması sağlanmadı mı?. Sunnilerin Alevilere karşı önyargıları geliştiren ''Mum söndü'' tiyatro oyunları sergilenmedi mi? Hem de 1930’da Ankara’nın göbeğin de. 

Kısacası Atatürk ve onun laik devleti Aleviler, Kürtler ve azınlık halklar için ne yaptı, kolaylaştırıcı ve farklı kültürü kabul edici yasal bir düzenleme yaptı mı?  

Daha dün Mor Gabriel Kilisesi yıkılmak istendi, Bir kilisenin yıkılmasını kim ne adına isteyebilir? 

Avrupa'da bir caminin yapımına izin vermeyen partilere ırkçı diyenler, Mor Gabriel Kilisesi'nin yıkılmasına tepkisiz kalarak, sessizliğini sürdürenler nasıl açıklanabilinir? 4 bin yıllık bir tarihi Hasankeyf’i sular altında bırakanlarda vicdan olabilir mi?   

Sorunlar ortadayken özellikle Kürtlere, kart-kurt diyen darbeci çetenin şefi Kenan Evren'in okullarda, parklarda ve sokaklarda adı var olmaya devam ediyorken.

Darbeden sonra binlerce sürgün Avrupa'ya zorunlu çıkmışken ve hala sürgünlerle ilgili hiç bir yasal güvence yokken;

Dersim'in üzerine bomba bırakan Sabiha Gökçen'in ismi bir havaalanındayken hangi insanlıktan, hangi adaletten ve hangi eşit haklardan bahsedebiliriz.   

Vicdanı olan elini vicdanına koymalı ve insana dair duyguyla düşünmelidir.   

15 kasım 2020- ajanslar