Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Kur’an’ın çok üstün vasıflara haiz, benzersiz bir kitap olduğu inancı tüm Müslümanlar tarafından paylaşılır. Fakat bu görüş hiçbir bilimsel esasa dayanmaz. Aksine, Kur’an, yazım tekniği açısından Tevrat ve İncil’den bile daha gerilerde duran bir eserdir.

 

İşte bu sebeple, küçük yaştan itibaren mucize masallarıyla koşullandırılan proleterleri gaflet uykusundan uyandırmak için Kur’an’ın niteliği hakkında da bir şeyler anlatmak gerekiyor.

Kur’an’da ilk göze çarpan husus, bu kitabın, bir yığın gereksiz tekrarla dolu olmasıdır. İnsanı neredeyse canından usandıran sayısız yineleme vardır Kur’an’da. Öyle ki, bunları ayıklamaya kalkarsak, Kur’an kitap olmaktan çıkıp broşür haline gelecektir.

Örnekler vermek gerekirse :

“Ve şüphesiz Rabb’in, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir”cümlesi, Şuarâ Suresi’nin hem 9., hem 68., hem 104., hem 122., hem 140., hem 159., hem 175. ve hem de 191. ayetini oluşturur.

Mürselat Suresi 15 – 50 arası “O gün yalanlayanların vay haline!” ifadesiyle doludur.

“Şimdi Rabb’nizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”cümlesi, 78 ayetlik Rahman Suresi’nin 31 ayetini meydana getirir.

Araf 107 ile Şuarâ 32, Araf 108 ile Şuarâ 33, Araf 119 – 123 ile Şuarâ 46 – 49, Hadid 1 ile Haşr 1, Araf 34 ile Yunus 49, Neml 80 ile Rum 52, Bakara 173 ile Nahl 115, Tevbe 73 ile Tahrim 9, Enbiya 76 ile Saffat 75 -76, Enbiya 81 – 82 ile Sad 36 – 38, Secde 2 ile Mümin 2, Tevbe 32 ile Saf 8, Tevbe 33 ile Saf 9, Tur 40 – 41 ile Kalem 46 – 47 vb hemen hemen birbirinin aynısı anlatımlardır.

“Allah’ın dilediğine hidayet verdiği”ya da “dilediği saptırıp dilediğini doğru yola ilettiği” yönündeki cümleler de pek çok ayette (Kehf 17, İbrahim 4, İsra 97, En’am 125… vd) geçer.

Adem’in yaratılmasından sonra meleklerin ona secde etmesi, İblis’in bunu yapmaması ve Tanrı’ya karşı gelmesi Bakara 34, Kehf 50, Araf 11, Hicr 29 – 31, Sad 71 – 75, Ta-Ha 116 vb ayetlerde yine aynı sayılabilecek biçimde aktarılır.

Göklerin ve yerin 6 günde yaratıldığı (!!!), Hadid 4, Hud 7, Araf 54… vd ayetlerde ifade edilir.

Kur’an’da bir diğer dikkat çekici özellik, çelişkilerdir. Gerçi Nisa Suresi 82. ayette, Kur’an’ın içinde tezat ya da uyumsuzluk olmadığı bilgisi yer alır ama buna rağmen Kur’an’da birçok çelişkiye rastlanılır.

Örnekler vermek gerekirse :

Bir yandan Kur’an’ın ayetleri apaçık bir kitap olduğu (Duhan 2 – 3, Zuhruf 2 – 3 vb) söylenir ama öte yandan da Kur’an’da anlamını ancak Allah’ın bileceği müteşabih ayetlerin varlığından bahsedilir (Âl-i İmran 7).

Yusuf 1’de “Elif, Lâm, Râ. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir” denir. Peki ne demektir Elif, Lâm, Râ?! Bu apaçık (!) kitapta bu harflerin ne anlama geldiği bir türlü bildirilmez (müfessirler bu harflerle ilgili sadece bazı tahminler ileri sürerler ama bunlar elbette birer spekülasyon olmaktan öteye gidemiyor ve gidemez de). Bir de “Kitapta biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (En’am 38) denir ki, bunun üzerine tuz-biber eker.

Nahl 93’te bir yandan Allah’ın dilediğini saptırıp dilediğini hidayete erdirdiği belirtilir ama öte yandan da insanların kıyamet gününde yaptıklarından sorumlu tutulacağı açıklanır!

Kur’an ayetlerinin Muhammed’in ölümünden sonra kitap haline getirildiğini net biçimde biliniyor. Fakat buna rağmen Kur’an’da bazı ayetler bunun tam aksini söyler. Mesela En’am 155’te : “İşte bu (Kur’an) da mübarek bir kitaptır. Onu biz indirdik. Ona uyun ve Allah’tan korkun ki, size rahmet edilsin” denir!

Sağlam kabul edilen hadislerde “Her Müslüman’ın öteki Müslüman’a kanı, ırzı (namusu) ve malı haramdır” (http://www.ayethadis.com/kani-irzi-namusu-ve-mali-haramdir/) denir. Ama gelin görün ki Kur’an, Müslüman kanı akıtılmasının haram olduğundan bahsetmez (Bkz. Hucurât 9 ; Osmanlı’nın Müslümanlığı da işte böyle haramlarla dolu bir Müslümanlık’tı. Yani “Müslüman”lıktı).

Fatır 43’e göre Allah’ın kanunlarında hiçbir değişiklik olmaz. Ama Bakara 106’ya göre Allah, bir ayeti nesheder (hükmünü yürürlükten kaldırır) ve unutturur!

Enbiya 27’ye göre melekler, Allah’ın sözünün önüne geçmezler ve hep O’nun emriyle hareket ederler. Fakat Bakara 30’a göre melekler Allah’a karşı asileşebilmektedirler. Çünkü Allah’ın Adem’i yaratmaya karar vermesi üzerine, Allah’ın bu kararına şaşırarak karşı gelmişler ve O’na muhalefet etmişlerdir.

Bakara 23 – 24’e göre, Kur’an surelerinin bir tanesinin bile benzeri yapılamaz. Hud 13 – 14’e göre ise Kur’an surelerinin on tanesinin benzeri yapılamaz.

Kur’an’da birçok belirsizliğe de denk gelmek münkündür. Mesela Maide 69’da geçen “Sabiîler” sözcüğünden ne anlaşılması gerektiği konusunda Kur’an yorumcuları (müfessirler) bile görüş ayrılığı içine düşerler. Kimisine göre bunlar dinsizdir, kimisine göre bir kısım Yahudi ve Hristiyan’dır, kimisine göre meleklere tapanlardır ve kimisine göreyse yıldızlara tapanlardır.

Kehf 9’da geçen “Rakim” sözcüğü de tartışmalıdır. Kimi yorumcular bunun üç kişilik bir kitabe, kimileri de dağ ya da vadi olduğunu iddia eder dururlar.

Duhan 3’de Kur’an’ın mübarek bir gecede indirildiği yazılıdır. Fakat bu mübarek geceden neyin kastedildiği anlaşılmaz. Müfessirlerin kimisi Kadir gecesinin, kimisi de Berâet gecesinin kastedildiğini düşünür ve tabii ki ispatlayamazlar.

Tebbet Suresi, Kur’an’da 111. sırada gözüküyor. Anlamı şöyledir : “Ebu Leheb’in iki eli kurusun! Kurudu da! Malı ve kazandıkları O’na fayda vermedi. O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde karısı da (ateşe girecek)”. Peki kimdir bu Ebu Leheb? Kimdir odun taşıyan karısı? Ne yapmışlardır da evrensel (!) ve zamanlar üstü (!) bir kitaba, yani bir ilahi anayasaya (!) girmeye hak kazanmışlardır? Kur’an’da bu konuda hiçbir malûmat bulamazsınız.

Kur’an, Musa peygamberin anasından (Ta-Ha 36 -39) ve İsa peygamberin anasından (Meryem Suresi) bahseder. Çok ilginçtir, Muhammed’in anasını ise söz konusu etmez.

Kur’an’ın tertibindeki birçok tuhaflık da dikkatlerden kaçmaz. Örneğin ilk indiği söylenen Alak Suresi, 96. sırada durur. En son indiği söylenen Nasr Suresi ise 110. Sırada yer almaktadır. Fatiha Suresi’nin, indirilen 5. sure olduğu söylenir ama bu sure Kur’an’da ilk sıradadadır.

Sureler nasıl-neye göre sıralanmıştır, bunu anlamak olanaksızdır. Ayet sayısı 7 olan Fatiha, Kur’an’daki ilk suredir. Onu izleyen Bakara 286, Âl-i İmran 200, Nisa 176, Maide 110, En’am 165, Araf 206, Enfal 75, Tevbe 129 ayettir. Yani surelerin uzunluğu – kısalığı gibi bir kıstas da yoktur.

Mekke döneminde indirildiği söylenen sureler –ilk sureler- Kur’an’ın sonlarında yer alır. Kur’an’da ikinci sıradakinden dokuzuncu sıradakine kadar olan sureler ise Medine dönemine ait kabul edilir. Kâfirûn Suresi 109. ve Nasr Suresi ise 110. sıradadır. Muhammed’in ilk Mekke dönemine tesadüf eden Kâfirûn Suresi ile bundan 15 yıl sonra Medine’de indiği söylenen Nasr Suresi ne hikmetse yan yana dururlar! Oysa bu 15 yıl içinde pek çok sure ve tabii ki ayet oluşmuştu.

Kur’an’daki birçok surenin (mesela Tekâsür, Kâria, Âdiyat, Zilzâl) Mekke’de mi, yoksa Medine’de mi indiği konusunda ulema arasında ihtilaf vardır.

Aynı surenin içinde bile farklı dönemlere ait ayetler bulunabiliyor. Örneğin İnsan Suresi’nin 23. ayetinin Medenî (Medine dönemine ait) olup gerisinin Mekkî (Mekke dönemine ait) olduğunu söyleyen müfessirlerin yanında, sadece 24. ayetin Mekkî olduğunu ifade eden müfessirler de bulunmaktadır.

Surelerde konu bütünlüğü genellikle yoktur. Aynı sure içinde birbiriyle ilgisiz mevzulara ait ayetler iç içedirler. Bakara 238 -248 buna iyi bir misaldir. Orada namaz, miras, Musa peygamber kıssası vb konularla ilgili “bilgi” ve hükümler, birbirinin peşi sıra geliyorlar.

Âl-i İmran Suresi, İmran’dan ve karısından söz eden ayetleri taşıdığı için bu ismi almıştır. Ne var ki, 200 ayetten oluşan bu surenin içinde İmran ve eşini zikreden ayetler bir elin parmak sayısını bile bulmaz. Surenin diğer ayetleri Muhammed’in Yahudiler ile olan ilişkilerini, Yahudiler’in kötülüklerini, Bedir Muharebesi’ni vs anlatır. Nisa sözcüğü “kadınlar” mânâsını taşır ama 176 ayetlik Nisa Suresi’nin kadınlarla irtibatlı ayetlerinin sayısı 10 – 15 kadar tutar (gerisi abdesti, mirası, cihadı, peygamberleri… vb içerir). 109 ayetlik Yunus Suresi’nin sadece bir ayeti Yunus peygamber ile ilgilidir (98. ayet). Yunus peygamberin kim olduğu, kavminin ne zaman, nerede ve nasıl yaşadığı açıklanmaz (Başka surelerde ise [Saffat 139 – 148’de, Enbiya 87 – 88’de, Nisa 163’te] Yunus peygamber ve kavmiyle ilgili pek yetersiz “bilgiler” verilir).

Hac Suresi’nin 5. ayeti kocaman bir paragraftır. Fakat Kevser Suresi, 3 kısa cümleden oluşur.

Kur’an’da bilimsel temelde düşünen bir aklın ve vicdanın asla kabul edemeyeceği daha nice ayrıntı da vardır. Örnekler vermek gerekirse :

“O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz. O da, ‘Daha var mı?’ der” (Kaf 30). Vay vay vay! Cehennem konuşuyor! Hem de daha fazla insan yakmak için kelam ediyor! Neml 22’de ise Süleyman peygamber ile gayet akıllı biçimde konuşarak O’na istihbaratî bilgiler veren bir kuş (Hüdhüd kuşu) geçiyor. Hangi bilim emekçisi, hangi kimyager, hangi fizikçi, hangi biyolog böyle şeyler için “Evet olmuştur, olabilir” der?! Söyler misiniz?

Fatır 1’de meleklerin (!) ikişer, üçer, dörder kanatlı olduklarını (!) öğreniyoruz. Sırf bu ayet bile Kur’an’ın özünde bir masal kitabı hüviyetini taşıdığını göstermeye yeter de artar.

Kehf 74 – 80’de anlatılan şudur : Sırf anasını ve babasını inançsız yapabileceği endişesiyle Hızır peygamber bir çocuğu katlediyor ve bu davranış Kur’an’ın merhamet sahibi (!!!) Tanrı’sı tarafından meşru kılınıyor!

Araf 4’te ise nice memleketlerin yok edildiği (hem de insanları uykudayken) belirtiliyor. Demek ki çok merhametli (Şuarâ 191) Allah (!), kadın-erkek, genç-yaşlı, çoluk-çocuk demeden kavimleri ve ülkeleri imha ediyor, soykırım yapıyor!

Hac 34‘e bakın : “Her ümmet için Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O’nun adını ansınlar diye bir mâbed yapmışızdır. Hepinizin ilahı bir tek ilahtır. Onun için yalnız O’na teslim olan Müslümanlar’dan olun. (Ey Muhammed!) Allah’a itaat eden alçakgönüllüleri müjdele”. Burada Allah nerede devreye girmektedir? Ayette hem “biz”, hem de “O” diye konuşulmaktadır çünkü. “Biz” Allah ise o halde “O” kimdir?! Yok eğer “O” Allah ise, “biz” kimdir?! Nur 55’te de benzer bir durum mevcut : “ALLAH, sizlerden iman edip iyi davranışlarda bulunanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hâkim kıldığı gibi, kendilerini de yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslam’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve geçirdikleri korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaad etti. Çünkü onlar BANA kulluk ederler. Hiçbir şeyi bana eş tutmazlar…” Görüldüğü üzere Allah (!), bu ayette hem üçüncü ve hem de birinci tekil şahıstır. Peki bu nasıl olmaktadır?!

Hud 2’deki “… Şüphesiz ki ben, O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim” cümlesi çok düşündürücüdür. Alah’ın (!) kitabında Muhammed’in sözleri ne aramaktadır?! Hani Kur’an insan eseri değildi?! İşte bu ayet, Muhammed’in arkadaşlarıyla birlikte Kur’an’ı tasarlarken böyle bariz mantık hataları yaparak kendini ifşa ettiğini kanıtlıyor.

Saffat 147’ye göre Yunus peygamber 100 bin ya da daha çok kişiye peygamber olarak gönderilmiş. Tam olarak kaç kişiye peygamber yollandığını her şeyi bilen, gören Tanrı (!) da hatırlayamıyor yani!

Tevbe 60’da “kalpleri İslam’a ısındırılacak olan” kimselere de sadaka ve zekât verilmesi gerektiği belgeleniyor. Yani Müslüman olmayan kimselerin Müslüman olmaları için zengin-fakir farkı gözetmeden onlara ekonomik yardım yapılabileceği kanunlaştırılmış. İnsanlar meta karşılığında İslam’ı kabul etmeye çağrılıyorlar! Peki bu rüşvet değildir de nedir? Para ve mal karşılığında İslam’ı kabul etmesi istenen bir kişinin imanından kim ve nasıl emin olacaktır?! (Büyük İslam alimlerinden Taberi’nin bu ayeti tefsir ederken aktardıklarını mutlaka bir okuyun derim. Sadakaları aldıkça Müslümanlığın amigoluğunu yapan ama sadakalar kesilince kâfirleşen Müslümanlar’ı konu ediniyor o kısımda. Bir hayli gülünç ve enteresan bir detay doğrusu : http://www.haznevi.net/icerikoku.aspx?KID=5338&BID=62; Muhammed bir de “Rüşvet verene de alana da Tanrı lanet etsin” demişti! [Bkz. Ebu Davud, “Kitabu’l – Akdiyye”, hadis no : 3580]. Ne diyeceğini şaşırıyor insan).

Evrensel (!) ve tüm zamanlar için geçerli (!) bir kitap olduğu iddia edilen Kur’an’da, yalnızca Muhammed’i ve ailesini ilgilendiren çok sayıda hükmün ne aradığı da, Müslümanlar’ın cevaplayamayacakları bir soru olarak belirmektedir.

Örneğin :

Hucurat 4 – 5, Muhammed uyurken O’nu uyandırıp konuşmak isteyen Benî Temim kabilesinin temsilcileri vesilesiyle oluşturulmuştur.

Müslümanlar’ın Muhammed’den daha yüksek sesle konuşmaması için Hucurât 2 – 3 yazılmıştır.

Ahzab 53’te Muhammed’in evinde davetsiz kalınmaması gerektiği anlatılır.

Ahzab 32’de Muhammed’in karılarına işveli konuşmamaları emredilir.

Ahzab 30’da yine Muhammed’in karılarına yönelik sert bir ikaz görülür.

Ahzab 53’te Muhammed’in karılarını Muhammed öldükten sonra bile kimsenin nikâh edemeyeceği hükmü yer alır (Ahzab 6’da bu kadınların Müslümanlar’ın anaları olduğu ifade edilir, ki tüm bu ayetler, Muhammed’in çok kıskanç bir adam olduğunu ortaya çıkarmaktadır).

Tahrim 3’de Muhammed’in eşlerinden birine verdiği bir sır (ne olduğu izah edilmiyor) konu edilir.

Yeterlidir sanırım.

Son sözü, eski ve ünlü bir akademisyen olan Reinhart Pieter Anne Dozy’ye (1820 – 1883) bırakayım :

“… İSLAMİYET KADAR ORİJİNALLİKTEN UZAK BAŞKA BİR DİN YOKTUR. TEMELDE ‘HANİF’LİK VE ZERDÜŞT İNANÇLARINDAN ETKİLENMİŞ, ARABİSTAN’IN ESKİ DİNİ MUSEVİLİKTEN VE HRİSTİYANLIK’TAN YAPILMIŞ ALINTILARLA DESTEKLENMİŞ VE MUHAMMED’İN EN BÜYÜK VE EN SON PEYGAMBER OLDUĞU İNANCIYLA DONATILMIŞTIR.. KUR’AN, NE DERİN DÜŞÜNCELERİ İÇEREN, NE DE KUTSAL VE HAYRANLIK UYANDIRAN BİR DİLLE İFADE EDİLMİŞ (BİR KİTAPTIR)… YENİLENMEYE, GELİŞTİRİLMEYE EN ELVERİŞSİZ OLANIDIR…”(Bkz. : “İslam Tarihi”, R. P. A. Dozy, Gri Yayınları, İstanbul, 2006, Çeviren : Vedat Atila, s. 117).

Yararlanılan başlıca kaynaklar :

1) “Kur’an’ın Eleştirisi 1 – 2 – 3”, İlhan Arsel, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999 – 2000 – 2001.

2) “Din Bu – 2”, Turan Dursun, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2010, s. 311)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Online

171 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.