Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Sesim yoktu
Karanlığın karnında yitirdim sesimi
Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum belki
Ama durmadan soruyorlardı...
 

 

 

Ahmet Telli – Su Çürüdü

Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim


Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri


Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil


O yalınızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta


Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen


Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta…

 

Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?


Bütün belleğimdekileri yok ettim


Elektrikli bir aygıtla yaktım, jiletle kazıdım


Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip savurdum


Adımdan gayrısını bilmiyorum...

 

-2-

Zamanı yiyip bitirdi karanlık


Gece yoktu


Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü


Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu.
Şaklayan bir kırbaç gibi…


Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yer kabuğunu zorluyordu artık


Sesim yoktu


Karanlığın karnında yitirdim sesimi


Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum belki


Ama durmadan soruyorlardı


Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı


Ama yine de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar…


Adımdan gayrısını bilmiyorum...

 

-3-

İki şeyi bilmek istiyorum


Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyordum


Duvarların rengi neydi?


Derimin rengi neydi?


Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla


dilimle dokunuyorum


Duvarların bir rengi olmalı


Ama hiçbir duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam


Adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu


Belki renksizliğin rengiydi bu


Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi…


Adımdan gayrısını bilmiyorum...

 

-4-

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde


Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum

Ellerim…


Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış, sıcaklığını duymamış


Ellerim…


Her dizesi çığlık olan şiirleri yaratmamış sanki


Ne beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara…


Cüzzamlının, vebalının bir rengi vardır


İrinin bir rengi…


Ölünün bile bir rengi vardır ama derimin rengi yoktu


Belki çürüyen bir kentin rengiydi bu


Çürüyen bir dünyanın…


Adımdan gayrısını bilmiyorum...

 

-5-

Ayakları üzerinde duramayan kıllı bir yaratıktım


Soyumun neye benzediğini unuttum


‘İnsana benziyorlardı’ diye duymuştum bir vakitler


Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık…


Adımdan gayrısını bilmiyorum...

 

-6-

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum


Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda


Oysa kuru bir yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu kör esinti


Belki çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca


Çamur gibi bir yağmur damlası…


Ama toprak, bu damlayla çatlatacak bağrındaki tohumu


Çöl, bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek…


Genzim yanıyor


İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan


Kirli, sıcak ve simsiyah…


Adımdan gayrısını bilmiyorum...

 

-7-

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde


Yetmiş iki gündür sakındığım ve her gün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim…


Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim


Dilin suya dokunuşu…

 

Bir süngerin denizi yutuşu yani

 

Bir çölün seraba kesilmesi bir an için


Her gün ancak bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya

 

Dilimi kaçırıyorum artık


Sünger, bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye…

 

Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır


Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna


Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık


Küstü, öldürdü kendini su…


Su çürüdü…


Adımdan gayrısını hatırlamıyorum…

 

Yıl,1982


Kaynak; 'Kalbim Unut Bu Şiiri' kitabı.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.