Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

'Anmaları' sadece gözyaşı dökme ile, bildiriler karalamak ile sınırlamak, düşmanın bizde yaratmaya çalıştığı korku çemberini içselleştirmek, öfkeyi nötralize etmek, düşmanın bizi getirmek istediği noktaya düşmektir!

      Soykırımı, Yaşayanlar Anlatamaz...

Annem, Dersim katliamını birebir yaşamış bir kadındır. Sekiz yaşındaymış, katliam başladığında.

Yakın akrabalarımdan biri, birgün bana; annemin, saklandıkları yerden dışarı çıkarak, ölülerin ceplerinde yiyecek aradığını anlatmıştı.

Hozat'a gidip teslim olmuşlar, orada Katliamı organize eden bürokratlar, gazeteciler olduğundan onlara dokunamamışlar ama, annemi alıp önce Elaziz'e, sonrada Sıdıka AVAR'ın yatılı okuluna vermişler, oradan da, Malatya-Akçadağ öğretmen okuluna.. Asker gibi yetiştirilmişler, tıpkı, Kemalist 'Köy Enstütüleri' gibi..

 

Benim, annemi pek fazla tanıma fırsatım olmadı.

Annem hakkında aklımda kalanlar şunlar kalmıştı; bazen aşırı duygusal, bazen ise zapta gelemeyecek kadar müthiş sinirli biri olarak kaldı belleğimde.

 

Yıllar sonra anlayacaktım annemin ruh dünyasındaki aşırılıkların ve zıtlıkların, değişimlerin nedenini.

Dersim jenosidinden izler kalmıştı yüreğinde, herşeyin uç noktalarda dışa vurumu bundandı.

Farkına varmadığımız bir gariplik daha vardı bizim evde , ne Kürdçe (dımili) konuşulur, nede Dersim katliamından söz edilirdi.

Katliamdan kaçıp, önce Elaziz'e yerleşmişler, sonrada Adana'ya... Dersim katliamının korkusunu yüreklerinde beraberlerinde getirdiklerinden, 'aman, ola ki çocuklarımızın başına bir şey getirirler korkusuyla', evde Kürdçe konuşmaya bile korkmuşlardı...

Köye gittiğimde, dedem Hemed'in anlatımıyla başlayacaktı herşey.

Dedem, 1.Dünya savaşına katılmış, on yıl kadar askerlik yapmış. Öldü artık gelmez diye düşürken nenem, sonra birgün çıkıp gelmiş dedem.

Yaşlı bir adamdı ben ilk kez gördüğümde o'nu, okur yazarı vardı dedemin.Türkçesi de iyiydi.

Herhalde en çok sevdiği şey, kendi yemeğini kendi yapmasıydı.

Yemek yaparken beni yanına otutturur, bir öyküler-konferanslar seramonosi verirdi bana. Hayret ve merakla dinlerdim o'nu. Hayatını anlatırdı, askerlik anılarını ve büyük dedemleri...

Dersim katliamınıda, işte böylesi günlerden birinde dedemden duydum ilk kez.

Konu nereden açıldı hatırlamıyorum ama, ağır ağır anlatırken, giderek coşmuştu, konuştukça, anlattıkça hiddetleniyor, askerlerin nasıl geldiklerini, köyleri nasıl ateşe verdiklerini, köylüleri nasıl öldürüldüklerini, nasıl çukurlara toplu olarak gömdüklerini, anlatı anlattı... bir ara ceketinin cebinden çıkardığı buruşuk mendilini burnunu siler gibi yaparken (yüzünü yere doğru indirmişti) gözlerine götürdü, dedem ağlıyordu....

Bende başladım ağlamaya, korkmuştum. Bizi öldürecekler sandım, dedeme sımsıkı sarıldım, yedi veya sekiz yaşında bir çocuktum o sıra sanırım.

Ne babam, nede Annem hiç bahsetmemişlerdi Dersim katliamından, fakat, farkına varmadan oldu galiba, babamdan da duyacaktım bunu.

O günde şöyle kalmış belleğimde:

Aşiretin ileri gelenleri toplantı yapacaklarmış, babamıda davet etmişlerdi. Bir nezaket ve kıymet gösterisi olarak, bir At ve birde seyis yollamışlardı babamı alması için.

Babam, beni de hazırladı, at'a bindi, sonra beni terkine aldı; 'oğlumda büyüklerin toplantısına katılsın, büyüklerinden birşeyler öğrensin' diyerek.

Yol, bana göre çok uzun sürdü, bir ara, 'baba, ben çok sığıştım, çiş yapacam' dedim.

Babam beni indirdi. Bende, ben küçük su dökerken babam görmesin ayıp olur diye, biraz uzağa, büyük bir kayanın dibine doğru yöneldim, tam ihtiyacımı giderecem, gök gürlemesi gibi babamın sesi kulaklarımda çınladı; 'oğlum, ora olmaz, hemen bu tarafa gel' diyerek, eliye nerede küçük su dökmem gerektiği yeri işaret ediyordu.

Babamın sesinden irkilmiştim, çünkü; babam ne çocuklarına (özellikle de bana) ne bağırır, nede bir fiske vururdu. İhtiyacımı giderdim, at'a yeniden bindim ama babama küsmüştüm açıkcası, sorduğu sorulara bile inatla cevap vermediğimi görünce, anladı kırıldığımı.

Atını durdurdu, bu sefer beni önüne aldı, başladı saçlarımı okşamaya ve benden özür diler gibi; 'oğlum, senin o çiş yapmaya gittiğin yer varya, bir köy yatıyor orada, hepsi bizim insanımız oğlum, o yüzden oraya yapma dedim' dedi.

Sanıyorum 2 veya 3 dakika sürdü anlattığı, baktıki ben tirtir titreme başladım, hemen susmuştu.

-Ben ise basmıştım çığlığı babamın anlatıklarından sonra, 'gidelim buradan baba, her yer ölü, hayalet, cin, peri dolu, ben bu memleketi sevmedim, ne olur evimize dönelim...' diye ağladım.

Halbuki asıl memleket, ülke buraydı, sadece konuktuk biz Adana'da, o'da istenmeyen konuk.

Birdaha babamdan Dersim katliamı ile ilgili hiç bir şey duymadım çocukluğumda, bunu da boş bulunup söylemiş ve çok pişman olmuş, beni sakinleştirmek için bayağı uğraşmıştı.

Ama, köyümüzdeki hemen hemen her evde, tek öykümüz 'Dersim katliamı' olmuştu artık. Çocuktuk ve herşeyi öğrenmeye meraklıydık.

Farkına varmadan değişiyorduk öğrendiklerimiz karşısında.

Bu değişimin ve bu yeni neslin, nasıl bir kuşak olacağını fark etmeyen biri daha vardı; sömürgeci faşist TC!

Bu gelen kuşakta Fil belleği ve gökkubbe kadar Öfke vede intikam duygusu vardı...

Dersim jenosidinden onra doğan her kuşak, TC'nin karşısına dikilecekti. TC, kendi mezar kazıcısını kendi vahşetiyle yaratmıştı....

Dersim'de, bizim ve bizden sonra gelen kuşağı devrimciliğe yönlendiren öncelikle bu ulusal nefret, intikam duygusu ve atalarımıza yapılan bu vahşetin hesabını sorma öfkesiydi....

Öykü uzun, beni rahtasız ediyor yazdıkça, kesiyorum bu konuyu burada ve sonlandırmak istiyorum.

.................

Bundan, beş yıl önceydi Annemle görüşmüştük. Annem, 'seksen' veya 'seksenbeş' yaşındaydı o sıra.

Bir sabah erkenden kalkıp, gidip yatağına girdim (yatalak olmuştu annem) ve ona sıkı sıkı sarıldım, bol bolda öptüm.

O'da bana sarıldı (tpkı, tarihi bir olay gibiydi bu durum benim için), çünkü biz ikimiz birbirimize hep uzak ve yabancı kalmıştık.

Sağdan-soldan sohbet ederken kahvaltı hazırlamaya başladım ben, bir ara aklıma yeni bir şey gelmiş gibi aniden anneme dönüp;

'Anne, sen, dersim katliamını birebir yaşamış birisin, daha sonra da seni zorla Sıdıka AVAR'ın yanına götürmüşler, O'nun öğrencilerinden olmuşsun, Malatya-Akçadağ öğretmen okulunda da okumuşsun, diploma almadanda kaçmışsın oradan, sahi anne Dersim 38'de neler oldu, neler yaşadın, sen anlatsan, bende not tutsam, bir söyleşi yapsak seninle ne dersin?' dedim.

Birden yüzüme öyle bir baktı ki, şaşırdım. Gençliğindeki sertliği ve öfkesi gelip çökmüştü üstüne; 'sabah sabah başka bir şey bulamadınmı konuşacak başımın belası, yıllarca senin ölüm haberini beklediğim, yüreğimi tükettiğin yetmedimi....' diye söylendi, sustu.

Pişman olmuştum sorduğuma, soracağıma. Artık yaşlıydı, yoksa iyi kavga ederdik çocukluğumdaki gibi, bende sustum.

Kalktım mutfağa gittim, annemin önündeki çay'ını tazeledim.

Sonrada sessizce karşısına oturdum, kahvaltıma devam ettim.

Şöyle başladı konuşmaya:

'Sen, bunu ne kadar kolay soruyorsun değilmi, çünkü' -sustu-, 'sen hiç büyümedin hala çocuksun, ' diye sürdürdü konuşmasını , yine durdu, parmaklarıyla oynadı, avcunu ovaladı, sağına soluna baktı anlamsız boş bakışlarla, ve usulca; 'biliyormusun' dedi, yine durdu; 'ben hala, 38 rakamını söylemeye bile korkuyorum, sana Dersim'i nasıl anlatayım...' dedi. (Annem, 'o rakam' dedi, yani, 38 demedi)

Düşünebiliyormusunuz? Annemin yaşadıklarının üzerinden nerdeyse bir asır geçmişti ve annem hala '38' demeye bile korkuyordu....

Hani şair der ya; 'Lan gardaş, bu nasıl yara....'

-Söyleşimiz bitmişti....

...........................

Bugün, Ermeni Soykırımının 100'cü Yıl Dönümü, bu vahşet üzerine bende birşeyler yazmak isterdim ama, beceremeyeceğimi biliyordum.

Annem, nasıl ki, yaşadığı Dersim katliamını anlatamadıysa, bende katliamdan hemen sonraki bir generasyon olarak, katliam öyküleri ile büyüdüğüm için elimden geldiği kadar soykırım, katliam haberleri vermekten ve onlar üzerine yazı yazmaktan kaçındım.

(sadece iki sefer dışında, o'da tarihteki tahrifatları düzeltmek için yazmak mecburiyetinde kalmıştım)

Derlerki, jenoside uğrayanlar değilde, ondan sonraki kuşak, jenoside uğramışlardan daha çok acı çeker!

Belkide bu söylem, benim yaşımda olan Dersimli kuşağın ruh durumunu daha somut izah eder.

Ama şunu biliriz; bir Ermeni'nin, içinde volkanlar gibi kaynayan yarasını, acısını, hiçkimse Dersimliler kadar anlayamaz.Tıpkı, Amerika'daki Kızılderililer, Ruanda'da, Husiler., Nazi Almanyasın da soykırımdan geçirilmiş olan Yahudiler.. gibi...

Hiçbir 'özür dileme' bu yaranın kanamasını, sızlamasını durduramaz!

Vede hiçbir faşist ordunun, devletin, ruşvetli, cinayetli, şirretli saldırısı, bu vahşetin intikamını onlardan almamıza engel olamaz!...

Biz, bir kuşak olarak kaybettik bu kavgayı, öldüğümüz zaman da gözlerimizin açık gideceği bir gerçek...

AMA:

Şairin dediği gibi, 'bitmedi daha, sürüyor o kavga ve sürecek.....'

Ermeni soykırımında hayatlarını kaybeden insanlarımızın Anılarının önünde saygı ile eğilirken bu vahşetin yüzüncü yıl dönümünde bir kez daha, bizim 'anmalarımız' artık silahlarla olsun ve her kurşunumuz sömürgeci faşist katillerin ciğerini dağlasın istiyoruz.

Unutmak, ihanettir!

Unutmak, düşmanı ödüllendirmek demektir!

Unutmak, bir başka vahşeti yeniden davet etmektir!

'Anmaları' sadece gözyaşı ile, bildiriler ile yapmak, düşmanın yaratmaya çalıştığı korku çemberini içselleştirmek, öfkeyi nötralize etmek, düşmanın bizi getirmek istediği noktaya düşmektir!

Kan, kanı yıkamalı, bu vahşet erbaplarının anlayacağı dilden konuşan yeni devrimci, anti- sömürgeci örgütler kurulmalı!

 

Öncelikle de şu; TC'nin 5.Kolu gibi çalışan örgütlerden uzak durulmalı, boş biberon emme hastalığı bırakılmalı, boşa umut bağlanmamalı!

.............

Geçmişe, eleştiri ve, saygı, kavgaya ise devam!

Bu bayrağı yükseltecek militanlara bin selam...

Halim Kar (Oturan Adam)

24 Nisan 2015

Ve bir Not: Bu benim son yazımdı, sağlığım daha fazlasına müsait değil, benden bu kadar. Artık 'yazılı ve sanal' alemden çekiliyorum. Aslında,epey bir zamandır yavaş yavaş çekilmiştimde. Fakat, Ermenilerden , neden bu vahşetin yıl dönümlerinde bir türlü 'yazamadığımı' belirtmek, vede 'özür dilemek' için bu 24 Nisan'ı bekledim. Umutla, sevgiyle vede hoşcakalınız....

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.