Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

'Antikacı ile Tarihçi arasındaki fark vardır; Tarihçi, bugünü daha iyi anlamak için düne bakar. Antikacı ise dünde kalır' -Marc Bloch-

 

Haziran seçimlerine düzen partileri 'iki kanat' halinde giriyor. Birinci 'kanat' herkesin malumu adım adım Şeriat'ın taşlarını döşeyen ve hedefi, Şeriat ve Tek adam, Tek Parti olan, hırsız ve sahtekar RTE'nin partisi AKP ve yandaşları.

 

(inanırmısınız bilmem ama,şu RTE faşistini tarif edecek bir “isim”, ne Türkçe de, nede Kürtçe de bulamıyorum. Halbuki ingilizcem de fena değildir)

 

Bunlar, ABD'nin günümüze uyarladığı ve hemen hemen kendine bağımlı her ülkede oluşturduğu 'Yeşil Kuşak' projesinin piyonları, ABD imalatı politik islamcılardır.

 

'İkinci kanat'da ise, ABD'nin; 'yeşil kuşak' projesinin piyonları karşısında çekimser bir şekilde lütfen duran, ve kendilerini, muhalefette gördüklerinden, 'Laik' ve 'Demokrat' olarak lanse etmeye çalışan esasta geleneksel 'Irkçı, Kemalist-faşist', rejim takipçileri dediğimiz: CHP, MHP, ve bunlarla şimdilik kutsal dirsek temasında duran HDP vardır.

 

(HDP'yi herhangi bir kategoriye yerleştirmek çok zor, çünkü 'kevgir' gibidir, ne üstünde, nede kafasında hiçbir şey doğru dürüst durmaz, yarın, hatta az sonra neci, kimci olacağını kimse bilmez, çünkü, uzaktan kumandalı -MİT= İmralı- patentli paravan bir yapıdır, alacağı kararları MİT-İmralı belirler, bunlara ise işin, demagoji tarafı düşer)

'Yeşil Kuşak' temsilcileri ile, bu 'ikinci kanat' dediğimiz kesim arasında 'ortak özellikler' vardır.

O'da şu; bu zevatın hepsinin ortak noktası; Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Millet, Tek Dil'ci, olmalarıdır. (sanki hepsinin terzisi aynı)

 

Bu noktalarda 'ortak' olan bu iki faşist kanatın arasındaki Tek Fark; bu 'tekleri bol' sömürgeci faşist rejimin nasıl, hangi yöntemle ayakta tutulacağı ve bu sömürü, baskı rejiminin hangi argumanla (siyasi-ideoloji) yönetileceği meselesidir.

 

'Kemalizm'le Mi?

Yoksa; 'Şeriat'la Mı?

 

Ayrıldıkları tek yerdir burasıdır.

 

Görünen odur'ki;  7 Haziran seçim sonuçları ne olursa olsun, ne Kürdlerin, 'Ulusallık' adına elde edeceği bir kazanç vardır ortalıkta, nede Türk halkının 'demokrasi' adına elde edeceği bir 'kırıntı' vardır.  

Hiçbirşey yoktur!

 

(adını vermediğimiz Türk 'sosyal demokrat' partilerini ve Kürt reformist partilerini yazımıza almadık)

 

SEÇİM SONUNDA KAZANAN KİM OLACAK?

 

CHP ve MHP gibi faşist düzen partileride mecliste yerini alacak ama, Haziran seçimlerinin 'galibi' (bu nasıl bir 'galibiyettir' elbette tartışılır ama) tırnak içine alarak söylesekte AKP 'Çoğunluk' elde edecek ve tek başına iktidarda kalacaktır yine.

 

Peki, HDP?

 

HDP, barajın çok çok altında kalacak ve meclis dışına düşecektir büyük bir ihtimalle.

 

Nerden belli böyle olacağı?

 

Şundan:

 

Gerek PKK, gerekse de onun yasal uzantısı HDP ciddi sorunlar yaşıyorlar.

 

Çünkü, onyıllardır ağzına bir demagoji olarak doladıkları ve binlerce Kürt insanını ve Köylerini yok ettikleri bu 'danışıklı dövüş' sonrası, şimdi 'çözüm süreci' aldatmacasıyla, TC'yi yeniden reorganize (yeniden inşa) etmeye çalıştıklarını, ve Kürdleri yeniden TC'nin boyunduruğuna sokmak için, tıpkı İttihat ve Teraki, vede onların uzantısı olan Kemalistler gibi, 'Tek Devlet, Tek Bayrak, Tek Dil, Tek Millet... noktasına getirdiklerini, yani kendilerinin bir kez daha aldatıldıklarını, kandırıldıklarını, başkalarının çıkarları için, bir alet gibi kullanıldıklarını Kürdler artık görüyor, ve bunlardan elini çekiyor.

 

Bir örnek vermek gerekirse, sadece 2014 yılında PKK'den kaçanların sayısı 'dünya bülteni haber portalına göre' 394 kişi.

Bunlar, kaçıp gelip TC'ye sığınanlar.

 

Birde kaçıp Güney veya Doğu Kürdistan'a veya Avrupa'ya da sığınanların olduğunu düşünürsek (kä#bunlar daha fayla), bu rakamlar, üç'e-dört'e katlanacaktır. (TC ordusunda, bir 'Tabur' en fazla; 400-kişi kadardır. Yani, PKK'dan kaçanlar bir 'Tabur' sayısında insan)

 

Hal buyken, PKK'nın imdadına Türk basınının koştuğunu görüyoruz günlük haberlerde. Bunların çoğu Kemalist vede MİT bağlantılı basın; 'PKK çözüm sürecinde çok güçlendi' diye sık sık başlık atıyorlar.

 

Açıktır ki, bu faşist basın kuruluşları, adına 'çözüm süreci' denilen, aslında Kürdleri TC'ye açık açık yeniden entegre etme oyunu olan aldatmacayı, sanki Kürdler için birşeyler isteniyormuş havasında vererek hem Kürdler de bçyle bir algı yaratmaya çalışıyorlar, hemde PKK'nın Kürt kitlesi tarafından daha çok desteklendiği imasını oluşturmak istiyorlar, Kürdleri PKK'yı desteklemeleri için teşvik ediyorlar. (Çünkü PKK, dilindeki demagojiyi değil ama, yüzündeki maskeleri çoktan attı, şimdi devletten daha fazla TC'ci)

 

PKK'daki kaçışlar ve erime üzerinde durarak ilerleyelim.

 

Halbuki, Diyarbekir'de Kürt Annelerin; 'PKK kaçırdığı çocuklarımızı geri getirsin' diye düzenledikleri protesto, miting ve toplantılar da açıkca gösteriyor ki; PKK güçleniyor olsa, 'zaten çocuk kaçırmaya teşebbüs etmez. Dahası, çocuk kaçırmaya kadar işi götürmüş bir örgüt, eriyor, ufalıyor ' demektir.

 

(Afrika kıtasında en çok çocuk kaçıran paramiliter örgüt; Boko Haram'dır. Devrimci veya demokrat örgütler zaten çocuk kaçırmaz, felsefelerine ters böyle bir durum, bunu ret eder, hatta kınarlar. Çocuk kaçırma, veya, saflarında ki insanları baskıyla- terörle yanlarında tutmaya çalışma yöntemi sadece ve sadece 'paramiliter, faşist örgütlere' mahsustur)

Yani, TC basının 'PKK çözüm sürecinde güçlendi' iddiası tamamen PKK'nın TC ile ortak bir şekilde çalıştığının bir başka kanıtı, Kürdleri her yandan kuşatma taktiği...

 

Kürdler ise kitap okumuyor belki ama, 35 yıldır yaşadıkları ile PKK'yı yeterince tanıdıkları için, bu lapaları yutmuyorlar; yine TC'nin sömürgesi kalıp, yine Sömürgeci faşist TC'nin askeri güçlerinin kendisine bok yedirmesi için, kanından- canından bir parça olan çocuğunu, (İsmail Beşikçi hocanın deyimi ile) TC kendisine daha çok bok yedirsinler diye dağlara, PKK saflarına göndermiyorlar...

 

PKK  bu haldeyken, O'nun legal paravan örgütü olan HDP'nin de, güçlenmesi veya seçimlerde '%10 barajını aşması zaten hayali bir durum. Her ne kadar 'tek devletçi', 'tek bayrakçı..' Kemalist faşist yazarları 'aydın' diye gösterip arda arda destek mesajları verdirsede gazetelerde boy boy, realite sözcükleri yalanlıyor... ((HDP, es kaza barajı geçse, AKP ile ortak çalışacaktır, diye eklemiş olalım, çünkü; İmralı'daki MİT elamanının emri böyle...)

 

Peki, seçimlerde ne hesaplar dönüyor ?

 

HDP'nin SEÇİMLERE 'PARTİ OLARAK' GİRMESİ

 

   ABD Destekli, MİT Projesidir!

 

Şurdan başlayalım, AKP'den:

 

Sahi, dün, yani AKP 2002 Kasım'ında Hükümet olduğundan bu yana her seçim döneminde neler oldu?...

Yandaş medya dışında bütün basında çıktı; AKP, bu Haziran seçimlerine kadar her seçimde sahtekarlık yapmış, ve tam 17,5 milyon kusur oy'u iç etmiş türlü sahtekarlıklarla...

 

Sahtekarlıktada, namussuzlukta da, Dünya rekoru bu, ve bunu tek başına AKP beceremez.

Fakat, bu kadar açık sahtekarlığa rağmen AKP'nin üstüne hiçbir muhalif parti gidememiş. Neden?

 

Çünkü, her seçim sonrası tepki göstermeye başlayan 'Kemalist 'muhalif', düzen partilerini' ABD susturmuştur!

Nasıl mı?, Hemen ABD dışişleri sözcüleri devreye girerek, AKP ve RTE'ye, 'başarı' diliyerek yapmıştır bunu. Bunun anlamı ise; 'seçim sonuçlarını ben tanıdım, sizde tanıyacaksınız' demekti bu.

 

Kendine 'muhalif' sıfatını takan bu soytarılarda hemen kuyruklarını bacaklarının arasına sokup sus-pus olmuşlardı.

30 Mart 'yerel seçimlerinde'de 'muhalif' geçinen partiler, kendi kitlleri bile AKP'nin sahtekarlıklarını teşhir etmek için bu parti binalarının önünde toplanıp, partilerini 'size verdiğimiz oylara sahip çıkın bari' diye protestolar düzenlemesine rağmen, bu partilerin şeflerinin ağzını tam 3 gün bıçak bile açmamış, üstelik kamuoyu önüne bile çıkmamışlardı...)

-2011 Haziran 'genel seçimlerinde' de hep aynı taktiği uygulamıştı ABD!

 

Tekrar edelim,Yani, susturmuştur uşaklarını!

 

Peki ABD bilmiyormuydu bu sahtekarlığı?

 

Soru yanlış öncelikle, bu sahtekarlığı bizzat ABD'nin CIA'sı düzenliyor ve , asker- polis, MİT, it , AKP, hepsi bu sahtekarlığın içinde...

 

AKP, bunları tek başına beceremez.

 

Peki neden?

 

Çünkü, ABD'nin elinde hala hazırda 'yeşil kuşak projesini' hayata geçirmek için, Tayyip pisliğinden başka 'yasal' görümlü bir başka uşağı, alternatifi 'yok'. (yasal olmayana, son verirken değinelim)

 

Hani aralarında 'çelişki' vardı?

 

Ne çelişkisi? Aha,

Unutmayınız ki, RTE, Çin'le imzaladığı 'Füze kalkanı Projesini' çoktan iptal etti.. Efendisi kızınca geri adım attı.

 

Peki, şu son dönemde Rusya ile 'imzaladığı' yeni Petrol Boru hattı projesi, rahatsız etmiyormu ABD'yi? Bu, proje Rus doğal gazının yeniden Avrupa'ya akmasına yol açacak,

 

ABD'nin planlarını bozmuş olmuyormu RTE?

 

Bu projede yakında ortadan kalkacak. Çünkü, 6-7 ay önce imzalan bu proje için şimdiye kadar sadece ve sadece Helikopter ile gök yüzünde bir Tur attılar Rus diplomatla birlikte.

 

Bilmem, biliyormusunuz? Doğal gaz petrol boru hattı, yer altından veya deniz dibinden döşeniyor, gök kubbeden değil...

 

Hal böyleyse'ki böyle; O zaman, Kızıl Sultan Abdülhamid gibi, dünyanın güçlüleri arasında 'denge arayışı' havalarında bu kadar tur atıp,hatta 'ŞİÖ'ya (Şanghay İşbirliği Örgütü) üye olma istekleri vb..vb.. showlar neden?

Buna tıp dilinde, tipik bir piskopatik saplantı, 'koltuk sendromu' olarakda tabir edilen megalomonotik, vaka'yı şerriye, diyorlar. (anasını, babasını, karısını satar bunun için RTE)

 

Bütün bunların nedeni, Fethullah Gülen ABD'den gelecek, RTE'nin yerine geçecek korkusu.

 

Efendisinin (ABD) önünde 'sanki kendine başka ittifak güçleri, başka koruyucu arıyormuş' gibi cilve yapması, hep şu Fethullah paranoyası.' tıpkı bir şark dansözü gibi baldır- bacak, kalça sallaması, bundan.

 

Bu pislik, bu hareketleri ile; Rodopis'i taklit ediyor, daha çok o'na benziyor, başka bir şeye değil.

Şimdi, HDP üzerinde kısaca durup bitirelim.

 

Toparlayıp, bitirelim:

 

Peki bütün bunlar ortadayken HDP'nin yüzde/onluk barajının altında kalacağı da apaçık görünürken, tek tek bağımsız milletvekili göstermek yerine, 'Parti olarak Seçime Katılmalarının Anlamı NE gerçekten?'

Aslında bunda anlam değil, 'kirli hesaplar' var demek gerekiyor. (PKK ve tayfasının ilk oyunları değil bunlar)

HDP'nin 'seçimlere parti olarak katılmasını' isteyen ve dayatan MİT, ve O'nun ortağı Abdullah Öcalan'dır!

Kirli Hesaplar Şunlar; HDP seçimlere 'tek tek bağımsız aday göstererek katılsaydı, yinede en azından 5-10 milletvekili çıkarma şansı olabilirdi.

 

Bu taktirde, diğer partilerin alacağı oylar ve çıkaracağı adaylar sonucuda Tayyip pisliğinin 400 milletvekili hayali ve başkanlık düşleri, 'anayasa'yı keyfince düzenleme isteği 'riziko' altında kalacaktı.

 

(özellikle, Kürt'süz anayasa. HDP, RTE'nin başkanlığına karşı değil. Ama, 'Kürdsüz Anayasa' ve bunu HDP'nin onaylaması, hem HDP'yi, hemde PKK'yı ortalıktan önemli ölçüde siler, süpürür. Halbuki ABD'nin, PKK'ya daha çok ihtiyacı var..)

Ama, HDP seçimlere parti olarak katıldığı taktirde; HDP'ye giden oylar barajı aşamayacağı için, en fazla Oy alan Parti bu vesile ile HDP oylarınıda 'kendi hanesine' yazacak ve gelişecek olaylar (Kürdsüz Anayasa, dahil) karşısında HDP'nin göstereceği show tepki, hem PKK'nın, hemde HDP'nin kendi kitlelerinden daha az tepki görmesine 'gerekçe' olacaktı...

 

Elbetteki, barajı aşamayan HDP'nin oylarına, en fazla oy alan parti el koyacağından, bu da, AKP olacak diye hesaplanmıştı.

 

Peki, İmralı ve MİT, bütün bu senaryoyu düşünürken, radikal havalarında göstermelik bir 'boykot' taktiği izleyip, AKP ve Tayyip hırsızının önünü daha rahat açamazlarmıydı? (havada müsait aslında)

 

Düşünmüşlerdir mutlaka ama, böylesi bir durumda HDP'ye verilecek oylar CHP veya MHP'ye kayacaktı o zaman (çünkü bunların 'baraj' sorunu yok) ve bu durum hiç istenmeyen (koalisyon) bir başka durum yaratacak, AKP karşıtı 'muhalefeti' güçlendirecekti.

 

HDP'nin parti olarak seçime girmesi daha çekici ve 'muhalefeti daha çok dıştalayıcı' geldi, başta ABD, sonra da, Abdullah Öcalan ve Hikmet Fidan'a.

 

İşte kirli hesaplar bunlardı.

 

         SONUÇ

 

7 Haziran 2015 seçimleri bu kadarla sınırlı değil.

 

ABD hiçbir şart altında 35 yıldır TC'de 'yeşil kuşak' kurmak için harcadığı zamanı ve parayı, 'bir seçimle' iş başına gelecek 'Laik' görünümlü bir koalisyona bırakıp, bunların; ABD'nin şimdiye kadar inşaa ettiği projeyi değiştirmesine göz yummaz, sessiz kalamaz! (bu konu için uzun bir 'dip not' ekledim yazıya)

 

Böylesi bir durumda, 'B' planını devreye sokacaktır, tıpkı Mısır'da olduğu gibi. (Yani, askeri darbe! İhtimali var Haziran seçimleri sonrası, eğer 'muhalifler' susturulamazsa)

 

Unutmayınız ki, Mısır'da Mursi faşistini ABD, 5 milyon 700 bin Oyla başa getirmişti. Düşünün, 53 milyon seçmenin oyu nere?.. 'Beş Milyon Oy'la tek başına Hükümet olmak, dahası; Başbakan, Cumhurbaşkanı olmak nere?....

 

Mısır halkının yüzde 80'ni, ABD'nin sahtekarca düzenlediği bu seçim kampanyasını protesto ve boykot etmiş, katılmamışlardı. Mısır Seçimlerine katılım, sadece yüzde/ kırk, ile sınırlıydı...

 

İşte, Mursi faşisti, bu yüzde 41'nin bile yarısını (kırk'ta/yirmi birini) alamasına rağmen başa getirildi ABD tarafından ve Halk isyan etti, Tahrir meydanında ve sokaklarda çatıştılar günlerce ve ABD bu sefer hemen 'B' planını devreye sokup general SİSİ'ye darbe yaptırdı. Bastırdığı, yok ettiği, Mursi ve çömezleri değildi, ayağa kalkan halkın öfkesi ve mücadelesiydi...

 

Aynı durum TC'deki Haziran Seçimleri sonunda yaşanabilir!

 

Zaten, daha seçim günü gelmeden, 54 milyon kusur seçmen varken, en az '150 milyon OY pusulası'nın hükümet tarafından bastırıldığı basın-yayın kuruluşları tarafından afişe edildi, (daha seçim günü gelmeden ve şimdiden, paravan 'oy pusulaları' apartmanların önünde bile bulunuyor...) dikkatler bu yana çekilmiş durumda.

 

Zaten AKP'nin sahtekarlıkları, hırsızlıkları, yalanları, ayyuka çıkmış ve insanlar öfke dolu bir halde.

Fakat, şunu yinede unutmayalım ki, sadece AKP değil karşıdaki güç, 'yeşil kuşak projesini' destekleyen bütün istihbarat örgütleride AKP'nin yanında bu seçimlerde de...

 

(Kanaatimce, AKP'nin 'oyları' hiçbir seçimde '10 Milyonu' geçmedi)

 

Bu seçimlerde 'Yeşil Kuşak Projesini' engelleyecek veya rizikoya sokacak her hangi bir sonuç?, büyük çatışmalara da gebe...

 

Yazımızı, kendi ömründen fedakarlık yapıp zaman ayırarak okuyan dostalrımıza teşekür ederek bitiriyorum.

Kalın sağlıcakla, umutla, mutluluk, ve dostca...

 

Halim Kar (Oturan Adam)

 

29 Mayıs 2015

 

             DİP NOTLAR:

 

Halim Kar/ BİLMEK başka Şey, KAVRAMAK başka BİRŞEY...

 

'Antikacı ile Tarihçi arasındaki fark vardır; Tarihçi, bugünü daha iyi anlamak için düne bakar. Antikacı ise dünde kalır'-Marc Bloch-

 

Biraz etraflı, ama kısaca duralım bu konu üzerinde: ABD, 12 Eylül Cuntasıyla beraber 'Yeşil Kuşak' projesini 'Kemalist Cuntacılar' eliyle, hayata uygulamak için dinci kanatların önünü alabildiğine açtı. (12 Eylül Yasaları-Anayasa) Tekkeler, ocaklar, medreseler, farklı mezhep örgütleri... yerden mantar gibi ortaya fırladı bir anda. Yasalarla güvenceler verilmişti bunlara.

 

('bir anda', dediysek'te, böyle bir anda olmadı, çünkü; yaklaşık 'yüzyıllık Kemalist faşist rejim'de bunları halkı uyutmak için kullanıyordu başından beri. Sömürgeci ve faşist Kemalist rejim hiçbir zaman 'Laik' olmadı. Kemalist rejim kendini ilk dönemlerde 'islam devleti' olarak tanımlayacaktı.

 

Sonra değiştirildi ismi. Okullarda din dersleri zorunluydu. Ama, politik islamcılar güçlendikçe Okullardaki din dersleride arada bir kaldırılıyordu kısa süreli olarak. Camiler, dini okullar devlet parasıyla kuruluyordu, buralardaki Hocalar- öğretmenler Kemalist devletin maaşlı elamanlarıydı...Kemalist rejim, bunları büyüdükçe buduyor, kurumaya yüz tuttukça suluyordu)

 

Kaldığımız yere dönelim:

 

Faşist Cunta, ABD'nin; 'bunlar Komünizme karşı koç başıdır' önermesi ve dayatması ile, İmam hatip liselilerini hem destekledi, besledi, hemde buradan mezun olanları, savcı, hakim, öğretmen, yargıç... yaparak, bilumum devlet bürokrasisinin içine yerleştirdi.

 

Dahası vardı:

 

Dinci parti ve Tekkelere,'Suudi Sermayesi' diye gösterilen milyarlarca dolar akmaya başlayacak, 'yeşil sermaye' ortaya çıkacak, devlet ihaleleri ile bunlar beslenip büyütülecekti...

 

(Örneğin; Fethullah Gülen'in IŞIK OKULLARI'da, 'Suudi yardımı' adı ile kamufle ediliyordu. Halbuki, bu gelen paralarda ABD'nin parmak izleri vardı. Gelen sermaye bizzat ABD'ye aitti)

 

Meclise sarıklı, asalı giren mollalar bizzat Turgut ÖZAL'ın başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde Meclis kapısında karşılanmaya başlanacak, Necmeddin Erbakan döneminde ise zirve yapacaktı meclisteki bu tür Mollalı toplantılar...

İşler tıkırındamı gidiyordu? Daha değil!

 

ABD, şartları yavaş yavaş olgunlaştırıyor, 'şeriatçı kesimi' zeminini devlet bürokrasisinde yarattıktan, 'yeşil sermaye' oluşmasını sağladıktan, ekonominin önemli noktalarındaki dizginleri bunların eline verdikten sonra, Kemalist rejimin esas koruyucusu, baş destekçisi TSK'ya (Türk Silahlı Kuvvetleri) yönelecekti.

 

Çünkü, dünyanın bir numaralı darbecisi, terör devleti ABD, 'silah kimdeyse? Düdüğü o'nun çalacağını' çok iyi biliyordu. Hele ki, orta- doğu da...

 

TSK'nın 'Kozmik Oda'sındaki 'Darbe Planlarını' deşifre eden; ABD'ydi!

 

Kemalist Ordu, her ne Kadar her yılın Ağustos ayında düzenlediği 'YAŞ' (Yüksek Askeri Şura) yoluyla bunları (dincileri) zaman zaman temizlesede, ABD, bu yolu onlara kapatacaktı.

 

Faşist Ordunun 'Kozmik Odasındaki' Belgeler, bizzat ABD tarafından yayına sokulan 'Taraf Gazetesi' eliye piyasaya servis edildi; Devlet içinde devlet var, adı 'Ergenekon' ve bunlar meşru Hükümete darbe yapacaklar denilerek.

 

Sanki, ABD yeni bir şey keşfetmiş ve kendisinin de habaeri yokmuş gibi yaptı bunu.Darbe planları, (sarı kız, Balyoz,Ay ışığı...) ardarda yayınlanmaya başladı.

 

ABD,ardından Tayyip hükümetini teşvikde ederek vede 'biz meşru, yasal siyasi hükümetten başkasını muhattap almayız..'da diyerek hem 'YAŞ' yolunundaki 'dincileri temizlik' yolunu Kemalistlere kapatacak, hemde olası taşkınlıkları önlemek için bunları tutuklatacaktı.

Faşist Kemalist generallerin Koç başları tutuklandı, tabandaki müritlerde (subaylar-astlar) bu göz dağıyla susturulmuş oldu.

Artık faşist Ordu, kemalist değil, ABD islamcısı faşistlerin eline geçmişti. ABD, '1945 yılındaki Sanfransisko Konferansından' beri, kendine adeta bir Köpek sadakatiyle hizmet eden Kemalist orduyu satmış, harcamıştı....

Burayı, burada bitirirken şimdi okura şunu sormak istiyorum; evinizde takvim var-MI?

 

Takvime bakınız ve kendinize sorunuz; 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana kaç yıl geçmiş?.... ABD, TC'de, 'yeşil kuşak projesi' ni hayata geçirmek için ne kadar zaman harcamış?.... (35 yıl)

 

Peki, ABD bu kadar uğraştığı bir projeyi, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, 'laik geçinen' Kemalist parti ve gruplara güle-oynaya ve sessizce bırakırmı sizce ?...

 

(TC'nin, Karadeniz, Akdeniz, ve Orta-Doğudaki stratejik konumunu, ABD'nin ise BOP projesini de -Asya içlerine kadar gidiyor bu proje, ve hedefinde Çin ile Rusya var..- gözönüne alarak düşünün ama...)

 

Eğer, yukarıdaki yazımızın da tamamını okumuşsanız, 7 Haziran 2015 seçimlerinin ABD'nin ve 'yeşil kuşak projesini' destekleyen bütün istihbarat örgütlerinin bu seçimlerin bizzat içinde ve AKP'nin yanında olacağını az birazda olsa 'kavramışız' demektir. (bu, sözlerimiz, 'konuya yabancı' okurlarımız içindir)

Okuduğunuz için, bir kez daha Teşekkür ederim sizlere, sağolun, var olun, ve hep olun...

 

Halim Kar (oturan adam)

 

NOT.2) ABD-CIA Gölgesinde Mısır Seçimleri

 

İşte, şeriatçı faşist Zaman gazetesinin Muhammed Mursi'nin Mısır'da Kaç Oyla seçildiğinin, o tarihli haberi;

 

‘Mısır Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Faruk Sultan, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna ilişkin, ''İlk belirlemelere göre seçime katılım yüzde 40 olarak gerçekleşti'' dedi.

 

(daha sonraki belirlemelere göre ise, Mısır'da seçimlere katlımın; %37 olduğu açıklandı -H. Kar)

 

Faruk Sultan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gündüz saatlerinde havanın sıcak olmasının seçimlere katılım oranını azalttığını belirterek, ''Gün batımıyla beraber katılımın artacağı düşünülerek saat 21.00'de sona ermesi beklenen oy verme işlemleri saat 22.00'ye kadar uzatıldı'' diye konuştu.’

( 17 Haziran 012- Zaman- http://www.zaman.com.tr/dunya_misirda-secimlere-katilma-orani-yuzde-40_1305289.html)

Havanın sıcaklığı, kendilerine ve orduya tepkiyi gizlemeye çalışn basit bir yalandı, halk Orduya ve ‘Müslüman Kardeşler’ e tepki göstererek seçimlere gitmemişti asıl olarak.

Tekrar edelim anlaşılması için;

Mısır’da kayıtlı Seçmen Sayısının (52 milyon Kayıtlı seçmen vardı) Yüzde 60’tan fazlası seçimlere gitmedi! Ve Mursi faşisti, bu hangemede (adayların çuğuda engellendi,önü açıldı ‘Müslüman Karadeşlerin; Adalet ve Özgürlük’ partilerinin) sadece 5 milyon 700 bin oy alarak iktidara geldi. (Parlamento seçimlerine ise halkın katılımı yüzde 37 ile sınırlı kalmıştı) İşte Mursi sahtekarı,bu yüzde 40’lık seçmen kesiminin oylarının yüzde 21’ni alarak Cumhurbaşkanı seçildi. 52 milyon oy ve seçmen nere? 5.7 milyon oy nere?... Yani azınlık, hemde çok küçük bir azınlık hükümeti idi bu ve, oyların çoğu zaten sahtekarca kullanılmıştı.

işte, size ABD-CIA oyunları ve 'Yeşil Kuşak projesi' nasıl hayata Geçiriliyor Sahtekarlığı!

... .................

Şimdi, Mısır'da Seçimlerden sonra ayağa kalkan Halk Hareketini Askeri Darbe ile bastıran faşist General SİSİ'nin yine ABD-CIA gölgesinde 'nasıl' ve 'kaç oy' ile 'Cumhurbaşkanı' ilan edildiğini açıklayan haberi veriyoruz.

........

29 Mayıs 2014- Mısır'da General SİSİ için Düzenlenen 'Cumhurbaşkanlığ'ı Seçimi

 

Mısır’da seçimlere Gerçek katılım yüzde 11.92”

 

Mısır yargı kaynakları, cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımın sürenin uzatılmasından sonra yüzde 44.4’e yükseldiğini açıklarken, seçimlere gerçek katılımın yüzde 11.92 olarak gerçekleştiği iddia ediliyor.

 

Fars haber ajansının bildirdiğine göre Arap Ülkelerindeki Hak ve Özgürlükleri İzleme Örgütü, Mısır seçimlerinin şeffaf bir şekilde yapılmadığını belirterek gerçekte Mısırlı seçmenin sadece yüzde 12’sinin sandık başına gittiğini öne sürdü.

Kendisine ait internet sitesinde seçimlere dair bir grafik yayımlayan örgüt, “Bu rakamlar, Mısırlı yetkililerin söylediklerinin aksine seçimlere katılımın yüzde 11.92’de kaldığını gösteriyor” ifadesine yer verdi.

Tüm illerdeki seçim gözlemcilerinin sandık verilerini esas aldığını belirten örgüt, Mısır seçimlerini bir parodi olarak niteledi.

 

Müslüman Kardeşler yanlıları ile 24 Ocak 2011'de başlayan ve Hüsnü Mübarek'in istifa etmesiyle sonuçlanan gösterilere katılan grupların büyük bir bölümünün boykot ettiği seçimleri Muhammed Mursi'yi görevinden azleden eski Savunma Bakanı Abdulfettah Sisi'nin kazandığı açıklandı.

 

29 Mayıs 014-YDH (yakın doğu haber)

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.