Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

'Baba Erdoğan, ne zaman hapisten firar etti? 'Mayıs 1990'da! -Firardan sonra nereye gelmişti? Dersim'e! Peki, orada kiminle MK toplantısını yaptı? Laz Nihat'la....

 

    

'Sonsuza Kadar Sarhoş Olunmaz!'

Önsöz; aşağıdaki yazılar, 'basına yolladığımız', 'İçimizdeki Susurluk', 'Kardelen Katliamı', 'Darbeler, Tezgahlar, Yalanlar ve Gerçekler' başlıklı yazımızdan sadece bazı 'parçalardır'.

Bu yazı, hem içinde uzun yıllar faaliyet yürüttüğüm parti tarihini ele alıp anlatmakta, değerlendirmekte, hemde devşirme kontra faşist bu ekiple, bir hesaplaşmadır!

Burada, 'Baba Erdoğan yoldaşı, Laz Nihat Öldürdü' diyen devşirme kontra faşist çetenin tezgahları, yalanları, açığa çıkarılmaktadır.

Uzatmayıp, başlayalım müsadenizle.

         KONTRA- FAŞİST EKİBİN

SAĞMACILAR HAPİSHANESİ- 'TÜNEL' TEZGAHI

              ve

       'LAZ NİHAT'

'Yalan Oltasıyla, Gerçek Balık Avlamaya Kalkanlar'

Devşirme Kontra Faşist Ekibin Suçlamalarından Örnekler:

3) Sağmacılar Cezaevi'nde, 1989-1990 tarihinde patimizin ve diğer devrimci örgütlerin ortaklaşa yürüttükleri tünel olayını düşmana bildirip açığa çıkarmak.

4)Partimiz tarafından yönetmelerle düşünülen firar girişimini sabote etmek.(dün bizimdi... sf.78)

Dikkatli bir okur, burada 'iki madde' halinde sunulan (maksat, 'çok görünsün' kurnazlığıyla parçalara ayrılan) bu konunun, bir ve aynı şey olduğunu hemen fark edecektir.

Cevabı, Ozan Veli yoldaşa bırakıyoruz önce, AMA bu sefer Ozan Veli yoldaşla biraz kapışacağız:

-Ozan Veli; 'Bayrampaşa Cezaevinde ortaya çıkarılan Tünel sorununda, NT'ye dair önemli sayılabilecek ciddi şüpheler ve ip uçları olması yanında, olayın oldukca yüzeysel geçiştirildiği kanısındayız. NT'nin dışındaki bağlantıları ve ilişkileri üzerinde daha ciddiyetle durularak, dönemin faaliyetçileri ve diğer devrimci örgütlerin tanıklığınada başvurulmalıydı. Bayıltıcı ve tabanca olaylarının direk Nihat üzerinden yapılmış olması önemlidir. Bunlar başkaca kimlerle ilgili olduğu veya olabileceği noktalarına da ışık tutmak gerekirdi. NT'i direk sorumluluk altında tutacak EN ÖNEMLİ olayın bu olduğunu düşünüyoruz.. (adı geçen dergi 'Uzun Yürüyüş' Eylül 1997. sayı.18, adı geçen, kısım, sf.24-25)

Ozan Veli yoldaşın, en çok şüphesini çeken yer, ve konu burası olmuş ama ciddi bir araştırma yapılmalıydı diyede eklemiş.

Ozan Veli yoldaşın 'çok ciddi' gördüğü 'bu yer hariç' 'kardelen katliamını' yapan katillere verdiği cevaplara satır satır katılıyoruz. Burası hariç, çünkü, Ozan Veli yoldaş, o mükemmel zeka ve hafızasını kullanırken, tam burada 'dikkatinden birşeyler' kaçırmış. Hemde epey büyük bir şey kaçırmış.

Nasıl, ve neyi kaçırmış?

Bunu az sonra anlatacağız ama, şimdi buraya, devşirme kontra faşistlerin yaptığı açıklamalardan birinide alalım yüzsüzlüğün, yalanların, iftiraların, çamurlarının ne boyutta olduğunu görüp, bunları daha iyi tanımak için:

Kontra şebeke, Tünel olayını bayağı cilalamış, sıvamış, kitleye yutturmak kendi cinayetini gizlemek için Nihat'ın eşi 'Bahar'ın ağzından şunları döktürüyorlar:

'...'in beyanatlarına göre: 'O dönem Baba'nın dışarıyla ilişkisi yalnız Nihat'la vardı. Biz tüneli bayağı epeyce ilerletmiştik, caddeyi aşıp bir mahallenin altına girmiştik. Baba, Nihat'a çıkış noktasını kontrol etmesini söylüyor, uygun olup olmadığına dair Nihat'tan gelen cevap olumsuz oluyor ve tünelin uzatılmasını istiyor.

O dönemde DS'ninde (dev-sol.bn.h.k) dışarıdan içeriye tünel girişiminin olduğunu öğrendik. Dev-Solcularla konuşularak, tünel kararları birleştirildi. Dışarıda çeşitli siyesetlerin birleşmesinden komite oluşturulmuş, sorumluluğa Nihat getirilmiş. Yeralan siyasetler biz, DS, MLSPB, konferans kanadı vb. Herşey hazırdı, birgün sonra kaçacaktık. Ancak bir gün öncesi bizim bulunduğumuz koğuşun tarafından askerler kepçe getirip açmaya başladılar.

Sabah ise hem caddeye yakın yerini, hemde bizim bulunduğumuz tarafı allak bullak ederek tüneli ortaya çıkardılar. Bizim koğuş içindeki tünel giriş noktasını bulamadılar, bu bilgi içten değil, dıştan düşmana verilen bilgidir.

Çünkü, direkmen bizim yoldaşların olduğu taraf kepçeyle kazınıp tünel ortaya çıkarılıyor. Daha sonra Baba, Nihat'tan bayıltıcı istiyor. Gönderilen bayıltıcı sahte çıkıyor. Bu defada Baba Nihat'tan tabanca istedi, fakat tabanca da bozuk çıktı. Bunun üzerine Baba, bir not yollayarak, 'siz bizim dışarıya çıkmamızı istemiyormusunuz, şeklinde çelişkileri olmuştu Nihat'la. Parti üyeliğinden tam hatırlamıyorum istifa etmişti'

Bahar'ın ağzından döktürülen senaryo bu, ve hemen alta işkenceci kontra ekip şunu eklemiş yine 'Bahar' adına; '...bu bilgilerin bir kısmını Baba Erdoğan firar ettikten sonra, cezaevi komitesinde yer aldığında, Baba Erdoğan döneminde cezaevinde bulunan ...' yoldaştan öğreniyor. (Kaynak: dün bizimdi...sf. 66-67)

Kelime düşüklükleri, çelişkiler ve anlam bozuklukları bu satırları yazan işkenceci kontralara aittir. Noktalama ile kafa bulandırmak bunlarda zaten adet haline gelmiş (hani, 'illegalite' var ya?) bununla da uğraşmayacağız.

Ama, şuna dikkat çekeceğiz, öyle bir edebiyat yapıp, öyle yerlere adressiz, isimsiz göndermeler yapmışlar ki, kimse araştıramasın diye, o kadar olur. Ama, her zaman yaptıkları gibi, suyu bulandıralım, dibi görünmesin diye uğraşırlarken, kendileri farkına varmadan, kendi kafalarını deve kuşu gibi kuma sokmuşlar ve yine kıçları açıkta kalmış.

Okudunuz mu? Baba Erdoğan firar ettikten sonra, o'nun yerine hapishane komitesinde yer alan adsız, isimsiz ve Şansız kahramanın açıklamalarını?....

İşte, ondan da bilgi almışlar....

O zaman, Laz Nihat'a basmışınızdır küfürü ve ardından; 'eğer Baba Erdoğan yoldaş, hapishaneden firar ederken, tellere takılıp ölmeseydi, Laz Nihat'ı yakaladığı yerde paramparça ederdi' diye düşünmüş olmanızda normaldir yukarıdaki satırları okuyunca.

Üstelik, garibim Laz Nihat, Derslimli de değil, basbayağı bir Laz, dahası, birde Samsun'lu!..

Yinede, 'dilinize sağlık'(!!!), iyi ((!!!) yapmışısınız demeyeceğim..

Yalnız, yukarıdaki açıklamayı yapan kontra ekip farkına varmadan yine 'küçücük' bir hata yapmış. (anlatılanlar, 'kırmızı başlıklı kız' hikayesinden de saçma)

Nedir bu 'küçücük' hata değineceğiz ama:

Öncelikle: Baba Erdoğan, ne zaman düşmanın eline esir düşmüştü, bu tarihi alalım buraya, bize lazım çünkü:

Baba Erdoğan'ın eylem sonrası yakalandığı olay basına şöyle yansımıştı;

'10 Ocak 1988'de, İzmit'in Kandıra ilçesinde, 197. piyade Alayı'na ait mayın deposuna 10 TİKKO militanı baskın yaptı ve depodaki 8 adet G—3 piyade tüfeği de dahil çeşitli silahları alarak kaçtılar. Militanlardan 4'ü Sefaköy'de polis operasyonuyla ölü olarak ele geçirildi. Ele geçirilenler arasında operasyonun beyni Baba Erdoğan ile Ermeni asıllı "Ömer" kod adlı Manuel Demir de vardı'. (11 Ocak 1988-ajanslar)

Şimdi, şu önemli tarihleri de bilmemiz lazım; Baba Erdoğan yoldaş, kaç yılında hapishaneden firar etti?

Cevap; 'Mayıs 1990'da! 3 Dev–Sol kadrosuyla birlikte Sağmalcılar'dan firar etti. (hemen hemen bütün ajanslar, basın)

Peki, Baba Erdoğan yoldaş, kaç yılında ve hangi ay şehit düştü? 16-17 Eylül 1990'da, Tokat'ta!

Demek ki, kontra ekibin hikaye vari anlatımıyla, Baba Erdoğan hapishaneden firar ederken, (Kontra ekibin anlatım tarzına, senaryosuna bu anlatım yakışır, diye anlaşılması için mecazi bir dil kullandım, böyle anlattım, sanki Baba hapishaneden firar ettikten sonra hiç yaşamamış gibi anlatıyorlar ya?) tellere takılıp ölmemiş, hala sağ ve afiyette olduğu gibi, firardan sonra tam 'altı ay' yaşamış.

-Firardan sonra nereye gelmişti Baba Erdoğan? Dersim'e!

-Peki, Baba Erdoğan firar ettikten sonra, O'na birinci derecede yardımcı olup, O'nun, kazasız belasız Dersim'e ulaşmasını sağlayan kim?

O sıra, orada bulunan ve zaten hapisteykende ilişkisi bulunduğu insan, vede partinin en yetkili kademesinde olan, MK, Siyasi Büro ve Askeri Komisyon üyesi olan Laz Nihat!

(kendileri de az önce itiraf etti bunu; 'O dönem Baba'nın dışarıyla ilişkisi yalnız Nihat'la vardı' diye. Ayrıca bizde taa o zaman biliyorduk bunu. Bu satırların yazarı, DABK'ın Avrupa sorumlularından biriydi o tarihlerde)

Peki, sonra ne oldu?

Sözü, Laz Nihat'a verelim; 'Baba Erdoğan firar ettikten sonra PMK (parti merkez komitesi.bn) toplantısı için bölgeye geldim. (bu bölge; Dersim'dir! Bn.h.k) PMK toplantısından sonra bana verilen görev gereği İstanbul'a gidip...'u alıp Artvin'e gidecektim. İstanbul'da iki gün kaldım.' (dün bizimdi.. sf. 71)

Kiminle beraber katılmış bu MK toplantısına (diğer arkadaşları saymayalım) Laz Nihat? Baba Erdoğan yoldaşla! Zaten, Laz Nihat, bu toplantı için geldiğini söylüyor İstanbul'dan ve soruyu soran kontralarda MK toplantısına katıldığını biliyorlar.

Bu şebeke, kendi elleriyle kendilerini ele vermiş burada farkına varmadan. Laz Nihat'ın Baba Erdoğan'la birlikte katıldığı bu toplantıya itirazları yok, ve inkarda edemiyorlar, ama hemen konuyu başka yere çekiyorlar....

(bu, MK toplantı tutanaklarını bu satırların yazarıda okudu, o yıllarda. Normalinde bende olması lazımdı ama arşivimde ne yazık ki, bulamadım)

Şimdi soralım:

       -SORULAR?...

-Peki bu 'Merkez Komitesi' toplantısında, Laz Nihat hakkında, ('altı yıl' sonra, yumurtlanan 'iddia' bunlar ya) patlamamış Tabanca'dan tutun da, Bayıltıcının bile 'sahte çıkması' mevzusu dahil, 'Tünel'i Laz Nihat verdi' diye bir 'iddia' veya 'suçlama' bu toplantıda dile getirilmişmi Baba Erdoğan tarafından?

Laz Nihat, bu konularda eleştirilip, suçlanıp, sorgulanmış mı?

HAYIR!...

Eğer, bu toplantı tutanaklarında bu konuda 'tek bir satır' olsaydı, bu işkenceci katiller o bir satırı ROMAN yaparlardı fırsat bu fırsat... Ama, yok!...

-Peki, Laz Nihat hakkında bu tür martıvallar, Baba Erdoğan tarafından MK toplantısında gündeme bile alınmamış ve getirilmemiş ise'ki, getirilmemiş zaten; o zaman, Baba Erdoğan'ın gerek 'TÜNEL', gerek 'Bayıltıcı', gerekse de, ''patlamayan Tabanca' hikayesi konusunda, Laz Nihat hakkında bir tek kuşkusu olduğu iddia edilebilir mi?...

EDİLEMEZ!!!

Ama, soru yanlıştı, çünkü; bu 'Patlamayan Tabanca', 'Bayıltıcı' ve 'Tünel' hikayesi bu kontra faşist ekip tarafından tam 'Altı Yıl' sonra ortaya atıldı zaten!

O tarihlerde, ne böyle bir iddia, nede dedikodu bile yok ortalıkta çünkü!

Baba Erdoğan yoldaşın da böyle şeylerden haberi yoktu o yıllarda! Soru bu yüzden yanlış.

Çünkü olsa, zaten Laz Nihat karşısında duruyor bu toplantıda, hemen sorar ve sorgulanmasınıda ister Baba Erdoğan, değilmi?

Demek ki, Kardelen Katliamını yapan katillerinin iddia ettikleri gibi ortada ne böylesi bir olay, nede şüphelenecek, suçlanacak bir şey var!..

Bu sahtekarca hikayeyi 'altı yıl sonra' uyduran da, yumurtlayan da, bu kontra faşist çetedir!....

Diğer bir dikkatten kaçırılan çok önemli bir şey daha var, o'da şu;

Peki, Baba Erdoğan'nın Tokat'a (Almus) eyleme giderken, yanında bulunan kimler? Bunlardan biri, 'MK, 'Siyasi Büro' vede aynı zamanda 'Askeri Komisyonun'da en önemli üyesi olan, vede en yetenekli komutanı, Laz Nihat! Var!

Peki bu yakınlık, beraberlik, ne anlama gelmektedir?

Baba Erdoğan'ın, Laz Nihat'a güveni tamdır, en ufak bir kuşkusu yoktur! demektir.

Hala, şu; 'Tünel, Tabanca, Bayıltıcı' 'hikayesi' konusunda sorusu olan var-mı?...

-'Tünel'in Laz Nihat tarafından düşmana ihbar edildiği, Baba Erdoğan yoldaşı, Laz Nihat'ın öldürdü, aşağılık suçlamaları ve iftiraları, şu; TC uzantısı olan, isitihbaratçı, işkenceci katillerin üzerine tıpkı diğer yalanları gibi çökmüş, bunların da 'aşağılık' bir yalan ve 'tezgah' olduğu açığa çıkmış, bu kontraların maskeleri, bir kez daha düşmüştür!..

Ozan Veli yoldaşımız ise , buraları o muhteşem gözlem ve dikkatinden kaçırmış, 'en çok şüphelenecek yer ('Tünel' olayı) burası' ... 'ama araştırılmalıdır' diye eklerken.. Baba Erdoğan'ın Dersim'e gelip Laz Nihat'la Merkez Komitesi toplantısına katıldığını bilmesede (ki,MK toplantısına katıldığını bilmesi çok zor AMA, en azından Almus'ta yanında olan Laz Nihat'la beraberliğine bakarak) 'bunun bir güven' ürünü olduğunu fark edip, neden Baba Erdoğan ordaysa böylesi bir kuşukusuda varsa, diye dikkatleri oraya yönlendirebilirdi...

Fakat, hangimizin yok ki, böyle dalgınlıkları, hele ben, dalgınlık konuda dünya şampiyonuyum; geçen senelerin birinde, annemin yanına gittiğimde, devrisi sabah (gittiğim de zaten yatıyordu) annemin beni çağıran sesi ile uyanıp; 'vala hanım teyze, sizi bir yerden gözüm ısırıyor ama, bir türlü çıkaramadım...' demişim.

Şimdi, bu kontra faşist ekibin bir başka iftira ve yalanını görelim, evet Baba Erdoğan'ı 'Laz Nihat nasıl öldürmüş'(!!!!) buna bakalım.

     BABA ERDOĞAN'IN ÖLÜMÜ ÜZERİNDE

      YARATILAN TEZGAH

  ve LAZ NİHAT'ı SUÇLAYAN ÇETE!

Öncelikle devşirme kontra faşist çetenin 'iddialarından' örnekler vererek başlayalım yazıya, işte onların 'iddia'larından döküntüler:

Sözü, Laz Nihat'a verelim; 'Baba Erdoğan firar ettikten sonra PMK (parti merkez komitesi.bn) toplantısı için bölgeye geldim.... (dün bizimdi...

-'Laz Nihat'ın suçu....Partimizin genel sekreter yardımcısı ve değerli kadrolardan Baba Erdoğan'ı öldürmek. (dün bizimdi, gün bizimdir zaferde bizim olacak...adlı, kara kitap.sf.78)

-Nurten Eriş ('Birsen') Çetenin elinde sorgulanan bayan; '...yazıda geçiyordu 'sen nereden biliyorsun Baba'nın (Erdoğan.bn.h.k) arkadan 9 mm mermi ile vurulduğunu? Ben bunu Nihat'a sorduğumda ben bilirim dedi. O kadar tecrübemiz var. Hem ben yanındaydım dedi. Merminin giriş çıkışını gördüm ben. Ben götürdüm o insanı dedi...' (dün bizimdi...sf. 103)

(Halim Kar, 'Birsen' adlı kadın yoldaşa bunları söyleten kontra işkenceci çetedir, bu bayan yoldaş, Baba Erdoğan'ın vurulduğu karakol baskınında yoktur.)

--'Nihat'ın karakola gittikten sonra kendisininde beyan ettiği üzere Baba Erdoğan yoldaşın arka cephesinde kimsenin olmadığı...' (dün bizimdi..sf.74)

-Bunlar da, Laz Nihat'ın 'ağzından' diyerek kontra çete elemanları tarafından yapılan üfürmelerdir. -Halim Kar-

-'Hasan Batmaz'ın anlattıkları doğrudur ve mantıklıdır. Yalan söyleyen Nihat'tır' (dün bizimdi....sf.72)

Halim Kar; Hasan Batmaz yoldaşı tanımayan okurlar için kısa açıklama: H.Batmaz Dersimli bir parti çalışanıdır ama, uzun yıllardır İstanbul'da bir sendika'da çalışmaktadır. Ne, Baba Erdoğan'la herhangi bir eyleme gitmişliği vardır bu garibimin, nede Laz Nihat ve Baba Erdoğan'ın önderliğinde basılan 'Tokat-Almus'taki 'Gümelönü' Jandarma Karakol baskınında bulunmuştur.

Bu devşirme konra çete, H.Batmaz'ı da 'Kongre Yapıyoruz' diye çağırmış ve gelir gelmez, tıpkı diğer gelen yoldaşlara yaptığı gibi hepsini (70 rakamından fazla tutuklanan yoldaş sayısı) 'tutuklayıp' 189 gün işkenceye almış ve bunların hepsine, Laz Nihat aleyhinde ifade vermeye zorlamışlardır. İşkence altında aldıkları bu insanlarımıza, istediklerini söylettikten sonra, 'Konuştular- İtiraf' ettiler dedikleri şey bunlardır. 'Bahar'da yoktur o eylemde ama, göreceğiniz gibi O'na da, 'bana Nihat bunları söyledi' dedirtmişlerdir...Şimdi 'Bahar' yoldaşın dedikleri açıklamalara bakalım)

-Aysel Eski ('Bahar') Laz Nihat'ın eşi;... 'Baba Erdoğan olayını kongre sürecinde gelen iddialar üzerine konuşmuştu. Baba Erdoğan yoldaş ilk karakola girendir. Baba'da kleş varmış, Nihat'ta tabanca var. Diğer yoldaşlarda silah yokmuş. Nihat Baba Erdoğan'ın arkasından gidiyor, karakola ve Baba'ya ateş ediyor. Sonra Baba'yı dışarı taşıyor, sonra uzaklaşıyorlar, sonra savaşçıları tehdit ediyor olayı anlatmamaları için...' (dün bizimdir.. sf.72)

-daha bir yığın zırvalıkları Laz Nihat'ın ağzından da döktürerek, kontra çete bağırıyor Hasan Batmaz'ı da tanık göstermeyi ihmal etmeyerek:

'Evet yoldaşlar; yorum çekmeden komisyon olarak diyoruz ki, Baba Erdoğan'ı vuran Nihat'tır' (dün bizimdi... sf. 73)

Yani, 'herşey açık ve ortadaymış', o yüzden 'yorum çekmeye' gerek görmemişler.

'Kapana' (kafese) yemi koymuşlar koymasına da, ava yer bırakmamışlar, içeri girip bu zokkayı yutsun diye.

Bizim bunu yutup yutmadığımıza gelince:

İnekler, koca bir deve dikenini ağızlarının hiçbir tarafına batırmadan hapur- hupur yerler' bunu biliyoruz ama, burada anlatılan zırvalıkları bir İneğin önüne bile sürsen, 'sağol abi, ben almim, bunu yiyemem!' der.

Biz nasıl yiyelim yani?... Yenilir yutulur gibi değil çünkü. Birde, Laz Nihat'ın karakola girip, hem askerlere, hemde Baba Erdoğan'a ateş etmesi tiyatrosu var ki... bu tür palavralara ayıracak zamanımız yok, girmeyelim o yüzden...

SORULAR: Peki, Laz Nihat o tarihler de; hem MK, hem 'Siyasi Büro', hem de 'Askeri Komisyon'un hem üyesi hemde TİKKO genel Komutanı ama, Baba Erdoğan'ın elinde Kalaşnikof var-mış? Laz Nihat'ta ise sadece Tabanca bulunuyor-muş?... Ve daha dahası, diğer gerillalar da ise, silah bile yokmuş?... Üstelik, karakol basmaya gidiyor bu grup hep beraber, ve bu halde?

(Baba'nın 'parti genel sekreter yardımcısı' yapılması, Laz Nihat'ın bu konumunun elinden alınmasına vesile olamaz!.. ve birçok yetki 'tek adamın' elinde toplanamaz!)

Açalım burayı:

-Diğer bir şey; nasıl oluyorda hem MK, hem SB, hemde 'Askeri Komisyon' üyesi Laz Nihat'ta Uzun namlulu (G-3 veya Kleş...) silah olmuyor?... Biz kendi örgütümüzü bildik bileli 'en iyi korunanlar MK üyeleri olmuştur kırsal da!' ve bunların elinde en az yukarıda belirttiğimiz silahlardan biri olur.

Eğer, Laz Nihat gibi bir Komutanda bile Uzun namlulu silah yoksa, demek ki bu örgütte başka hiç silah yokmuş!!! Yıl, 1990'da hemde!!! Yani, yeni kurulmuş, üç günlük bir örgütten de söz etmiyoruz!.. Karşımızdaki örgüt yılların örgütü.

Gördüğümüz gibi, her tarafından yalan ve sahtekarlık akıyor Kontra çetenin yukarıda verdiğimiz konuşmalarından...

Mesnetsiz ve yüzsüz,yalanlar bunlar! Devam edelim:

Dahası; O zaman, bu tarihlerde (1989 Haziran- Temmuz, Üçüncü Konferas tarihi) yurtdışından bizim arkadaşların gece-gündüz demeden koşuşturarak toplayıp yolladığı (bağış kampanyası açmıştık, topladığmız para 263 bin Alman mark'ı idi) yaklaşık '250 bin Alman Mark'ı (bu günün en az 250 bin Euro'su eder) ne oldu?....

Şöyle de sorabiliriz, 'alındı' denilen 40 Kalaşnikof silaha (aklımda bu sayı kaldı) ne oldu?... Kısacası; Laz Nihat'ta 'büyük silah' olmadığı, sadece bir Tabancası olduğu basit, adice uydurulmuş bir yalandı yine!!!!

Ayakkabıya göre ayak arıyordu bu devşirme kontra faşist çete.

Çünkü, kalaşnikof mermisi 7.62x 39'mm'liktir, Baba Erdoğan yoldaşı vuran merminin çapına uymaz. Bu yüzden, illa ki Laz Nihat'ın eline bir 9 mm'lik tabanca tutuşturacaklar.... ve diğer gerillaları da silahsız gösterecekler ki, Baba Erdoğan vurulmuşsa, tek silah ve sadece bir tabanca Laz Nihat'ta bulunsun ki, bu da inandırıcı olsun, Baba'nın vurulması senaryosunda.

'Altı yıl' sonra yeniden yazılan bu senaryo buydu''.

Ve adice oynanan bu oyunun altında Laz Nihat'ı yok etmenin hesapları yatıyordu!..

............................

Bundan sonraki öyküyü ise kurugulayacak olusak ortaya çıkan komik durum durum şu:

Baba Erdoğan yoldaş tek başına jandarma karakol'unu basıp ele geçirecek (eylem sırasında Laz Nihat'ı dışarıda bırakmış 'bu öykü yazarı senarist'; Laz Nihat'ı içeri almıyor, çünkü; az sonra, Laz Nihat'ı karakola sokup, Baba'yı sırtından vurduracak....-Agatha Cristine'in 'Fare Kapanı' oyununu tam izlemeyip yarıda bıraktığı belli bu senaristin- yoksa bu kadar zırvalamazdı .) ve ele geçirdiği silahlarıda peynir ekmek dağıtır gibi gerilalara dağıtacakmış Baba yoldaş....

Way lemine....

Laz Nihat'a atılan alçakca iftira ve çamurları, suçlamaları da göz önüne alarak söylemek gerekirse, ki gerekir, Senaryo da; 'aşırma, sallama ve esinlenme' var. 'Görsel efektler' yerli yerinde kullanılmamış, ses efektleri, diksiyon bozuklulukları, konuşanla perdedeye yansıtılan resim; ben ne söylüyorum, tambur'am ne çalıyor havalarında ki gibi uyumsuz, 'özel efektler' çok amatörce çekilmiş, bu durum; seyirciden alkış beklerken, zılgıt yinen üçüncü sınıf bir roman yazarının durumuna düşürmüş senaristi.

Mesela, 'silahsız karakol basmaya giden gerillalar', küçük Emrah'ın 'boynu bükükler' filminin dramının aynısının tıpkısı gibi, acıyor insan,(telif hakkını tartışmıyoruz bile, ama ağlayan gerilla özel efektleri, perdeye yansıtılsa iyi olurdu). Baba Erdoğan yoldaşa biçilen misyon, Oğuz Aral'ın, 'en kahraman Rıdvan'dan alınmış, Öyle ya, 'tek başına jandarma karakolunu basan adam!' Üstelik yıl, 1990! Laz Nihat'ın içine sokulduğu durum ise; 'Ordusuz ve Silahsız General, Komutan Martov'un Son Savaşı!' Rus çizgi filminden birebir alınmış.

Şimdi bir fikir cimnastiği yapalım hep beraber:

Peki, az buçuk kafası çalışan biri bile, bir örgütün içinde, silahlı eyleme gidecek olanların (eğer kendilerinin kullandığı silahlar yetersizse), eyleme katılmayacak olan yoldaşlara ait olan silahları (hemde en iyisini) alacağını, hatta almak zorunda olduğunu bilmez mi? Bilir!

Çünkü, bunlar bireysel mülkiyetimiz değil, kollektif mülkiyetimizdir. Yani, bu anlatılan senaryo, yazarı gibi çok düşük kalitede.

Ayrıca bizde; 'Silah yoksa, silahlandıramayacağımız bir kimseyi dağa çıkarma adeti de, kültürü yoktur!.. Çünkü, bu da bir cinayet olurdu, bu sorumluluğu yüklenmek zordur.

Şunuda göz önüne alalım; üstelik Dersim'den, taa Almus'a kadar gidilecek uzun bir yol var önlerinde bu gerilla gurubunun, vede dağ, bayır, yürüyerek gidilecek hedefe...Yani, bu yol güzergahında nelerle karşılaşacakları da meçhul?...

Peki, böylesi teçhizatsız bir grupla yola düşmek, bu kadar yolu silahsız katetmeye kalkmak, hele ki birde eyleme gitmek, intihar demek değilse, nedir!...

İntihardır elbette de.

Bakınız Baba Erdoğan yoldaşın ölüm haberini o tarihte (Eylül 1990) veren İKK, bu eylemi nasıl anlatıyor;

''Baba Erdoğan önderliğindeki TİKKO birliği önceden belirlenen şekilde, hedef olarak karakolu kuşatıyor. İlk etapta dışarıdaki nöbetçiler ekarte edilerek silahlarına el koyuluyor. Plan gereği içeri girenler arasında Baba Erdoğan'da var....'

('Eylül 1990 tarihli. Sayı. 88. 'İşçi -Köylü Kurtuluşu')

Okudunuz mu? Demek, gerilların hepsi silahlı, çünkü silahsız gerilla karakolu kuşatamaz, ve nöbetçilerle olan çatışmanın ardından hep beraber karakola girmişler Baba ile birlikte..., toplu baskın yapıyorlar ve zaten nöbetçileri kapı önünde ve girişte öldürmüşler!

Demek ki, bu kontra faşist TC uzantılarının herşeyi yalan ve sahtekarlık üzerine kurulu. Bir şeyleri değil, herşeyleri yalan bunların, sizlere göstermek istediğimiz zaten bu.

Bu konuyu bu kadarla da bırakmayacak, biraz daha açacağız karşınızdakileri daha iyi tanımanız için.

Şimdi, Baba Erdoğan yoldaşın nasıl vurulduğunu, o dönem bizzat bu eylemin içinde bulunan bir 'savaşçının ağzından', bize aktaran ve yorumlarını- gözlemlerini de bize anlatan, aynı zamanda Laz Nihat'la 'birlik' döneminde aynı organda (Askeri Komisyon') bulunan 'Ozan Veli' yoldaşa bırakıyoruz sözü:

Yenileyelim; bu kontra faşist ekibin, işkence altındaki yoldaşlara söylettiği İddia şuydu; Laz Nihat, Baba Erdoğan'ı karakola girip 'sıtından vurdu'.

    OZAN VELİ YOLDAŞ ANLATIYOR

'Peki böylesi durumda Baba Erdoğan'ın, NT'nin kendine ateş ettiğini anlamaması mümkün mü? Yani geri cephesinde bir karışıklık olmadığı gibi, üstelik Nihat'ın dışında kimse de yok. Bu durumda kendisine ateş edenin kim olduğunu hangi koşulda anlamayabilir...

Yaralandığı durumda henüz ayakta olan ve hafızasıda iyi olan Baba Erdoğan'ın bunu fark etmemesi nasıl izah edilebilir. Öte yandan Baba Erdoğan'ın bunu fark etmiş olsaydı NT'i affetmeyeceği açıktı. Yine bir diğer yanı, NT'ın Baba Erdoğan'a ateş ettikten sonra Baba Erdoğan'ı neden dışarı çekip çıkarmaya çalışsın. Bu durumda bir ajan için Baba Erdoğan'ı orada bırakması yada öldürmesi kendisi açısından tehlikeli olabilecek durumun önüne geçmiş olmaz mı....

Düşmanın kimi unsurlarının 'karakolda hiç silah patlamadı' söylendiği aktarılıyor. Nihat, 'Baba Erdoğan içeri girdikten sonra silah sesleri geldi' diyor. Ve bu durum soruşturmada tam netleştirilmiyor...

Oysa, olayın canlı tanıklarından da yaşayanların olduğunun söylendiği durumda, 'hizip saflarında olanın beyanatlarından bahsediliyor ki, olay için çok önem arzedecek bu tanıklığa başvurulmuyor? Ya da bu kesimden konuya ilişkin bilgi istenmiyor.

Bizim öğrendiğimiz (daha 'KHK' ile ilgili hiçbir bilginin olmadığı bir dönemde) NT, Baba Erdoğan'ı yaralı halde taşıyarak, dışarıda bekleyen diğer arkadaşların yanına götürüyor. Grupça Baba'yı uzun süre taşıyorlar, kendi müdahaleleri, kan kaybını ve durumun giderek kötüleşmesini engelleyemiyor. Baba'yı birkaç kişiyle birlikte belli bir noktada bekleterek NT ile biri merkeze inip traktör bulmaya, bu yolla Baba'yı tedavi edebilecekleri bir yere ulaştırmayı düşünüyorlar. Ancak tahmin ettikleri saatte dönemiyorlar. Döndüklerinde ise Baba Erdoğan yaşamını yitirmiştir.... Bu durumu bize aktaran zat, o dönemde aynı birlikte olan bir savaşçıdır. Soruşturmanın yüzeysel geçiştirildiği ve aydınlatmaya muhtaç bir bir çok noktanın mevcut olduğunu belirtme gereği duyuyoruz...'

('Uzun Yürüyüş'. Eylül 1997. Sayı.18. 'Tarihimizi Doğru Kavrayalım'... 'Kardelen Harekatı'nın Değerlendirilmesi' adlı bölüm. sf. 26- Ozan Veli)

........................

      SORULAR:

a)Ozan Veli ne diyor? Hizip safında bile olsa o sıra aynı eylemde bulunana tanıklar var, onlara neden sorulmadı Baba'nın nasıl vurulduğu ve öldüğü? Diyor.

-Baba, zaten yaralı olarak da olsa uzun süre yaşadı, Laz Nihat ateş etseydi o'nu affetmezdi diyor... Yaralıykende yanında gerillalar vardı, Laz Nihat traktör aramaya giderken diyor...

Ve ekliyor, biz bu bilgiyi aynı eylemde bulunan bir savaşçıdan aldık diyor, hemde 'Kardelen Katliamı' olmadan yıllar önce!...

Cevap veriyoruz; 'olay ve eylem anında orada bulunan tanıklara sormaya gerek görmediler, çünkü; Kardelen çetesi, Laz Nihat'ı imha etme şiparişini TC'den almışlardı ve adına 'sorgulama-soruşturma komisyonu' denilen, vede hepsi de önemli ölçüde devşirme kontra faşistlerden meydana gelen, bu grubun tiyatrosuydu bu yapılanlar.

Ortaya atılan sahtekarca 'iddialar' ise, 'Altı Yıl' sonra 'uydurulmuş, bir tezgah, komploydu!..'

Çünkü, bu olay olduğunda, o dönem partinin çıkardığı 'merkezi yayın organında da', böylesi bir iddia veya şaibe aksettirecek en ufak bir durum yoktu.

Bu alçakca iddialar, çamurlar, Baba Erdoğan yoldaşın ölümünün ardından tam 'altı yıl' geçtikten sonra, örgütün 'Merkez Komitesini' (!!!) ele geçiren (Nisan 1994'tür bu tarih) bu kontra beslemeler tarfından, 'biliçli bir tasfiye ve yok etmenin' planı olarak ortaya atılıyordu...

Şimdi sizlere, O dönemde çıkmış ve bu durumu anlatan, 'partinin merkezi yayın organı' olan; 'Eylül 1990 tarihli. Sayı. 88. 'İşçi -Köylü Kurtuluşu' ndan örnek vermek isteriz.

O dönemde çıkmış olması önemli, çünkü, bu eyleme katılan bütün yoldaşlar, arkadaşlar hala yaşıyor bu tarihte. Yani, 'yalan ve- sahtekarlık' yapmaları mümkün değil haberi verirken.

İşte, Baba Erdoğan yoldaşın ölümünü anlatan merkezi yayın organı, ve belge:

'Eylül- Ekim 1990 Tarihli 'İşçi Köylü Kurtuluşu' Sayı. 88'

''...16 Eylül saat 01.00 suları... Baba Erdoğan önderliğindeki TİKKO birliği önceden belirlenen şekilde, hedef olarak karakolu kuşatıyor. İlk etapta dışarıdaki nöbetçiler ekarte edilerek silahlarına el koyuluyor. Plan gereği içeri girenler arasında Baba Erdoğan'da var. İçerideki nöbetçide saf dışı bırakıldıktan sonra koğuşta bulunan bütün askerler teslim alınıyor. Karakolda bulunan silah ve diğer tüm teçhizatlar gerillalar tarafından toparlanmaya başlanırken, hain bir kurşun , o büyük dağ kartalını sırtından yaralıyor. Ani bir refleksle silah sesinin geldiği yöne dönerken iki kurşunda göğsüne isabet ediyor. Yaralı olduğu halde elindeki silahın tetiğini çeken yoldaş, bitişik odadan çıkarak ateş açan nöbetçi ast subayı ağır yaralıyor. Böylece düşman cephesinden toplam üç ölü bir yaralı....

Yoldaş.... Yaralı olduğu halde tam 24 saat yaşayabildi...'Bu süre içinde partimizin yerleşik milisleri tıbbi müdahale yapabilecekleri yardımı ulaştırdığı an, O büyük insan fiziki olarak aramızdan ayrılmıştı....Takvimler 17 Eylül 1990'nı saatler 01.00'i gösteriyordu. Kendi isteği üzerine, yoldaşlarımız tarafından Ormanda toprağa verildi....'

(Eylül-Ekim 1990 tarihli- 'İşçi Köylü Kurtuluşu'. Sayı.88. sf.13)

Tekrar etme lüzumu görüyoruz: gerek Ozan Veli yoldaşın olayı -bu eylemde bulunan savaşçılardan dinlediği- vede onların anlatımlarından yola çıkarak -hemde yıllar önce- yaptığı yorumlar, açıklamalar, gerekse de, bizim 'Eylül- Ekim 1990' tarihli partinin merkezi yayın organı İKK'dan ('işçi köylü kurtuluşu'. Sayı 88) verdiğimiz kaynaklar; Baba Erdoğan yoldaşın çatışmada ölümü konusunda, en ufak bir 'şaibe taşımıyor!' görüldüğü gibi.

Bu satırlar yazıldığında, o eyleme katılan bütün savaşçılar yaşıyordu ve bu bilgileri veren zaten o gurubun savaşçılardı, yalan yazma olanakları yok, diye tekrar edelim. Burası bizce önemli.

(Kaldı ki, İKK'nın bu sayısında, bu bölümü yazan, bize 'yabancı' değil, bu dili biz 15-20 yıldır izliyor ve tanıyoruz...bunu başka başlıkla ele aldığımızı göreceksiniz)

Yani, o dönem herhangi bir şaibe yok, Baba Erdoğan yoldaşın ölümümün ardında...

Yüzlerce Şaibe ise; onlarca- yüz'den fazla yoldaşımızın anlamsız ve tuhaf bir şekilde, tutuklanmalarında, ölümlerinde vardı.. ve bütün bu şaibelerin altında ise 'Kardelen Katliamı'nı yapan bu 'kontra ekibin' gölgesi, parmak izleri vardı!

Fakat, dikkat çeken başka şeylerde var burada:

Bu kontra çete sadece 'yalanlar yumurtlamakla kalmıyor', geçmiş bütün parti tarihini, belgelerini de yok sayıyor, inkar ediyor. Herşeyi, karalayıp, çarpıtırken, parti tarihini kendileriyle başlatmaya çalışıyor. Çünkü, örgütün geçmiş onurlu tarihi, bu kontraları rahatsız ediyor. (ve de;, eski yoldaşların hepsini de, yalancı ilan ediyor, isimlerini vermeden tabi ki..)

Laz Nihat'ta kalarak sürdürelim:

Zaten, sorgulamaların şekli (işkenceler) şunuda artık açık açık gösteriyor; ne olursa olsun, bu TC uzantılarının derdi, Laz Nihat'ı imha etmekti!

Kendi deneyimimi ve gözlemlerimide katarak söylemek isterim: Laz Nihat (Enver Doğru) Kaypakkaya geleneği içerisinde, gelmiş-geçmiş en yetenekli, strateji ve taktik ustası, en büyük komutandır! Mücadelesi ile TC'nin korkulu rüyası olmuştur O tarihlerde, bizim saflarda ise Efsanedir o dönemlerde Laz NİHAT!

(Bize göre, hala efsanedir Laz Nihat! Bu kontra faşist ekibin karalamaları, alçakca iftiraları, çamurları, Laz Nihat'ı küçültmez, aksine daha da büyütürken, bunların iğrenç yöntemlerini ve maskelerini de alaşağı eder!)

Laz Nihat, gerek cesareti, gerek savaş uzmanı bir Komutan olduğundan TC'nin gözünden kaçmamıştır. Bu yüzden, Laz Nihat'ın imhasını, kendi beslemesi ve uzantısı olan bu kontra çeteye ivedilikle (öncelikle, ve acil olarak) havale etmiş, 'baş hedef' durumuna getirmiştir O'nu!

Ozan Veli'de doğruluyor Laz Nihat'ın Savaş Uzmanı olduğunu; Laz Nihat için, partinin eylemlerinde Laz Nihat'ın belirleyici ve belirgin yeri 'Konferansçı' kesimden bir MK üyesi, savaş konusunda Laz Nihat'la bir ara yarışa girmeye kalktı ama, kısa sürede iflas edip geri çekilmek zorunda kaldı, diyor . Keza, Ozan Veli; 'Laz Nihat, Birleşik Parti Güçlerinin 'Genel Komutanıydı' diyor!...

Şunu da vurgulamak gerekir; Baba Erdoğan yoldaşın şehit düşmesi, parti içindeki yoldaşlar başta olmak üzere, örgüt dışındaki, yurtseverlerin, demokratların bile öfkesini- nefretini, kinini biledi.

Bazı burjuva gazeteler bile, Baba Erdoğan'nın ölüm haberini verirken, kurallara uyup terörist derken, aslında ince bir eda ile o'nu övdüler de.

Ama, bu katil şebekenin yaptığı, 'Kardelen Katliamı', ardından Cüneyt Kahraman yoldaşın bunlar tarafından öldürülmesi, yine bu olayın ardından örgütten ayrılan ve kontra ekibin 'kara çete' dedikleri (asıl 'kara çete', bu istihbarat uzantılarıdır) yoldaşlara saldırısı ve bunlara önderlik eden, Mahmut'un (Erdal Sarıaslan) işkence edildikten sonra öldürülmesi, ve bu grubun PKK yöntemleriyle tasfiye edilmesi, dahası, 'iki yoldaşımızın' (Behzat ve Devrim) daha istanbul'da katledilmesi ve daha sonraki süreçte, 'Mercan Katliamı'nın yapılış şekli, parti ve örgüt kitlesinin 'öfkesini' arttırmak şöyle dursun, KORKUTTU, örgütten, devrimcilerden kaçışlar başladı!...

Ama, 'Kardelen Katliamıyla' güdülen asıl amaç, başta örgüt tabanı olmak üzere, zaten korku yaratmak değilmiydi! Başardılar bunu!

   BU BÖLÜME SON VERİRKEN

Nasıl ki, Cüneyt kahraman'ı öldürdükten sonra 'Kardelen Katliamının Mimarı' olarak O'nu gösterip, kendi alçakca işkencelerini, Cinayet ve katliamlarını Cüneyt Kahraman'ın prestijinin arkasına saklanarak, aklamaya ve meşrulaştırmaya çalıştılarsa...

Baba Erdoğan yoldaşın ölüm olayını da 'Altı Yıl' sonra sahtekarca ortaya atıp, tahrif de ederek, yalanlar söyleyerek, tarihi, olayları da çarpıtarak, vede o dönemdeki partinin yazdığı parti tarihini bile inkar ederek, LAZ NİHATın üzerine yalanlarla, sahtekarlıklarla, 'olmayan olaylar, olmayan suçlar üretip, atarak', diğer yoldaşlarımızı yok etmenin aracına dönüştürdü, bu devşirme kontra faşist çete!!!

Bu sözlerim sana Lazoğlu (Enver Doğru) Nihat!

Beni bağışla iki gözüm, beni bağışla.. o tarihlerde her ne kadar 'Kardelen Katliamı' Cinayettir', TKPM(ML) DABK kanadında 'büyük bir değişimin habercisidir' diye tavır koymuş olsamda, karşımızda eğitimli- donanımlı devşirme Kontra Faşist bir ekibin olduğunu fark edemedim, ve sizlere yeterince sahip çıkamadım bir yoldaşınız olarak...

Bu araştırmaya yıllar sonra yeniden eğildiğimde, ancak bunu fark edebildim.

Ve bu satırları yazarken, garip bir acı, tuhaf bir hüzün çöktü üzerime, size yapılanlar gelip takıldı gözlerimin önüne....

Üzgünüm Nihat, hemde çok....

Dikiş kabul etmez yaralar gibi, yıllar sonra dilediğim bu af'da para etmez bilirim....

Ama, ne yazık ki, elimden gelen başka bir şeyde yok..... üzgünüm be Nihat, inan çok üzgünüm.....bağışla...

Haziran-Temmuz- 2015

Halim Kar (Oturan Adam)

 

Not. Birinci bölüm, sorular:

 

Halim Kar/ İçimizdeki 'susurluk'.1) 'Kontra MKP' Cüneyt Kahraman'ı Niye öldürdü?

 

http://devrimcidemokrat.com/halim-kar/1899-cimizdeki-susurluk-kontra-mkp-cueneyt-kahraman-niye-oelduerdue.html

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Online

47 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.