Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

'12 Eylül darbesiyle 19 yaşımda başlayan mahpusluk hayatımı... 60 yaşımda noktalamam isteniyor.

Artık yeter! Özgürlüğümü geri istiyorum!'

Yukarıdaki sözler, Hasan Gülbahar'ın çığlığıdır. Bu çağrı, hepimize...

Rakamları okumak ne kolay değil mi; 32 yıl.. bir ömür, ama, hiç yaşanmamış gibi...

Tahir Canan'da 28 yıl yatmıştı içeride.

Hiç düşündünüz-mü; en radikal örgütlerin 'tek kişilik liderleri' veya 'Merkez Komitesi' üyeleri bile bu kadar hapis yatmazken, neden Tahir Canan ve Hasan Gülbahar gibi konum itibariyle sadece 'ileri sempatizan' olan bu iki insanımız bu kadar içeride yatırıldı, diye?...

'-Çarpık adalet anlayışı' diyordu, benim sorduğum bu soruya cevap verirken birileri.

Acaba, 'TC'nin adaletindenmi kaynaklanıyordu bu 'çarpıklık' yoksa, serbest bırakılan örgüt şeflerindemi bir 'yamukluk' vardı?...

Birileri için, ne kadar rahatsız edici bir soru değilmi!...

Başkalarını hergün sorgulayanlar, yargılayanlar, kendilerine böylesi sorular sorulmasına tahammül bile edemedikleri gibi, hemen 'bu adam karşı devrimci' diye yırtınıyorlar, de-mi!

Çünkü, bunlar dokunulmazlar!

Uzun zamandır, artık hep şunu soruyorum kendime; faşistlerle bizim aramızdaki fark, acaba neydi, diye?..

Hapishaneden bırakılanların hepsimi böyle, kapkaranlıktı? Asla.

Kamuoyunun baskısı ile, vede uzun süren ölüm oruçları, açlık grevleri yaşayan, ölüm sınırına gelip, bırakılan bazı 'liderler'de oldu.

Ama, tam burada bir başka tuhaflık dikkatleri üstüne çekti;

böylesine direnip, sonunda el mecbur TC'nin bırakmak zorunda kaldığı bu 'önder' kadroların hemen hemen hepsi, ya yeniden tutuklandı uzun uzun içeride yatırıldılar, ve daha sonra yeniden bırakıldıklarında (örneğin; Cafer Camgöz, Aydın Hambayat... Mehmet Şener... gibileri), çok kısa bir süre içinde, birer birer, kimileri beşer-onar öldürüldüler...

'Direnen', 'önder' konumunda olan bazı kadrolar ise, kaçıp Avrupa'ya geldiklerinde, geldikleri ülkelerde de rahat bırakılmadılar, sık sık gözaltına alındılar, ardarda tutuklandılar, bir Garabet, bir Müslüm Elma ('kararsız'), bir Mesut Demirel... gibi...

Peki ya diğerleri?...

Dünün 'sol' örgütlerinin son 'on yıllar' boyunca içine düşürüldükleri atıl- pasifist ve tehlikeli duruma da bakarak, biraz da siz sorgulayın gerisini....
 

          HASAN GÜLBAHAR

 

'Yüreğimde gizli acılarım vardı, dün gece üstünü açıp, saçlarına dokunup, okşadım onları, sen kokuyorlardı...' -anonim-

On yıl önce bir mektup almıştım kendisinden, bana; 'sen, benim devrimci yaşamımda bir ilksin, ilkler unutulmaz' diye yazmıştı.

Halbuki kendisinin benim üzerimdeki etkisi çok daha fazlaydı.

O, benim yüreğimde her zaman yemyeşil bir umut, ama aynı zamanda durmadan kanayan bir yaraydı.

Keşke örgütlemeseydim bu delikanlıyı diye düşündüğüm ve hüzünlendiğim çok zamanlar oldu.

Çok severdim o'nu, o benim çocuğum gibiydi.

Bir gülüşü vardı, öyle temiz, öyle içten, pırıl pırıl akan nehirler misali, etrafına, neşe, yaşam duygusu saçardı.

Hasan Gülbahar'ı, 15 veya 16 yaşından beri tanırdım. Çukurova'da ilk örgütlediğim insanlardan biriydi. Urfa- Siverek'ten gelmişlerdi aile olarak, belkide 100 yıl önce Mersin'e.

Kürt-Zaza idiler, ve tıpkı benim gibi tam asimileydiler. Kendisi gibi, çok candan bir ailesi vardı.

Ailesi ile ilk görüşmemizde hemen kaynaşmıştık. Çok zeki bir abisi vardı, olgun ve oturmuş bir kişiliği ile beni büyülemişti. Hasan'ın birde 'ikizi' vardı, her gördüğümde karıştırırdım Hasan'la ikizini. (umarım, bu anlatımda da karıştırmadım onları)

Hasan ne zaman beni görse, bir fırsatını yaratır, boğuşurdu benimle, güç denemesi yapardı. Bende o'nu kucaklar şöyle bir sağa- sola sallar, sonra sarılırdım yüreğime sokar gibi.

Hemen başlardı, 'benide başka görevlere ne zaman götürüreceksin' diye.

Parantez açıyorum;

(O dönemler, 1977-1978, hemen hemen bütün Çukurova -Mersin, Adana, Yenice... Silifke, Erdemli, Anamur, Bozantı....- benim sekreteri olduğum 'İl Komitesine' bağlıydı. -Adana'yı ve çevresini sonradan bana özel ve, ek iş olarak vermişlerdi. - Yani, Leninist tabirle; 'ulu ve dokunulmaz bir Tirandım'. Fakat, faşizmle bir çok yanı benzeşen -tek adam, tek şef, tek parti- bu kültürle uyum sağladığımı söylemek kendime gereksiz bir hakaret olur diye düşünüyorum şimdi. Hem ayrık otu idim ben bu örgütte, hemde başlarının tatlı belasıydım. Birçok ceza vermelerine rağmen, bendende vaz geçemiyorlardı bir türlü. Her gönderdikleri yerde siyasi işlerden yine ben sorumlu oluyordum... Hasan Gülbahar'la devam edelim)

Parantezi kapadık:

Hasan'ın benden büyük görevler istemesi normaldi, gençliğin verdiği atılganlık ve kendini ispat etme duygusu anlaşılırdı ama, çok kötü bir 'önderin' (bu sıfata da, bu kültürede karşıyım!) eline düşmüştü, çok anlayışsız biriydim.

O'nu, olası riziko çıkacak hiçbir pratik işlere sokmadım. Gece bildiri dağıtımı, afiş asımı işlerine bile götürdüğümü hatırlamıyorum. Gündüz işleri, dernek işleri ile sınırlıyordum faailiyetlerini.

Yoldaşlara da söylemiştim, 'kim Hasan'ı illegal bir göreve götürürse, vala yerim sizi, o daha bir çocuk, o'nun görevi sadece verdiğimiz legal işler' derdim.

O'na kıyamıyordum, o yaşlardaki hiçbir insanımızı rizikolu bir eyleme sokmamakta biraz fazla titizdim.

Bir ailede, 'tek çocuk' olanları da götürmezdim rizikolu yerlere. Bir de, yeni 'evliler' bol bol sevişip önce birbirlerine doysunlar diye, bunlara da dokunmazdım, götürmezdim, olası problem çıkacak eylemlere.

Onların başına bir şey gelirse, vicdan azabından ölürüm, diye korkardım.

Fakat, Hasan ne zaman daha büyük görevler istese, O'na her zaman; 'tamam, söz, bir gün seni mutlaka belalı işlere götüreceğim', demeyide ihmal etmedim.

O dönemlerde 'parti merkezi' (1977) filanda yoktu, bölgesel dönem yaşıyorduk. Faaliyetimizin hemen hemen çoğu legal derneklerde çalışmaya yönelikti. Fakat örgütümüzün adı (TKP-ML- TİKKO) çok çıktığından, nerede faşistler, derimci veya demokrat derneklere, halk evlerine, Alevi mahallerine saldırsa, hiç tanımadığımız kitleler bizi arayıp buluyor, yardım, destek istiyorlardı.

Bizde gidiyorduk. Faşist saldırılar başladığında da, çatışmalara giriyor, onları korumaya çalışıyorduk. Yaptığımız şeyin adı, savunmaydı. Bu 'sağ' hatta rağmen bir anda çevremiz genişledi, kitlelerden bize doğru müthiş bir akın başladı, sayımız çoğaldı.

Asıl büyük çatışmalar, Maraş Katliamından (Aralık 1978) sonra başlayacaktı.

Bu tarihten sonra, gece veya gündüz fark etmieyecek, çatışmasız geçmeyen tek gün olmayacaktı.

Hasan, hep kendisine verileceğim o büyük ve belalı eylemi bekledi durdu, artık yaşıda 17 veya 18 olmuştu.

Bölgede aranmaya başlamıştım, yeni 'merkezileşen' (1978) partimizin, en ulu ve yeni şeflerinden (siyasi büro=SB) birini daha sonraki aylarda bölgeye getirip benim eve yerleştirdi parti MK'sı, 'korumanız için getirdik' demişlerdi.

Kaynanalar gibiydi bu yoldaş, karışmadığı hiçbir halt kalmadı.Tepki gösterdim, atıştık, çünkü, burası bizim bölgemizdi, ortada 'İl Komitesi' denilen bir 'parti organı' vardı, bende bu komitenin 'sekreteriydim' ama, adamın umurunda bile değildi. Yani, bölgedeki hiçbir olaya karışma hakkı yoktu ama, adam bizi parmak işaretiyle yönlendirmeye başlamıştı, patron gibiydi.

Biz, yeni efendiler bizi koyun sürüsü gibi gütsün diye devrimci saflara 'özgürlük ve bütün insanların eşitliği' için gelmiştik, ama gördük ki, Leninist kültürün yetiştirdiği 'yöneticiler' sadece kendi aralarında eşitti.

Biz, tabandaki kadrolar, 'ayak takımı' gibi muamele görüyorduk.

Bunlar emredecek, biz, 'evet efendim' diyerek söyledikleri her şeyi 'parti disiplini- demokrasi, özgürlük' aldatmacasıyla yutacak, ve tıpkı bir 'köle- kul' gibi yapacaktık sadece.

Bu 'şefleri' bırakın denetlemeyi, eleştirmek bile mümkün değildi. Yani, Leninist öğreti, gelecek günler ve yıllar için şimdiden, yeni yeni Tiranlar ve bunlara hizmet edecek dalkavuklar, köleler ordusu üretiyordu.

Yeni bir sınıf çıkıyordu ortaya ama, 'beyaz' değildi bunların rengi; 'kızıl burjuvalardı!'

Bu şefe tepkim para etmedi. Bundan kurtulmanın tek yolu kalmıştı bana, istifa ettim. Evimden çıkıp gitsin,diye. O'da durumu anladı ve çıkıp gitmek zorunda kaldı eşiyle.

Bölgeye gelen başka MK üyeleri beni Adana'ya götürdü, ama cezalıydım artık 'ulu şefe' (!) karşı çıktığımdan. Düne kadar, Adana sorumlusu da ben iken, kendimi 'sempatizan' statüsünde buldum oraya gidince. Ama, bütün siyasi tartışmaların görevide yine bana verilmişti sessizce.

Hasan'la vedalaşmadan ayrılmıştım bölgeden.

Araya fazla bir zaman girmedi, yoldaşlar; 'Hasan Gülbahar'ın tutuklandığını' söyledi.

-'Sebep, neden tutuklanmış Hasan' dedim.

-Hani, Savcının evine düzenlenen baskın vardı ya, o olaydan dolayı, tutuklamışlar o'nu' dedi. (bu eylemdende sonradan haberim oldu, çünkü sorumlu kademelerde değildim artık. İşin bu kısımları çok uzun hikaye..)

-'Peki, hangi pislik 17-18 yaşındaki bir çocuğu o askeri eyleme soktu', dedim. (Hasan, silah kullanmayı bilmez, aşırı derecede hümanisttir zaten, kimseyide öldüremez, yani, askeri işlerin adamı değildi Hasan, üstelik sempatizandı)

-'Hasan o eyleme sokulmamış, eylemi yapan yoldaşlar, eylemden sonra silahları getirip Hasan'ın evine bırakmışlar, TC operasyonunda silahlar evinde yakalananınca, o yüzden tutuklanmış', dedi.

Mersin'de bizim askeri adamlarımız zaten yoktu, o'nu sordum, 'kimler yaptı' diye.

Eylemi yapanlar başka şehirden getirilmiş, fatura ise Hasan'a kesilmişti silahlar evinde yakalanınca. (bu eylem zaten sakat bir mantıkla yapılmıştı, 'savcının evinde eşi ve çocukları varmış, neden ayrımsız ateş açıldı', diye, bayağı tepki almıştı örgüt içinde) Bana verilen bilgi bu kadardı.

Örgüt arşivlerinede yanılmıyorsam kısaca böyle geçmişti.

(aradan neredeyse 40 yıl geçti, hayal meyal aklımda kalan bunlar oldu)

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm Hasan'ın başına gelenleri ve anlatılanları duyunca, sanki içimde birşeyler ezildi.

Kafama bir diğer takılan soru şuydu; Hasan'ın evini kimse bilmiyordu, ben ve 'il komitesinde' olan bir başka kişi dışında. Bu kişi, 12 Eylül 1980 darbesinden kısa bir süre sonra, 'gönüllü olarak gidip polise teslim olmuş', bildiği herşeyi ve benide anlatmış, 'asıl tehlike bu adam' diyerek bütün olay ve eylemleri (il sekreteri benim ya, ama ortalıkta büyük bir askeri eylem falan olmamıştı, asıl çatışmalarımız MHP ileydi o tarihlerde) benim üstüme yıkmış, ardından (bir gün bile olsa içeride yatmadan) hemen serbest bırakılmıştı Hanefi AVCI tarafından.

Yani, polisle çalışmaya başlamıştı. Hasan'ın evini bu vermiş olmalı. Bundan başka Hasan'ın evini bilen yoktu çünkü.

Cunta yılları bu zamanlar, vesveseli yıllardı, çoğu kadrolarımız hakkında 'ölüm kararı, vur emri' çıkarılmıştı. Bunlardan biri de bendim.

Parti bana habire çağrı yapıp duruyordu, 'yurtdışına çık', diye. Utanıyordum kaçmaya.

Ama, son yaptıkları çağrılarına cevap verdim ve kabul ettim, 'Kasım 1984'te özel ve güzel bir 'taka' ile Akdenizdeki TC'ye ait olmayan adalara çıktım...

Hasan'ın hem unutmuştum, hemde çoktan bırakıldığını sanıyordum.

Yıllar sonra yurt dışından mektuplaştığım ülkedeki bir yoldaş bana, seni çok seven Hasan'ında selamı var, diye yazmıştı bir mektubunda.

'Kim bu Hasan, beni nereden tanıyor', diye, bir dahaki mektupta sordum. 'Hasan Gülbahar' dedi, hatırlamadım soy isimini.

Yeniden sordum; 'hangi Hasan bu çıkaramadım', dedim.

Diğer mektubunda daha açık cevap verdi, arkasından Hasan'ın bizzat kendi yazdığı mektuplar geldi....

Ne çok ağlamıştım o gün. Çünkü, ben Hasan'ın çoktan bırakıldığını sanıyordum. Meğer hala içerideymiş garibim, suçlu hisettim kendimi, aradan yıllar geçmesine rağmen bu duyguyu atamadım üstümden.

O bizim çocuğumuzdu, gülümüzdü, sevgilimizdi....

Şimdi ve hala, Hasan Gülbahar, yapmadığı bir 'eylemden dolayı' tam 32 yıldır yatıyor içeride ve daha (eğer yine bir mazeret bulup suç yüklemezlerse) 2017' yılının bilmem hangi ayına kadarda yatacak, ve ağır hasta şu anda...

Bu yazımın aşağısına,Hasan Gülbahar hakkında son dönemde basında çıkan haberleri ve kendi mektubunu iliştiriyorum.

O'na sahip çıkmak, bizim için bir boyun borcuydu, ama Hasan Gülbahar artık sadece bizim yoldaşımız, bizim sevgilimiz değil, O artık bütün devrimci camianın yoldaşı, onuru ve gururu, onuru....

Yalnız bırakmayalım O'nu.....

Halim Kar (oturan adam)

-27 Mart 2016-

...................

Hasan Gülbahar'a Özgürlük için 5 bin İmza

Ömrünün neredeyse tamamını zindanlarda geçiren Hasan Gülbahar hala tutuklu. Evrensel’den Damla Yetkin, Hasan Gülbaharı’n durumu ile ilgi özel bir haber hazırladı:

Türkiye’de en uzun süre cezaevinde kalan 3 kişiden biri olan ve 4. yargı paketiyle birlikte serbest bırakılan Hasan Gülbahar’ın kısa süreli özgürlüğünün ardından tekrar cezaevine gönderilmesine karşı “Gülbahar'a özgürlük” talebiyle 5 bin imza toplandı.

Gülbahar’ın avukatı, müvekkilinin cezaevinden çıktıktan sonra İHD faaliyetlerine katılmasının rahatsızlık yarattığını, bu nedenle yargının Gülbahar’a özel bir hukuk uyguladığını söyledi.

12 Eylül darbesinin ardından TİKKO üyeliği suçlaması ile 1981 yılında tutuklanan Gülbahar, 1991 yılında şartlı salıverilmişti.

1995’te örgüt üyeliği suçlaması ile tekrar tutuklanan ve şartlı salıverilme şartlarını ihlal ettiği gerekçesiyle iki suçla yargılanan Gülbahar, 2017 yılına kadar hüküm giydi.

Türkiye’de en uzun süre cezaevinde kalan Tahir Canan, Muzaffer Öztürk ve Hasan Gülbahar 4. Yargı Paketi ile birlikte 2013 yılında serbest bırakılmıştı.

Ancak Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği Gülbahar ile ilgili tahliye kararına, 11. Ağır Ceza Mahkemesi itiraz etti.

Gülbahar’ın cezasının 5 buçuk yıl daha infaz edilmesine karar verildi.

Gülbahar ise bu kararı suç duyurusunda bulunmak için gittiği adliyede öğrendi. Ticaret lisesinde okurken tutuklanan Gülbahar, tamamlayamadığı eğitim hayatı nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığına dava açmak için adliyeye gittiğinde gözaltına alındı.

Kısa bir süre özgürlüğü tadan Hasan Gülbahar tekrar tutuklanarak Mersin E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi.

‘KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ HUKUK VAR’

Hasan Gülbahar’ın avukatı Mürsel Balı Özmen kararla ilgili, “Hukuki statü bakımından Tahir Canan’larla aynı durumda. Burada kişiselleştirilmiş bir hukuk var. 4. yargı paketi ile serbest bırakılan ülkücüler ve solcular var.

İki uç örnek.

Ama bu durumu Hasan Gülbahar’a uygulamıyorlar.

1981’den beri kendisi doğru düzgün dışarıyı görmemiş. Topluma bir mesaj veriliyor. Gülbahar maalesef şanssız doğdu, şanssız ölecek” dedi.

Tahliye edildikten sonra işe başlayan ve İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesinde yönetime giren Gülbahar için avukatı Özmen, devrimci hareketin tanınmış isimlerinden olan müvekkilinin cezaevinden çıktıktan sonra İHD faaliyetlerine katılmasının rahatsızlık yarattığını söyledi.

Özmen, “Onun yaptığı bir hukuksuzluk değil. Gezi eylemlerine herkes katıldı mesela. Hukuk var kitap var. Bunlar hukuku kişiye göre uyguluyorlar. Dışarıdan gayriresmi belgeler geliyor, bu adam uslanmaz diye. Gözünün üstünde kaş var içeri atalım diye” şeklinde konuştu.

   DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN DAYANIŞMA

Kısmi Wernicke Korsakoff hastası olan ve kalp rahatsızlığı yaşayan Hasan Gülbahar için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapan Avukat Özmen, Almanya’dan, Avrupa’dan, Amerika’dan 5 bin imza toplandığını söyledi.

Gülbahar’ın tahliyesi için her yolu deneyeceğini belirten avukatı Mürsel Balı Özmen, “Bu haykırışa ses veren 5 bin imza sahibi duyarlı insan, kişiselleştirilmiş hukukun; gerici, yasa dışı yönetimlerin toplumu baskılama, aşağılama yöntemi olduğunu söyleyerek dünyanın her yerinden Hasan Gülbahar'a selam ediyor” dedi.

‘ÖZGÜRLÜĞÜMÜ GERİ İSTİYORUM’

Hasan Gülbahar kaleme aldığı mektubunda şunları dile getirdi:

12 Eylül dönemi mahkumiyetlerinden dolayı 10 yıldan beri içeride olanların tahliyesini sağlamak için çıkarılan yasada Meclisteki tüm partilerin imzası var.

Bakanlık yeniden tutuklanmamı isteyen itirazını sadece benim için yapıyor.

Kişiselleştirilmiş hukuk olur mu?..

12 Eylül darbesiyle 19 yaşımda başlayan mahpusluk hayatımı bir iki yıllık soluklama dışında 60 yaşımda noktalamam isteniyor.

Artık yeter! Özgürlüğümü geri istiyorum!”

23 Mart 2016- Evrensel- kaypakkaya-parizan.org

..........................

32 Yıllık Tutsak Hasan GÜLBAHAR Sürgüne Yollanışlarını Anlatıyor..

Hasan Gülbahar'ın bir yoldaşına yolladığı ve yeniden Sürgüne yollanışını, sağlık durumnuu anlattığı mektubu:

***********

Hasan Gülbahar/ Sevgili Adil Hocam, Merhaba;

Özlemle kucaklıyorum seni, sizleri ve yaşamınızda içinizi ısıtan, ışıtan güzelliklerin hiç eksik olmamasını diliyorum. Umuyorum ki herşey yolundadır sizden taraf.

Sonunda oturup yanınızda olmayı gerçekleştirebiliyorum şu an. Seni, sizi epeydir habersiz de bıraktım.

Kusuruma bakmayın. Ama son aylarda tadım kaçıktı. Hem genel süreç hem de özelde sağlık problemlerinden dolayı.

Bir de buna Çukurova’dan Trakya’ya zorunlu göçertme de eklenince normal yaşam tepetaklak oluverdi. Neyse konuşuruz daha.

Evet, uzak mı uzak düştüm sizlere. İnsan yüreğinde taşısa da dostlarını, sevdiklerini; aynı havayı soluduğunu düşündürecek kadar yakın olduğunu bilmek artı bir rahatlık elbet.

Mesafeler aşılmaz şeyler değil mutlaka. Ancak işin kötü tarafı normal olmayan şeyler hep artı bir yük oluşturunca fazladan enerji ve zaman harcamak zorunda kalıyorsun.

Maalesef öyle bir ülkede dünyaya gelmişiz ki normal olan şeyi ara ki bulasın!

15 Şubat sabah sayımı gecikince bir caparoğlu olduğunu anladık. Ve öyle de çıktı!

İsimleri okuyup, “hadi Bakanlık sevkinizi çıkarmış gidiyorsunuz” dediler. Alelacele hazırlandık.

Kapıaltına giderken 20 kişi olduğumuzu öğrendik. Ve bir yığın gardiyan, asker robocoplar, askerler, ambulans, itfaiye... Sanki savaş çıkacakmış gibi abartılı mı abartılı bir hazırlık yapmışlar. Nereye dedik.. Tekirdağ F1 ve F2 dediler.

İki ring çıktık yola. Bir de eşyalarımızın yüklü olduğu bir kamyonet. Pozantı-Ulukışla üzeri akşam Ankara’daydık. Tabi daracık hücre kabinde, plastik koltuklarda tıkış tıkış bir yolculuk. İhtiyaç molası verdik bir-iki.

Bir de baktık Eskişehir’den sonra Bilecik, Bursa sınırları, Balıkesir ve feribotla Çanakkale Boğazı’nı geçip Tekirdağ sınırlarına girdik.

16’sı sabaha karşı 8 gibi de F1’in önündeydik. Diğer ring F2’ye gitmişti. Biz de on kişi F1’e ineceğimiz yorumunu yaparken 7 kişiyi orada bırakıp biz kalan üç kişiyi de F2’ye indirdiler.

Baktık diğer arkadaşlarda orada. Girişte ve hemen yapılan yerleştirmede genelde özel bir sorun yaşamadık. Üç-dört hevale biraz yönelim olmuş, sonradan öğrendik.

Hepimizi dağıttılar. Kimimizi ikili eski arkadaşların yanına, kimilerimizi de bizim gibi üç kişi olarak boş hücrelere verdiler. Ne temizlik yapacak malzeme var, ne de kantinden alma imkanı!

Neyse çevremizdeki dostlar, hevaller sıcak çay, kahve ile biraz yol yorgunluğumuzu aldılar. Acil ihtiyaçlarımıza yetiştiler.

Doğrusu buraya yabancı insanların bir de parası yoksa vay haline!

Elini yıkayacak sabun da bulamaz, içecek bir bardak sıcak çay da.

Yıllar sonra yeniden hücrelere ve günübirlik ayakkabı, tel.tekmili, sınırlanmış renkler ve eşyalara ve herşeyden önce tecritle yüzyüze olmak tatsız mı tatsız bir duygu elbet. Hapishane yüzlerce arkadaşınla dolu ancak ne sesleri geliyor sana, ne yüzlerini görebiliyorsun!

En yakınındaki arkadaşların “günaydın” ve “iyi akşamlar” sözlerini bağırmaları sessizliği bölen zaman dilimleri oluyor. Bir de küçük sohbet notlarıyla varlıkları görünürlük kazanıyor. Geçen yıllar içinde herşey bıraktığım gibi anlayacağın Adil Hocam.

Şimdi yerleştik sayılır. Eski arkadaşlar TV.ve ketıl yolladılar. Zorunlu ihtiyaçları hallettik gibi. Kantinden almaya başladık bir hafta sonra,  Osmaniye’den paralarımız gelince.

Üç kişiyiz. İki hevalde Mersin’den. Osman Bozkurt 3 yıldır içeride ve bizim oranın MKM çalışanı. Diğer heval Mustafa İlgün 9 yıldır içeride.

Yeni Pazar’dan. Yattıkları kadar cezaları var kalan. İlişkilerimiz ve paylaşımlarımız gayet iyi.

1.5 yıldır onların ortamlarında kaldım ve oldukça rahat ettirdiler sağolsunlar. İnsan ortak sorunların sahibi olup, birlikte çözüm aramayı da beceremiyorsa; karşılıklı duyarlılıklar da haliyle gelişiyor. Nerede olunursa olunsun.

Bende geçici olarak buradayım. Bir arkadaşım var, onun yanına geçmek için girişimde bulundum. O arkadaşta yıllardır tek kalıyor. Biraz onun için de değişiklik olacak. Biraz sürebilir ama geçiş.

Osman ve Mustafa hevallerin de selamları var.

Adil Hocam, 55 Mahpus 55 Fotoğrafçı Sergisi için davetini almıştım. Çok teşekkürler. Tabi broşürü de çokta güzel olmuş. Tülin’in özel olarak ellerine sağlık.

Benim yolladığım yorumlardan seçecektin hani Adil Hocam. Hepsini koymuşsun. (…) Herşeye rağmen farklı ve hoş bir çalışma olmuş.

Gazetelerde İstanbul ve Urfa’daki sergiler ve röportajları da okumuştum.

Görülmüştür Ekibi yanı sıra Red fotoğraf grubuna ve Özcan Yaman'a da ayrıca teşekkürler.

Ben pek iyi olduğumu söyleyemem.

Gelmeden önce gözlerimde körlüğe kadar gidebilen GULOKOM adlı bir rahatsızlık tespit ettiler.

Şimdi burada da tam ayrıntılı tahlil isteyerek netleştirme girişimim oldu.

Geldikten sonra da, senin yanında rahatsızlanmam aynen yinelendi.

Acil 112 geldi. Nabız alamadıklarını ve tansiyonun çok düştüğünü söyleyerek ambulansla hastahaneye kaldırdılar. Serum, iğne vs.ile göğüs ağrım ve mide rahatladı. Kardiyoloji uzmanı anjiyo CD’si istedi, kontrole gideceğim onunla.

Bu durumlar canımı da sıkıyor\sıktı. Mahkemeye rahatsızlıklarımı ve upuzun mapusluğumu belirterek acil görüşme talebinde bulundum. Avukatlarım da geldi. (...)

İnsan dışarıdaki yaşananların ağırlığına bakınca bazen sıkıntı duyuyor sorununu dillendirmekten.

Ancak herbiri bir parçası bize yönelik haksızlığın, hukuksuzlukların. Bir şekilde ruhumuzu karartmama çabasındayız. Hissettiklerimiz bu yönlü farklı değil.

 

Tülin’in 8 Mart’ını özlemleriyle taçlanacağı günleri yaratacaklarına olan inancımla ve birlikte yürümenin onuruyla kutluyorum.

Öykücüğüm’ü kocaman öpüyorum. Tüm ortak dostlara da içten sevgi ve selamlar. Seni de sıcak duygularla kucaklıyorum.

Dostlukla

Hasan

görülmüştür.org

7 Mart 2016-

-----------------

Hasan Gülbahar

2 No’lu F Tipi Hapishane

A-6

TEKİRDAĞ

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.