Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

...15 Temmuz 2016  'askeri darbe girişimcileri' ise, bunun tam tersini yaptı.  Önce, 'Basından', 'askeri darbe yaptık' diye açıklama yaparak işe başladılar.

Adeta, Cumhurbaşkanına, Başbakan'a; 'biz darbe yaptık, aman ha aman, kendinize dikkat edin, bütün tedbirlerinizi alın' der gibiydiler.


 

15 Temmuz- 'Askeri Darbe Girişimi'; Oyun içinde Oyun-Mu?


Bu güne kadar yapılan 'askeri darbelerin' şöyle bir değişmez özelliği vardı;

 

Önce, Cumhurbaşkanı, Başbakan, ve diğer Bakanlar  'derdest' edilir, 'etkisizleştirilir' yan, tutuklanır, gözaltına alnır, ardından 'TRT' binası basılır ve 'Cunta Bildirileri' okunarak, 'Darbe Yapıldığı' bütün ülkeye duyurulurdu. (o zamanlar bir tek TRT vardı ve 'yazılı basın' denetime alınırdı)


15 Temmuz 2016  'askeri darbe girişimcileri' ise, bunun tam tersini yaptı.


Önce, 'Basından', 'askeri darbe yaptık' diye açıklama yaparak işe başladı. (üstelik bütün basını da denetimlerine almamışlardı daha)
Adeta, Cumhurbaşkanına, Başbakan'a.... 'biz darbe yaptık, aman aman kendinize dikkat edin, bütün tedbirlerinizi alın' dercesine...
 Bu açıklamalarının ardından, Cumhurbaşkanını, Başbakan'ı, diğer Bakanları aramaya aramaya başladı...

Yani, böylesi bir aptallığı;  TSK gibi ismi- yaşamı 'Darbelerle' anılan bir gücün yapması mümkün değil.
Çünkü, bu durumun bir benzeri; Talat Aydemir- Fethi Gürcan darbesinde yaşanmıştı.


                   TALAT AYDEMİR


Kısa bir alıntı verelim bu konuya ilişkin: 'Binbaşı Fethi Gürcan’ın, Çankaya’dan ayrılmadan önce Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın tutuklanmaları istedi ama,  Albay Talat Aydemir kabul etmedi. Bunları serbest bıraktı.


 İsmet inönü bu yapılanları (darbecilerle görüşmeleri yapanlardan biri İ.İnönünü damadı; Metin Toker'di)  duyunca; "Kelleni ortaya koyduysan, Kelle almasını da bileceksin Şu andan itibaren biz kazandık!" demişti.


Talat Aydemir, Fethi Gürcan'la birlikte  aynı hatayı 20-21 Mayıs 1963’teki ikinci darbe girişiminde de tekrarladılar. Cumhurbaşkanı, Başbakan'ı.. tutuklamayı ret ettiler.


Sonuç şuydu;  hem darbe fiyaskoyla sonuçlandı, (tıpkı 22 Şubat 1962'de yaptıkları darbe gibi) hemde yağlı urgan boyunlarına geçirildi.

Fethi Gürcan 27 Haziran 1964'de, Talat  Aydemir ise 5 Temmuz 1964'de idam edildi.

 

Kısacası; İsmet İnönü kurdu, haklı çıkmıştı; 'kellesini bu yolla koyanlar, kelle almayıda göze almalıydı, yoksa kendi kellelerini kaybediyorlardı... -Wikipedia dan aldık bu bilgileri-
....................


  OYUN içinde OYUN-MU VAR?


Tekrar geriye dönersek:


Darbe üstadı, İsmet İnönü'nün  belirtiği gibi, eğer bunları yapmazsan Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı... tutuklamazsan), kendi kelleni verirsin!
15 Temmuz Darbecileri, Talat Aydemir'in aynı 'hatasını' tekrarladı.


Ama,  meselenin bu kadar basit bir hatanın  tekrarı olduğunu düşmek, biraz işin kolayı.


Çünkü;Talat Aydemir, sadece bir Albay'dı. '15 Temmuz darbe girişimcilerin içinde' ise, çok sayıda Generallerinde olduğunu görüyoruz. Yani, Darbe konusunda yetkin bir takım var karşıda.


Böyle basit bir hatayı tekrarlamaları mümkün değil.


Şu güçlü bir olasılıktır:


Muhtemelen,  bu kesime ,'birlikte bir darbe yapacakları' konusunda  sözler,  güvenceler  verildi ve kendi aralarında 'GÖREV DAĞILIMI' yapıldı.   Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, İç işleri bakanı'nı, Dışişleri, Savunma bakanı'nı...(her  'Askeri Darbe'de ilk gözaltına alınan bunlardır) tutuklama işini başka bir gurup üstlendi... ama görevini yapmadı.


Bugün suçlanan grup ortaya sürüldü, sonra yalnız bırakıldı (çünkü bu bir tezgahtı...) ve daha sonra da bunlar günah keçisi ilan edildiler.
Ve keza, bu 'darbe girişimi'nin hemen ardından, ABD'nin 'Seçilmiş Hükümetin' yanında olduğununu, döne döne açıklaması, ve ABD'nin rahatlığı  gözden kaçırılacak, veya es geçilecek durumlar, değil...


Mısır'daki Mursi darbesinde gıkı çıkmayan ABD, hemen Darbecilere tavır alması ve 'Darbecilerin ortada sap gibi yanlız' kalması, ABD'siz düşünülecek bir ortam ve durum değil. hele hele bu 'darbe girişimi'nin ardında (sadece basit bir iddia bu) Fethullah Gülen tayfasının olduğu iddiası veya parmağı varsa, ABD emperyalistlerinin bu 'tezgahın' mimarı olduğunu düşünmek hiçte gereksiz değil, hatta tam isabetli bir yorum olacaktır....


   TAYYİP artık ÖMÜR BOYU TİRAN!


 Bazı yazarların, 'bu darbe girişimi Tayyip Erdoğan'ı büyüttü, derken haksız değillerdi.


O'nun istem ('başkanlık sistemi') ve özlemlerinin mesela daha çabuk yerine getirmesi bu özlemlerinden sadece biriydi. Ama, asıl tehlike, Almanya'nın önde gelen siyaset bilimcilerinden Ortadoğu uzmanı Michael Rüders'in çok yerinde belirttiği gibi, Recep Tayyip Erdoğan hırsız ve katilinin eline, her türlü muhalefete; 'vatan hayini' diye azgınca saldırmasının ve bunları susturmasının vede çoğu partiyi  kapatmasının imkanlarını verdi...


Kısacası; ABD'nin başımıza musallat ettiği bu beslemenin, TEK ADAM sultasının eline sınırsız fırsat verdi....

ABD, bu tür oyunlarla bir çok hırsızı-katili, istihbarat elemanlarını 'kahraman' gibi gösterip toplumun başına dikti...
(Tayyip Erdoğan'ın havaalanından ayrılmaması ise, bir başka merak konusu. Hatta uçaktayken, ne güvenceler alıp buraya geldiği de hala muamma. Çünkü, her diktatör gibi, fare kadar korkak biri)


Dahası; eğer bu 'Darbe Girişiminin', Fethullah Gülen Örgütü ile ilişkisi varsa  (ki, bu konu hala net değil, sadece iddia boyutunda, -daha enteresanı F.Gülen darbeyi kınadı-ama, diyelim ki var) bu durumu ABD'nin bilmemesi MÜMKÜN DEĞİL!..


Olay hala taze ve ceset henüz otopside. Sonucu görmek için beklemekten ve izlemekten başka çare yok..

16 Temmuz 016- devrimcidemokrat.com

Not: Okurların, faşist Türk ordusunun 'darbe geleneğini' ve bu orduyu daha yakından tanıması için, Talat Aydemir darbesinin ayrıntılarını anlatan bir yazıyı alta ekliyoruz:.

................

Talat Aydemir Olayı nedir?

Yakın tarihimizdeki başarısız bir askeri darbenin trajik hikayesi.


Türkiye’nin son 50 yıllık tarihini anlatmaya kalktığımızda dönüm noktaları olarak ister istemez darbe tarihlerinin üzerinde durmak zorunda kalırız. Bugün hala varlığını sürdüren rejimin temel kurumları ve kurumlar arasındaki ilişiklerin formu darbe dönemlerinde şekillenmiştir.


27 Mayıs 1960 askeri darbesi hep Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun idamları ile anılır.


Oysa darbe döneminin artık pek anımsanmayan iki önemli idam cezası daha vardır. 1962 ve 63’te iki defa darbeyle hükümeti devirmeye çalışan Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan’ın idamı.

31 Ekim 1963 tarihinde Askeri Yargıtay, Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Osman Deniz ve Erol Dinçer'in idamına ilişkin kararı onadı. Meclis Talat Aydemir ve Fethi Gürcan'ın cezalarını onaylarken diğer iki idam hükümlüsünün cezasını müebbede çevirdi.

Fethi Gürcan 27 Haziran 1964'de, Talat Aydemir ise, 5 Temmuz 1964'de idam edildi.

Bu idam orduda, hiyerarşi dışı, alt kademelerinin inisiyatifiyle gerçekleşen 27 mayıs darbesinin
yarattığı hizipleşmeyi bir hizaya sokarken, daha sonraki darbelerin de ast üst ilişkisi içinde gerçekleşmesinin önünü açtı.

Milli Güvenlik Kurulu’nun kalıcılaşmasının en büyük nedenlerinden birisi de kuşkusuz bu albaylar cuntası girişiminin yarattığı travmadır.

Aydemir için idama giden yol ne tuhaftır ki yıllardır gerçekleşmesi için ordu içindeki komitacı örgütlenmeler içinde yer aldığı darbeyi kaçırmasıyla başlamıştır. O sıra Güney Kore’de olduğu için 38 kişiden oluşan Milli Birlik Komitesi
içinde yer alamamıştır.

 

Bu hem onun kendisini hep biraz dışlanmış hissetmesine neden olmuş hem de daha sonraki süreçte darbenin esas öznesi alt kademe subayların tasfiyesiyle yeni bir odak olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır.

27 Mayıs - Alparslan Türkeş bildiriyi okuyor


Aziz Vatandaşlar; Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini ele almıştır…

 

27 Mayıs 1960 sabahı Albay Alparslan Türkeş’in radyodan okuduğu darbe bildirisi bu sözlerle başlar.

 

‘Son müessif hadiselerle’ Cumhuriyet’in kurucularından İsmet İnönü’ye yönelik Ege ve Kayseri’de yapılan saldırılarla, DP’nin muhalefete yönelik tahkikat komisyonunun öğretim üyelerine yönelik cezalandırmaları sonucu başlayarak ölüme ve üniversitelerin kapatılmasına giden öğrenci eylemler kast edilmektedir. Bir de tabii ki Harbiyelilerin 21 Mayıs’ta yaptığı meşhur sessiz yürüyüş vardır.

27 Mayıs darbesinin mimarları çoğunlukla Albay, Binbaşı ve Yüzbaşılardan oluşan orta kademe subaylardı. Hepsinin darbeyle umut ettiği şey farklıydı.

 

Babacan ve siyasetten uzak olduğu ve yeterli kıdemi olduğu için darbenin ve Milli Birlik Komitesi’nin başına getirilen Kara kuvvetleri eski komutanı Cemal Gürsel gibi üst düzey subaylar gerekli düzenlemelerin yapılıp bir an önce demokrasiye geçilmesinden yanaydılar. Talat Aydemir gibi radikaller ise siyasilere güvenmeyip geçiş süresinin uzatılmasından o sırada rejimin temellerinin oturtulmasından yanaydılar.

Bir hizipler birliği olarak oluşan MBK’sinin bu sorununu darbe yapılır yapılmaz Ankara ’ya getirilen Sıddık Sami Onar başkanlığında bir araya gelen beş hukuk profesörü çözdü.

 

Bir bildiri yayınlayarak Demokrat Parti’nin meşruluğunu kaybettiğini ilan ettiler.

31 Ağustos’ta DP kapatıldı. 12 Haziran’da geçici bir anayasa yayınlandı.

Fakat radikal subaylarla üst kademe arasındaki açı giderek arttı. Radikaller önce 235 general, 5000 albay ve binbaşıyı emekliye sevk eden kararı, sonra ise 147 öğretim üyesini üniversiteden attıracak kararları MBK’sinden geçirdiler.


Sonunda Gürsel harekete geçti ve 13 Kasım’da Alparslan’ın da içerisinde olduğu darbeyi palanlayan en dinamik ve radikal 14 subayı MBK’sinden arttı. Böylece orta kademe subayların radikalleşme süreci de hızlanmış oldu.

27 Mayıs darbesi sonrası cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel...


Ardından demokrasiye geçişe yönelik girişimler hız kazandı. 6 Ocak 1961’de Kurucu Meclis toplandı. Bu Meclis’in görevi öğretim üyelerinin hazırladığı Anayasa Taslağının meşruluğunu sağlamaktı. 61 Anayasa’sı bugüne kadar gelen kurumlarıyla Türkiye’deki güçler dengesini yeniden kuran metindir. Anayasa mahkemesi, Milli Güvenlik kurumu, üniversitelerin özerkliği, ifade özgürlüğünün genişlemesi, sendika hakkı bu dönemin ürünüdür. Ayrıca sonradan kaldırılan senato ve seçimlerde nisbi temsil sistemi de getirilmişti.

13 Ocak’ta siyasal yasaklar kaldırıldı. 9 Temmuz 1961’de Anayasa oylandı ve yüzde 61. 7 ile kabul edildi. 15 Ekim 1961’de seçimler gerçekleşti. Seçim sonuçları TSK için tam bir hayal kırıklığıydı.

Bu tarihlerde hızla demokrasiye geçilirken aynı zamanda devrilen DP iktidarının yargılama süreci gerçekleşti. Sanıklar aleyhine üç ceza, dokuz yolsuzluk ve yedi anayasayı ihlal davası açıldı. 123 kişi beraat etti. 31 kişi ömür boyu hapse mahkum edildi. 418 hafif ceza, 15 idam cezası verildi

Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edildi. Birçok kişiye göre demokrasiye geçiş kararını alan Generallerin tasfiye ettikleri orta kademe subayların ordu içinde örgütlediği baskıya karşı verilmiş ödündür bu idamlar.

Seçimler ordu içindeki rahatsızlığı tam anlamıyla ayyuka çıkaracak bir şekilde sonuçlandı. İnönü yüzde 36. 7, Adalet Partisi yüzde 34. 7, DP geleneğinden gelen Yeni Türkiye Partisi yüzde 13. 4, sonradan başına Alparslan Türkeş’in geçeceği CMKP ise yüzde 13. 4 oy aldı.

Talat Aydemir’ e göre, seçimler sonunda ulusal irade tam olarak gerçekleşmemiş ve bu durum silahlı kuvvetler içinde fikir ayrılığına neden olmuştu. Bu rahatsızlık seçimden sonra Meclis’e giren dört siyasi partinin kabul ettiği Çankaya protokolü ile bir nebze aşıldı.

Buna göre:


1- Siyasi Partiler Cumhurbaşkanlığı için aday göstermeyecek ve Cemal Gürsel’ e oy verilmesi için liderler, gruplarında ellerinden gelen çabayı göstereceklerdi.


2- Ordu mensuplarına tanınmış herhangi bir hak geri alınmayacağı gibi Eminsular’ la 19 ilgili kanun da değiştirilmeyecekti.
3- Yassıada hükümlüleri hakkında şimdilik bir af kanunu çıkarılmayacaktı.


4- 147’ler üniversitelere alınmayacaktı.

Fakat bu mutabakat kısa bir süre sonra sarsıldı.

 

Meclis’te DP’liler giderek daha yüksek bir sesle af önerisini seslendirmeye başladı. Ordu içinde iktidarı zamansız bırakmak tedirginliği o kadar yaygındı ki küçük olaylar bile kışlalarda büyük tartışmalar yaratabiliyordu.

 

1962 yılının ilk ayında, ihtilalci kuvvetleri tahrik edici gelişmelerden birisi de, Nuri Beşer olayı idi. 27 Ocak 1962’de Nuri Beşer, Ankara’daki Anadolu Kulübü’nde subay aileleri için ağır küfürler etmesi büyük infial yaratmış, Adalet Partisi, bu zor durumdan kurtulmak amacıyla, 31 Ocak 1962’de Nuri Beşer’i partiden ihraç etmişti.

İsmet İnönü rahatsızlığı fark etmişti: “Ortada bir yandan ikinci bir ihtilal olacağı rüzgarı, bir yandan da 27 Mayıs’ın intikamı alınmaya çalışılıyor havası estirilmeye çalışılıyor…” 9 Şubat’ta İstanbul Balmumcu’da, başkanlığını Korgeneral Refik Tulga’nın yaptığı ve 59 subayın katıldığı toplantıda, 28 Şubat’ı geçmeyecek şekilde, hiyerarşik düzen içinde askeri bir müdahale yapılması kararı alındı. Fakat bu süre içinde İnönü ve Subay müdahaleyi engellemek için ciddi bir çalışma yaptılar ve toplantıya katılanlardan bir kısmını pasifize ettiler.

Talat Aydemir darbeyi şu gerekçelere dayandırıyordu: 1- 27 Mayıs ihtilalinin hedefine ulaşmamış olması, 2- 27 Mayıs 1960’tan önceki durumda olduğu gibi halkın 2 gruba ayrılmış olması ve “Milli Birlik” ruhunun yaratılamamış olması, 3- Parlamento içinde bir kısım siyasilerin maksatlı tutumları ile silahlı kuvvetlerin halk ile karşı karşıya getirilmiş olması, 4-Seçim sonrası, siyasi ortamda istikrarlı ve dinamik bir hükümet kurulmayışı yüzünden ülkenin asıl temel davası olan reformların ele alınmayışı

Yine de Talat Aydemir’in ilk darbe girişiminin onun iradesi ile başladığı söylenemez. 20-21 Şubat’ta Talat Aydemir ve arkadaşlarının harekete geçeceği söylentisi Ankara’da yayılınca onu destekleyen birlikler kendiliğinden harekete geçti Ertesi gün Aydemir durumun farkına varıp alarmı kaldırttı.


Fakat Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, gece bunu affetmeyi taylın kararı aldı. Aydemir buna karşı çıkıp Sunay’a üç maddelik bir muhtıra verdi. Muhtıra kabul edilmeyince de darbe başlamış oldu.


Aydemir tayin haberini alınca, subay taburuna çıkmış ve yeni mezun olmuş 600 Asteğmen’e hitaben konuşma yaparak saat 15. 00’te Harb Okulu’nu alarma geçirmişti.


Binanın alt katında bulunan cephane açılmış ve mermi dağıtımı başlamıştı. Zaten Hava Kuvvetleri’ne 19 Şubat’ta alarm verilmişti. Aydemir yanlısı 229. Piyade Alayı alarma katılmamış, yeni komutan duruma hakim olmuştu.

Hükümet tarafından, Çubuk’tan 230. Piyade Alayı, Polatlı’dan Topçu Birlikleri getirilmişti ama bunların komutanları Harb Okulu’na giderek Talat Aydemir’in emrine girdiklerini bildirmişlerdi.


Aydemir bu duruma güvenerek Cumhurbaşkanı’ndan şu şartların gerçekleştirilmesini istemişti:


1- Kendisi ile birlikte emekliye sevk edilen arkadaşlarının yerlerine dönmesi,


2- 200 milletvekilinin milletvekilliği düşürülecek, eğer olamazsa Meclis’in feshi, 3- Anayasanın bazı maddelerinin düzeltilmesi,

İSMET İNÖNÜ: KELLE ALMASINI DA BİLECEKSİN


Olayları izleyen Başbakan, Bakanlar, Parti liderleri, Genelkurmay Başkanı Çankaya’da toplantı halindeydi.

 

Bu arada Fethi Gürcan, Talat Aydemir’i arayarak köşktekileri enterne etmeye hazır olduğunu söylemiş;


Aydemir ise, hepsinin serbest bırakılmasını emrederek; “Bırak gitsinler” demiştir.

 

Talat aydemir' in serbest bırakma emrinin peşi sıra İ.İnönü aynı zamanda arabulucu olan damadına tarihi cümlesini söyler; "kelleni ortaya koyduysan kelle almasını da bileceksin şu andan itibaren biz kazandık!"

Akabinde orduda fazla bir taraftar bulamayan darbe girişimi çözülür. Sabaha karşı okula dönme emri alan Harb Okulu öğrencilerine Genelkurmay’dan verilen emir üzerine, yarıyıl tatilinin de yaklaşması nedeniyle 20 günlük tatil verilmişti.


Aynı gün akşam saatlerinde Talat Aydemir, Harb Okulu Alay Komutanı Kurmay Albay Turgut Alpagut, Genelkurmay Harekat Dairesi’nden Kurmay Albay Dündar Seyhan ve Kurmay Albay Emin Arat gözaltına alınmıştır.

22 Şubat darbe girişimine katılanlar kan dökülmediği için bir ceza almadılar fakat Aydemir ve üç albay ile 69 subay ve 4 astsubayın orduyla ilişiği kesildi.

"HARBİYELİ ALDANMAZ’


Başbakan İsmet İnönü’nün, Talat Aydemir’in serbest bırakıldığı 26 Şubat 1962 günü, 22 Şubat Olaylarını değerlendirdiği konuşmasında Harb Okulu öğrencilerinin aldatıldığını belirtmesi sonucunda yeni olaylar çıkmış ve bazı öğrenciler üzerinde ‘‘Harbiyeli Aldanmaz’’ sözleri yazılı bir çelengi Taksim’deki Atatürk Anıtı’na koymuşlardı.


Bu sözler, daha sonra 21 Mayıs’ın parolası olarak kullanılmıştır.

Türkiye bir darbe girişimini atlatmış olmasına rağmen ordunun vesayeti altındaki Meclis’te siyasi istikrar bir türlü sağlanamadı.
24 Haziran 1962’de CHP- CKMP -YTP Koalisyon Hükümeti kuruldu. DP’lilerin genel af ısrarı devam ettiği gibi Menderes’in idam yıldönümü olan 17 Eylül 1962 protesto gösterilerine sahne oldu.

 

Bu olayın ardından kendisine ‘Milli Devrim Ordusu’ ve ‘Kuvayi Milliye’ ismi takan gruplar İstanbul ve Ankara’da ‘gericilere’ yönelik ağır tehditler içeren bildiriler dağıttılar.

Ardından Celal Bayar’ın 23 Şubat’ta şartlı salıverme olayı gerçekleşti ve bir törene dönüştü. Fakat tepki o kadar sert oldu ki Bayar tekrar gözaltına alındı. İşte tam bu dönem aralarında Alparslan Türkeş’in de bulunduğu ‘14’ler Türkiye’ye dönmeye başladı. Bu geri dönüş ve yükselen Kemalist tepki mutlaka Aydemir’in yeniden harekete geçmesini sağlayan önemli motivasyon kaynakları idi.

‘HASTANIZ İYİDİR MERAK ETMEYİN’


22 Şubatçıların oluşturduğu Türk Silahlı Kuvvetler Birliği’nin fikir karargahı, 1963 yılının Mart ayında düzenlediği toplantıda kuvvetleri gözden geçirmişti.


Fethi Gürcan’ın bizzat yönlendirdiği Tank Okulu’ndaki Tank ve Süvari subaylarının kursu, Nisan’ın ilk haftalarında biteceği endişesi ile 20 Mart- 20 Nisan tarihleri arasında bir gün ihtilal yapılması uygun görülmüştü.


 Bu ihtilal hareketi, 20 Mart günü Emniyet tarafından öğrenilince bir süre durduruldu. Fethi Gürcan, Cevat Kırca ile Ankara’da ki harekatın başladığını telefonla bildirmek üzere aralarında “Hastanız İyidir, Merak Etmeyin” parolasını belirlemişlerdi

İHBARCI ALPARSLAN TÜRKEŞ


22 Şubatçıların ihtilal yapacağını yurda döndükten sonra Aydemir ile anlaşamayan 14’lerin lideri Alparslan Türkeş, emekli Binbaşı İzzet Köz’den öğrendikten sonra İsmet İnönü’ye haber verdi. İsmet İnönü’nün Türkeş’in ihbarına karşılık “Olmaz öyle şey!” demesinden üç buçuk saat sonra 23. 30’da ihtilal fiilen başlamıştır

22 Şubatçılar Harb Okulu’na girerek alarm vermişlerdi. Turgut Alpagut, Alay Komutanlığı görevini aldıktan sonra okuldaki nöbetçi subay heyetini tutuklatıp başlarına öğrencilerden bir grup nöbetçi dikerek Harb Okulu’na hakim olmuşlardı.

Radyo ihtilalciler tarafından ele geçirilip anonsa başlayınca hükümet durumun ciddiliğini anlamış ve tedbirler almaya başlamıştı. Sabaha karşı Genelkurmay Başkanı’nın ültimatomu yayımlandı. Bu ültimatomdan sonra, ihtilalcilerin karargahı olan Harb Okulu iyice karıştı. Harb Okulu, hükümet kuvvetleri tarafından sarılmıştı.

Talat Aydemir


Saat 05. 30’da Mürted Üssü’nden kalkan iki jet uçağına, ihtilalcilerin mevzilerine ateş açma emri verilmiş ve jetler, Harb Okulu’nun yollarına ateş açmışlardı. Bu sırada Harb Okulu’na doğru ilerleyen Muhafız Alayı’nın ileri hattaki birlikleri jetlerin yaylım ateşi açması sonucu dağılmışlardı. Birliğin başında bulunan Binbaşı Cafer Atilla ile iki er şehit olmuşlardı. İhtilalciler de artık her şeyin bittiğine inanmışlardı.

Olay sonunda Talat Aydemir, Mustafa Pakoba’nın Küçükesat’taki evine gitmiş; ihtilalin öncülerinden Fethi Gürcan da Batı Almanya Elçiliği’ne sığınmıştı. Gürcan ve Karazeybek elçilik mensuplarından “Siyasi mülteci” olarak kabul edilmelerini istemişlerdi. Fakat bu talepleri reddedilmişti.
Talat Aydemir ve diğer sanıklar tutuklanarak Mamak Muharebe Okulu’na götürülmüş ve Mamak’taki taş binanın koğuşlarına yerleştirilmişlerdi.

21 Mayıs olaylarında 8 kişi ölmüş, 26 kişi yaralanmıştı. Talat Aydemir’in çantasında yakalanan 44/A Sayılı belgede de; reformları gerçekleştirmek için, biri geçici olmak üzere A ve B diye 2 plan hazırlanmıştı.

A planı geçicidir. Asker ve sivillerden oluşan 26 kişilik bir konsey kurulacaktı. 6 tabii üyesi olan teşrii vazife yapacak bir güvenlik kurulu oluşacak ve 18 kişiden oluşan icra organı görevini yapacak Bakanlar Kurulu’nu seçecektir. Bu plan gerekli reformları yaptıktan sonra dar bölge sistemi ile seçim yapılarak daimi olan B planına geçilecekti.

Darbe girişimine katılan Bahtiyar Yalta, 20- 21 Mayıs 1963 başarılı olsaydı neler yapacaklarını şöyle anlatmıştı: “20- 21 Mayıs başarılı olsaydı tüm partiler kapatılacaktı yani radikal olunacaktı.


1- Bütün nüfus kayıtlarını yakacaktık. Adli sicil kayıtlarını, şahsa ait olanlar hariç, devlet ve mahkeme ile ilgili her şey yakılacaktı. Yarın gidin yeni nüfus kağıdı alın. Sistem sizi suçlu yaptı. Bundan sonra kirletmeyin, bundan sonra af yok.

 

2- Bölge kalkınmacılığına gidecektik. Üç dört ili birleştirecektik. Başına vali yanına da planlama kurulu oluşturulacaktı. Planlama kurulu 15- 20 kişiden oluşturulacak içinde öğretmen, filozof, pedegog, din adamı, mühendis, maliyeci bulunacaktı. ”

Harekatın bastırılmasından sonra toplanan Milli Güvenlik Kurulu ile Bakanlar Kurulu, Ankara, İstanbul ve İzmir’ de bir ay süreli “Sıkıyönetim” ilan etmişti Ankara Sıkı Yönetim Komutanlığı, sanıklar için üç ayrı mahkeme kurmuştu.

 

1 Numaralı Sıkı Yönetim Mahkemesi ihtilalin asıl sanıklarını, 2 Numaralı Sıkı Yönetim Mahkemesi Harb Okulu öğrencilerini, 3 Numaralı Sıkı Yönetim Mahkemesi ise, ihtilalden sonra ihtilalciler lehine teşebbüste bulunanları yargılayacaktı İdam cezası alan ihtilalcilerin avukatları, TBMM Dilekçe Karma Komisyonu’na başvurarak ölüm cezalarının müebbet hapse çevrilmesi için özel af isteğinde bulunmuşlar ancak reddedilmişti.

ECEVİT İDAM EDİLSİN DİYOR. . .


Fethi Gürcan’ın oğlu anlatıyor: “Babam ve Aydemir’in idam kararı Meclis’e geldiğinde ise, büyük bir baskı uygulanıyor ve çok az bir farkla “İdam edilsin" kararı çıkıyor. Bülent Ecevit. . . Çok ilginç bir isim, değil mi? Herkes zanneder ki, şair ruhlu, idamlara karşı, ama değil. . .

Karar verildikten sonra Mamak Askeri Cezaevinde, 26 Haziran 1964’te sabaha karşı 03. 30’da Fethi Gürcan’ın 5 Temmuz günü ise Talat Aydemir’in idam hükmü infaz edilmiştir.


Kaynak: Radikal Gazetesi 31 Ekim 2008 tarihli sayısı


http://www.turkcebilgi.com/talat_aydemir_olay%C4%B1

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.