Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

 'Bilgisizliğin verdiği mutluluğu, Hiçbir bilgi veremez'.

-Erasmus-

 

Erasmus'la ben ‘kırk’ yaşıma geldiğimde tanışmıştım.

 

'Deliliğe Övgü' kitabını ilk kez bu yaşlarımda okumuştum.

 

Eğer,daha önce tanışmış olsaydım, elimi kitaplara sürmek şöyle dursun, politika denilen fahişenin yüzüne bile dönüp bakmazdım.(çünkü ben hala, politikadan hiç anlamam zaten)

 

Ama neylersiniz ki,artık 40 yaşımdaydım o zamanlar, eşek yüküyle hatalar işlemiştim ve bir o kadarda cezam vardı.

 

Hem özür dileyip, hemde geriye adım atamazdım. Hem, kimden özür dileyecektim? TC denilen vahşet kalesinden mi? Veya ne kadar geriye adım atabilirdim ki şu sakat bacakla?..

 

İmkansızı istemek fazla hayal pereslikti. Fazla gerçekçiydim, bu yüzden rüya bile görmüyordum yıllardır; idealist olmamak için.

 

Başa sardım makarayı.

 

Oldum olası,yanlışlarımın bile savunucusu olmuşumdur.

 

Arkadaşlar bu yanlışlarımı gözüme dürtercesine; 'bak yoldaş, savunduğun yanlış, işte sonucu' demiş ve benden 'özeleştiri'beklemişlerdir bazen.

Ama ben, inadım inat köyünden geldiğim için; 'evet, yoldaşlar haklısınız, söylediklerim yanlış ama ben bunu yinede savunuyorum ve savunacağım' dediğim de çok olmuştu...

 

Cahil kalmak isterdim,hemde olabildiğince.

 

Çünkü; aklın bir sınırı vardır, gerektiği yerde durur, ama cahile pasaport gerekmez,o’nun ayak bastığı her yer zaten babasının yeridir.

 

Böyle olsaydım, ne kadar mutlu yaşardım, kim bilir?

Hiç kimse beni aldatamazdı o zaman.,

 

Kendi doğrumun peşinde, ufak çocuklar gibi koşar dururdum.

 

Ne gam,ne dert,ne düşünce, nede 'yahu yarın ne olacak?' diye bir kaygımda olmazdı hiç olmazsa.

 

Ne zaman 'akıllandığımı sandıysam?' başıma işi tamda bu zamanlarda almışımdır.

 

İşte,bunlardan biri daha, bu kez EYLÜL ayında başıma geldi.

 

12 Eylül Cuntasının vahşetini anlattığımız,kınadığımız, lanetlediğimiz bu günde, sitemizden 12 Eylül askeri faşist Cuntacılarının cinayetlerinin istatistiklerini verdik okurlara,kitleye.

 

Andık,bu kara günde yok edilenleri kendimizce.

Sonra,durup dururken,bir şeyler gelip takıldı beynimin tam orta yerine.

Bende bir problem oluştu birden bire.

 

Adı telafuzdan kaçınılan bir ikiyüzlülük girdabı, anafor gibi gelip çöktü üzerime.

 

Aynaya baktım derin derin.

 

Bu, benim görünen yüzümdü.

Aniden ürperdim olduğum yerde.

Ürperdim çünkü; demek, 'görünmeyen bir yüz' daha vardı içerimde.

 

Aradım.

 

Neredeydi bu ikinci yüzüm benim,ve neden bu yüzümü hiç göremiyorum ben, bu sima ne kadar derinim de ?...

 

Yoksa ben, hem o şey,hem de başka bir şeymiydim?

 

Hani şu adına felsefe denilen dalın sırıtarak söylediği şekilde.

 

Demek ki ben, hem hayvan,hemde insan olabiliyordum bu teoriye göre.

 

Veya; hem yalancı, hem dürüst...hem hırsız,hem adil, hem komünist, hem de faşist...

 

Ürpertim bundandı, kendi yüzümü aynada seyrederken bunları düşündüğümde.

 

İçim dışıma vurdu sonunda.

 

Sonra 12 Eylül’ü düşündüm.

 

Mevsimsiz ayrılıklar,apansız kaybolmalar ve kıran kırana vuruşarak toprağa tohum olan devrimciler,yoldaşlar…

İşin,bizim yüreğimizi yakan efkar kısmıydı bu.

 

Hesabı sorulmamış, karşılığı verilmemiş şehidlerimizin kanı, yüreğimizdeki mezar taşları olmuştu,ve giderek kaybolmaya yüz tutan devrim umutlarımızdı…

 

Sahi,bizde nerede hata yapmıştık?...

 

HANGİSİ SOSYALİST’ti ACABA; Kenan Evren’mi, Stalin’mi?..

 

12 Eylül cuntasının cinayet ajandasını yayınlarken bunlara kafam takıldı bu sefer. Bir yanda ‚‘faşist‘ diye mahkum ettiğimiz Cunta, diğer yanda ‘sosyalist‘ ilan ettiğimiz Stalin ‘amca ?‘,

 

Cinayetlerini karşılaştırdım istemeden,bir tuhaf oldum, kendimden utandım.

 

(İşte, bu benim, görünmeyen yüzümdü. Savunduklarım ile yaptıklarımın ne kadar birbirine zıt olduğunu, ve,daha doğrusu iktidara gelince neler yapacağımı bana anlatıyordu)

 

Stalin’in katlettiği insanlarla, Kenan EVREN cuntasının katlettiği rakamlar arasında sadece dağlar değil, uçurumlarda vardı.

(25 yıl Stalin’i savunmuştum,vicdanımı yakanda bu oldu)

 

Bizim konumuzu ilgilendiren yanıyla istatistikleri alalım müsadenizle:

 

12 Eylül'ün Kanlı 'Küçük' Bilançosu

 

50 Kişi idam edildi.

 

1 milyon 683 bin kişi 'fiş'lendi.

650 bin kişi gözaltına alındı.

 

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

 

7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.

517 kişiye idam cezası verildi…..

 

300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


171 kişinin "işkenceden öldüğü belgelendi.

Vs…vs…

………………………………………………

Stalin Rusyası Cinayetlerinden Sadece bir Demet:

 

‘1939’de, kamp, hapishane ve kolonilerdekiler birlikte toplam 2 milyon hükümlü vardı. Conquest’in söylediği gibi 9 milyon değil, 454.000 siyasi hükümlü vardı. 1937-1939 arasında çalışma kamplarında ölenlerin sayısı 3 milyon değil 160.000’di….‘-Mario Sousa-

(‘iki yılda‘ ölüm sayısı 160 bin,bunlar sadece ‘Sovyetlerin,çalışma kamplarında‘ ölenler. -İdam edilenler,az sonra- Evren Cuntası da 2 yıl başta kaldı. Benim notum)

 

Devam edelim belge aktarımına;

 

‘…1Ekim 1936 ile 30 Eylül 1938 arasında askeri mahkemelerde 30.514 kişi idama mahkûm edilmişti. Şubat 1990’da basında yer alan bir KGB belgesinde ise, 1930’dan 1953’e kadar geçen 23 yıllık sürede karşı-devrimcilik suçundan 786.098 kişinin idama mahkûm olduğu yazıyordu. KGB’ye göre bu mahkûmiyetlerden 681.692’si (altıyüz seksenbir bin, altıyüz doksan iki kişi)1937 ile 1938’de gerçekleşti. (…) -Mario Sousa-

 

Şimdi, Mario Sousa,istatistikler karşısında önce şaşırıyor, sonra olmayan vicdanını ve niyetini devreye sokuyor ve şöyle bir karara varıyor.

 

(alıntıyı,Mario Sousa’nın vicdansızlığı ve ikiyüzlülüğünü veriyoruz şimdi, hele bakın yoruma, hele bakın savunduğu duruma..)

 

‘Yalnız iki yıl içinde bu kadar çok kişinin idam edilmesi oldukça zor. 1990’ın Kapitalist yanlısı KGB’sinin sosyalist yanlısı eski KGB ile ilgili verdiği bilgilere inanılabilir mi? (…) Buradan çıkarabileceğimiz sonuç, 1937-38 yıllarında idama mahkum olanların Batı propagandasında yer aldığı gibi milyonlara değil, yüz bine yakın olduğudur.‘

 

(Belgeler için bakınız; ‘SOVYETLER BİRLİĞİ HAKKINDA YALANLAR ve GERÇEKLER‘ -Mario Sousa-)

 

Yani, 2 yıl (1937-1938) içerisinde sadece idam edilenlerin sayısını bay M.Souso,kaşla- göz arasında ‘YÜZBİN KİŞİ’ye indirmiş bir kalem darbesiyle. Hadi böyle olsun,diyelim ve kıyaslama yapalım bu haliyle. (normalinde 'usta adam arttırır' derler ama, Sousa budamış..)

 

Düşünün; bir yanda 12 Eylül askeri faşist cuntasının istatistikleri,diğer yanda bu rakamları bine,onbine katlayan ‚ Stalin cinayetleri….

(biz çok az bir kısmını aldık buraya)

 

Birdaha düşünün;

 

Kenan Evren cinayetler işlemiş, işkenceler yapmış bir Faşist !

 

Ama,idam ettiği insan sayısı 50. İşkencede ve infazlarda yok ettiği devrimci sayısı ise 471…‘

 

 ‘Bizim‘ Stalin; bunların binlerce katını yapmasına rağmen; ‘Sosyalist‘ (?...), Önder, Lider , ve hatta öğretmen, bizim gözümüzde. (çünkü; bizim katillerimiz  iyidir, demek değilde nedir bu?)

 

İşte beni çıldırtan bu rakamlar ve bu vahşeti savunan yorumlar oldu.

 

Sordum kendi kendime; acaba faşizm mi daha demokratik ve iyi ? Yoksa; ‘real sosyalizm-mi?...‘

 

Celladımı seçme özgürlüğü gibi geldi bana bu soru, ürperdim.

 

Bunun içinmi devrimci olmuştuk biz?

 

Adı konmamış bir cinayet makinesimiydik hepimiz?..

 

Dahası,bunları ‚‘sosyalizm‘ adına nasıl savunabilmiştik biz !..

 

Gerçek olan şuydu ki; ‘real sosyalist sistemler’ bize ‚‘proleter demokrasi‘adına, en sıradan demokrasiyle bile alakası olmayan totaliter rejimler bırakmıştı, ve bol bol faşist yetiştirip, temizlememiz için tonlarca insanlık suçunu da omuzlarımıza yüklemişti.

 

Biz ise,bırakınız bunları temizlemeyi,savunduk bu vahşeti, kirlendik onlar gibi, hemde altında kaldık bu insanlık suçlarının vede giderek onlara benzedik sonunda.

 

Kendimizden olmayan her kişi ve örgütü; revizyonist, oportünist, tasfiyeci… diyerek, hatta kendi içimizde bile farklı düşünen yoldaşları, siyasi olarak mahkum etmeklede kalmayıp,fiziki imhalara yöneldik.

 

Şimdiden,tek adamlara,tek partiye oynamaya başladık.

 

(Öyle ya; tarihten neyi,kimi, ‘değerimiz‘ veya ‚‘öğretmenimiz‘ olarak kabul edip benimsersek? Yarın, O’nun veya O’nların yaptıklarının aynısının tıpkısını bizde yapacağız demekti ve yapıyoruzda aynısının tıpkısını şimdiden. Niye şaşırıyoruz ki?)

 

     SON SÖZ YERİNE

 

Düşmanlarımdan bin kat farkım olsun isterim.

 

Düşmanıma benzemeye alışamadım.

 

Benzerliklerimiz utandırdı bizi, kırdı, ‘özgürlük‘ umutlarımızı da karattı ve bu durum bizi korkuttu.

 

(‘düşmandan öğrenmek ‚tehlikelidir‘ der, F.Nietzsche)

 

Politika adına; çifte standarta,iki yüzlülüğe,bel kemiksizliğe alışamadım .

 

Binlerce emek ve şehitler verdiğimiz devrimci mücadelenin, geçmişteki real sosyalist sistemlerin bu suçlarını kutsayıp, bu kafa ile devam ederlerse, yarın halkın başında yeni şefler yaratacağını, halka baskı ve terörden başka bir şey veremeyeceğini gördüm ve göz yumamadım…

 

Varsın birileri lanetlemeye devam etsin beni,her kulağa göre ağız olmaya çalışmadım.

 

Ve yine bilirim ki,zevahiri kurtarma adına; ‘olağanüstü şartları çok göz ardı ediyor‘ diyecektir yine birileri.

(12 Eylül Cuntacılarının da kendilerine göre ‘olağanüstü şartlar‘ gerekçesi vardı)

 

Şu sözlerim,bu tür ‘olağanüstü‘ yaşayan yoldaşlarıma:

 

Bay Yoldaşlar;

 

Eğer böyle devam ederseniz yola; birgün sizi olağanüstü bir duvarın önüne dikecek bu halk ve olağanüstü tüfeklerle kurşuna dizip, olağanüstü bir yere gömeceklerdir.

 

Ve ben (eğer yaşıyorsam) buna da karşı çıkacağım.

 

Ama,bana (muhtemeldir ki) şöyle seslenecekler;

 

‘Sen karışma,bunlar olağanüstü adamlardı,bizde olağanüstü bir şekilde öldürüyoruz O’nları‘, diyeceklerdir.

 

Üzüleceğim….

 

Gönül istiyor ki; haklı mücadelemiz,haksız rejimlere yol açmasın.

 

Dağlar,fare doğurmasın… makus tarih tekerrür etmesin.

 

'Aynı nedenler, aynı sonuçlara yol açar', diye bir deyim var, unutulmasın !

 

Halim KAR (Oturan Adam)

 

17 Eylül 2011

 

Not.1; Mario SOUSA,İsveç Komünist partisinin önemli teorisyenlerinden biridir ve Stalin dönemi Sovyetlerinin dökümanlarını incelemiştir. Kendisi de, Stalin taraftarıdır.

 

Burjuva demokrasisi ile yönetilen bir ülkede yaşamasına rağmen,Stalin’in cinayetlerini kendi ülkesi ile bile kıyaslamadan yüzsüzce, vicdansızca, 2 yılda (1937-1938) ‘yüzbin idam’ ancak olmuştur, (küçültmüştür aklınca cinayetlerin sayısını ama) deme basiretsizliğini gösterebilmiş ve bunuda savunmuş, ender yüzsüzlerden biridir.

 

Not.2:Bazı okurlar, (muhtemelen) ’Makalenin başlığını yanlış koymuşsun, bu yüzden, soruyu da yanlış sormussun’ diyebilirler. Normaldir ve insanlık halidir, olabilir. Ama, benim cesaretim ancak buraya kadardı, lütfen kızılmasın.

 

Halim KAR
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.