Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Birçok 'Türk Sol' örgütünün, Nasıl 'Kontra Örgütler Haline Dönüştüğünü' anlamak için, MİT'in oyunları ile hesaplaşmamız sürecek.

Şimdilik, 'Devrimci Sol'un 1989 yılında yayınladığı ''Ajan Engin Kaya'' dosyasını açıyoruz. Yorumlarımızı sonra yayınlayacağız.-devrimci demokrat.com-

 

Adı Soyadı : ENGİN KAYA

Doğ. Yeri ve Yılı : Hanak 1962

Suçu: MİT adına TKP-ML içinde karşı-devrimci çalışma yapmak, devrimcileri ihbar etmek, dört devrimci yurtseverin katledilmesine sebep olmak.

Bu suçları kendi anlatımlarıyla sabittir.

Cezası: İDAM- DEVRİMCİ SOL tarafından asılarak infaz edilmiştir.

-GİRİŞ-

ENGİN KAYA; hakkında bir çok şey söylenen, yalan, yanlış, eksik, doğru bilgilerle, üzerinde spekülasyon yapılan; cezalandırılmasını Devrimci Sol üstlendiği halde, bunun bile, bilinçli olarak çarpıtılıp üzerinde fırtınalar kopartılan bir ajan provokatör.

Aşağıda O'nun 12 günlük gözetim öyküsünü ve bu sürede verdiği ifadeleri bulacaksınız. Burada, bir ajan provokatörün karmaşık iç yapısını, dengesiz kişiliğini de göreceksiniz.

Devrimci Sol'un bu çabası; çevremizdeki Engin Kaya'ları açığa çıkarma ve yeni yeni E. Kayaların türemesini engelleme mücadelesine katkı olarak görülmelidir.

Engin Kaya'yı MİT; Mustafa Curnaz'ın 2000'e Doğru'daki açıklaması henüz yayınlanmadan, kendi kaynaklarından öğrenir öğrenmez uyarıyor.

İlk hafta dergide E.K. hakkında ayrıntılı bir şey yazılmayınca, kendi deyimiyle "hayatının hatasını" yapıyor.

İkinci hafta, dergi daha basıma verilmeden, Perşembe ya da Cuma günü, MİT tarafından uyarılarak güvenli bir yere (deşifre olan MİT'çi Kaya'nın gönderildiği Tekirdağ'a) gönderilmek istenir.

Bir-iki gün kalacak yer bulabileceğini belirten E.K. "patronlarıyla" Pazartesi günü PTT Hastanesi'nde buluşmak üzere randevu ayarlayarak ayrılıyor.

Pazar sabahı kendi isminin dergide yayınlandığını görünce, panik halinde, apartopar hazırlık yapıp, kaldığı yerden ayrılıyor.

Trene binip, Haydarpaşa'ya gelmeden, Söğütlü Çeşme İstasyonu'nda iniyor.

Orada, rastlantıyla, Bostancı yönüne gitmek için istasyona yönelen iki yoldaşımızdan biri tarafından, -tanışıklıkları oldukça eskilere dayandığı için- görülür görülmez tanınıyor.

Bunun üzerine yoldaşlarımız, gitmekten vazgeçip E.K'yı izlemeye başlıyorlar. Tedirgin bir halde, etrafını sık sık kontrol eden E.K. bir müddet sonra tanıdığı yoldaşımızı farkediyor.

Başlangıçta, amaçları E.K'nın kaldığı yeri tespit etmek olan yoldaşlarımız, bunun üzerine düşüncelerini değiştirip, süratle haini teslim alıyorlar.

Geçici olarak bir yere götürülen E.K'nın başında yoldaşlarımızdan biri beklerken, diğeri Hareketimizi olaydan bilgilendiriyor.

İşte, büyük bir rastlantı, devrimci uyanıklık ve pratik inisiyatifçilik ile bir ajan provokatör ele geçmişti.

Gerekli önlemleri alıp MİT'in, Siyasi Polisin ulaşamayacağı bir yerde sorgulamaya başlandı.

Bu tür hainlerin sorgulamasına ilişkin Türkiye'de devrimci hareketlerin geçmiş mücadelelerinden günümüze kalan doğru-dürüst yaşanan bir deney yoktu.

Bir bakıma bu ilk olacaktı.

Sorguda izlenecek yöntem konusunda, Hareketimizin verdiği perspektif açıktı: Bütün ihanetine karsın, E.K'ya işkence, psikolojik baskı vb. yöntemler kesinlikle uygulanmayacak, hakaret edilmeyecek, ikna yolu seçilecekti.

Yaşadığımız koşullarda, uygulanabilmesi için, oldukça zorluklar içeren bu perspektif doğrultusunda başından sonuna kadar hareket edildi.

Hain, biraz da bu hoşgörünün etkisiyle, tam 10 gün boyunca, kafasında senaryosunu çizdiği bir kurguyu, büyük bir soğukkanlılıkla oynadı.

Kurgusunu, esas olarak kısmi doğruları yanıltıcı bilgilerle bezeyerek inatla sürdürüyordu. Başından beri MİT'le bağlantısını kabullenmişti.

Ama bunu özellikle Tuzla Olayı'nın hemen akabinde -11 Ekim'de- kurulmuş bir bağlantı olduğunu,daha sonra da ufak tefek bazı ihbarları içeren bir ilişkiler zinciri olduğunu söylüyordu.

Tam 10 gün boyunca. Bunu ısrarla bizim inanmadığımızı bile bile savundu.

Bu arada, sorgu ya ara verdiğimizde O'nu ikna etmek için çabalarımız eksik olmuyordu. Ne bu 10 gün, ne de daha sonraki gelen günler boyunca, Hareketin verdiği perspektiften sapmadan, olanaklar ölçüsünde, o koşullardaki rahatlık kendisine sağlanmaya çalışıldı.

Kendi anlatımları arasındaki çelişkiler sıralanarak, iyi niyetimizin sınırlarını zorladığı durumlar söz konusu olsa bile, ikna yöntemi dışına taşılmadı.

Sorgunun 10'uncu günü, bir kez daha uzun uzun konuştuk.

O'na düşünmesi için zaman bırakarak, video kayıt için hazırlıklara başladık. 10 gündür traş olmamıştı, traş olmasını sağladık.

Yine 10 gündür güvenlik nedeniyle bağlı olan gözleri açıldı. Ve video çekimlerine başlanacaktı.

Tam çekimler başlarken bir kez daha konuşuldu.

E.K. tam o anda,"ne olursa olsun, bütün yönleriyle konuşacağını" açıkladı.

Uzun ve zahmetli çabamız, O'na gösterdiğimiz insancıl yaklaşımımız sonucunu gösteriyordu.

Hareketimizin bize gösterdiği zor ama doğru olan yöntemi uygulayarak sonuç alıyorduk.

Video çekiminden amaç, sorgunun bütününü kayıt değildi. Bu, hem imkansız hem de sakıncalıydı.

Sadece sorgunun hangi koşullarda yapıldığını hainin kendi sesi ve görüntüsüyle teyit etmeye yönelik bir çabaydı.

10 gündür ısrarla MİT'le ilişkisinin üç aylık bir geçmişe dayandığını tekrarlayıp duran E.K yılından bu yana MİT'le işbirliği halinde yürüttüğü faaliyeti, yaptıklarını, yakalattıklarını, çalışmada izledikleri yöntemleri ve nihayet Tuzla Katliamı'nı ve katliamdaki rolünü ayrıntılarıyla anlattı.

E.K. oturmamış, tipik bir kişilik, dengesiz, mecara arayan bir tip.

Zaman zaman cesur gibi görünmeye çalışsa da, aslında alabildiğine korkak, zavallı biriydi.

Çekim sırasında "MİT'teki edindiğim deney ve tecrübeye dayanarak şimdiye dek ölüme hazır, cesur ve ilişkilerimi koruyan bir kurguyu oynadım" derken samimiydi.

Katledilmesine neden olduğu İSMAİL HAKKI ADALI; haini en çok etkileyen biri.

Olayları aktarırken bizim çıkarttığımız sonuç: O, Tuzla'da İsmail ve diğer üç devrimcinin katledileceğini bilmemektedir, sadece yakalanacaklarını sanıyor.

Zaten onun için yakalatma, randevuları tespit ettirme, yeni ilişkilere sızma rutin işler...

Bu tür şeyleri "ufak-tefek işler" kategorisinden sayar.

Tuzla'da işler, O'nun düşündüğü gibi değil de, bir katliam seklinde gelişince, bu sonuç, hainin beyninde bir şok yaratmıştır.

Bu şoku olayı anlatırken yeniden yaşıyordu sanki.

O olayı ve sonrasını anlatırken, hele hele katliam sonrası MİT tarafından dört devrimcinin kanı için üçbuçuk milyon lira ödüllendirildiğini anlatırken bizim de kanımız donmuştu, olayın şokunu o an hepimiz yaşadık.

Bizdeki etkileme; dört yurtsever-devrimcinin dökülen kanı karşılığında, bu alçağın üçbuçuk milyonu rahatça alıp, yiyebildiğini, artık bu girdaba bir kez girdiğinde de, bu tür 'işleri' rutin işler kategorisinde sayıp olağan karşılayabileceğini ve giderek çağdaş bir MOLOCH haline dönüşebileceğini gördüğümüzdendi.

O'ndaki şok ise; bir yandan yaptığı alçaklığın boyutunu bütün dehşetiyle gör düğü için bir korkuya kapılma yanını içerse de bir diğer yandan ölenler arasında İsmail Hakkı'nın olması O'nu üzmüştür.

Ama sadece ve sadece İsmail'inki. Çünkü İsmail kişiliğiyle O'nu etkilemiştir.

Tuzla Olayı'nı anlatırken İsmail İsimi geçtikçe gözleri yaşarır gibi oluyordu. Artık bu bir "timsah gözyaşları" mı yoksa samimi bir yan var mı?... Belki biri ya da diğeri...

Ama en doğrusu bu noktada paradoks gibi görünse de her iki yan iç içeydi. İsmail'in isminin geçtiği her yerde "İsmail Yoldaş" seklinde betimlemelerde bulunması, aralarındaki sıcak ilişkilerin bir ürünü olsa gerek.

Ek'lerde görüleceği gibi kendi el yazısıyla TKP-ML'ye verilmemesi için Hareketimizden özel talebi oldu.

O'nun talebi üzerine değil de salt güvenlik nedeniyle de olsa o şartlarda TKP-ML'ye vermemiz zordu.

Hainin sorgusu; Bir, genel olarak MİT'teki genel çalışma mantığının anlattırılması; İki, TKP-ML'ye yönelik özel sorgu; Üç, istihbari sorgu şeklinde gelişti.

Bu özel bölümleri banttan ve bant çözümlerinden çıkartıyoruz. Çıkarttığımız bölümleri (...) seklinde belirttik. Bu bölümler ilgili olanlara ilgileri oranında sunulmuştur.

Ayrıca bant çözümlemelerinde... şeklinde geçen yerler, E.K.'nın duraklamalarını gösteriyor.

Bantları dinleyenler şu hususu göz önüne almalı: Devrimci Sol adına sorulan sorular kayıttan silinmiştir.

Bu nedenle bantlar, bu çözümleme metniyle birlikte dinlendiğinde daha anlaşılır olur.

Sorgulama esnasında, MİT'le ilişkilerindeki gerçeği bütün yönleriyle sergilerse, bu konuda bizi ikna ederse, bu durumun hafifletici bir neden olarak göz önüne alınacağı belirtildi.

Tamamı 50 küsur sayfa olan İfadesine rağmen, hala sakladığı, ısrarla koruduğu yanlar oldu.

Sonuçta samimiyetine ilişkin bütünüyle hareketimizi ikna edemedi.

Bu çelişkileri O'nun ağzından açıklığa kavuşturmak Hareketimizin onaylayacağı yöntemle mümkün olabilirdi. Ama bu bizim işimiz değildi.

Ayrıca zaten bu çelişik konulara ilişkin çıkarabileceğimiz yorumlarla gerekli mantıksal sonuçları çıkarabilmiştik. Üstelik bu durum hainin cezasını etkileyecek bir özellik taşımıyordu.

E.K. gerek suçlarını itiraf ettikten sonra, gerekse önce bizi sürekli olarak MİT'e yönelik bir operasyon yapmaya "ikna" etme çabası içinde oldu.

Anlatımlarından bu sezilebilir. Sözde MİT'e yönelik bir "kıskaç harekatı" düzenlenebileceğini ya da benzer yollar öneriyordu.

Ayrıca kendisi de bu "harekat'ta seve seve (!) görev alabileceğini vurguluyordu.

Bütün bunlar kurtuluş için yollar arama çabalarıydı. Aşağıda hainin onuncu günden sonra video çekimiyle başladığı itiraflarını sunuyoruz.

Bundan tüm devrimci-demokratların çıkaracağı dersler kadar, MİT'in devrimcilere yönelik yürüttüğü "kirli savaşta" şu veya bu nedenle yer almış maşaların da gereken dersi çıkaracağını umuyoruz.

-DEVRİMCİ SOL-

*Devrimci Sol: Bak Engin. Şimdi, gözbağını açacağız. 4-5 dakikalık bir video kayıt yapacağız. Daha sonra, tekrar teyp kasetine alacağız sesini. Artık beni gördün. Bu saatten sonra, fazla seçeneğin yok.

Herşeyi açık açık anlat. Şimdiye dek anlattıklarını, büyük oranda, yalan, kurgu üzerine inşa ettin. Bu kurgunun içine, ufak tefek doğru bilgi kırıntıları serpiştirerek, bizi atlatacağını umdun.

Önünde şu an iki yol var: Bir: MiT'le ilişkilerinin bütün boyutlarını, ama bütününü anlatırsın. Bu durum, hafifletici bir neden olarak, Hareketimiz tarafından göz önünde tutulur.

İki: ya da, bunun tersi olur. İkisinin ortası yok. Ya biri, ya diğeri. Bu konuda, bu saatten sonra çok açık olarak söylüyoruz. Samimiyetin konusunda bizi ikna etme durumuyla karşı karşıya olan sensin.

On gündür, profesyonelce oynuyorsun. Biz de, sabırla seni dinliyoruz. Artık, bu komediyi fazla sürdürmenin anlamı yok.

Bize yalan söylemene rağmen, 10 gündür sana tek fiske vurmadık. Seni yatakta yatırırken, biz yerde yattık. Eğer...aynı teraneleri yeniden sürdürmek istersen bile, işkence yapmayacağız.

İşkenceler konusunda çifte standarda sahip değiliz. Yani, devrimcilere yapılırsa karşıyız, başkalarına yapılabilir mantığı, bizim mantığımız değildir.

Suçların karşısında, seni ölümle cezalandırmak zorunluluğuyla karşı karşıya kalsak bile, nasılsa ölecek, gizlediklerini işkenceyle söyletelim düşüncesine sahip değiliz.

Sizinkilerin, yani MİT'in yöntemi, bizim yöntemimiz olamaz. Evet, Engin seni dinliyoruz...

-Engin Kaya(E.K): TKP-ML TİKKO İçerisinde yaklaşık olarak birbuçuk-iki yıla yakındır,- Milli İstihbarat Teşkilatı adına ajanlık yaptım.

Bu anlamıyla, halkın gelişen devrimci muhalefetine, halkın insanca yaşama isteklerine, mücadelesine, zaman zaman zararlar verdim. Bu, bütünüyle kişisel sorun değildir...

Bu, devlet olgusunun, devlet aygıtının kendi varlığını koruması için, devleti elinde bulunduran sermayedarların, kendi sömürülerini rahatlıkla sürdürebilmeleri için kendi çıkarlarına zarar verecek.

Kendi çıkarlarına ters düşecek her türden ilerici, insanca isteklere baskı ve zulüm yoluyla karşı koymaktadırlar, sindirmeye çalısmaktadırlar...

Bu anlamıyla, MİT teşkilatı bir bütün olarak polis devletinin en önemli aygıtlarından birisidir.

MİT teşkilatı, uzun yıllardan beri, bir sürü entrikalara, bir sürü provokasyonlara, bir sürü olumsuz olaylara sahne olmuş bir örgüttür.

Bu anlamıyla, MİT'in artık gerçekten devlet güvenliğini... devlet güvenliğinin. Türk Milleti'nin bölünmez bütünlüğünün hikayesinin ötesine geçip, bilfiil, ilerici, yurtsever ve devrimci hareketlere ve devrimci unsurlara karşı faşistçe bir saldırı odağı olmuştur.

Bu anlamıyla, geliştirdikleri... provokasyon ve oyunlara birçok unsuru, insanı, zor, baskı ve tehditlerle alet etmişlerdir. Bunun peşi sıra, bu alet etmeyle beraber, işlerine yaramadıkları dönemler, çok rahatlıkla, itip, harcama yoluna gitmişlerdir.

Şimdi, teşkilat içinde çalışan kadro ve kadro olmayan unsur ların, bu gelişmeleri çok iyi bir biçimde değerlendirip gerçekten, insanca yaşamanın, onurlu yaşamanın kıvancını duymak istiyorlarsa, bir an önce, bu teşkilat içinden sıyrılmaları, çıkmaları gerekmektedir.

Bu devlet, polis devletidir, sermayenin devletidir. Bu devlet, Amerikan güdümünde, ClA'nın tertip ve raporlarıyla ayakta duran bir devlettir.

Bu devletin bütün emniyet kurumları ve güçleri, ClA'nın verdiği direktifler doğrultusunda hareket eden bir devlettir.

Devrimci Sol: MİT'le ilişkili sonuç olarak ekleyeceğin bir şey var mı? MİT'teki sızmalara karsı ekleyeceğin?

-E.K.: MİT'teki bütün çalışma döngüsü, çalışma yöntemi, karşı güçler içerisinde sızmalar yaratıp, haber kaynaklarına dönüştürmektir.

Bu anlamıyla yarattıkları haber kaynakları sayesinde o örgüt İçerisinde somut gelişmeleri yakından takip edip, geliştirmeye çalıştıkları, özellikle silahlı hareketleri önceden engelleme yolunu benimsemiş durumdadırlar.

Bu, tabi devrimci hareketleri süreç içerisinde güvensizliğe, bölünmelere, parçalanmalara götüren taktiktir.

Siyasi ayrılıkların ve siyasi, kariyerist çekişmelerin, benzer çatlakların MİT acısından özellikle avantajlı olduğu, özellikle ayrılıklar döneminde sızmaların ve sızdırmaların çok mümkün olduğunu, çok somut olarak yaşadım.

Devrimci Sol: Tutuklandıktan sonra gördüğün muamele?...

-E.K.: Devrimci Sol taraftarları tarafından tutuklandıktan sonra gördüğüm muamele, oldukça insancıl muameleydi.

Kesinlikle, işkence ve buna benzer yöntemler kesinlikle uygulanmadı. Ve mümkün olduğu kadar rahat bir ortam hazırlanmaya çalışıldı.

Psikolojik anlamda hiçbir türlü baskı söz konusu olmadı. Lehime olan bütün noktalar, kullanılmaya çalışıldı. Bu noktadan hareket edildi.

Bu anlamıyla, devrimci hareketlerin zaman zaman kendi içlerinde çıkardıkları olumsuzluklara rağmen, genel anlayış acısından, işkenceye ve insanlık suçu çerçevesine giren bütün unsurlara karsı kesin bir tavır içerisinde olduğunu, cifte standart denen anlayışı kesinlikle içlerinde, düşüncelerinde yaşatmadıklarını cok somut olarak gördüm.

Bu anlamıyla, sorgumu yapan ve gözetim altında tutan arkadaşlara teşekkür ediyorum.

-D. Sol: Baştan beri senin bu işi yaptığını biliyorduk. Buna rağmen, bir şey yapmadık. Sen ona göre düşün. Sana yaptığımız blöf değil. Samimi olarak, düşünerek birçok şeyi konuştuk.

-E.K: Tamam, ben simdi,..ben size şunu söyliyeyim. Ben size bütün gelişmeleri, bütün noktaları, bütünüyle anlatacağım, açıklayacağım.

Yalnız, ben Tuzla Operasyonu'ndan sonra, yeni bir kimlik buldum gibi. Yaklaşık olarak... Tuzla Operasyonu'na kadar ikili bir kimlikle yaşadım... Şimdi, açıklama yapacağım. Artık sizi tatmin edecek bunlar. Ben, şunu istiyorum sizden...

Yani, bu konuda... her türlü... pazarlık yapmak istemiyorum. Öyle bir anlayışla söylemiyorum... VİDEO KASEDİNİN SONU (gösterimi yapılmıştı.)

-D. Sol: Kamerayı kapatalım. Ortalığı toparlayalım. Sonra devam ederiz... Evet, Engin...

-E.K: Dev-Sol'cu arkadaşlarca gözaltına alındığımda... Birkaç gün içerisinde... O... anlayışın ürünü... Bu konuda bir propaganda malzemesi olarak kullanılacağım kanaati ağır basıyordu.

Bu anlamıyla hemen cezalandırma... "MİT'i cezalandırdık" gibisinden bir tavırla karşılaşacağımı zannediyordum. Bunu...bu sabaha kadar da düşünüyordum.

Özellikle buradaki arkadaşların tavırları ve konuşmaları... biraz etkileyici oldu. Yani, onun için... Arkadaşın tavıriarı... gerçekten... bir olumsuzluğu..insanca yaşama mücadelesi verenlerin bu anlamıyla bir şeyler kazanması gerektiğini, oradan bir tecrübe edinmesi gerektiğini vurguladığını... yani... öyle bir konuşma boyutunu.

*D. Sol: Evet,

-E.K:... öyle bir çıkartabildim. Bu anlamıyla... yani... düşüncem değişti. Sonuç ne olursa olsun, konuşacağım...

*D. Sol: Bütünüyle acık oynamak zorundayız...

-E.K: Ben... Benim beklediğim blr sey yok, yani, bütünüyle açık. Sonuç fark etmez... Artık... ben... kararımı o noktada verdim. Şimdi...

*Devrimci Sol: En baştan başlayalım.

-E.K: 83 döneminde, partideki olumsuzluklar, olumsuz gelişmeler ve işte, güvensizlik, had safhaya çıkmıştı.

Bu anlamıyla, zaten, süreç içerisinde sürekli Doğu'ya falan gitmek istiyorduk. Bunlar gerçekleşmedi. Yani... siyasi anlamda doğru... öyle pek oturaklı birisi olmadığım için... şey... hep, böyle bir macera... böyle bir... anlatamıyorum... bir döngü içerisindeydim...

Yani, Marksist literatürden konuşursak, sınıf bilincine varmış bir unsur olmadığım, zaten, şu anki yapısıyla ortada... 83'de askere gittim sonunda, 84 başında askere gittim. Böbrekten ameliyat oldum.

Hava değişimi için geldim. İşte, bu dönem, Atalay Topçu denen şahıs, buralarda olmasından dolayı, nitel bir referans geçti.

Daha önce işte... Metenur Mete'ye bu anlamıyla gidildiğini ona teklif edildiğini ve kabul etmediğini ve benim O'na sorulduğumu... Ondan birkaç gün sonra da, bana geldiler zaten.

Rahatsızdım, evdeydim...teklif ettiler... Ben, o zaman, "rahatsızım" falan dedim. "Öyle birşey düşünemem, yapabileceğim bir iş değil"... gittiler. Askere gittim.

Bu süre içinde, gelen olmadı. Yani, bu anlamıyla zorlama falan olmadı.

*D. Sol: Buraya bir nokta koyalım. Öğrenmek istediğim şeyler var. Bu Atalay, şu anda burada mı? Yoksa...

-E.K: Atalay Topçu, İstanbul'da değil. Şu anda ya memlekette ya da İzmir'de. Yani öyle bir... İzmir'e taşındılar gibi duymuştum. Yakınımız oluyor... Öyle bir duymuştum. Kesin nerede olduğunu bilmiyorum, ama, öğrenmek mümkün...

*D. Sol: Birde, şunu öğrenmek istiyorum. İlk MİT'çiler geldiğinde.

-E.K: Tuncay ve Nezih...

*D.Sol: Senden şöyle bir umut görmüş olabilirler mi?...

-E.K: Olabilir. Çünkü ben, "...yok, öyle bir şeye yokum..." falan şey yapmadım.

*D. Sol: Hastalığı öne sürdün.

-E.K: Yani, "hastayım" falan... kabullenir... kabullenmez... yani bir esneklik vardı bende.

*D.Sol: Onları o cesaretlendirmiş olabilir mi?

-E.K: Evet, sanırım, onların pek de beklemediği bir tavırdı. Çünkü... Atalay... pek "üst düzeyde bir adam "... gibisinden... aktarmış. Ama, öyle bir esneklik, her halde onlara cesaret verdi.

Askere gittim. O sırada hiçbir şey çıkmadı... Baskı falan olayı olmadı. Gidip geldikten sonra, bir ay falan kafama göre takıldım. Tekrar geldiler... Evden aldılar...beyaz bir Renaultla geldiler.

Ben, yine öyle biraz esnektim. Psikolojik anlamda böyle biraz umutsuz... Ne yapacağımı falan... Gerçi, maddi durumumuz öyle kötü falan değildi. Aile durumumuz oldukça iyiydi.

Olay da bir para döngüsü yok... Ama, böyle bir... sıkışıklık vardı... Umutsuzluk. Bir taraftan, mücadele denen olaya daha bir canla, başla girme isteği... bir tarafta, partiye karşı içten içe bir nefret gelişiyordu.

Bir iki sefer bu gelme devam etti. Bu süre içinde, ben, esneklikle beraber yine kabul etmedim. Daha sonraları, tehditler başladı tabi... Aile boyutunda bir tehdit gelişti... Daha sonra...

*D.Sol: Aileni mi tehdit ettiler?

-E.K: Yani...Ailemi tehdit etmediler de...yani, işte, bana "Sen zararlı çıkarsın... biz, el attığımızı alırız" falan gibisinden... şeylerle o anki yapıma uygun... psikolojik baskılar yarattılar... kabul ettim daha sonra...

Şimdi, ben, kabul edişimin şeyini... şartlarını... açıklayamıyorum, bilemiyorum... Kabul ettim, kabul ettiğimde zaten ilişkim yoktu.

O zaman ilişkim söz konusu değildi.

Formlar doldurduk... İşte, bir sürü birşeyler doldurduk. MiT'e ilişkin şeyler doldurduk. Bir de, güvenlik soruşturmasına ilişkln form doldurduk. Özgeçmişimle İlgili bir rapor yazdım.

Bu sürede bana geldiklerinde... yani, "biz seni ilişkiye geçiririz, tasan olmasın, biz geçiririz..." falan dediler.

Daha sonra, "kendi imkanlarınla geçmeye çalış. Geçemezsen eğer, diğer yolu deneriz" dediler.

O dönem, Esmer Bacı denilen, ismini bilmediğim birisi vardı. Onunla tesadüf ettik. İşte, ona aktardım. "Ben ilişkiye geçmek istiyorum..." daha önceden,... askere gitmeden önce sorumluluğumu yapmış birisiydi. Ona söyledim, "ilişkiye geçmek istiyorum" diye. Randevu yaptık. Öyle ilişki sağlandı.

Bu Esmer Bacı... daha sonra, bir arkadaşa devir edildim. Bu arada şeyde vardı. Perihan diye bir kız arkadaş vardı. Onun da ilişkide şeyi vardı. Onunda yardımı oldu. Onun aracılığıyla, uzun bir süre, normal bir ilişkiye geçme dönemi oldu.

İşte, 85-86'ya kadar, 86 başlarına kadar böyle bir kopuk, kurdu, kuracak biçimiyle devam etti.

Daha sonra, Ramazan... Ramazan diye birisiyle temasım oldu. Ramazan, bir iki sefer görüştükten sonra, Ömer diye bir arkadaşa devir edildim. Normal ilişkim böyle başladı.

Bu sürede, tabi, ilişkiler, randevular konusunda sürekli onlara bilgi verdim, "şurada, şu saatte randevum var.."o sırada farklı bir gelişme olmadı, randevu veriyordum, sürekli. Tabi, bir de şey süreci, benim güven sürecim, onların güven süreci... ilk...

*D.Sol: Bir şey soracağım, bu randevular hemen tespit ediliyordu, onlar tarafın dan değil mi?

-E.K: Tabi, ben randevu verdikten sonra, onlar hemen işe girişiyorlardı.

*D.Sol: Onları daha sonra izlemeye alıyorlar mıydı?

-E.K: Tabi, izlemeye alıyorlar. Resmini çekiyorlar.

*D.Sol: Evet.

-E.K: Daha sonra, Ömer'le normal bir örgütsel ilişki sağlandı. Ömer'le beraber bir birim yapısı içerisine girdim. Ömer... işte öğrenci diye... "Şişman" diye biri, asıl ismini de biliyordum, ama, unuttum. Daha sonra, bu insanlar yakalandılar.

*D.Sol: Bu Perihan'da yakalandı mı?

-E.K: Yok. Perihan yakalanmadı.

*D.Sol: Esmer Bacı?

-E.K: Esmer Bacı'da yakalanmadı. Burada MiT'in bir taktiği var. Şu taktik: Bir bağlantı bırakıyor...yani, böyle her insanı almıyor... Kendine göre... şeyden uzak, militan öğesinden uzak, yani, bildiğimiz o Marksist savaşçı öğeden uzak unsurları yem olarak bırakıyor... Yem olarak kalıyor.

Bir de, burada benim güvencem açısından, onların alınmaması daha uygun. Ömer'le temasımız sırasında bir birim oluşturmuştuk. İşte, Şişman arkadaşla... Bir bayan vardı, bir de... Bir erkek arkadaş vardı, dört kişiydik.

*D.Sol: Bunların isimlerini hatırlıyor musun? Şişman'ın, Ömer'in, bayanın?

-E.K: Ömer'i... Geç yakalandı bu arkadaş. Diğerleri de yakalandı, ama, isimlerini hatırlamıyorum.

*D. Sol: Evet.

-E.K: Ömer'le, bir yıla yakın, bir yılı aşkın birlikteydik... Çalıştık... İşte, bu arada Konferans gündemdeydi. Zaten, askerden geldikten sonra, ilişkiye geçtiğim aşamalarda, Konferans hazırlık çalışmaları vardı.

Parti birlikleri, yayın organları vardı. MK 1. toplantı raporları vardı. Bunların okunması, tartışılması gibi olaylar üzerinde cereyan ediyordu ilişkiler.

Bunların hepsini tabi, rapor ediyorduk, randevuları rapor ediyorduk.

Ömer'le ilişkimiz sürecinde, bir bildiri eylemi gündeme geldi. 29 Ekim Seçimleriyle ilgili...'86'da oldu değil mi... O gün için bildiri dağıtma eylemi sözkonusuydu. Bildiriler hazırlanmıştı. Bildirileri bölüştük. Ben...

*D.Sol: Evet, bildiri eylemi?...

-E.K: Evet, bildiri eylemini, ben Kartal civarında, işte, bir arkadaşla beraber yapacaktık. Bunlarla randevularımızı yaptık, eylemden sonra buluşmamızı... Ömer, minibüse biniyor, giderken, Cevizli'de minibüsten alınıyor.

Bunun alınma olayını bana işte,"tasadüfen alınmış, polis almış..." falan dediler... Bu, öyle bir takip sonucu alındı.

Bu sürede, benim şey olarak, örgütsel anlamda biraz daha İleriye gidebilmem için önümün bu anlamıyla temizlenmesi anlayışı da gelişiyordu.

Ömer'in alınmasıyla birlikte, ben, otomatikman o var olan birimi sorumlusu durumuna geldim.

Bağlantıyı, yine bu alt ilişkiler sayesinde; Kemal İşitmez, o diğer erkek arkadaşlarla bir birim içerisinde olanlardan birisi, Kemal İşitmez'di.

Kemal İşitmez aracılığıyla bir yeniden üst bağlantı sağladık.

Bu üst bağlantıya bir bacı geldi: G. İsminde daha sonradan, S.Y'in hanımı olduğunu öğrendiğimiz, yani, o görüşmemiz sırasında, S.Y'in hanımı olduğunu ben zaten bilmiyordum.

Onlar da, anlayamadılar, yani, bilemediler O'nun hanımı olduğunu. Bir müddet, bununla ilişkilerimiz devam etti.

Bununla ilişkilerimiz devam ederken, Ramazan'la ve İsmail Yaman'la temaslarım oldu. Bu temaslar bilindiği için, insanların kontrole alınması mümkündü.

Bu kontrollerin sonucu, biraz da burada şey çok açıktı... Yani; Ramazan'la temas, İsmail'le temas, hemen birşeyler yakalıyordum.

Yani, benim peşim sıra gelen ekip, hemen insanları kapıyordu.

Rahatlıkla takip ediyorlardı. Benim bilmediğim, bilemeyeceğim şeyleri, rahatlıkla çıkartabiliyorlardı...

*D.Sol: O takiplerle değil mi?...

-E.K: Tabi, takiplerle...mesela, şeyin, Ramazan'ın Bakırköy'de bir evi olduğunu tesblt etmişlerdi. Ramazan'ın bölgede sorumlu birisi olduğunu tespit etmişlerdi ki, ben yalnız bir sefer ya da iki sefer Ramazan'la bir... kopuk bir bağlantıydı, yani, direk bir bağlantı, organik bir bağlantı değildi.

Yahut da, birisi böyle bir yanlışlık sonucu ortaya çıkan bir bağlantıydı. Bu anlamıyla, çok rahatlıkla ekip işi götürebiliyordu.

Telefonlardan, oturdukları yerlerden, işte, Yurtdışındaki bağlantıları, Doğu'yla, İstanbul-Yurtdışı bağlantılarını Ramazan aracılığıyla tesblt etmişlerdi.

Daha sonra, işte, bu süreç içerisinde, bunlar bir ara takibi falan fark ettiler. "Takip var" dediler, ortalıktan kayboldular. Ramazan, İsmail, falan, işte bu Bacı...

*Devrimci Sol: İsmail, bu... Adalı değil mi?

-E.K: İsmail Yaman... Ortalıktan kayboldular. İşte, o arada gene, Kemal İşitmez, bu öğrenci dediğimiz şahıslarla ilişkim devam ediyordu. Bunlar, takip olayından sonra, yeni bir düzenlemeye gitmişler. G.Ç. denen birisinin ya sağladığı evde, ya da O'nun evinde bir İstanbul Bölge Komitesi düzeyinde bir toplantı yapmışlar.

Onun peşi sıra bizi İsmail Adalı'ya devrettiler. '86 sonları falan... İsmail'e devrettiler.

İsmail'le ilişkimiz yine böyle, yani somut bir eylem, iş falan üzerinde değildi. Böyle işte, randevu ilişkileri... Yayın alış-verişi... Zaten aldığım yayınları oraya iletiyordum. Örgütün genel durumu hakkında sürekli bir muhakeme yapıyorduk.

İşte, Kandıra Baskını'na kadar, bu böyle devam etti.

Şimdi, İsmail'le İlişkimiz gündeme geldiğinden bir kaç ay sonra, bana "Sana bir unsur vereceğiz bu unsuru da ilişkiye geçireceksin dediler." Bu unsurla tanıştırıldım. Mustafa'ydı bu... Mustafa'yı da işte, İsmail'in döneminde İsmail'den...

*D.Sol: Mustafa Curnaz?...

-Engin Kaya: Evet, Mustafa'yı da, o ilişki sürecinde, işte... Zaten, Bolşevik Partlzan'da olan birisiydi. İşte, özeleştirisidir, şudur, budur gibi şeyleri hazırlayıp, İsmail'e verdik.

İsmail'de, İşte, daha sonra kendisi aldı. Birlikte işte bu afiş işini gerçekleştirdik. Yalnız, afiş işinde biraz... gerçi önemli değil... ayrıntı... O, bahsettiği gibi şey gelişmedi.

Yani, böyle bir polis korumasıyla gelişmedi. 2000'e Doğru'da bahsettiği gibi... İşte, normal olarak yaptık, çünkü ekip dolaşıyordu, normal olarak saklanıyorduk...

Afiş işini yaptıktan sonra, İsmail arkadaş aldı bunu benden, ilişki olarak aldı. Ta ki, tüp olayı gündeme gelene kadar, bizim ilişkilerimiz böyle sürdü.

Sürekli randevu aktarıyorum, sürekli örgütün genel durumu hakkında bilgi aktarıyorum... Parti Konferansı meselesi konusunda, Konferans hazırlıkları konusunda, işte, örgütsel anlamda toparlanma, yığılma, hareket safhası konusunda, sürekli rapor veriyordum.

Tüp olayını ben kendim yarattım. Yani, o dönemde silah falan gündemdeydi. İşte, İstanbul Bölgesi'nde bir askeri kanat, askeri aparat oluşturma çalışmaları da vardı, bizim bünyemizde.

İşte, bu anlamda silah gerekiyordu. İşte, bana İsmail Yoldaş şey demişti, yani, "silah alabileceğimiz, parayla mermi alabileceğimiz yerler var mı, bağlantıların var mı?"

Tabi, İstihbarat Örgütü'nün özellikle dikkat ettiği husus, askeri aparatın, askeri hareketin dışında; olayların ne çok içinde, ne çok dışında bir yer oluşturmaktı. Bu anlamıyla ben, "yok" dedim. Yani, "böyle olmaz"...onu bir eleştiri konusu yaptım.

Daha sonra,... denen arkadaşla temasımız oldu. Tanışmamız oldu... Bu arada, o çifte kimlik olayı, örgütün dışında şekil buluyordu.

Yani, işte, sosyal faaliyetler, kır gezileri, işte, Kartal'da Kavram Kitapevi vardı, onların düzenlediği kır gezileri vardı.

İşte, böyle insanlarla tanışmaya, sosyal şeylerden de geri kalmıyordum.

İşte, sohbetlerdir, tartışmalardır, yani, bunlar biraz samimiydi benim açımdan. Onlar hakkında, kesinlikle bilgi aktarmıyordum.

Yani, sey yapmıyordum, "geziye gittim, şunları tanıdım, işte, su da şurada"... falan gibi şeyleri kesinlikle aktarmıyordum. Tüp olayı gündeme geldi. Tüp olayını (... ) bize söyledi. İste, Parti'de çok eskiden birisi oraya bırakmış...

*D.Sol: (... ) nereden geliyor?.

-E.K: (...) eski Partizan'lı. Arkadaş tanıyor her halde. (...) bunu aktardı. Ben işte onu da iyice, yani, niye öyle yaptığımı ben pek anlatamam, anlatamıyo- rum... Bunu şey yapmadım, İstihbarat'a.

İşte "(...) bana böyle bir bilgi verdi, böyle böyle bir durum var..." Diye aktarmadım. İsmail' e söyledim: "Böyle böyle bir tüp varmış, bu arkadaş biraz para istiyor, İstiyorsan sen tedarik et, yukarıya söyle, eğer onlar şey yapamazlarsa, evden alırım"... falan-filan, bunu böyle sesiz sedasız çıkartalım mantığı vardı bende.

Kandıra Baskını'na kadar, durumu idare ettim. İste, bu konuda hiçbir sey söylemedim ve sürekli glttlk-geldik. Orada biraz, böyle, isyanım daha çok kabardı.

Bende böyle bir yöntem... yani bir iş üzerinde... onun gerekleri, araçları neyse, onunla yapılması gerektiği kanatindeydim, yani öyle düşünüyordum. İşte, kuyuydu... yirmi metreye yakın bir kuyu.

Biz, ilk attık çıpayı, tüpü çektik, tüp görüldü. Orada, İsmail arkadaşın böyle bir açı kuvvet denemesi oldu. Ben farketmiştim, şeyin sardığını. Daha "dur" demeye kalmadan baktım çekti, koptu ip, tüp gömüldü suya.

Biz sürekli gidiyoruz, ben sürekli diyorum yani, "Bunu böyle çıkartamayız, kancaymış, yok profil demirmiş, yok çırıl çıplak dalmakmış, bu böyle çıkmaz. Ya, buraya bir vldanjör yanaştıracan, bu suyu boşaltacan ya da şöyle işi bilen bir dalgıç getirip daldırtaçaksın..." Tabi, O, "Yok çıkartırız, çıkartırız" diye, Taa Kandıra Baskını'na kadar şey yaptı, olayı sürüncemeye soktu.

*D.Sol: Bu arada o tüpten MiT'in haberi yok değil mi?

-E.Kaya: MİT'in haberi yok. kesinlikle o biçimiyle bahsetmedim. İşte, benim haberim olmadan Mustafa'yı getirdi. Bir akşam işte, Kandıra Baskını'ndan sonra, tüpü çıkartmak için buluştuk.

Baktım, Mustafa'da orada. Ben, İsmail'i çektim, yani, "şeyi anlatma" dedim. Yani, "benim bulduğumu bu tüpü benim verdiğimi an latma" dedim. "Sen bulmuşsun gibi olsun olay" Tabi, ondan sonra, anlattık, sanki bende o gün olaya katılmışım gibi. Rapor ettik olayı...

*D.Sol: Artık, zaten Mustafa MİT'e rapor edecekti, değil mi?

-E.K: Tabi, yani artık o zaman şey doğuyordu... " O eder..." falan gibisinden... Rapor ettik, ama tüpün bu yöntemle çıkmayacağını da ben özellikle belirttim.

Yanl, oraya bir dalgıç ya da normal şartlarda bir vidanjör olayı olmadığı müddetçe, o tüp oradan çıkmaz. Epeyce uğraştık. Bu arada Kandıra Baskını gerçekleşti. Bizim, hiçbir biçimiyle Kandıra Baskını'yla şeyimiz yoktu. Yani, oradaki o gelişmeye ilişkin bir bilgi aktarımımız falan sözkonusu değildi.

Ama, çok gariptir... MİT'in de basın üzerindeki etkisi şu: Eylemin peşisıra bir rahatlatma hareketi geliştiriyor. Mesela, dikkatinizi çekmişse, Kandıra'da da, Metris'te de, böyle işte "bulunamıyor" falan...yani böyle bir rahatlatma, pohpohlama... basında... işte "Alaya girdiler, silah aldılar, yerin dibine geçtiler..." falan gibi şeyler. Aslında, orada da, kesinlikle orada da bir sızma vardı.

Çünkü sızma olduğu için, özellikle bir şey, rahatlatma hareketi geliştiriyor. Yani, sızmayı biraz kamufle edebilmek için.

Bu Kandıra Baskını'ndan sonra, olay iki taraflı gibi yansıdığı için, bizim tarafta da operasyonlar başladı. İşte, birkaç unsur alındı, bu taraftan.

Diğer taraftan zaten öyle söküle söküle geldi. Ben... Bu dönemde, İsmail'in alınması da düşünülüyordu.

Yani, " İsmail'i de alalım." özellikle Mustafa şey dedi, "İsmail alınırsa, ben açıkta kalırım. Yani, Engin tekrar ilişkl kurar falan, ama aynı şeyi ben bir daha sağlayamam, güveni aynı..." Böyle bir sıcaklık kurmuşlardı kendi aralarında. Olaya bu biçimiyle "erken" diye karşı çıktı. Almadılar...

Zaten, alınması da gerekmiyordu. Öyle bir şey durum da yoktu. Yani, kritik bir mesele de yoktu...

Metris Firarı'na kadar, işte tüple uğraştık, üçümüz çıkaramadık... Bu arada, yanlış hatırlamıyorsam. Ramazan'lar alındı, işte, İsmail Yaman'lar alındı. Bacı kaçabildi. Yani O'nu alamadılar, tanıyamadılar, yani, S.Y'in hanımı olduğunu farkedemediler...

İşte. Metris Firarı gerçekleşti. Bizim tüp işi de böyle durdu.

*D.Sol: Burada bir nokta koyalım.

-E.Kaya: Evet...

*Devrimci Sol: Bu Metris Firarı'nda, bir ay öncesi bir duyum oldu mu?

-E.K: Şimdi, firar öncesi bizde kesinlikle bir duyum yoktu. Yani, şeyde. Teşkilatta olduğu konusunda, firardan sonra izlenim vardı da, bizde yoktu. Yani, bende öyle birşey yoktu.

Bende olmayınca. Mustafa'da hayda hayda yoktu. Bu konuda, İsmail'de de yoktu. Şöyle; Çünkü, firar olduğu gün, bir gün öncesi akşamı ve o gün, ikimiz birlikte, bir yerde kalıyorduk...

Şimdi,...Kandıra Baskını döneminde, o operasyonlar, İsmail'e de yaklaştı. İsmail'in iş yerinde çalışan C.K...mu?...yok....C.K. Dev-Yol'cu.... C. diye birisinin hanımı. İsmail'in iş yerinde çalışıyormuş.

Bunu alıyorlar. Bu da. İsmail'i veriyor... Kandıra Baskını'ndan sonra... İsmail de, bunun üzerine bir aranır pozisyonuna düştü. Bunun... eee... şeyini bana verdi. "Böyle, böyle" dedi.

Bize götürdüm. Bizde kaldı bir müddet. Daha sonra, Osmangazi'de bir ev vardı, HK taraftarı olan bir ev vardı, oraya götürdüm. Orada bir aya yakın kaldı. Beraber kaldık. Zaman zaman ben de kalıyordum orada...işte, Metris Firarı'nın olduğu günün aksamı, bir gün önce falan beraberdik.

Yani, olaydan haberdar olduğunu zannetmiyorum onun da... Metris Firarı gerçekleşti...tabii, hepimizde bir sevinç...-daha sonra. Metris Firarı'ndan sonra, bizim faaliyetlerimiz daha bir hızlandı.

İşte, randevuları önceden, mesela, bazen yani, randevular pek o kadar önem arz etmiyordu. Sürekli görüşüyorduk falan. Randevuları sürekli rapor ediyorduk sistemli olarak, tamı tamına...eee...işte...tahmin olayları cereyan ediyordu.

Yani, İsmail'in, şeyle, firarla ne derece bir bağlantısı var-yok olayı, sürekli bir tartışma konusu oluyordu.

Ama, bunlarla beraber, Teşkilatın, firar bünyesinde, ya içerden, yani cezaevinden ya da firardan sonra, firara iştirak eden, yani firarı çevreleyen yakın çevreden bir kaynakları olduğu açıktı.

Çünkü, işte gene basına öyle bir yansıma oldu. "Yer yarıldı, yeraltına girdiler, bulunamıyorlar, yok biri yurtdışında, yok şurda, burda..."

Bu sürede gene yani bizim ilişkilerimiz normalde İsmail'le devam ediyordu.

Metris Firarı'ndan sonra yakalanmalar gelişti, tekrar o dokuz kişi yakalandı.

Ondan sonra işte, şeyler, bu benim alt ilişkilerim, şu an dediğimiz Kemal işitmez falan, bunlar, artık şeyi hatırlamıyorum... Kandıra baskını'ndan sonra mı yakalandılar.

Metris Firarı döneminde mi yakalandılar, onu iyi hatırlayamıyorum. Bu insanlar alındılar... Bu tür kaynaklar oluşturma açısından...

Metris Firarı da öyle sonuçlandıktan sonra, bölgede yeni bir toparlanma hareketi geliştirilmeye başladı. Parti İçinde. Yalnız, bu arada ben sürekli...yani, bu süreç. Metris Firarı'ndan sonra, böyle bende İsmail'e karsı bir yakınlık gelişti.

Bir, işte, bir aya yakın beraber kaldık. Sürekli bizim eve gelip, gidiyor, aile sevdi, yani, ailem, demokrat-devrimci bir ailedir.

Bende bir, böyle içten içe, öyle bir siyasi bağlantıdan öte, bir arkadaşlık bağlantısı güçlenmeye başladı. İşte, o aşamadan sonra, böyle artık, o da benim elimde olmayan şeyden dolayı bilgi sızdırmaya çalışıyordum...

Mesela; Metris Firarı döneminde, işte o ertesinde, Osman'dan bahsedildi bana, işte, "Yurt dışından Osman gelecek." denildi. Ben bunu... işte... Aydın'dan bahsedildi, Ali'den bahsedildi.

Ben bunu İsmail'e söyledim. Yani, "Osman diye birisi açığa çıkmış."işte, Ali'den bahsettim.

*D.Sol: Peki, İsmail onu sormuyor muydu sana?...

-E.K: Şimdi, bana "Nereden aldın, nereden öğreniyorsun?..." falan dedi... Ben dedim "Valla, I.Şube'de bir tanıdığımız var, o söyledi." Yani, ilk şeyde öyle oldu. Daha sonra İsmail, bana, yani ben öyle "Osman" falan deyince, yani bilmemem gereken bir olay ki, biliyordum da, aktarmamam gereken bir olay...şey dedi...ben işte "Para karşılığı falan böyle bilgi aldım" gibisinden şey yaptım.

O da, o zaman "Ben seni bir arkadaşla tanıştırayım, gerekiyorsa daha farklı şeyler alırız." İşte o anda gene şeyim değişti, pozisyonum değişti. Dedim, yani "Adamın şeye tayini çıktı, Adapazarı'na tayini çıktı..." biçiminde, yani olayı öyle şey yaptım, savuşturdum... Böyle kapandı.

Tabii, Osman geldi, Osman'ın Üzerinde 7 milyon civarında bir para yakalandı. Üstelik, tespit edildiğini bildiği eve, yani daha önceden baskın yapılan eve gidiyor, orada kalıyor, işte, tekrar...

*D.Sol: Gerçek ismi mi bu Osman'ın?

-E.K: Kod ismi, gerçek ismini bilmiyorum... Osman'ı aldılar, işte, Ali'yi aldılar. İşte, bu anlamda İsmail şey kaldı. Bölgede tek bir unsur, yani böyle ilişkilerde koşturan bir unsur olarak kaldı.

Ben de bu süreçte, sürekli denetleyici falan istedim. Yani, bir sorumlu insan istedim.

*D.Sol: Peki, kafama takılan şey var... Bu... Osman ve diğer, Ali miydi öbürü?

-E.K: Evet. Aydın Eker.

*D.Sol: Evet, O... Nasıl haber almış olabilirler? Yurtdışından mı yoksa?

-E.K: Şimdi, bu izolasyon, yani onların (MiT'in) tabiri izolasyon... izolasyon, böyle bir-iki kişiyle gerçekleşecek bir olay değil.

*D.Sol: Evet, komplike bir olay...

-E.K: Yani, bir ben... bir ben, bir TKP-ML'yi kucaklayamam. Yani, Mustafa... Bende kucaklayamam. Üstelik, Mustafa benim güzergahımda.

Yani, aynı güzergahtan istersen yüz tane adam koy, bütünü şey yapamıyorsun, kontrol edemiyorsun... Değişik, burada şimdi, örgütler açısından, bu genel çalışma tarzı... Bütün... yani, Dev-Sol'undan tut, diğer en...ee...örgüte kadar genel çalışma tarzı. '80'den sonra olaya bir yurtdışı bağlamı konulduğu için yani bütün örgütlerde yurtdışı bağlantısı sözkonusu olduğu için, yurtdışı, yani Avrupa-Türkiye arasında bir nokta, yani, orada bir unsur... Artık... Türkiye içerisinde, bölgeler arasında bunlar, özellikle, mesela kuryeler, kurye, kuryelere yakın tipler oluyor...

Kendi planlamalarına göre, kilit saydıkları yerler, önemli saydıkları yerlerde mutlaka unsur bulundurmak durumundalar... Basın...

Burada şeyin güzergahı istihbaratın zemini basın dağıtımına göre belirliyor... Kİ, geçmişte, basın dışarıdan naklediliyor içeriye. Basın, diğer bütün alanı kapsayan bir olay. Yani dağıtım alanı... Bu anlamıyla basın özellikle bir hedef oluşturuyor.

Basın kanalıyla işte, dağıtım noktaları, merkezi noktalar, yani dağıtan unsurlardan ziyade, noktalar önem kazanıyor.

İşte, yurtdısı-yurtiçi olayında basın, ve... işte, hareketin genel biçimini aşağı-yukarı, işte gelen-giden bilecek unsurlar söz konusu. Bu anlamda TKP-ML'nln şeyi de çok müsaitti. Yani, halen daha da müsait.

Bu Konferans aşamasında. Konferans tartışmaları, yurtdışındaki bölünmeler, yurt içinde bölünmeler. İşte, içeriden çıkmış insanların, Parti'yle ilişkisi olmamasına rağmen, bir ayrılık, bir saflaşma esasında, zamanında bir saf tutma zemini yaratıyor.

İşte,içeriden çıkmış insan, anlaşmalı çıkmış... Ama... Genel anlamıyla bilinmiyor... - ama...sırf içeriden çıktığı için, işte içeride de şöyle-böyle olumsuz tavırları olduğu için parti bağlantı kurmamış, veyahut ta ilişkiye geçmemiş...

Böylesi bir saflaşmada, bu tip unsurlar, çok rahatlıkla tutunabiliyorlar olaya. Bunlar bayağı önemli...

*Devrimci Sol: İçeriden ANLAŞMALI çıkanlar da var tabi?

-E.K: Tabi, anlaşmalı çıkanlarda var... Sonra, yani... Aklına gelecek bütün yollar var. Yani böyle, işkence olayı... en müthiş yaşadı dediğin insan bile söz konusu... Yani, onu bile o kılıfa uydurabiliyorlar.

Tabi, burada istihbarat biraz da, deminki şeyi belirtiyorum, unsurlar mümkün olduğu kadar, olayların, yani Hareketin ne çok içine, ne de çok dışına... Bu, açığa çıkmada önemli bir faktör.

Bunun için özellikle dikkat konusu. Yani işte, yakalandı falan gibisinden ziyade, olayı bütünüyle daha öncesinden istihbarat etmek, olayı engellemeye yönelik olduğu için, bu anlamıyla, işte böyle bir taramada rahatlıkla açığa çıkabileceği anlayışı da ağırlıkta...

Şimdi tekrar şeye gelelim: İsmail Yoldaş'la devam eden ilişki süresince, işte yayınlar, şunlar, bunlar, çok böyle bir pasif düzeyde devam ediyordu ilişkimiz. Ta ki, bu Diyarbakır meselesi gündeme gelinceye kadar.

Şimdi, bu arada biz burada genel değerlendirmeler falan yapıyoruz sürekli. Yalnız, bu arada uzun bir dönem Mustafa ile İsmail bir iş ortaklığı oluşturuyorlar. Mustafa'nın işyerini taşıyorlar.

Mustafa'nın işyeri taşındığı için, benim Mustafa ile bağlantım ancak Büro üzerinden gerçekleşebiliyor. Bu anlamıyla, uzun bir dönem benim öyle Mustafa ile bağlantım olmadı.

Bu da tam da Diyarbakır işi aşamasına denk geldi. Diyarbakır işi aşamasında işte bir askeri komite olayı da gündeme geldi.

İsmail bana anlattı: İşte, "böyle, böyle, Diyarbakır işi var, bunu yapacağız..." İşte ben Büro'ya gittim. Rapor edecektim olayı. Ama, Mustafa benden önce rapor etmişti.

İsmail, benden önce O'na söylemiş. Yani benden bir ay önce, benden çok daha önce, hatta Diyarbakır işinin, Metris Firarı döneminde oluştuğunu, o zamandan hazırlıkların yapılmaya başlandığını, daha sonra da bana belirtti.

Tabi, benden önce, Mustafa ile daha yakın temasta olduğu için. O'na götürüyor konuyu. Bu anlamıyla O'nu hazırlıyor. İşte, Mersin'deki ilişkileri... Mustafa'nın ilişkileri, bu... Halil diye bahsettiği unsur işte İbrahim falan dediği unsurlar, Mersin bağlantılı unsurlar. Mersin bağlantılı.

Mersin'de işte İsmail diyor: "Mersin'deki unsurlarla yer, Diyarbakır'dan alacağımız unsurları, şeye, o tarafa nakil edeceğiz, değişik bölgelere nakil edeceğiz... "

Konuyu bana söyledi ve o zaman bana dört tane Kalaşnikof getirdi. Ve o dönem bir de bir Metris Firarı'ndan sonra; büyük ihtimalle Metris Firarı'nın gerçekleştirilme eylemine katılmış bir arkadaşı barındırmak için bana verdi Faruk diye birisi...

*D.Sol: Kod adı mı Faruk?

-E.K: Kod adı Faruk. Gerçek ismini bilmiyorum...bunu, ben tabii rapor ettim ama, bu insanı tespit edemediler. Yani gerçek kimliğini tespit edemediler. Bizde kaldı bir müddet.. Bizden sonra Gebze'de, işte bu bir bayan arkadaş vardı, eski Partizan'lılardan, basında görev almış birisi... o'nun vasıtasıyla Gebze'deki taraftarların evine gönderdim.

Bu arada, işte, 4 tane kalaşnikof geldi, Diyarbakır işi üzerine. Ben bu 4 kalaşnikofu rapor etmedim gene. Yani, şimdi, burada niye etmedim?...gibi şeylere cevap veremiyorum... Rapor etmedim...

Yalnız biraz, işte, orada, biraz İsmail'in çok etkisi gelişmeye başlamıştı. Yani, etkisi derken o arkadaşlık ilişkisi öyle bir gelişme göstermişti ki, ben, İsmail'i, o işte, bir yıla yakın bir sürede, 9-10 aylık bir süre içersinde kesinlikle çevremde hiç kimseye tanıştırmamıştım.

Yani, yakın arkadaşlarım şu-bu gibi... Mustafa'nın dışında kimseyle tanıştırmamıştım. Evime ben götürdüm. Yani, öyle şey açısından, ilişkiler açısından ilkesizlik yaptım. Evime ben götürdüm. İste, o sürede Handan'la tanıştırdım, tanıştılar daha doğrusu.

İşte, o bölgedeki İnsanlarla tanıştı. Beraber kahveye gidiyorduk. Ellibir oynuyorduk, işte sohbet ediyorduk, geziyorduk, sinemaya falan gidiyorduk.

Yani böyle bir arkadaşlık ilişkisi içten içe çok giderek sıkılaşmaya başladı.

Herhalde ondan dolayı...ben, şeyleri, 4 tane kalaşnikofu rapor etmedim.

Daha sonra, işte Diyarbakır olayı öyle rapor edilince, yani bir Diyarbakır işi hazırlığı sözkonusu olunca, bu arada İsmail Mustafa'nın makinalarını satıyor. Onlarla silah aldığını söylüyor, Mustafa'ya...

Mustafa'nın parasını ödeyeceğini, Parti'nin ödeyeceğini söylüyor, ondan sonra da Mustafa'ya uğranıyor, yani, para meselesi var ortada, Mustafa'ya uğranıyor. Bu süre içerisinde, bütün ilişkileri benimle Diyarbakır'ı işte birlikte hazırlamaya çalışıyoruz.

Bir kamyoncu, kamyonet, kamyon şoförü gerekliydi. Kamyon şoförü araştırdık. Daha sonra, bir, bizim orada Kasım Tat denilen şahısa gittik. O da kamyon şoförü çıktı. Daha sonra farklı bir biçimde halledildiğini söyledi.

Tam Diyarbakır'a gitme aşamasındaydık, rapor ettim, ama şeye müdahale etme durumum yoktu. Yani, şeyi ben bilmiyordum o zamana kadar... Diyarbakır'da tünel mi var?...

Bir de o dönem istihbara t'ın verdiği bilgi, işte, mahkeme var... Duruşma var... Duruşmayı mı basacağız, hapishaneyi mi basacağız, o konuda kesin bir bilgi yoktu bende...

Daha sonra olay şey oldu, ertelendi... İşte bu arada, tabi kanal aynen gerçekleştiriyor. Güvenliği orada artırıyor. Kontrola...Hasan Hayri, orada yatan Partizan'lı... O'nun kağuşunu değiştiriyorlar, olayı engellemek için... O aşama da öyle bir kesintiye uğradı.

Biz gene bir bekleme sürecine girdik. Bu arada Kırşehir Firarı gerçekleşti.

*D.Sol: Ondan bir duyumunuz yok muydu? Kırşehir'den?

-E.Kaya: Kırşehir Firarı'nda bir haberimiz yoktu. Yani öyle beklenmedik bir anda olan bir firardı, zaten. Herhalde Parti'nin de haberi yoktu.

Çünkü, Parti Diyarbakır işine özellikle hazırlanıyordu. Bizim de haberimiz yoktu. Kırşehir Firarı gerçekleşti. Kırşehir Firarı'ndan sonra. Parti Diyarbakır işini hızlandırdı, silahlar, silahlar, silahlar...

Winçester geldi, Kalasnikof'lar geldi. Kalasnikoflar üçünü gene bildirmemek kaydıyla. İsmail'e teslim ettim.

İsmail'de Faruk arkadaşla sanırım Doğu'ya gönderdi. Birisi bende kaldı Kalasnikof'un. İşte, şey işini, Diyarbakır işini hızlandırdık... İşte, Winçester geldi, şeyler, ufak tabancalar falan, bunlar geldi. Mermi geldi, çok. 546 tane kalasnikof mermisi, şu, bu gibi mermiler. Bunları ben saklıyordum. O aşamada tam öyle Diyarbakır'a gidiş günü kararlaştırılmıştı yani kesin bir günü kararlaştırılmıştı.

İşte, cezaevinde şeylerin, denetimin sıklaştırıldığını söylediler. Tekrar olay soğudu. Kesintiye uğradı. Bu arada bendeki Kalasnikof kitapları ve daktilo vardı. Bu ara şeyde, Kadıköy'de bir ev tutmuştum.

İsmail'e belirterek bir ev tutmuştum, o evde oturanlar, işte sanırım Kurtuluş'cuydular. Birisi rahatsızdı falan. Yurtdışına gitme durumu vardı. Bu Galatasaray maçıyla gittiler. Bunlar işte giderken dediler. "Ya...işte bir ev var, yani bize para lazım. Biraz para ver evi sana bırakalım" dediler.

Ben de işte o zaman lira verdim. Evi aldım, İsmail'e söyledim. İşte "Böyle, böyle ev var... Burayı kullanabiliriz..." Şeyi taşıdım. İşte, Kalasnikofu onları taşıdım.

Daha sonra, İsmail de şey yaptı, yani evi... Ben para istedim. Yani "Ben verdim" gibisinden olmasın diye, o zaman "Nereden buldun?" gibisinden bi soruyla karşılaşmıyayım diye, işte lira falan bulursan, eve yerleşirim. Eşyalar içinde. Para konusu o zaman sey oldu... Sorun oldu, evi öyle tuttuk-tutamadık gibi oldu. Ben, bu ara bana Kaya verilmişti...

*D.Sol: Oranın parasını öbür taraftan mı alıyordun?

-E.K: Şimdi, öbür taraftan'i almadım da... Şimdi...Bu para konusu çok böyle karışık. Yani oradan alıyordum ama, oranın verdiği paraya ihtiyacım yoktu.

Yani, o zamanlar zaten çalışıyordum. Bu tüp olayı Kandıra Baskını'na kadar, normal fabrikada çalışıyordum. Ailemin maddi durumu iyiydi. İşte, abim İsviçre'deydi...

Öyle, o ev gündemdeyken, zaten bu anket işini yapmıştım o arada... Diyarbakır işi kesintiye uğradığı bir arada anket işi yapmıştım. Ondan 15OO frank aldım. Ondan biraz aktardım eve...evi parti şey yapmayınca... ben...

Bana bu arada Kaya, Hukuk Fakültesi'nde okuyan Kaya devredilmişti. O da, ev falan istiyordu. O'na verdim. "Gel otur, kirayı ödersin, oturursun, eşyaları var..." Bu arada ben Kalasnikofu orada sakladım.

Gerekli olduğu zaman oradan çıkartacaktım. Diğer kitapları, daktiloyu falan da İsmail'e teslim ettim. Bu, işte, Diyarbakır işi öyle kapanınca, işte, denetimler sıklaştırılınca, hemen gündeme bir dizi soygun, baskın falan gibi şeyler geldi.

Beşinden önce, Ekim'in biri gibi. Karakol olayı gündeme geldi. Karakol konusundaki istihbaratı, benimle esmer bir arkadaş, o gün tanıştığım bir arkadaştı, birlikte yaptık...

Gittik, karakolun yerini tespit ettik. Bir kroki çıkardık. Daha sonra, ertesi gün, ikisinde, İsmail ile beraber, üçümüz gittik.

Orada pastane vardı, orada oturduk. Orayı gözetledik. Ben, olayı rapor ettim. Böyle bir eylem hazırlığı içinde olduğumuzu rapor ettim.

Yalnız, bu arada bir de 4'ünde, karakol eylemini 7'sinin sabahı yapacağımızı belirtti İsmail. Ben, bu arada, 4'ü ile 6'sı, pardon, 4'ü ile 5'inin aksamına kadar büro ile bağlantı sağlayamadım. 5'inde öyle bir günde randevu yapmıştık, İsmail ile Gebze'de. 5'inde bir soygun girişimimiz oldu.

Yani benim de...yani bir soygun olayı vardı da, seyi bilmiyordum. Yani, yer, şura, bura...ve büroya da haber edememiştim. Gittik, Tezsan'ın mutemedini soyacaktık.

Gebze'de, İş Bankası'ndan, İsmail, bu bilgiyi yanlış almıştı. 12 İle 13 arası, yemek paydosunun olduğu saatte, bekledik. Öyle bir şey olmadı. Yani, ne para getiren oldu. ne de çıkartan oldu. Olay gerçekleşmedi.

O gün, ben kendisine şeyi belirttim. Mermiler evdeydi... mermiler, Winçester evdeydi... Bunları almasını söyledim. "Bunları al" dedim...

Karakol işi olunca uzaklaşacaktık. "Karakol işi oldu mu, yani evde bu tür şeyler olmasın...arabayla indik aşağıya. Evden mermileri falan aldık, arabaya koyduk. Beraber Kadıköy'e kadar geldik.

O karakolun yanında indik. Zaten, ev de karakolun yakınında bir evdi...orada indim, eve gittim. O Kalasnikof sakladığım eve gittim. O gün, biz 5'inln akşamı, arabadan indikten, inerken, 6'sında, 6'sı saat 7.3O'a randevu yaptık İsmail ile.

Ben bu arada büroyu aradım, buluştuk. Olayı anlattım. İşte, "Soygun girişimimiz oldu, gerçekleşmedi, karakol işini de gerçekleştireceğimizi, kesin olmamakla beraber, olması oldukça mümkün..." diye belirttim. 6'sında ben randevuma gittim.

Randevumuz şeydi, 6'sında, 7 bucukta buluşacaktık. Hasanpaşa'da bir kahvede, orada buluşacaktık. O, araçla gelecekti, buluşacaktık. Gidip evden Kalaşnikof'u verecektim, götürecekti. Eyleme, silahla birlikte gelecekti... O, buluşmasına gelmedi.

Yedi-bucuktaki buluşmasına gelmedi, yedeğimiz de yoktu zaten. Bağlantı koptu bu anlamıyla. Ben, büroya bildirdim. "Randevuya gelmedi" dedim.

Kalktım eve gittim, eve gittim. 7'si işte... akşam eve gittim. Sabah uyuyordum, İsmail geldi. Yani, beklemiyordum. Eve geleceğini beklemiyordum. Eve geleceğini beklemiyordum..

En azından telefon bekliyordum. Çünkü, eve gelmesinin şeyi yoktu, gereği yoktu. Silahın Acıbadem'de olduğunu O da biliyordu. Oradaki evde olduğunu O da biliyordu. Sorun, zaten silahtı. Yani, silahı alıp eve gitmekti. Eve geldi... işte... Arabayla geldi.

Şey vardı, sakallı arkadaş, Kemal Soğukpınar, İsmail... Diğer arkadaşlar yoklardı. Onları ilerde bir yerde bırakmışlar, kahvede. Bana şey dedi. Yani..."Akşam araç ii dışındaydı, il dışına çıktık, onun için gelemedim. Eylemi de akşama erteledik. Onun için, 500 dolar çek çıkardı. "Bunu bugün bozdurabilirsen bozdur, işte beşte gene aynı yerde görüşelim... O, Hasanpaşa'dakl kahvede görüşelim, orada silahı alır, gideriz..." dedi.

Ben şey dedim, yani "araçla beni Kadıköy'e bırakın" dedim. O şey dedi yani, "bir arkadaş var, O seni tanımasın, tanımadığın bir arkadaş var, O da seni tanımıyor, tanımasın" dedi...

Öyle ayrıldılar benden.

Onlar ayrıldılar bir kaç saat sonra... benden onbirbuçuk-onikiye doğru ayrıldılar zaten... Şöyle... yarım saat ya konuştuk, ya konuşmadık... telefon çaldı tam ben çıkmak üzereyken. Seyhan... aradı... işte... "böyle böyle, bir operasyon gelişti, dört infaz, işte senle buluşalım..." dediler.

Hemen o istasyona giden asfalt üzerinden beni taksiyle aldılar, olay yerine götürdüler. Yani... böyle... çok... çok kötü... müthiş bozuldum o zaman.

Daha sonra işte... benim moralimin bozulduğunu falan farkettiler. Bülent Bey özellikle... işte, "bizde istemezdik, tesadüf oldu, falan oldu" gibi şeyler söyledi. "Bilmiyorduk işte bunlar olduğunu...

Yaa, işte, sana ne diyorlardı?..yani sana Yılmaz?...kod ismin Yılmaz olarak kullanılı yor mu?. Yahutta diğerleri seni Yılmaz olarak mı biliyor?..." gibisinden şeyler söylediler, "yok..." dedim "niye? "yani "niye Yılmaz?", "nereden çıktı?"... işte... şeyde... "yaktın bizi Yılmaz..." diye bağırmışlar, onun için.

Tabi ben... beni tekrar şeye bıraktılar, eve bıraktılar... İşte "dikkatli ol..." falan dediler. Yani... O gün... ertesi gün zaten cumartesi -pazardı. "pazertesi telefon edersin" dediler. Pazartesi teloefon ettim. Salı gününe randevu yaptık.

İkibucuğa randevu yaptık... Ama, bu iki gün çok şey... böyle çok şey... yani şeyden değil... Böyle işte olayın... korkumdan... yani örgüt şüphelenecek, vuracak, şu, bu değil de...

*D.Sol: Olayın kendisinden?...

-E.K: Evet, kendisinden...ve...bilmiyorum artık... Bu üç gün boyunca, ömrüm boyunca ağlamadığım kadar ağladım, böyle gizli gizli... geceleri özellikle... Ve... onblrlydl... O, yani, büroya gittim...onu hatırlamıyorum. Yani, Mustafa var mıydı, yok muydu...

çünkü çok böyle bir...müthiş bir...kafa şeyi vardı böyle yani iç çelişkilerin artık böyle had safhaya çıktığı bir gündü o onbiri... Orada, bizim dışımızda...zaten daha önceden şeyi hissetmiştim... Bizim dışımızda bir izolasyon dedikleri olayı yarattıklarını, varlığını anlamıştım, yani biliyordum.

Orada işte "Hacı'yı kaçırdık, işte MK üyesi yırttı paçayı, iste Hacı çıkmadı..." falan gibi şeyler geçti. Yani bana da o an için şey dediler...işt e... "tesadüftü" falan gibisinden...

O akşamkl haber de beni çok etkiledi 7'sinin akşamı haberleri dinledim. İşte..."Darıca- Tuzla arası, polise saldırılacağı ihbarı üzerine..." Bu, biraz da böyle beni giderek... olayın merkezine iten bir pozisyondu...ve...müthiş bir şey gelişti...

Yani, şöyle söyleyelim: Böyle...devrimci kimlik demiyeylm, ayıp olur...yani... yaşadığımı...yaptıklarımın...veyahut iç... olayın ne olduğunu farkettlm bir anda... İnsanlıkla bağdaşmayan... gerçekten... o ana kadarki şeyler çok böyle bana göre işte, zararsız şeylerdi...

İşte...Ramazan yakalandı...işte, kurtuldu, yattı ve yakında çıkacak, İşte, Osman yattı, çıkacak... İşte öğrenci yakalandı, yattı, gitti askere...yani böyle bir, iki taraflı... Karşılıklı zararsız bir pozisyon çıkıyordu...özellikle yani, onların içinde İsmail'in olması... Yani, İsmail olmasaydı, belki bu kadar şey yapmayacaktı, beni etkilemeyecekti gibime geliyor.

İsmail'in olması, İmail'den böyle kopmak...müthiş bir boşluk yarattı.

Ve...o... onblrlnde...o komployu, o tezgahı, o İnsanlık dışı olayı, en çarpıcı biçimiyle iliklerime kadar hissetim. (...) Ve,...Tuzla Operasyonu... gerçekten çok karanlık ve bilfiil provokasyonun yaratıldığı bir operasyon... yani, Tuzla Operasyonunda Birileri Korundu, ama ben, ama Mustafa...ama diğeri... bilemlyorum...yani o Yılmaz olayı...bu Yılmaz olayı...

*Devrimci Sol: Devam edelim, gerçekten, etkilenmemesi insanın...şey...müthiş...şu anda anlatırken bile, nasıl etkilendiğini ben görüyorum. Senin anlattığından, ben bile... sanki...orada, o dehşeti o dört İnsanı ben görmüşüm gibi tüylerim diken diken oldu...

-E.Kaya: Şimdi...kötü yani şu...böyle...sanki...onu sanki böyle kasıtlı yani...olay zaten kasıtlı gelişen bir olay o biçimiyle... yani bir provokasyon... Kİ, ben şundan kesinlikle eminim; Orada, onlar ateş etti, etmedi meselesinden öteye, onlara ilk ateş edenlerdendiler... yani, Bülent'tir, Seyhan'dır, Tuncay'dır...

Yani, orada o provokasyonu, o ateş ortamını, yoğun ateş ortamını, bunlardan birisi yarattı kesinlikle...

*D.Sol: İlk ateşi değil mi?

-E. Kaya: Tabi, yani, bu bir... yani provokasyon... yani o anlamıyla provokasyon... Daha sonra zaten o şok... yani, bu süre İçerisinde, İlk defa böyle bir ölüm olayı İle karşı karşıya kalıyorum... Bu İnsanlar bana...

*Devrimci Sol: Arabada silah var mıydı gerçekten?

-E.K: Simdi, o konuda bir bilgim yok. Yani, kesin bir bilgim yok. Ama, silah olması, özellikle de bir tane 7,65 olması mümkün, bir şey söyleyemem. Bir tane çıkmış olması mümkün. Çünkü, İsmail Yoldaş taşıyordu, yani silah taşıyordu...

*D.Sol: Zaten, o anda eyleme gidiş olmadığı için, olmaması gerekir...

-E.K: Hee, yani eyleme gidiş değildi. Üstelik olay söyle: bana geldi, daha ben bunları bile şeye aktaramamıştım, o tarafa aktaramamıştım. İşte, öğleden sonra, Gebze'deki arkadaşlar, kamyonet ayarlayacaklar, kaldıracaklar, kamyonetle işi yapacağız, silahı da Kadıköy'den alıp gidecektik.

Daha, bunu ben o biçimiyle aktaramamıştım. Onlar benden ayrıldıktan yaklaşık bir saat sonra, haber oldu, haber ettiler...

İşin böyle... daha kötü yani... o insanların böyle kurşun yemiş resimlerini gösterdiler, İşte... "bunu tanıyor musun?..."

*D.Sol: Sen kendilerini de gördün mü, yoksa resimlerini mi sadece?

-E.K: Ben, kendilerini görmedim. Beni olay yerine götürdüler. Yani. niye götürdüler, onu da ben çözemiyorum... Yani, gereksiz bir götürüştü... İşte...

*Devrimci Sol: Orada basın falan yokmuydu sen gittiğinde?...

-E.K: Basın yoktu, ben arabanın içerisindeydim. Dışarı çıkmadım. İşte, Seyhan'la Tuncay, aldılar beni yoldan... Bülent Bey oradaydı. İşte. köprünün üzerine gittik.

*D.Sol: Tuzla Köprüsü mü, Tuzla Tersanesi'ne giden Köprü müydü?

-E.K: Tuzla Köprüsü. O,... kontrolünün olduğu köprü...

*D.Sol: Evet.

-E.K: Orada durduk. Bülent Bey geldi, "dört İnsan" falan dedi. İste... beni... bu arada beni tekrar şeye bıraktılar... evin oraya bıraktılar. İste...

*D.Sol: Nasıl, sevinçli miydi Bülent?...

-E.K: Hepsinde bir... sevinçten ziyade bir heyecan vardı. Yani... böyle...bir heyecan vardı. O anlık biraz da sevinç gibi geldi bana.

Yani, çok provokatif bir olay... çünkü... her kim olursa olsun, yani onlar olmasaydı bile, o... Hacı dedikleri şahıs bile olsaydı, MK'dan dedikleri şahıs bile olsaydı, orada onları, yani isterse böyle top-tüfek, cephanelik olsunlar, sağ ele geçirmek mümkündü, mümkündü, kesinlikle mümkündü...

Çünkü, oradan, ne çıkış var ne kaçış var... Olayın daha sonrası işte. O şeyde bende bir kalasnikof olduğunu belirttim bu ara da, şeye, arabadan büyük silahlar çıkmadığı için... bunlar silah bekliyorlardı...

Büyük silah çıkmadığı için tümüyle, hareketin ağırlık noktası silahlar üzerinde yoğunlaştı... Ben... bendeki kalasnikof'un Partiye ait olduğunu, yani gelip benden" isteyeceklerini, bende olduğunu bilebileceklerini belirttim.

Bu anlamıyla bu silaha hiçbir biçimiyle dokunulmaması gerektiğini şey yaptım. Onlar da kabul ettiler olayı... Daha sonra... O bilgiyi ben aktarmadım. Kasım Tat'da silahlar olduğunu, yalnızca silahlar olduğu yolunda bir bilgileri vardı.

Benim de Kasım Tat'la görüştüğümü biliyorlardı.

Telefon numarası falan vardı. Telefon numarasını da ben vermiştim. "Kasım Tat'ta, böylesi silahlar var.." Bana... işte... " senin bilgin yok, bir sordur, ağız yokla..." dediler.

Ben birkaç sefer görüştüm, silahların olduğunu biliyordum... işte "bunlar bir açıklama yapmıyorlar, bendeki silahı istiyorlar..." dedim.

İşte, Bakırköy'de birisiyle bir randevu gerçekleşti. Arkadaş, bendeki silahı istedi. Ben vermedim, yani elimden çıkartmak İstemedim. O aşamada elden geldiğince, silah trafiğini durdurmak gerektiği...yani öyle gerekiyordu..

Yani ben öyle düşünüyordum. Çünkü ne kadar trafik yoğunlaşırsa, o kadar kontrol artıyordu. Yakalamak artıyordu o aralar... Ben o arkadaşa "Kesinlikle elimizdeki silahları taşıma devretme gibi şeyler olmasın, şu anda, sağlam bir yerdeyse bir müddet orada kalsın" gibisinden söyledim.

Daha sonra, büroda Kasım'a operasyon tertiplenecek... tertiplenmesi için bir plan bir program hazırlaması başladı.

Yalnız, bunlar Kasımı biliyorlar. Yani "Kasım" diye tanıyorlar. Ben Kasım'ın babasını falan Almanya'da olduğunu bilmiyordum.

Babasının Almanya'da olduğunu falan biliyorlar. İşyerinin polyester bidonlar yaptığını da biliyorlar. İş-yerini kesin bilmiyor gibiydiler. (dip not; E.K'ya, MİT'in mİT'i izlediğini bilmiyor)

Ben, işte Kasım'la randevumu bildirdim. İşyeri olarak bildirdim. Bu gün tarihini hatırlamıyorum. İşyeri olarak bildirdim. Kasım İle randevum şeydeydi... Sivaslılar Derneği'ndeydi, yani asıl randevu... İşyeri olarak bildirdim. İşyerinde kardeşi vardı. Gittim, kardeşiyle konuştum, falan...

Bunlar bir kontrol çektiler. Arabanın önünde konuştum. Kardeşinin resmini çektiler. Ben şey yapmadım. "Bu değil..." falan gibisinden daha sonra da belirtmedim. Kardeşinin resmini çektiler... İşte, işyerini tespit ettiler, sonra operasyonu tertip edebilmek için...

Burada bir şey avantajı doğdu benim için... o resim çekme olayını ben bilmiyordum, yani haberim yok, ben sadece randevuyu söylemişim...şu gün şu saatte Kasım'la görüşeceğim, iş yerinde...

Bana şey demiyorlar işte.... ''geldikde, resim çektik de...'' falan demiyorlar ama ben olayın öyle gelişeceğini biliyordum. Telefon olayı gündeme geldi...

*D.Sol: Farkettin mi o zaman resim çektiklerini?...

-E.K: Görmedim... Yani ben resim çekilirken falan görmedim ama randevuya, o verdiğim randevuyla hareket edileceğini biliyordum... Çünkü, Kasım'ın eşgali konusunda bir bilgileri yoktu. Yani genç işte .. biraz Laz tipli gibisinden... ellerinde tutarlı bir sey yoktu.

Ben de işte öyle genç, pek tarif edemiyorum, işte, söyle böyle... kardeşi işte şeyle denk düştü... Kardeşini Kasım diye... yani onlarda bunun farkında değil... Bende arkada bir kontranın farkında değilim, bilgisinde değilim. Telefon olayı gündeme geldi...

Yani operasyonu hazırlama... "Ne diye bu adama operasyon çekeceğiz?" gibisinden bir soru gündeme geldi.

Bülent bey şey dedi. Yani işte, "İsmail'in üzerinden çıkan, telefon, şey, adres defterinde listesine Kasım'ın şeyini, telefonunu ekleriz...

Ve işte deriz ki "İsmail'in üzerinden telefonun çıktı, bunun üzerine operasyon düzenliyoruz..." İşte operasyon düzenlendiği gün, tarih falan bilmiyordum. Yani bana söylenmedi, "Şu gün operasyon yapacağız..." diye.

O gün tesadüfen ben Kasım'la kahvede görüştüm, konuştuk. Ben rahatsızdım. Müthiş bir tesadüf bu da... Böbreğimde hiç uzun süredir bir rahatsızlık olmamasına rağmen, ameliyattan bu yana, öyle bir soğuk algınlığı, bir de moral çöküntüsü, şu bu... rahatsızlandım.

O arkadaş... yalnız, beni eve götürürken şeyi farkettim...ekipten birisini farkettim, orada gördüm... Yani gördüm arabanın içersinde...

Ben eve gittim. Biraz işte uzandım. Geçer-geçmez sonra kalktım tekrar ilkyardıma gittim. Bu arada, Kasım dönüyor arabayı bırakıyor, arabayı kardeşi alıyor.

Onlar, Kasım'ın kardeşinin arabayı almasını bekliyorlar. Yani Kasım'ı Kasım olarak bilmedikleri için, arabayı kardeşi alıyor, kardeşini yolda böyle bir şeye getiriyorlar, operasyona getiriyorlar, işte "Telefonun çıktı" pakete sarılı 4 tane silah, işte, TIR mır karıştırıyorlar.

Bu arada Kasım yine o aksam, o gün bana o aksam silahları teslim edeceğini söylemişti ve akşam silahları teslim etti. Daha sonra da, oradan da silahları kaybedince, olay artık bütünüyle normal ilişkiyi bir an önce sağlamaya dönüştü...

İşte...Kemal aracılığıyla, Gebze'dekiler aracılığıyla ilişki, bağlantı yarat mak yollarına gittim. Kemal aracılığıyla randevu geldi. Sakallı bir arkadaş,orada- "sakallı" diye bahsedilen şahıs. İsmi İsmail.

O arkadaş geldi. Daha sonra beni şeye götürdü, yani Erol Gültekin diye bir arkadaşa tanıştırdı. Ona bir randevu kesti. Bu arada benim silah teslim etmem gündeme geldi. Bu arkadaşlarda silah istediler.

Ben bildirdim şeye, yani silah teslim edeceğime. Bana şey, yani "Ne zaman tes lim edeceğini bize bildir" falan dediler. Bu arada biz ikili bir randevu yapmıştık. Ben, birini verdim, diğerini vermedim. Öncekini verdim, sonrakini vermedim.

Sonraki randevuya silahı teslim ettim. Zaten onlarda da kontra şeyi, tertibi vardı. İşte, bu ortamda, mümkün olduğu kadar takip olmasın, işte yakınlaşma olmasın, işte ortada bir zanlılık gelişti, işte, zanlı durumunda oldum... onu da belirttik, rapor ettik... Bu anlamıyla işte, benden oldukça uzak hareket edilmesi gerektiğini rapor ettim. Onlar da ona göre hareket ediyorlardı.

Zaten, Kemal İle,Gebze ile temas gerçekleştikten sonra, resimler falan gösterdiler, işte "Sana bu gelirse buluşuruz"...bir kaç tane resim...o gösterilen resimlerden şahıslar geldi.

Biri İsmail'di, sakallı, diğeri de Erol du. O bana bırakılan 500 dolar çeki anlattım arkadaşlara. Bu tarafa da olayı anlatmıştım "500 dolar çek bıraktı bana"... bunlarda "Şey yap, bozdur yersin..." falan dediler. "Bu tarafa aktarma" dediler. Ben onu ödedim, yani örgüte ödedim. Birkaç yüzbinlira fazlasıyla ödedim... Bu arada...

*D.Sol: Kalasnikof'u vermiş oldun değil mi?..

E.K: Verdim evet. Kleşi verdim ve yani bunu bilemiyorum. Parti bir de bende silah olduğunu herhalde zannediyor. Bende silah yok. Ben MİT'e kesinlikle silah vermedim, silah teslim etmedim onlara ve bende silah yok.

Bunlar bana birkaç sefer... -Erol söyledi, Kemal de belirtti-... şey, UZI, herhalde kısa namlulu bir UZI olayından sürekli böyle ısrarlı bahsettiler. Ben kesinlikle UZI görmedim, yani bana UZI gelmedi. Bana Winçester geldi, Kaleşnikof'lar geldi, işte MAP'dı şuydu,- buydu geldi gitti.

Bunlardı bende silahları. Bunun dışında bir silah falan sözkonusu değil...yok yani, silah yok. Zaten şu aşamada silah olsaydı ben burada olmazdım...

Ve... MiT'le ilişkili pozisyonlarda, yani bana bağlı ilişkiler, Mustafa'ydı, Kaya'ydı... Bunun dışında, ne Gebze'den, ne Darıca'dan ve diğer bölgelerden bir ilişkim sözkonusu değil...

Böyle ilişkilerim yok, MiT'le ilişkili...diğer insanların hemen hemen hepsi devrimci- demokrat insanlar. Büyük bir kısmı, hepsi, Gebze, Darıca, - Kartal, yani halkevleri, dernekler bünyesinde hemen hemen hepsi... Hiç bir şey vermedim, yani söylemedim, şudur, budur... Yoğun ilşki ağıydı.

Kim için ne verileceği zaten bizim açımızdan belli değildi. Yani işte adam halkevinde çalışıyor. Yani o da o kadar şey değil. Yani o tür insanlar hakkında hiç bir bilgi vermedim.

Özellikle kendi bölgemde işte Darıca'da, Darıca Halkevinde, Kartal, Kartal Halkevi bünyesinde, hiç birşey belirtmedim. Böyle, bilgi aktarmaya zaten gerek yok. Sorun, Parti meselesi, yani örgüt meselesiydl.

Bu anlamıyla işte, Handan'dır, diğer unsurlar, hiç birşey söz konusu değil, yani, onlar üzerinde şüpheleri yoğunlaştırmak, anlamsızdı, gereksiz blrseydi.

Bizim arkadaşların onlara yönelik, iste sırf benimle olmaları, gezmeleri, görülmelerinden dolayı şüphelenip yanlış yapmaları doğru olmaz. Çünkü bu olay, belki, daha ayrıntısı, daha bir biçimiyle, bir altı ay sonra, belki bir ay sonra, belki on gün sonra açığa çıkar. Bu Tuzla Operasyonu...

Ama Mustafa'nın çıkışı yapmasaydı, en azından böyle bir olayı belirtseydi, işte... aynı şartları paylaşıyoruz... En azından... belirtseydi... biraz daha beklenilebilirdi.

Biraz daha bazı şeyler bu anlamıyla olgunlaşabilirdi. Yani... olayın... kilit noktası...ihbar odağı daha bir netleşebilirdi, biraz daha bekleseydl. Erken hareket etti.

Yani, birazda kendi paçasını kurtarma hareketiydi. Yani, kendini kurtarma hareketi... Yani, ben Mustafa'ya kızmıyorum. Doğru bir şey yaptı. Yani, kendi mantığına göre iyi bir şey yaptı. Ama, işte...benim açımdan biraz erken... erken çıkıştı... en azından...

*Devrimci Sol: Şey nasıl olmuş olabilir, o ihbar, net?...

-E.K: Şimdi, o konuda, o bir şey yazmıştım ben, blrşeyler yazmıştım...

*D.Sol: Evet, onları tekrar bir toparlarsın.

-E.K: Yani, onlar üzerinde durmak gerekiyor... Araç, o aksam yani 6'sının akşamı, giriş-çıkış artık neyse, o da pek net değildi, özellikle girişin nereden hareket... çünkü...bu...6'sının akşamı atılıyor, pusu. Yani, bunu özellikle belirttiler. Ve, özellikle Hacı belirleniyor...

İşte, "Kırşehir firarileri" falan denmesinin esası buradan kaynaklanıyor. İşte... O araç nereden hareket etti?. Araçtakller klmler- di?... Haa... Bu arada şey çok önemli... Şimdi.. Diyarbakır'dı... karakol'du gibi şeyler, bizim dışımızda da sızıyordu.

Yani... ya da ben öyle değerlendiriyorum...

Yani... Bizim dışımızda bu tür bilgiler sızıyordu...

(... )

(...)

...Ben bunları artık bu biçimiyle anlattım. Bunların hepsi... Eksik belki vardır... konuşma şeyi içerisinde tam tamına toparlamak biraz zor...

Çünkü, bir günü aşkındır devam ediyor... Ama, hepsi doğru şeyler... Eksikleri tamamlamak mümkün... Ben şimdik... Bilmiyorum size ne denli mantıklı gelecek, ne derece... yani sizden birşey talep... Yani, "beni koruyun" falan, bu tür şeyler şey yapmıyorum.

Şuradan çıkacak kararı peşinen... yani kabulleniyorum... Gerekli yani karar... Kesinlikle doğru olarak kabul ediyorum. Ama... Bu anlamıyla bitirmek istediğim iş... Oradan da bir yüzde ikilik şans görüyorum. Bana eğer bu anlamıyla yardım ederseniz... en azından... kimliğimi kazanma savaşı...

(...)

(...)

*D.Sol: Bu, sana özel kimlik falan şey yapıyorlar mıydı?

-E.K: Şimdi, bu hususlarda, dış olayda, yani kontakt oluyor...yani, benim gibi unsurlar, kontakt unsurlar...kontakt unsurların, kimlik, silah, vs. gibi şeyler almaları rizikolu görülüyor.

Yani, şimdi düşün, kimlik var. MiT'e ait kimlik var. İşte, tünele biniyorum, otobüse biniyorum. İşte, para çıkarıyorum veya başka birsey çıkarıyorum.

*D.Sol: Doğru, mantıklı...

-E.K: Yani, görülür, farkedilir... Bu anlamda, böyle birsey yok. Ama, şeyimiz, ödentimiz, statümüz, içişleri Bakanlığı bünyesinde, Örtülü Ödenek'ten...

*D.Sol: Yani, sizin ücretleriniz içişleri Bakanlığı'ndan...

-E.K: Evet. İçişleri Bakanlığından, örtülü ödenek'ten geliyor.

*D.Sol: Evet.

-E.K: Bizdeki Teşkilat iki bölümden oluşuyor: İç İstihbarat, Dış İstihbarat... İki bölümden oluşuyor. Dış İstihbarat denilen olay. İşte, bu savaş -barış gibi istihbarat...

*D.Sol: Evet, casusluk.

-E.K: Casusluk, savaş olayıdır, saldırıdır, şudur, budur. gibi istihbarat, o istihbaratın bünyesinde. Bizimde, onlarında bünyesinde sivil savunma teşkilatı, işte yarı yarıya veyahutta işte belirli oranlarda bölünüyor...

*D.Sol: Sivil Savunma Teşkilatı var ayrıca yani. O'nun MİT'le bağlantısı?...

-E.K: Şimdi, onu bilmiyorum da. Bu, mesela kaymakamlık düzeyinde bir Sivil Savunma Teşkilatı var ya, işte hava saldırısı, işte ona yönelik uyarılar biçiminde. O teşkilattan bahsediyorum.

O teşkilatında belirli kısmı, yani belirli oranda bir birim bölüşümü... bir kısmı dış İstihbarat, bir kısmı İç İstihbaratla ilgili... Yani, o sivil savunmanın... O'da, sonradan geliştirilen bir olay...

Özellikle ANAP İktidarı döneminde geliştirilen bir olay. O, Sivil Savunmaya şeyi de katıyor... Bu son bir tartışma olayı çıktı...

*D.Sol: Teritoryal...

-E.K: Hee... Onu da bünyesine alıyor. Onun içinde de, işte, terör terör odaklarına falan...

*D.Sol: Evet, zaten yasal kılıfı da hazırlandı.

-E.K; Yani, o bünyede onlarda yer alıyor. İstihbarat Teşkilatı'nın kamu kuruluşlarında ağırlıkta odaklaştığı noktalar, yerler.

Deniz Yolları Müesseseleri... İşte, Demir Yolları Müesseseleri... PTT ve Meteoroloji... o hava falan hikayesi. Bunlar da kamufle edici olaylar.

*D.Sol: Yani, oralarda sivil savunma örgütleri var.

-E.K: Evet, evet.

*D.Sol: Meteorolojinin sivil savunma örgütü var. Demir Yollarının sivil savunma örgütü var. Deniz Yollarının sivil savunma örgütü var... Bunlar şeylerle bağlantılı değil mi?...

-E.K: Yok,... şimdi ben öyle demiyorum, öyle demiyorum... öyle yanlış olur da... Şimdi, MİT'in bünyesinde bir kendini kamufle söz konusu. Yani MİT böyle bir, işte MİT Bürosu olarak çalışmıyor. işte Deniz Deposu'nu, Bürosunu kullanıyor... O, Deniz Müessesesi, işte deniz yollarına ait müessese, veyahutta oradan acentelik almış bir müessese, işte PTT Santralı...

*D.Sol: Peki, PTT'nin var mı böyle?... PTT'nln. Demir Yolları'nın...

-E.K: Var, yani ben yer olarak bilmiyorum... Yer olarak bilmiyorum ama o... çalışma stilini, yöntemlerini bildiğim için, bunları rahatlıkla söyleyebiliyorum. Yani...

*D.Sol: Yani, birtakım kamu kuruluşlarının uzantıları MİT Büroları olarak kullanıla biliyor. Öylemi?... (... )

-E.K: Bu zaten bilinen bir olay. Ben daha bir somutunu biliyorum. Yani böyle devlet kuruluşları üst bürokrat ilişkilerinde MİT kökenli, faşist kökenli unsurlarla daha bir yakın, daha bir ilişki ağı var. Mesela benim bir iş sorunum olmuştu. Yani bir iş, kamufle olabilmek için bir iş gerekiyordu.

Yani "Demir Yollarına girermisin?" dediler... ee... "gireriz" dedik. Demir Yolları İşletme Müdürü... Haydarpaşa Gar Müdürü... İsmini hatırlamıyorum ama... O beni çıkarır... Onun yanına gittik, Bülent'le... İşte... konuştuk... "arkadaş bizim elemanımızdır" falan dedi...

Yani, buradaki... bir de... bir iş... Böyle önemli yerlerde, ulaşımda, haberleşmede, buna benzer kilit yerlerde de, özellikle işçiler içerisinde elemanları söz konusu...

*D.Sol: Evet,çünkü orada işi kontrol etmek için değil mi?.

-E.K: Bana "şey kontrolü kurarız" dedi, işte, " sendikanın, işci hareketinin kontrolünü kurarız... hem de çalışırsın... rahat olursun..."

*D.Sol: Maaş falan veriyorlar mı?...

-E.K: Tabi, öyle normal işçi gibi maaşını alıyorsun oradan da... Tabi, diğer taraftan da alıyorsun... Tabi, ben giremedim işe...olmadı... Yani, bitakım bürokratik engeller çıktı..." Yol...şeyine...işte, öncelikle birkaç ay orada İdare etmesi gerekiyor... " dedi Müdür.

*D.Sol: Peki, Müdür Teşkilatın adamı olabilir mi?

-E.K: Müdür, Teşkilatın...adamı... olmasından ziyade... MHP... yani eski faşistlerden... mümkün...o konuda kesin birsey söyleyemem...

*D.Sol: Peki, bu Bülent'in MHP ye böyle düşünsel olarak bağı, yakınlığı var mı, ola bilir mi?...

-E.K: Var, var,... Yani, Tuncay'ın haricinde... Yukarıdan aşağıya... Böyle... MHP- ANAP ve Kenan Paşa şeyli... ağırlıklı... Mesela, Nezihi Albay..emekli bir albay...patron oluyor... Nezih..Kenan Paşa'cı... Kenan Paşa'yı çok seviyor.

*D.Sol: Yani, patron durumunda değil mi Nezih?..

-E.K: Evet, patron...zaten bunlar böyle kademe kademe kendi aralarında şey...tabir... konuşma... "patron " diye geçiyor... "patron " (... ) (... )

*D.Sol: Bu süreç içerisinde yaklaşık, toplam ne kadar para vermiş olabilirler?.

-E.K: Şimdi, ilk dönemler... Yani; bu ilişkiyi yakalayıncaya kadar oldukça böyle bir... yoğun bir...yoğun derken de işte, günün standartlarının üstünde, ikiyüzdür- üçyüzdür veriyorlardı...

Zaten böyle para verme konusunda oldukça hassaslar... Yani, İşte böyle bir... ağabeyvari, babavari bir ayaklar...

*D.Sol: Evet, kendi cebinden veriyor sanki...

-E.K: Evet, kendi ceplerinden veriyorlarmış gibi... bir havaları var... Daha sonra, o ilişkilerin temasını sağladıktan sonra, yani otomatikman statüye girdim, yani eleman pozisyonuna girdim. Ondan sonra artık, düzenli olarak, 170-200 falan ödenmeye başladı. Arada. işte ek ödemeler yapılıyordu... 100-200'dür. Maaş olarak, 170 bin.

*D.Sol: Peki, şey diyelim, mesela operasyonlarda verdiğin bir bilgi doğru çıktı, ya da oradan bir şey falan... Ona ek ilave veriyorlar mı o zaman?...

-E.K: Şimdi bu...aslında şimdi... Orada şu da var. Yani onu da biraz kestirebiliyordum. Normali ile mesela, Tuzla Operasyonu öncesindeki gelişmelerde yani olaya para açısından bakarsak, bana verilmesi gerekenin altında bir ödeme söz konusu...

Çünkü, 10-15 kişi, benim kanalımla gitti... Onların özel bir şeyleri var... ödeme çizelgeleri falan var... Ama, bu süreçte, bu ücret ödemeyi yükselten olay, silah ele geçirmek, yani insandan ziyade, silah daha çok değer kazanıyor.

O öyle gerçekleşmediği için, benim ödentim öyle normal devam etti. Operasyon sonrası, işte Mustafa'nın bu zarar kaybı falan olduğu için..işte, makinaları satıldı, İsmail öldürüldü. Parti veremeyeceğine göre, onu kapatalım blçimlnde gelişti.

Mustafa'ya verdikleri için, bana da vermek durumunda kaldılar... Yani...

*D.Sol: Toplu para o zaman verildi mi yani?.

-E.K: Toplu para o zaman verildi, üstelik Mustafa'ya 4 Milyon verildi, bana 3,5 Milyon verildi...

*D.Sol: Biraz da şey olabilir... Bir olayın şokunu belki parayla izole etme...

-E.K: Evet, o da mümkün öyle de düşünülmüş olabilir. Bu anda daha cok işte Mustafa'ya verildiği için...

*D.Sol: Bu adam yakalamalarda hani bir kategorik şey var diyorsun... Yani silah olunca daha fazla...

-E.K: Evet, silah olunca daha bir artıyor bu... Ama...işte biz de sürekli, sistemli işte ihtiyacımız olunca isteme durumu oluyor. İşte onun için pek öyle bir iş üzerinde para alma yoktu. Yani öyle bir sistem yoktu. Normal bir eleman gibi çalıştığımız için...

*D.Sol: Bu aldıkların maaş dışında değil mi?

-E.K: Tabi, maaş dışında, yani diyelim 300 bin lira lazım, 300 bin alabiliyorum.

*D.Sol: O konuda bir zorluk çıkarmıyorlar o halde?

(...) (..)

*D.Sol: Kaya dıştan mı sızma, yoksa hareket içinden sonradan mı kazanma?

-E.K: Şimdi... Kaya... Kaya'yı ben...yani Kaya'yı nasıl elde ettiklerini bilmiyorum. Ama tahmin etmek mümkün...Kaya'nın bir siyasi niteliği yok...yani böyle işte. Üstelik sağcı bir ailenin çocuğu... Yani okul çevresinde böyle devrimcilerle falan teması yoğunlaşan birisi...

Bana bunu verdiler "Yetiştir TMLGB gençlik örgütüne sızdır. "dediler. Bende bir-iki ay kaldı. İşte bir eve yerleştirdim.

Bu ara da ilişkileri biraz şeydi. Yani böyle çevre ilişkisi... bu... böyle...şey demiyeyim... çirkef demiyeyim de... öyle işte gençlik ilişkileriydi... İşte kız arkadaşları geliyor - du...bu 2000'ne Doğru'dan Fetih diye bir arkadaşı vardı, o geliyordu.

İşte... böyle bir sürü kız arkadaşları... İşt e bir tane de kız arkadaşı vardı... İşte böyle bir yaşantının insanıydı. İşte kitap okuyorsun, kitap veriyorsun okuyor, "ama" şey vermiyor. Randıman vermiyor...

Ben sıkıldım...şeye... Bülent Bey'e bir toplantıda şey dedim yani "bunu Mustafa'ya verelim, ikiside biri birilerini bilmesinler. İşte Mustafa'ya benim ilişkim olarak verin, işte örgütlü bir ilişki olarak verin. Mustafa'yı da sorumlu olarak şey yapalım. Öyle daha bir iyi olur. Hem o insan şeye adapte olur. Örgüt olayına adapte olur." Biçimiyle belirttik...

İyi bir fikirdi... iyi de yaptık... ama Mustafa uyandı. Yani... gitti, geldi...o da sıkıldı... Yani...ne bu böyle...hiç...ne...anlıyor, ne dediğini şey yapıyor, falan (diyerek) bıraktı yani...

Bir iki sefer randevusuna gitmedi, görüşmelere gitmedi...o, bildirdi, gelmiyor falan diye... biz dedik "Niye gitmedin?" falan..o da işte "ondan birşey çıkmaz, o öyle...öyleyken militan olsa ne yazar" falan. O bilmiyor şeyi, şey olduğu nu bilmiyordu...

İşte ona dedik ki, işte "bu adam elemanımız. İşte onun için böy le yaptık. Sen durumu çaktırma git yani, sık biraz üstüne git, disiplinli olur..." falan. Böyleydi yani...

Tabi bu arada okuldan bilgi veriyor, onun seyi ayrı... zaten, şimdi bizde böyle. Mustafa ile ben koptuktan sonra, yani ben Mustafa'yı sızdırdıktan sonra, Mustafa'nın bilgilerini Mustafa veriyor, ben kendi bilgilerimi veriyorum. "Mustafa sen ne verdin?" diyemem.

Yani, ikisi arasında şey yok... Onlarda işte "Mustafa böyle böyle verdi" demezler... Yalnız bizi ilgilendiren şeyler oldumu, onun bir şeyini yapıyorduk...

*D.Sol: Muhasebesini?

-E.K: Tabi, değerlendirmesini yapıyorduk. Bu anlamıyla...kaya öyle...kaya ise orda da şey değil...yani...bir vasfı yok yani. O insanı onlardan kurtarmak gerekir.

*D.Sol: Tekirdağ'da mı diyorsun su anda?

-E.K: Büyük İhtimalle Tekirdağ'da.

*D.Sol: Tekirdağ'da öyle yerleri varmı bunların?

-E.K: Şimdi var herhalde ki, işte bana "seni Tekirdağ'a göndeririz orada kalırsın" dediler.

*D.Sol: Her yerde vardır onlar için, yer problemi yoktur değil mi?

-E.K: Her yerde...onlar için yer o kadar şey değil, problem değil, para...devletin parası sorun değil yani...müthiş bir polis devleti... yani literatür koyuyor işte "polis devleti" ama, yani o yetmiyor arkadaş... O polis devleti demek bile yetmiyor, yani müthiş bir şey... yani müthiş... faşizm hafif kalıyor..çok hafif kalıyor... Ve bütünüyle devlet aygıtı, yukarıdan aşağıya doğru devlet aygıtının en çok üzerinde yoğunlaştığı, en çok pür dikkat olduğu, silahlı hareketler, silahlı hareketlerin aksiyonların rayına oturması...

Yani şu anki aksiyonlar, silahlı hareketler rayında değil... rayında değil provakasyona uygun..yönlendirilmeye uy gun... kanalize etmeye uygun... Bunu ben biliyorum, yani sizin gerçekleştirdiği nlz eylemler bile müsait olabilir.

Yani bir sızma biçimiyle bu tür eylemlerin fark lı kanalizasyonları yaratılabilir, mümkündür... Ama... dar... onu literatür de öyle askeri anlayışla onu zaten koyuyor.

O dar birimi, siyasi örgütlenmenin, siyasi açılımın, kitle örgütlenmesinin dışında bir askeri aparat biçiminde... Ama kitle hareketinin özellikle de işçi sınıfının yani üretimi, hayatı belirleyen hareke tin dinamiğinin üzerine oturtacak bir pozisyona getirdin mi, önüne geçmek zor.

Yani istediğin kadar komplo, provokasyon, şu-bu yarat, ne onu bir terör diye yansıtabilir, TV, basın, radyo, ne onu terör diye yansıtabilir ne de onun üzerinde bir tertip, provokasyon olabilir.

Ama, diğer şeyler mümkün... Oldukça açık... yani hafif bir yakınlaşma oldu mu, çok çabuk provoke olabiliyor... Ve burda şey... Bizde mesela genel değerlendirmelerde... mesela burda şey geçmiyor yani işte TKP-ML'dir, DS'dir falan gibi şeyler geçmiyor.

İşte, bizde zaten DS konusu da öyle özellikle geçmiyor. Ya ML geçer ya da bir genel değerlendirme. Böyle zaman zaman bir genel değerlendirmelerde şeyi, raporun içeriğini şeye oturtuyorduk. Özellikle kitle hareketlerinde, kitle hareketlerinde devrimci odak ların... terör odaklarının böyle kilitlenme esasını...o...hayatı...üretimi...

*D.Sol: Evet, devam ediyoruz... Sendikaların izolasyonu nasıl oluyor?...

-E.K: Sendikalarda yukarıdan ve aşağıdan bir izolasyon taktiği genellikte hayat buluyor. Bu aşağıdan kontrol mekanizması birinci derecede önem kazanıyor.

Çünkü tabanda, yani o...alanlardaki insanlarda devrimci düşüncelerin...ayrılıkçı düşüncelerin, filizleri, tohumları...

Zaten önemli olan bunların tabana yönetime geçişlerini engellemek veyahutta geçişini kontrol altında tutabllmek için aşağısı bu anlamda önemli.

Tek, yukarısı da genel hareketi... zaman zaman ülkenin çıkarları doğrultusunda kontrol edebilecek, yönlendirebilecek bir önem kazanıyor.

Sendika yöneticileri, sendika yönetim kurulu komitesi işçileri, A sendikası Yol-İş diyelim 4- kişiyse, 1O kişiyse bir tanesi istihbarat unsuru, oradaki yönlenmeyi siyasi olsun, ekonomik anlamda olsun oradaki yönlenmeyi etkileyen bir olay...

*D.Sol: Şevket Yılmaz gibi adamlar?...

-E.K: He, bu anlamda koruyabiliyor. Sermayenin mevcudiyetini, genel güven liğini bu anlamda koruyor.

Onun dışında da zaten böyle o aşırı sol, aşırı bölücü terör odaklarının zaten aşağıda- elden geldiğince elemekte, o kurum-kuruluşun yönetim kademelerine çıkmamasını, çıkarsa kontrollü bir çıkışına gerek duyuyar.

Bir şeyden ziyade, yönetim içerisinde kontrol bir gidişe, bir çıkışa, harekete yasal olsun dünya standartları açısından engeleme mümkün olmasa bile onu kontrol önem kazanıyor.

Yani, işte seni bertaraf edemiyor, dağıtamıyor, açıktan açığa bir baskı oluşturamıyor ama o kontrolü sağlam oluşturdu mu, seni zaten" O biçimiyle izole ediyor...

Seni zaten kontrol ediyor ne yapacağını, ne edeceğini kestirebiliyor. O zaman ona göre durumu değerlendiriyor.

*D.Sol: Bir de öğrenmek İstediğimiz bir şey var. Bu MiT'le çalışmaya ilişkin eğitim seminerleri, akıl vermeleri çalışmaları için ta yukarıdan profesörlerden şura - dan-buradan bir şeyler geliyor mu?...

-E.K: Yani, profesörler, büyük oranda itirafçılar tercih anlamında itirafçılar bizim alanda yani TKP-ML alanında zaman zaman danışılan unsur bu, GKK'lı lider...vecdi...

*D.Sol: Vecdi Tapşın...

-E.K: He, Vecdi Tapşın bu şahıs... Görüşleri alınıyor...bir de, şeyler, üçüncü Konferans Hazırlık döneminde, içeriden dışarıya gönderilen hazırlık raporu, geçmiş değerlendirmesi... onun değerlendirmesini tartışıyorduk. Orada işte görüşleri alındı.

Birde Bülent Bey, bu anlamda biliyor, yetişmiş biri. Beni ilk dönemler, siyasi anlamda onlar bilgili falan sanıyorlardı... Sürekli, Parti'nin yapısı, ne zaman doğduğu savunduğu tezleri üzerinde alıştırmalar oluyordu zaman zaman.

Ayrıyeten, ben de olaya iyi, tam adepte olabilmek için çalışırdım. Zaten benim büyük oranda değişikliğe uğradığım o oldu. Parti'yi, ML tanımaya başladıkca, tanıma başladıktan sonra değişim...

*D.Sol: O ikinci kişilik dediğin olay?...

-E.K: Evet, evet o oldu...şey ben...kafam çalışıyordu...mantık olarak...gerçi matematiğim zayıftı ama...yaşadığım değerlendiriliyordum...pozisyonları...somut değerlendiriyordum...

Hangi anlamda neyin devleti koruduğunu, korumadığını, somut olarak yaşadığım için değerlendlrebiliyordum. Marksist biraz birikimim vardı...oldukça falan daha bir açığa çıkıyordu... Sermaye birikiminden, emperyalizmden bahsediyor...

İşte, apolitiklestirmeden, bağımlılıktan şundan, bu dan bahsediyor...

Teorik alanla pratik alan arasında bağlantı... İster istemez gelişiyor...

*D.Sol: Basın ilişkileri; basın aracılığıyla,o yeraltı basını aracılığıyla, yeraltı basını nereye ulaşırsa, orada biliyor ki, Hareketin orada organik ilişkileri var... Bu, ta Çarlık Rusya'sından beri süren bir durum... Bir de şu var; Türkiye'de legal- sol- sosyalist basın var...onlar konusunda bilgin?...

-E.K: Onlar, özellikle bu legal alanlar, çok dikkat edilen, üzerinde durulan... mesela Yeni Demokrasi üzerinde müthiş bir kontrol mekanizması var. Bizim alan olduğu için diyorum... Tabi diğer alanlar içinde de var...

Mesela; Y.Demokrasinln...Yazı İşleri Müdürü Yusuf... adı herhalde Yusuf diye geçiyor... Yusuf'un Kars'a gittiğini, orada İlişkileri toparlamaya çalıştığı falan türden şeyler... İşte, özellikle legal alan, kontrolle uygun alan...

*D.Sol: Şimdi, Yusuf kontrollü mü gitmişti, yoksa, şey mi çıkardığın yorum mu?...

-E.K: Onlar "kontrollü gitti" diye belirtiyorlar...Kars'a gittiğini, orada ilişkileri toparladığını...şimdi bu tam Partizan seyi...partizan açıklığı biraz da...yani, formalitenin, yahutta kendi anlayışı içindeki illegalitenin, legal alanla illegal alan olayının ayrıştırılması, pekiştirilmesi konusundaki hataları...

*D.Sol: Esas oradan kaynaklanıyor değil mi?

-E.K: Herhalde esas oradan...yoksa, legal anlamda şeyi yok...yeni Demokrasi'nin. Yeni Çözüm'ün çıkması legal anlamda sorun değil.

Ama MİT için kontrol mekanizmasını onlar yaratıyor. Zaten, normalde MİT kontrol mekanizması kuruyor. Bu basın...yazı yayınlıyorsun...

*D.Sol: Yusuf kontrollü gitmişse; takiple mi gidiyor, yoksa kendi kanalıyla mı sızı yor, senin yorumun ne?...

-E.K: Benim yorumum: Ya gittiği yerden sızıntı var, pürüz var. Ya da takip... Kİ, büyük oranda, oradaki ilişkiler...toparlanmayı belirlemeleri...orada bir sızma oldu...

(... )

(...)

(...)

*D.Sol: Sendikalar için geçerli olan, dernekler için de geçerli, değil mi?...

-E.K: Tabii, dernekler için de geçerli. Derneklerde, özellikle devrimci derneklerde üstten denetim olayı biraz daha zor herhalde.. Kontrol olayı biraz zor da... Daha çok aşağıdan..aşağıdan daha çok, olacak işi bilfiil üstlenme doğuyor. Orada bir yönlendirme öğesi, ağırlıklı devrimci olduğu için, işte mitingdir, gösteridir, şudur, budur, ona karar veren durumunda olduğu için, orası, o biçimiyle tercih edilmiyor...

(...)

(...)

Böyle bir duyum elde etmedim de...Şimdi, bu geçiş olayları var ya...bu geçiş olaylarına çok dikkat etmek gerek. Mümkün olduğu kadar, siyasetler arası geçişi çok kontrol etmek gerek...

Çünkü, teşkilatta, Bir Taraf Yığılma yaptı mı, oradan Başka Yerlere Kaydırma Yapmak daha kolay oluyor.

Bir sol örgütten, bir başka sol örgüte geçme, çok daha kolay oluyor...

Tabii, bu herkes için geçerli değil. Türkiye'nin yapısı, bu tür gidiş-gelişlere açık bir yapı. Çok iyi mekanizma kurmak gerekiyor. O kontrolü çok iyi yapmak gerekiyor.

*D.Sol: Konu dışı...

-E.K: Öyle bir konu olmadı ama... O gelişmeler olduysa, mümkün... mümkün... MİT için, böyle olay içinde bilfiil olması da gerekmiyor. Bir seni tanısın, Hasan'ı, Hüseyin'i tanısın, bir-iki randevuya götürsün, yetiyor çünkü...

(...)

(...)

Ben... Birde şey var...ya ben...artık...bilmiyorum...artık bu saatten sonra farklıdır da... Özellikle Partizan içersinde öyleymiş gibi gösterilmeye çalışılan illegalite, ilişki ağı, birim, Partizan'ın şeması var, işte, merkez komite, siyasi büro, askeri komite...(anlaşılmayan mırıldanmalar) parça parça birimler...

Ama, öyle birsey ki, birinden bir şey çek, dökülüyor. Kendi sistemiyle birbirinden bağımsız, özerk birimler olması gerekirken... O anlayış öyle getiriyor. Ama, hiç öyle değil..."a" biriminden bir ip çek, diğerleri de geliyor.

Bu, MİT açısından, çok avantajlı bir olay. Herhangi bir birim... Mesela, Partizan böyle bir sistem olusturmuş olsaydı, ben, ancak bulunduğum birimde, bir sefere mahsus zarar verebilirdim.

Hayret birşey...ben bile beklemiyordum... Bu süre içersinde, diyordum, yakalanırım. Herhangi birşey olur. Ancak, dört tane insan yakalatabilirim...

Çünkü, örgütsel yapıyı bize öyle aktardılar, öyle anlattılar... (Anlaşılmayan mırıldanmalar)

*D.Sol: Şöyle bir toparlasan, yaklaşık...Yani, senin duyumların sonucunda ne ka dar insan böyle gitmiş olabilir?...

-E.K: Bunun sayısını çıkartmak mümkün, 15'i bulmaz, bulmaz 15'i.

*D.Sol: Şu açıdan sordum...

-E.K: Bunların içerisinde, benim olarak saydığım unsurlar da, çok böyle benim dışımda, benim uzağımda cereyan eden şeyler...

Mesela, Ramazan...Yani, ben bir iki sefer görüştüm ama, Ramazan işte, takip var diye kayboldu, dışarı çıkmış, falan, filan, sonra görmedim. Tekrar gelmiş, bir müddet kalmış falan, yakalanmış, "yer bulamadık" demişler (Anlaşılmayan mırıldanmalar)...

İşte, İsmail, Osman'lar falan...ki ben Osman'ları bilmiyordum, onlar belirttiler, işte, Osman'lar, Ali diye bahsedilen şahıs... Bunlar benim uzağımda cereyan eden şeylerdi. Bunlarla kendi yakalattığım, 15 falan.

(...)

(...)

-E.K: Şimdi, Partlzan'da öyle bir avantaj var ki, MİT açısından, şimdi diyelim "A" birimi, zaten dandik bir birim, işte dört kişiden, beş kişiden oluşan bir birim, diyelim bu birim bir olumsuzluğa uğradı. İşte iki tane elemanını kaptırdı...

Bildiridir, afiştir, veyahut ta normal biçimde kaptırdı. Şimdi, hemen şey gelişiyor. Tekrar Parti'ye bir... o biçimiyle bağlantı olayı gündeme geliyor.

Bu biçimiyle gündeme gelince, buradaki elemanın tekrar bir birime sızması...

*D.Sol: Zaten bu amaçlanıyor...

-E.K:...Farklı alanlara geçmesi daha bir mümkün...aslında, böylesi durumlarda olayın uzun süre...yani o birim üç kişi kaldıysa, üç kişi kalsın, bırak bir yıl kalsın, iki yıl kalsın, üç kişi...

Yani, üç yıl ona dokunma. Yani, onun işine hiç gerek duyma, bırak o kalsın...O öyle kalınca...Oradaki şey koflaşıyor...Oradaki haber kaynağı kendi içinde koflaşıyor.

*D.Sol: Bir de, daha önce konuşmuştuk...Bu takip olayını yeniden bir anlatsan...

-E.K: Şimdi, takip olayı çok yöntemli. Yani, binbir yolu var...esas takibi, mesela, ikiye ayırmak mümkün. Bir, tanıma olayı, işte,...O resimlerden falan gibi şeylerin olduğu bölüm. İki, izleme... Bu, artık duruma göre değişiyor.

Burada, birden al, beşe, ona kadar unsur görev alabiliyor... Takip kadrosu görev alabiliyor...Özellikle uzun takiplerde fazla eleman kullanılıyor. Telsizler kullanılıyor...

Hemen bir açı rotasyonu tesplt ediliyor. İşte, "A" noktasından doğuya doğru hareket edildiyse, o civardaki bütün elemanlar doğu güzergahında telsiz bağlantılarıyla kontrol çekiyorlar...

İşte, birisi otobüse bindiriyorsa, diğeri otobüsten indiriyor, veyahutta otobüse götürüyor..Telsiz gibi araçlar kullanılarak yapılıyor bu olay...

*D.Sol: Evet, yani dikkat etmezsen, taa evine kadar götürürsün...

-E.K: Yani, ne kadar dikkat etsen de, gene şimdi bizde bir şey var.. .İşte, takipte adamı gördün, bir tipi gördün, şüphelendin, orada bir numara var; dikkat çeken tipler de kullanılır, yani ben dikkat çekiyorsam, benden huylanıyorsun, o an takip eden ben değilimdir.

Başkası götürüyor, benden huylanıyorsun, "A" durağında iniyorsun... Yani, inmen gereken yerde inmiyorsun da, başka bir durakta iniyorsun... Ben, inmiyorum tabii...

*D.sol: Rahatlatıyorsun...

-E.K: Rahatlıyor...Rahatlıyor...Bu tür şeyler kullanılıyor. Yani, artık o anki koşullara göre belirleniyor.. Eee... Tabii ki, şey hakkında bilgi önemli takipte de... Bazıları var ki, alıp götürüyor, istediği yere kadar...(anlaşılmayan mırıldanrnalar)

*D.Sol: Bu takip, özel bir takip?...

-E.K: Evet, uzak takip, yakın takip...bu hususlar...şey...

*D.Sol: Şey, bu takip konusuna gelmişken,...Rastgele takip oluyor mu?...Mesela, birisine rastladın...O, rastgele takip eder mi?

-E.K: Şimdi...Bu rastgele...biraz uzak olay. Çünkü, yani MiT'te bir koordinasyon var. Yani ben diyelim ki işte, eve giderken Hasan'ı gördüm...Hiç tınmam ve Hasan'sa Hasan yani...Öyle bir şey yok... Yani, o koordinasyon olayı olduğu için zaten takip de diğer şeyleri de bir koordinasyonla gelişiyor yani...

"A" unsuru, kafadan birisini falan takip edeceğini sanmıyorum...Yani İşte, tesadüf edip... Tesadüf biraz zor...zaten yani...Şu psikolojiyi de belirteyim. Bu İnsanlar, yani öyle bu işi etlyle-buduyla...istekli değiller.

Üstelik, o biçimde Iş çıktığında da sıkılan tipler yani. İşte, gidip, birahanede, kahvede, bilmem nerede oturmak varken, Hasan'ı taklbetmek...İş, yani emirle gelen bir olaydır.

Bunlar da sıkılan tipler... öyle durduk yerde "Hasan'ı gördüm" diye takip, belki mümkün, ama...genel... zor...

*D.Sol: Diyelim ki, randevuda buluştular. Gerçi bu dikkat çeker yani. bu dikkat çeken randevu olabilir. Buluşma yeri... O klasik yerler...böyle bir rastgele takip alabilir mi?... Bu, randevu güzergahı olabilir. Güzergahlar tesplt edilmiştir. Orada İki kist buluştu... Orada pusu atıldığını varsayalım. Ona takılma... Yani. filanca kişl şuradan geçecek... Bu seklide olabilir mi?...

-E.K: Şimdi, anladım da...eğer o yakında...orada bir takip seyl varsa, bu öyle kendiliğinden gelişen bir olay değildir, tesadüf bir olay değildir. Yani, MİT sunu yapmıyor; İşte, İstasyonlarda adamlar koyup, bekleyip, geleni-geçeni gözetleyip... yapmıyor. Yapması da mümkün değil.

Diyelim ki, İki tane adam koydu "A" istasyonuna, sabah birileri geldi, buluştu, biri ona takıldı, gitti. İşte, üç-dört saat sonra da birileri geldi, o da onlara takıldı, gitti...Kaldı İstasyon boş...

Yani, böyle sabahtan aksama kadar böyle bir bekleme, yani MiT'te öyle bir bekleme yok... Haberli olsa olur, bekleme olur...

*D.Sol: O zaman da kalabalık olur...

-E.K: Yani,öyle mümkün, yoksa...

*D.Sol: Birde, takip eden unsurlar yöreyi çok iyi biliyor mu?..

-E.K: Şimdi,Teşkilatın kendi içinde, birimlerinde şeyi var, yani ayrışması var, görev bölümü var. Kontaktı bizleriz, değerlendirmeye iştirak edenler de kısmen bizleriz, ama takiple İlgili özel, yani takibi bilen İnsanlar, bölgeyi bilen,sokakları, evleri, araları, bölgenin durumunu bilen İnsanlar. (Anlaşılmayan mırıldanmalar)...

Mesela,Tuncay, iyi blr takip unsuru. Bölgeyi çok İyi bilen bir unsur. Sokaktır, şudur, budur biliyor. Bunun gibi unsurlar, takip unsurları...

Bir de...kendiliğinden, iste.Tuncay diyelimkl bir yerde dolaşırken birisine rastlamış, onu takip etmez... gitmez,yapmaz...

Yani, birisi vermişse, bu şahıslar gelecek demişse olur...

Birde ayrıyeten şu var: Böyle bir takip kadrosu,bir de o biraz dar ve nitelikli... Şöyle yani; sürekli dolaşan, işte, trende seyyarsatıcılar, geceleri taksi şoförieri, yoğun olan bölgelerde, o bölgenin yoğunluğunu kontrolde tutan, merkezi -stratejik noktalarda... unsurlar...bunlar...bir takipten ziyade, kontrol mekanizması...

*D.Sol: Bunlar, telsizli mi oluyor, yoksa?..

-E.K: Şimdi, telsizli olmaları mümkün... de, telsizler biraz daha küçük, farkedllmeyen telsizler oluyor... Zırt-bırt kullanmadıkları bir şey. Gerekirse kullanıyorlar.

(... )

(... )

(... )

(... )

*D.Sol: Diyelim ki, herhangi bir hareket, önemli hedefler tesblt etti ve ardından bu hedeflere yönelik pratik tavır geliştirdi. Böyle bir durumda, koşulları varsa, anında operasyon geliştirip, kamuoyuna sıcağı sıcağına yansıtmak mı işlerine geliyor. Yoksa, uzunvadeli düşünerek, koşulları olmasına rağmen, anında operasyonyapmamayı tercih ettikleri durumlar olabiliyor mu?...

-E.K: Şimdi... Burada, MİT her ne kadar şey hatasını...yani, yukarıdan aşağıya doğru gelen baskıdan dolayı, "biraz çabuk" hatasını her zaman yapmasına rağmen, genel anlayış, uzun vadeli... Yani, oldukça uzun vadeli...

işte, böyle eylemler üzerinde... İşte, varsayalım, bir karakol basılmış, ellerinde de, karakol basabilecek unsurlar tespit edilmiş... Evleri, şunları, bunları...Olaya, bir uzun vadeli baktıkları için, hemen işte..."Bakın, bunları yakaladık" şeyini pek...mümkün olduğu kadar şey görmüyorlar, gerekli görmüyorlar...

Tabii, bu biraz duruma göre belirleniyor... Daha çok, giderek kendi sızmalarını sağlamlaştırıp, kontrol mekanizmasını garantiye aldıktan sonra, toplama hareketini benimsiyor... Yani, böyle bir sızma hareketi, kendi içinde ağırlıkta değilse...hemen tabii, toparlama hareketine gidiliyor... İşte, "bastılar, yakaladık" biçiminde... Tabii, burada, elemanların uzaklığı, yakınlığı önemli...

*D.Sol: Kendi elemanlarını korumaya çalışıyorlar?...

-E.K: Evet...Şimdi, burada, birde mesela... eylemlerin planlandığı dönem önemli... Yani, o dönemden bir sızma varsa, bu beklemeyi, eylem yapıldıktan sonra beklemeyi gerekli kılıyor. Yani, otomatikman o psikolojiyi yaratıyor... O sızmayı açığa çıkarmamak için...

Ama, öyle bir sızma yoksa, eylemden sonra durum o biçimiyle gelişme gösteriyorsa, işte, o anki koşullara göre, şeyi kontrol etmeye çalışıyorlar...

Bir de, mesela, pek ağırlıkta böyle siyasi örgütlerdeki eylem ağırlıklarını, eylem planlarını daha bir ağırlık kazanmasına rağmen, o hareketin genel yönelimini, yani, "nereye gidiyor, nereye gidebilir?" olayını netleştirmeye çalışıyor, siyasi anlamda.

Yani, böyle bir siyasi yönü de var bu olayın. Siyasi anlamda bunu da... şey yapıyorlar, değerlendiriyorlar. Ama, ben, şu şeyde kesin bir kanı var... Yani öyle oturaklı bir gözlemim... Kendi kendime...

Silahlı hareketlerin yörüngesi, böyle genel talepler deniliyor ya, politika açısından, literatür açısından... O talepler somutlaştırılıp da, o somutlar üzerine oturtulduğu zaman, sızma olsa da, olmasa da, o eylem, o biçimiyle başardı mı, o zaman tokadı yiyor.

Yani, ne saldırıyı o biçimiyle yoğunlastırabiliyor ne de geri çekilebiliyor. Ama, yani yalpalıyor, çünkü, eylemde şey çok önemli. Bir eylem, teröre daha yakın, ya da, siyasete, politikaya daha yakın...

Kİ o da, politikayı koyarken, işte, insanların isteklerine, talaplerine daha yakın..böyle bir ayrışmayı kendisi koydu mu, eylemi de teröre yakınlaştırdı mı, yani, teröre daha yakın değerlendirdi mi ve genel değerlendirmeye göre oraya oturttu mu, onu delip geçmesi çok kolay... Yani şeyin, işte uzun vadeli bakışın odaklaştığı nokta orası...

*D.Sol: Halkın somut taleplerine yönelik...

-E.K: Tabii, onu ayırabiliyor... İşte, diyelim ki, Hasan... Ali, işveren, fabrikatör, kaldırıldığında iste, işçilerin ücret artışını talep ettin şimdi bu noktada, şey yok; anti-propaganda, yani kendi haklı zemini yok... O anlamıyla...

Gene tabii şey var, olayı izole etme, bir an önce silme, süpürme düşüncesi var... Ama, şeyden kaybediyor o zaman. Yani, olay üzerine giderken,"bir terör olayının Üzerine gittik" anlayışından uzaklaşıyor.

*D.Sol: Meşru zeminden...

-E.K: Ha, meşruluktan uzaklaşıyor o anlamıyla...Bu da tabii, zor duruma sokuyor... Yani, işte, şeyden, siyasi bakımdan sonuçlar çıkartıyor.

*D.Sol: Peki, yine başa dönelim... Tuzla Olayı'nın değerlendirmesini nasıl yaptılar? Başarı hanesine mi yazdılar?... Kendi içlerinde bir moral...

-E.K: Şimdi, bu bir başarı hanesine yazıldı. Moral bozukluğu falan yok... Başarı... Şimdi, amaçlanan o olmasa bile, ki operasyonun yani atılan pusunun niteliği, amaçlanan zaten zaten belirtiyor.

Yani, oraya yüzlerce polisi dikmenin işte telsizli, şulu-bulu, kontrol mekanizmasını kurmanın amacı o...

Ve bu anlamıyla, böyle de sonuçlanması başarı hanesine geçiyor ama, işte, yukarıdan fırça yedikleri asıl nokta, Kırşehir firarileri olayı olarak İçişleri Bakanlığı na yansıması olayı... Yani, şey olarak yansımıyor... Hatta, TİKKO militanları olarak bile o şeyde yansımıyor... "Kırşehir firarileri ve Hacı Demirkaya" olayı olarak... Ki, onu da somut olarak böyle belirttiler.

İşte..."Hacı yok. Hacı çıkmadı, Hacı'yı kaçırdık..." (tam anlaşılamayan mırıldanmalar) yani, o olayın sızması, o şeyde, o güzergahta... Hacı'nın güzergahında. Hacı ve o MK'lı elemanın güzergahında...

Çünkü, yani benim MK'lı adamla falan temasım olmadı hiç...O sürede, İsmail'in dışında, işte, İsmail'in tanıştırdığı unsurların ki, onlar da alt ilişkiler oluyor, onların dışında da bir temasım olmadı... MK'da, İsmail'in oldukça üstünde... Sonra, ortada bir Hacı Demirkaya var...yani, oralarda bir yerde...mustafa...

*D.Sol: Bu sorgulama, şubedeki işkencelere, sizin bu istasyondaki adamlar mı ka tılıyor, yoksa, siyasi şubenin MİT elemanları mı var?... Bir de oranın adı ne?.. Yani, MiT'in literatüründeki adı?...

-E.K: Büro...

*D.Sol: Bunun gelişimi,düzenlenmesi nasıl oluyor?...

-E.K: Şimdi, o var...Yani, bir ortak koordinasyon var. Ama, böyle üst düzeyde bir koordinasyon. Yani, İstanbul Emniyet Müdürlüğü düzeyinde bir koordinasyon... Sorgulamalara katılıyorlar... Ben biliyorum... Seyhan özellikle sorgulamalara katılıyor... Tuncay katılıyor... Bülent'in kesin katıldığını söyleyemiyorum ama... katılıyordur.

Yani, bunlar, sorgulamaya katılıyor. Çünkü, orayla üst düzeyde bir koordinasyon kurdukları için, daha işte, insan tespit etmek için bilgi eksikliği var, bu anlamda katılıyorlar. (...)

*D.Sol: MiT'in kendi, yani Siyasi Polise vermediği, kendi sorgulamasını yaptığı durumlar oluyor mu?...

-E.K: Şimdi, her şeyi siyasi polise vermiyor... Mesela resimleri, işte buna benzer dökümanları vermiyor. Bağlantılar, telefon numaraları, bu tip şeyleri siyasi polise vermiyor.

Siyasi polis burada şey görevi görüyor... Sorgulamada ağırlıkla görev üstleniyor.

*D.Sol: İşin biraz da hamallığı...

-E.K: He, hamallığını yapıyor evet...

*D.Sol: Tuzla Olayı'nda ilişkiye geçen yargılanmıyor...

-E.K: Bu şahısların yargılanması zor, şey anlamda zor...

*D.Sol: Devletin yargılaması zor...

-E.K: Ortada şey yok mesela...Bülent, Seyhan, Tuncay...Gerçek isimleridir, değildir...(anlaşılmayan mırıdanmalar) İşte, numara falan var, ama şey işte pek yok...

Bütün mesele, devlet güvenliğiyle biraz direkt ilgili olduğu için... İç istihbaratla ilgili olduğu için verilmiyor...

*D.Sol: Bunların çevreye karşı kamufle olma durumları?... Dikkat çekmiyor değil mi?... Normal alış -verişini ya da ticaretini yapıyor görünüyor... Doğu Bank İş Hanı'nda bir ton esnaf var biliyorsun. Bu esnaf hiç kuşkulanmıyor mu... Ya da, kuşkulandığı durumlar olmuyor mu?...

-E.K: O noktada... Bunlar...şimdik... kuşkuya yer verecek tipler değiller... Oturaklı, yaşlı-başlı...tipler...gene tip olarak dikkat çekecek kimseler değiller. Yani, bir iş adamı, bir memur görünümündeler. Görünümleriyle yani, bir iş adamı pozisyonundalar... Sokakta görsen, hali-vakti yerinde, işli-güçlü bir İnsan...

Burada takip unsurlarında şeyler değişiyor, işte, biçimler değişik. Takip unsurlarında vardır, bölgesine göre değiştirme. İşte, randevularda, birtakım yerlerde, sokaklarında gran-tuvalet gezilirse, ona göre bu takip unsurları değişir... (Uzun süre boşluk)

*D.Sol: Peki, itirafçıların yüz değiştirme, tip değiştirme... Çıktıktan sonra yaptıkları işler, onlarla bağlantıları, koordinasyonları... Bu tür konularda bilgin varmı?..

-E.K: O konuda bi...konuşulmadı... (Uzun süre boşluk)

*D.Sol: Peki, Seyhan, Tuncay, Bülent, bunların özel hayatlarında içki, kumar, ben zeri eğilimleri, zaafları var mı?...

-E.K: O kadar...iş görüşmeleri dışında...ama, içki eğilimleri olduğu belli... içki eğilimleri...onun dışındaki şeyler...

*D.Sol: Sohbetlerde bu tür özel zevklerinin sözünü etmiyorlar mıydı?...

-E.K: Yok. yok... sohbetlerde...bürokratik şey içersinde...özellikle bana karşı bir mesafe konurdu...bu anlamda...laubalilik yoktu... Mustafa'da daha çok şey vardı...(anlaşılmayan mırıldanmalar)... Ceket tutar, palto tutar (anlaşılmayan mırıldanma) Bu tür şeyler... Biraz zayıf düşürücü, onur kırıcı...

*D.Sol: Mustafa, "Ben oraya (MiT'e) girerken, onları deşifre etmek için girdim" sözlerinde samimi mi, o konuda bilgin var mı?

-E.K: Şimdi... Şöyle bir...mantık kurmak lazım... Mustafa'nın...öyle biri olması lazım ki...yani...devrimci ahlak, disiplin, hareket tarzı...devrimcilikte bireysellik olmaz... Açığa çıkartmak...Bu işte, Mustafa birşey çıkartmış değil...Yani, mesela Mustafa da bu işte benim gibi...

Şu anda, Mustafa Tuzla Operasyonu'nun, adını koysun... Şeyini koysun...Onun gerekli bilgilerini, karanlık bilgile rini, verebilmiş olsaydı... Yani...o şey...samimi derdim... Ama, yok yani...

Mustafa da benim gibi... Ki mesela olay sonrası biz seyi konuştuk. Bunun örgüte (anlaşıl mayan mırıldanmalar) yararı olmadığını... Mesela, orada benim resmimi almışlar... Ben öyle bir haberdar olmuşum gibi... O olay... Kesinlikle öyle birşey olmadı, kesinlikle... Yani...şimdi, bu biraz da benim... şeyime geliyor.

Ben ne kadar samimiyimdlr... Diyorum ki, işte, operasyondan sonra önüne geçilmez bir istek, bindirim isteği...Bireysel...Devrimcilikten değil...Yani...ben...orada...siyasi bir şeydir. Ama, siyasi birşey olup olmadığı, olayın diğer bir yanı... Kişisel olarak, klasik, filmvari bir olay olarak götürecektim diyorum.

Ama, kesintiye uğradı... Samimiyet... Samimiyet dediğim... Artık tartışmanın bir anlamı yok, gerçi...bir anlamı yok.

*D.Sol: Şüphesiz.

-E.K: öyle birşeydi, öyle sonuçlansaydı, adı konulacaktı. Şey olmadı. İşte, bir kere Mustafa, gerçekten erken hareket etti. Yani, ben kendi açımdan öyle değerlendirdim... Kendi açısından da çok erken hareket etti.

Yani. madem böyle bir şeye karar verilmiş, böyle hazırlık başlatılmış, (anlaşılmayan mırıldanmalar) onu öyle bir ayda sonuçlandırmayacaktı. Devam ettirseydi, götürseydi... Niye... kaçındı... istemiyerek bu adamlara avantaj bıraktı... Manevra alanı bıraktı...

*D.Sol: Şimdi, MİT açısından nasıl bir gelişme olabilir? Sen ortada yoksun, Mustafa öbür tarafa gitti, Kaya en azından devre dışı kaldı. MİT'i bu nasıl etkile miştir?... Senin de böyle bir çıkışın, MİT'i nasıl etkiler?

-E.K: Ben bu çıkışı... Ben önce şunu belirteyim. Benim değil de, benden daha önemli bir unsurun, böyle bir çıkısı sözkonusu olsa, bunun etkisi bir ay sürer.

Bu etki, basın bazında, birde devrimci kesimler bazında etki unsuru (olur). O anlamda, bunun etkisi bir ay sürer, yani, toplumsal muhalefeti öyle derinden derine, içten içe, uzun süreli etkiliyecek birşey değil... Çünkü, devlet gerekli önlemlerini alır...

*D.Sol: Toplumsal muhalefet açısından sormuyorum zaten...

-E.K: Kendileri açısından...Şimdi, pek bir etki olmaz. Şöyle olmaz, bu bir idari olaydır, bunun sorumlusu, bir Bülent, bir Tuncay değildir ki. Bunun sorumlusu...operasyonu haber vermiştir...

İçişleri Bakanı'dır, Adalet Bakanı'dır...vb. Haber vermiştir, emrini vermiştir... Bunlar da emri yerine getirmiştir. Provokasyon yarattığını söylemese, yani böyle bir olayı kabullenmese, bunun şey bir yolu yok...(bizim durumumuzun onlar açısından) moral bozan yanı var.

Kendi elemanlarının böyle bir çıkışın sonucu biraz da spekülasyon demiştir falan...Belki üçbeş gün sonra, 2000'e Doğru'da belki bu hafta da birşeyler çıkar, öbür haftaya çıkacak birşey yok. Öbür haftaya biter, biter. Gündem allak-bullak olur. Bu olay tarihlere karışır, gider.

*D.Sol: Yorgun musun, yatalım mı, uykusuz musun?

-E.K: Yok, bayağı uyudum, uykusuz değilim. Şimdi ben... kapatayım...Yoo. Bir şey var mıydı. Gerçi, oraya geçsin, hadi geçsin... Bu anlatımlar... Ben, buradan çıkacak kararı peşinen kabul ediyorum.

*D.Sol: Bak Engin, karara geleceğiz. Esasen, karar da buradan çıkmayacak. Bu anlatımlarını bir bütün olarak Hareketimize ileteceğiz, ayrıca, ifadendekl samimiyetine ilişkin yorumlarımızı da ileteceğiz. Yani, sizinkilerin hukukundaki deyim, le, "Esas hakkındaki mütalaamızı" vereceğiz, karar ve gerekleri ise, bundan sonraki iş. Yalnız, Hareketimiz, bizden bu sorgulamanın hangi yöntemlerle yapıldığını rapor etmemizi isteyecektir. Bu arada, sen de, bu sorgulama sürecini bir anlatıver.

-E.K: Şimdi ben, onlar bu biçimiyle açığa çıktığında bunun...bir hesabı, muhakemesi varsa, ki vardı, kendimi garantiye almakta şartlarım uygundu. Hesabını vermek gerekirse, başta Parti olmak üzere, yani, pek benimsemediğim Parti olmak üzere... Yakınlık duyduğum devrimci anlayışta, devrimci hareketler...

Tesadüftü işte Dev-Sol'a takılmam... Bu anlamıyla gerek sorgumu yapanlar... 10 güne yakındır..."gözetim" demek biraz ağır geliyor. 10 güne yakındır beraberlik sürecinde, baskı, işkence, ona benzer şeylerle karşı karşıya kalmadım. Aksine, moralim yükseldi...

Bu koşullara rağmen, bu şeye rağmen, moralim yükseldi... Geleceğe olan, gelecek güzel günlere olan inancım daha da böyle bir alevlendi... Böyle bir 10 günlük dönem, kesinlikle karşı karşıya kalmadım...

Şimdi, peşinen şunu...ben...bilmiyorum...ne derece tutarlı bulunur tabii... Ben, Tuzla Olayında odaklaştırıyorum suç unsurunu. Suçum var, bu anlamda suçluyum... Ama...Kesinlikle katil birisi değilim. Ama, suçluyum yani...ben sebep oldum... Bunların hesabını vermeye hazırım...

*D.Sol: Sonuçta, demin anlattıklarını tekrar etmene gerek yok. Yeniden değerlen dirme yapacağız. Anlattıkların, oldukça ders çıkartılması gereken konular. Bu anlamda bir olumsuzluklar dizisinden, herkesin, devrimciliğe soyunan her kesin ders çıkartması gerekir.

(... )

*D.Sol: Bir de özel olarak öğrenmek istediğimiz bir şey var; Seninle 10 gündür beraberiz. Bu beraberliğimizde, biz de biliyoruz ki, bu son geceye kadar bizi yanıltmak istedin.

Verdiğin ufak-tefek bilgi kırıntıları, 2000'e Doğru'nun yazdığı temelindeydi. Onu kendine göre bir yere oturtuyordun. Bunun özel bir ne deni var mı?

-E.K: Şimdi, bu biraz da böyle, şeyin, (Tuzla'nın) ağırlığından kaynaklanıyordu. Ben, şey konusunda böyle aktarmasaydım. Bu şeyleri, bilgileri aktaracaktım. Ama ben, böyle hep, başından beri kafama kurşun sıkılacak anı bekledim.

Yani, bir an önce bitsin, madem öyle bitecek, bitsin... bitsin...yani anlatabilirim...yani bu konuda...

*D.Sol: İnanmadığımızı anlıyordun değil mi? Ama, sabırla dinledik...

-E.K: Tabii, ben...şunu söyleyeyim...Şekil bulma...Kişilik bulma... Tabii, devrimci kişilik demiyorum...en azından böyle bir kişilik buldum.

Yani, şu son dönemde...Son birkaç ay içersinde...Kişilik buldum demesem de, bu süreci yaşadım. Sorgumda bulunan arkadaşın tavırları bu durumu biraz olumlu etkiledi... Birşeyleri aktardım... Konuşmaları biraz sert gibi gelse de, uyarıcı oldu. Kafamı açıcı oldu... Fakat, yutarlarsa, yutarlar mantığıyla hareket etmedim...

Ama, işte böyle... Olayı yarım bırakıp, vermek istediklerimi de verip, bir an önce göçme... güdüsü...yani, pek yaşama şeyi yok, çünkü... Yani, o biçimiyle o tarafla...çalışma...o taraftan olma mümkün değil. Yani, uzun süredir, o mümkünlük giderek kaybolu, ortadan kalktı.

Zaten onun için anlattım, yani... Sağlam bir yer bulurum belki diye, bulamadım. Onun dışında... İşte, Hareket de fıldır fıldır arıyor haklı olarak "yargılama iyidir" mantığına sahip.

Onun dışında da, normal bir yaşantıyı artık bir keşmekeşten sonra oturtmak zor... Ama, bu anki durumumda biraz da şekillendim... Devrimci kimlik kazanmak istiyorum. Yani, onu haketmek istiyorum...

Artık, yolu, yöntemi nasıl olur... Herhalde tamamlarım... Daha olmazsa... Burada bir de arkadaş bana dedi ki, "En çok kimi düşünüyorsun?" İşte, annemi düşünüyorum... Annemi...pek düşünmüyorum da...

Ağırlıkta, bana içime oturan müthiş bir tazyik, müthiş bir baskı... Handan...Yani, benim bu insana hep devrimci pozlarıyla, devrimci ayaklarıyla yaklaşıp ve o sevginin zemin bulduğu... O'nu kaybettim...

*D.Sol: Aslında, düşünürsen Handan için bir yıkım olur...

-E.K: Ama...yani... inanmıyordur... Ama, inanması gerekebilir...

*D.Sol: Bu en son söylediğin,

-E.K: Denetim konusu,

*D.Sol: Bunu biraz açsan...

-E.K: örgütsel çalışmada bir boşluk sözkonusuydu. Bu boşluk, bizim acımızdan oldukça avantajlı bir olaydı. Çünkü, İsmail'le ilişkiye geçtiğimizden bu güne kadar. Tuzla Operasyonu'na kadar... Yaklaşık 1,5 yıl kadar sürdü.

Bir güne bir gün, İsmail'i yoklayan... İsmail Yoldaş' ın alt ilişkilerinin ne olduğunu, bu yoldaşın alışmalarının neler olduğu doğrultusunda bir çalışma... Bir denetleme ki, örgütsel anlamda adı o...bir denetleme, bir yoklama olayıyla karşılaşmadım... Böyle bir olay kesinlikle gerçekleşmedi.

Kaldı ki, böyle bir olay, en pasif, en göstermelik haliyle olmuş olsaydı... Bir anlayışı, göstermelik de olsa hayata geçirmeye çalışan mantık olmuş olsaydı, benim açığa çıkmam daha bir mümkündü... Bir yıl öncesi en azından...

Ramazan'ların yakalandığı dönem açığa çıkmam oldukça mümkündü. Yani, onun üzerine giden, ince eleyip sık dokuyan bir mantıkla gidilseydi, açığa çıkmam oldukça mümkündü...

*D.Sol: Bu, Ramazanların yakalanmasından sonra, eleştirel bir süreçten geçirilse, bir yığın ipucu var değil mi?...

-E.K: Tabii,... Bu İnsanlar...öyle bir durum ki, mesela, İsmail Yoldaş, bana bile İsmail Yoldaş söylemişti... Alınan insanların hiçbiri, birini vermemiş... Kimse birbirini vermemiş...

*D.Sol: Evet.

-E.K: İşte, benim içinde bulunduğum birimde bir bayan... Kemal İşitmez...öğrenci diye bahsettiğim, ismini hatırlamıyorum şimdi...

Bunlar, direkt evlerinden toplanan insanlar. Kemal diyor: "Ben vermedim"...şişman diyor "Ben vermedim"... Burada tabii ki kuşkular...

Tabii, şey, "Birisi verdi, inkar ediyor", veyahutta "söylemek istemiyor" olayı üzerinde bir yoruma tabi tutulduğu için, benim rahatlıkla işe devam etmem mümkün oldu...

Yoksa, gerçekten bu arkadaşlar vermedller. Bu, işte, niye böyle gelişti? Vermiş olsalar bile nasıl verdi?... Olayın üzerine biraz olsun ciddi gidilseydi... Açığa çıkması mümkün, oldukça mümkündü...

En azından, çıkmasam bile, kesinkes adım konmasa bile, şüphe...

*D.Sol: Evet, bir nokta konulması gerekirdi...

-E.K: Evet...en azından bir nokta...şeyi dondururdu. Hareketi dondururdu... Bu anlamda... Ama, bunu da yapmadı.

Normalinde..."Darbe yedik" diye yapacağız seyi yok... Mücadeleye devam... Devamsa, devam...

*D.Sol: Buradan, her operasyon sonrası, altında birtakım nedenler aranmalı değil mi?...

-E.K: Tabii, yani, operasyonlarda kaynaklar sözkonusudur. Ama, sızma kaynaklar, ama başka kaynaklar... Mutlaka kaynaklar söz konusudur...

Bu kaynaklar neler olabileceği, nasıl...eee...nasıl oluşturulduğu konusunda kafa yormaya gidilirse, analizi yapılırsa, daha sonraki aşamalar için pratik birikim, pratik bir yöntem kazandırır.

Daha bir sağlıklı toparlama, gerekiyorsa, daha bir sağlıklı toparlama olur. Daha bir oturaklılık sağlanır. Yoksa, işte, üçü gitti, ikisi kaldı, devam... Olayı başka birime aktarma olayı, yeniden farklı ilişkiler yaratma olayları oldukça tehlikeli...

Burada ben şeyi çok çarpıcı olarak gördüm... Polis...MİT...insan yakalamakta, devrimci avlamakta, ne kadar uzun vadeli baktığını belirtse de, böyle bir anlayışla hareket ediyormusçasına görünse de, müthiş bir sabırsızlık söz konusu.

Aynı sabırsızlığı ben Parti'de de gördüm. Yani...yakalanmalar var... İnsanlar yakalanmış... cezaevindeler, sorgudalar... Daha, neyin ne olduğunu netleştirmeden, daha muhakemesini yapma gereği duymadan, yeniden bir örgütlenmeye yöneliyor ki, zaten bu da, kof, niteliği de yok, boş bir olay...Boş bir birimler...4'dü, 2'ye düştü... Tekrar 4'e tamamlamak...

Yani, bunun ötesinde bir fonksiyonu yok. Bunun ötesinde bir fonksiyonu olmadığı gibi de. Hareket yok, keyfi... Ben, şunu rahatlıkla söyleyebilirim: istihbaratı öldüren, karşı istihbaratı öldüren. HAREKET'tlr...

Yani, ne kadar çok iş üzerine hareketlilik, pratik üzerine, eylem üzerine geliştirilirse, yoğunlaştırılırsa, istihbarat kaynağının yaşaması çok zor, çok zor...

*D.Sol: Çünkü oradaki kaynak sürekli sıkışacak, değil mi?...

-E.K: Tabi, şimdik, yani... 2000'ne Doğru'daki gibi, "kendi yapıyor, kendi asıyor"... belki, zaman zaman, taktiksel olarak, işte, bir Doğu'da zamanlamasına uygun olarak mümkün, gerekli görülür... Ama, bu böyle, sürekli düşünülemez.

Çünkü, anlayış zaten o Hareketi ortadan kaldırma anlayışıdır...

İşi bilfiil üstlenme anlayışı değildir... İşi planlama anlayışı değildir... Onu planlayıp, uygulayanları ortadan kaldırma izole etme anlayışıdır ki, bu da, müthiş bir hareketliliği... Yani, bir-iki belki yapar. Ama, 3-4'ü artık...

*D.Sol: Açığa çıkmak zorunda.

-E.K: Tabi, açığa çıkmak zorunda, onu engelleme durumunda ee... engelleme durumunda, açığa çıkmaya meydan vermektedir...

*D.Sol: Video çekimi esnasında dikkatimi çeken bazı şeyler söylemiştin. Çeklm olumsuz çıktığı için, onları tekrarlarsak iyi olacak... Doğu'da toparlanmalar. Kava, Rızgari... vb. ile ilgili şeyler söylemiştin... Hatırladın mı?... Onlara ilişkin somut duyumların mı var, yoksa senin kendi yorumların mı?...

-E.K: Şimdilik, bir de, burada bunları anlatıyorum... Size şey gelmesin... Bunlar, hep şahıslarla konuştuğumuz konular değil... Bunlar, o süreç içerisinde kazandığım birikimin ürünü... Onun... yarattığı mantığın ürünü...

Şimdik şey var: Son dönemlerde özellikle de 86'dan sonra, yeniden toparlanma hareketleri var... Şehir bölgelerinde Kurtuluş... Gerçi, eskiden beri varlığını sürdürmeye çalışıyordu. Tam anlamıyla öyle bir örgütlenme safhasını, örgütlenme hareketini başlattığı yıl olarak '86 söylenebilir.

İşte, Doğu'da da, artık giderek bir açılan ortamda, eski ilişkilerini, eski birimlerini toparlama gibi bir hareket sözkonusu. Buradaki bu toparlanma aşamasında, zaten, istihbarat kaynakları yaratmak, esas, özellikle, diyelim ki, Kava ya da Rızgari, işte, şeyden, Irak'tan kaç tane gerillasını ülkeye soktu?... Basına falan yansıdı...

Bu, beraberinde neyi getiriyor?... O birimin, o yapının alt yapı taşlarını oluşturması, bulmasını zorunlu kılıyor, örgütlenme anlayışı içerisinde, işte oralarda, hemen istihbarat buluyor.

O yapının taşlarının Birisi olma yolunda manevraya girişiyor... Yani, bunlar İşte. önemli olaylar...

*D.Sol: Dikkat edilmesi gereken.

-E.K: Tabi, dikkat edilmesi gereken hususlar. Şimdi, bunlar sey gibi... Şimdi, ben size aktarıyorum. Arkadaşa da mesela... O konuda biraz konuştuk, sabah. Bir torna tezgahı, torna makinası, işte orada her hangi bir şey yapılıyor... Bir kalem işte, işleniyor.

Şimdi, onu yapan insanın, onu çırağına anlatarak yaptırtması farklı bir olay. Bir de, o makinadan bütünüyle anlayan bir insanın, makinanın makinisti, teknikeri... Onu teorik anlamda, bilgi olarak bilmesine rağmen, pratikte onu yapabilmesi farklı.

Yani, burada somutu, somut denilen olayı değerlendir me... Onun o sübjektif niteliklerini bilmekten, ölçmekten, o mantığı anlamaktan geçiyor...

Tabi, işte, devrimci hareketlerde ağırlıkta bir toparlanma, ağırlıkta bir örgütlenme, kitle örgütlenmesi ağırlıkta, yani gerekli, zorunlu can damarı, o olmadan olmaz, herseyi onun için yapıyor zaten...

Bu anlamıyla, güvenliği açısından, ondan uzak durması mümkün. Yani, sızmalar, kaynaklar oluyor diye, ondan uzak durması mümkün değil.

O zaman FOKO bir terör örgüte dönüşüyor. Kitle bağlarını sağlamlaştırırken... Kitle bağlantısı, kitle örgütlenmesini götürürken, olayı çok böyle bir meşru alanda tutmak zorunda ki, oradaki istihbarat kaynağı, etkisini kaybetsin, etkisiz bir kaynak olsun.

Bir fabrikada diyelim, kitlenin bin liralık ücret artışı, veyahut ta, bin liraysa, örgütlerin binikiyüz lira talep etmeleri, bu doğrultuda hareket etmeleri... İşte, buna karsı istihbarat söz konusu olamıyor...

*D.Sol: Hayat pahalılığı...

-E.K: Yani, hayat pahalılığı, bunu istihbar eden kaynak da bunun psikolojisini, somutunu yaşıyor. Hem de olay bir haklı olay. Yani, bunu şey anlamıyla, yapı itibariyle çözebiliyor...

O anlamıyla hareketini daraltıyor. Ama, aynı hareket, gene aynı taleple, radikal örgütlenme, sol örgütlenme biçiminde geliştirilmeye çalışıldı mı, o hareket... o istihbarat kaynağı, onu... meşru görmüyor...

Kendi açısından meşru görmüyor. Genel kanı öyle oluşuyor. O konuda bir aktarış yapabiliyor.. Burada şey de önemli: O kaynağı da, psikolojik anlamda şeyde tutmak, bir baskı ortamında tutmak, bir baskı altında tutmak... Dolaylı ya da dolaysız biçimde, önemli...

Yani, sürekli bu alanda taktikler... Sürekli taktikler işlemeli, sürekli değişik taktikler, öyle bir yöntem, bir biçim üzerinde hareket, hemen karşı tarafı ona uymaya zorluyor.

Ona uyum sağlamaya götürüyor. Tek bir veya öyle aralıklı, değişen zamanlı taktikler oldu mu, değişim mümkün, özellikle bu alandaki, birimlerdeki çalışma tarzları, yöntemleri, biçimleri konusundaki taktiksel hareket sağlanabilirse, çok zor, yani yaşamaz, çok zor, ayak uyduramıyor o zaman...

*D.Sol: Mutlaka bir yerde açık veriyor. İyi bir denetimle açığa çıkıyor...

-E.K: Tabi, öyle bir denetimle açığa çıkıyor. Sonra, öyle bir otokontrol yöntemi yaratabiliyor o zaman. Yani, mesela, benim istihbaratçı... Siz anlattınız, gerçi ben de okumuştum... Sovyetlerde yayın organı işte... Lenin'in Fedaisi... Kullanıyor... Giriş-çıkışlarda kullanıyor. Tabi, kontrollü, bildiğin, Hareketin bildiği bir olay.

Oralarda da biraz akıllı, uzun vadeli, açığa çıkartıp "pat" indirme olayından ziyade, bilerek iş yaptırma. Ona göre zararsız, sana göre önemli olan şeyleri, işleri yükleyebilmek, yaptırtabilmek de, akılcı bir olay. Tabi, bu, örneklerle onu netleştirmeye bağlı...

*D.Sol: Böyle bir anlayış gerekiyor her şeyden önce.

-E.K: Tabi, yani bir istihbaratta gereken o ki, benim anlayış olarak savunmadığım veyahut ta, savunup-savunmama gibi bir öğenin pek o kadar önem kazanmadığı durum...

İstihbarat'ta şey var: "Herşey mubah"... "Bu yolda herşey mubah"... İnsan haklarıymış, değilmiş, "terörist" olsa bile, onun yaşama hakkının varlığıymıs, yokmuş... gibi şeyler önemli değil. Herşey mubah... "herşey mubah" olayı, belki devrimci hareketler açısından da, bu boyutuyla değil tabi, kendine uygun biçimiyle mümkün...

Yani, bir istihbaratçıyı tespit edip, ondan yararlanma olayı mubah, mümkün...

Bunda, ince... ince ayrıştırma. Herşeye hemen siyasi yaklaşmama... Kİ, mesela ben, siyaset bilimini, bu süreç içerisinde, giderek kavramam, hayatla böyle diyalektik bağlantısını giderek böyle daha bir sağlamlaştırmam, siyaset biliminin böyle direkt hayata temas etmediği, direkt ekonomik yaşama temas etmediğini çözebildim...

Yani, hemen bir siyasi anlayış, siyaseti öne koymanın getirdiği sonuç gibime geliyor. Bu gün devrimci hareketlerin içinde bulunduğu o ideolojik tıkanıklık, örgütlenmedeki zorluklar, kitlelere yaklaşmadaki zorluklar, hep bundan kaynaklanıyor... (Uzun süren boşluk)

*D.Sol: Bu Diyarbakır işi?...

-E.K: Diyarbakır işi, benden önce Mustafa'ya söyleniyor. İsmail Yoldaş, O'na belirtiyor. O'nunla iş ortaklığı yaptığı aşamada, ona söylüyor.

Ondan daha sonraları bana söyledi. Ben, şöyle yaklaşık 10 gün falan tam böyle gitme gibi bir durum vardı... Daha o silahların geldiği dönemde. 10 gün falan söylemedim... "Böyle bir olay var" diye...

Mustafa'yla öyle artık şey olunca, büroda... Söyleme zorunluluğu ortaya çıktı. Söylemeyişimin şeyi, işte, M-L'ye yardım olsun mantığından ziyade... bazı, böyle, bu tür işlerde zaman zaman yapma isteği vardı...

(... ) (... )

(Uzun süren bir boşluk)

*D.Sol: Engin, Tuzla Olayı'na tekrar dönelim istersen. Tuzla Olayı'nda, Bülent'in, Seyhan'ın, Tuncay'ın yer aldığını tahmin edebiliyor musun? Esas karar bunlardan mı, yoksa daha değişik yerlerden mi çıkmıştır?. Yani, bu işin esas kaynağını nerelere dayandırabiliriz?

-E.K: Şimdik, bu hususta, bu olayın böyle sonuçlanmasına karar verecek yetkide olduklarını zannetmiyorum. Bunun kararı en yetkili merciden çıkmıştır. Yani, içişleri Bakanlığından çıkmıştır...

Ama, infaz olayı biçimiyle bir kararın, yani karar biçiminde çıkıp çıkmadığını söylemem mümkün değil de, yalnız, infaza neden olan olayın, esasıyla, İsmail Yoldaş'ın orada "Yaktın bizi Yılmaz" demesinin sonucu geliştiği, daha ağırlıkta bir kanaat.

*D.Sol: "Yaktın bizi Yılmaz" diyen İsmail ve bunu sana aktaran Seyhan mı?

-E.K: Bunu bana aktaran Tuncay. Ben, şurada şunu belirteyim: Bu operasyon esnasında İnfazdan sonra beni almaya geldiler.

*D.Sol: Daha önce telefon ettiler sanırım.

-E.K: Daha önce telefon edildi. Yalnız bunda Seyhan yoktu, Tuncay vardı. Seyhan'ı görmedim.

*D.Sol: Bülent?

-E.K: Bülent arabada yoktu. Beni Tuncay'la genç şahıs aldı. Bir de soför vardı ayrıca.

*D.Sol: Sana kim telefon etmişti?

-E.K: Simdi kimin telefon ettiğini hatırlayamıyorum. Yalnız orada işte açık bir alan var. Orada bekle gelip seni alacaklar diye bir telefon geldi.

*D.Sol: Ve orada ne demişlerdi?

-E.K: Engin diye hitap etmişlerdi...

*D.Sol: Yok, olayı sana nasıl duyurdular?

-E.K: Şimdi olay telefonda belirtilmedi.

*D.Sol: İnfaz olduğu?

-E.K: Yok, infaz olduğu... öyle bir şey belirtilmedi. "Dikkatli ol. Tuncay Bey seni zeytinliğin yanındaki yan yoldan alacak. Orada bekle, şimdi gelip seni alacaklar" diye bir telefon geldi. Ben çıktım, orada bekledim.

Beni geldi, Tuncay, bir de soför, bir de genç birisi vardı, üçü aldılar, olayın olduğu köprüye Tuzla Köprüsü'ne çıktık.

*D.Sol: İlk, arabaya alır almaz ne dediler?

-E.K: Tuncay şey dedi: "4'ü de infaz" falan dedi. Ben anlamadım yani, çünkü bana iki kişi gelmişti... Öyle bir... onlar olduğunu falan şey yapamadım. Ya, işte... "İsmail'ler infaz oldu. Çatışma çıktı, öldüler" falan dedi Tuncay.

Ben bozuldum, moralim falan bozuldu. Yanımda bir genç vardı, onlarla birlikte... Yani... "bizde istemezdik" falan gibisinden laflar etti. İşte, şeye gittik. Köprünün oraya gittik.

Ve işte, "Yaktın bizi Yılmaz"... ee... şey. Yolda ayrıyeten Tuncay, bana şeyi belirtti. "Yılmaz'ı tanıyor musun? Sana Yılmaz diye hitap ediyorlar mıydı? Yılmaz, öyle kod ismi kullandın mı?" gibisinden belirtti.

Ben "yok" dedim. " Kullanmıyordum, biliniyorum, tanımıyorum"...

Kimdi Yılmaz? Tanımıyordum... İşte, köprü üstüne gittik.

Bülent Bey geldi. Kesin bir el işaretiyle: "4 tane İnfaz, bu iş bitmiştir" falan dedi. "Şimdi, sen git, biraz dikkatli ol. Moralini bozma"... Yani... bana "git" dedi. Beni tekrar eve bıraktılar.

*D.Sol: Arabadan inmiş miydin?

-E.K: Yok, arabadan inmedim. Başımı eğmiştim. Sağdan, soldan, resmi polis, tanıdık görmesin diye beni tekrar eve bıraktılar.

*D.Sol: Cesetlerl yoktu değil mi?

-E.K: Cesetler yoktu. Gittiğimde cesetler yoktu. Yalnız, kalabalıktı. İşte, polisler vardı. Cesetler orada yoktu. Yani cesetleri teşhis etmek gibi falan bir olay olmadı benim için. Yalnızca, köprünün üzerinde durdu araba.

Bülent Bey geldi. İşte, "4 tane infaz, bu iş bitmiştir." Ondan sonra beni eve bıraktılar. Şimdi, oradaki Yılmaz olayı ateşledi. Olayın o yönüyle... "Yaktın beni Yılmaz" tabiri.

O sonuca büyük ihtimalle neden oldu. Çünkü "Yılmaz" olarak beni algıladılar... Eee... Mustafa'yı algıladılar... Yani, orada bir provokasyonun özellikle Bülent, Tuncay ve diğerleri tarafından bir provokasyonun... ateş etme şeyini yaratmanın... kesin kanaatindeyim...

Yani, onlar ettiler ateş... karşı taraf...

*D.Sol: Bülent falan silah kullanmış olabilirler mi?

-E.K: Tabi, tabi... Polislerin ateş etmelerine büyük oranda sebep olunmuş olabilir... Yani, ateş edilmiştir. Polislerde, ateş edildi diye ateş etmişlerdir.

Yani, orada bir emir olayı da sözkonusu olmayabilir. Yani, polislere "ateş edin" emride verilmeyebilir, öyle bir provokatif sonuç yaratılıp, polisleri ateş etmeye mecbur kılmış olabilirler...

*D.Sol: Bu Metris Firarı'ndan sonra yakalanan Hüseyin Karakuş ve arkadaşları için de, Bülent, buna benzer şeyler söylemişti değil mi?...

-E.K: Şimdi onlar için, Seyhan belirtmişti, işte... "ya,... işte, bu adamları böyle sağ yakalıyorsunuz. Gene kaçarlar, gene dışarıya, yazı yazarlar, toparlanma yaparlar..." falan gibisinden...

Böyle bir sohbet biçiminde... Seyhan, şey demişti, İşte, "Edirne Polisi işe karışmasaydı, bu olay, infazdı. Böyle bir niyetimiz yoktu. Kesin infazdı. Ama, Edirne Polisi karıştığı için öyle yapamadık, öyle sonuçlandıramadık" falan dedi.

*D.Sol: Evet...

-E.K: Ve, doğrudur. Yani, Edirne Polisi ne derece karışmış, ne derece karışmamış bilemiyorum da, eğer karışmışsa, infazı engelleyen faktör odur. Yoksa yaparlar...

(... ) (...) (... )

(Uzunca bir boşluk)

*D.Sol: Evet.

-E.K: Kılpayı kaçırma olayı. Tuzla Operasyonunda belirtilen bir olaydı... Yani... O şeyde yine bir Hacı Demirkaya olayı var... Orada... Ama, ne derece, nasıl, bilemiyorum...

*D.Sol: Yani, Tuzla'daki arabanın içinde Hacı Demirkaya olabileceğine dair bir bil gileri mi var bu adamların?...

-E.K: Evet, evet...

*D.Sol: Evet,

-E.K: Hacı'nın o araçla giriş ya da çıkış yapacağı, yapabileceği ya da yaptığı.. Özellikle yapacağı konusunda bir bilgilerinin olduğu kesin. Ama, o bilgi...eksik bir bilgi olduğu da sonuç olarak ortada. Onun için, "Hacı'yı kılpayı kaçırdık" falan...

*D.Sol: Sence, olay akabinde, radyodan haberlerde, İçişleri Bakanı'nın demeci "Arabanın içindekiler, Kırşehir'den kaçanlardı" sanırım, bu yanlış duyumdan kaynaklanıyordu...

-E.K: Evet...Büyük ihtimalle yanlış istihbarattı. Yahut ta, doğru istihbarattı da, daha sonra karşı tarafın kopukluk yaratması, veyahutta istihbarat kaynağının sonradan durumu farkedemeyişi gibi şeyler olmuş olabilir.

Yani, O'nun haberi olmadan bir değişiklik sözkonusu olmuş olabilir. Ama, yukarıya bilgi, operasyonun durumu, o biçimiyle verildiği, o yönde emir alındığı...açık yani...

içişleri Bakanı'nın açıklaması onu ispatlıyor. Yani, "Kırşehir Firari'lerinin dördü infaz edildi." Ölü olarak ele geçirildiğini belirtmesi, kesin olarak öyle olduğunu sanmasından kaynaklanıyor.

Çünkü, insanların hiçbirisi, İsmail Yoldaş'ın dışında diğerlerinin sabıkası falan sözkonusu değil. Osman Yoldaş'ın da öyle bir kayda değer seyi sözkonusu değil. Bu anlamıyla...

*D.Sol: Peki, şunu öğrenmek istiyoruz, sözünü kestim,

-E.K: Evet,

*D.Sol: Bu araba, zaten ne zaman duyum yapmıştın arabanın varlığı hakkında?

-E.K: Arabanın varlığı hakkında, ben, 10 gün ya da 15 gün öncesinden bilgi vermiştim. Yalnız, araba hakkında ayrıca bilgileri vardı.

*D.Sol: Daha önceden?...

-E.K: Tabii, vardı. Daha önceden, bana, "Bir araba, yabancı plakalı. Alman plakalı bir araba gördün mü, çevrede, randevularında falan" diye sorulmuştu.

Yani, o yönde daha önceden bir bilgileri kesin vardı. Ben de, bu plakasını tam aktaramamıştım, direkt plakayı. Ama, onlar plakayı da biliyorlardı...

*D.Sol: O zaman, bu araba, kontrol altındaki bir arabaydı zaten?...

-E.K: Evet. biliyorlardı. Bizim verdiğimiz bilginin dışında, öncesinde tesbit edilmiş. Herhalde, girişi tespit edilmiş bir araç... vb.

Bu, MiT'in yurtdışı gü zergahında tespit edilmiş olabilir. Zaten, ben oradan tahmin ediyorum.

Yani, TKP-ML'nin Yurtdışı girişleri-çıkışları konusunda özellikle bu Metris Firarı'n- dan sonra. Kırşehir Firarı'nın biraz önceleri, sürekli gelenlerin olduğunu sürekli belirtiyorlardı. O noktada bir bilgilerinin olduğu bilgi kaynaklarının olduğu kesin.

Şudur-budur diyemiyorum ama, kesin bir bilgi kaynakları var o noktada...

*D.Sol: Yani, giriş-çıkış trafiği biraz kontrollü...

-E.K: Evet, kontrollü... Çıkışı... demeyelim de, giriş kontrollü. Yani, "geliyorlar sürekli" falan. "Şu anda İstanbul'da çok adamları var" falan. "Yutrdışından gelenler"... öyle şeyler kullanılıyordu...

*D.Sol: Bilgiler geliyordu?...

-E.K: Evet...

*D.Sol: Metris Firarı'ndan sonra gelenlerin kod isimleri söylendi değil mi?...

-E.K: Onu anımsamıyorum. Kod isimleri... İsimler söylenmiştir de, hatırlamıyorum. Onu da, yalnız gelişin yoğunlaştığını özellikle belirtmişlerdi. (Uzun süre boşluk)

*D.Sol: O dönem mi resim göstermişlerdi?

-E.K: Evet, o dönem resim göstermişlerdi.

*D.Sol: Yurtdışıyla ilişkili olarak mı?

-E.K: İşte, yurtdışıyla ilişkili olarak diyemiyeceğim de, Doğuya gelen kurye bu... "tanıyor musun?"... gibilerinden gösterdiler.

*D.Sol: Nasıldı resim?...

-E.K: Elinde bir valiz vardı. Arkasında yüzü pek gözükmeyen birisi vardı. Otobüsten inerken... Bir garajdı... garaj gibi bir yerdi, işte... Normal yürürken bir de çekilmiş... İki ayrı resim gösterildi, aynı şahısa ait... İşte, kurye alarak belirtildi... "Tanıyor musun?"...

Zaman zaman böyle yeni tespit edilen şahısların çekilen resimlerini bana, Mustafa'ya gösteriyorlardı. "Tanıyor musun, daha önceden?"...daha sonra o sekilde gösteriyorlardı..

Onu da öyle gösterdiler. Ben tanımıyordum o şahısı, belirttim... Doğu'yla irtibatı sağlayan şahsı, kurye... diye belirttiler.

*D.Sol: O zaman, MiT'e bu konuda duyum akıyor...

(..............)

*D.Sol: "Diğer örgütlerin yapılanmalarını bilmiyorum" dedin ama...

-E.K: Diğer örgütlerin iç yapılarını, özellikle idari, sevk ve idare, iç yapıla rını bilmiyorum. Ama, TKP-ML'nin idari yapısı, özellikle sevk ve idare alanı oldukça (...).

İşte, alt organlardan, üst oraganlara kadar, biri birinden kopuk olması gereken, Merkez anlamda bir yapısı ilişki ağını oluşturması gerekirken, organlar arasında gidiş-gelişler var...

Tanışıklıklar var. Çok (...) denilebilecek... İllegalitenln çok ötesinde (...) bir örgüt... Ve, istihbarat kaynak bulması... İstihbaratın her yönüyle, her noktasında değişik taktiklerle yerleşmesi mümkün.

Yani, çok uygun, istihbarat için oldukça uygun bir örgüt.

Artık, TKP-ML'nln dışarıya yansıyan...işte,... yapı olduğu gibi... İşte, TİKKO, ML isim biçiminde dışarıya yansıyan, devrimci hareket, veyahut ta TKP dışındaki kesimleri kendine yakın gören bir hareket...

Bu kesimlere yakın olan bir hareket... Bu anlamıyla, TKP-ML üzerinden diğer örgütler, diğer örgütlerin gelişmeleri hakkında da kaynak yaratmak, haberdar etmek mümkün... çok mümkün...

TKP-ML. istihbarat'ın Müthiş biçimde Yığıldığı, Yüklendiği bir Örgüt gibi...

*D.Sol: Evet.

-E.K: İşte, TKP-ML'yi biraz böyle ML olarak ayakta tutan kesiminin yönlendirme öğesinde etkin olan...

İşte bir devrimci örgüt olarak yönlendirme öğesinde etkin olan... Tarafının Doğu Tarafı olduğu kanaatindeyim.

Çünkü orada, istihbaratın kaynağını, istihbarat elemanlarının yaşaması oldukça zor, koşullar zor orada...

Sürekli bir hareketlilik söylenebilir. Hareketlilik, öyle eylemsel bir hareketlilik olmasa bile işte... Şartlar zor... Doğu'da kalıyorsun.

İşte, bir gerilla aksiyonu üzerindesin. Orada, İstihbarat kaynağının yasaması oldukça zor.

Yani, Parti'yi, TKP-ML'yl var gösteren, varlığını sürekli kılan yönü, orası olarak değerlendirlyorum. Tabi, bu benim kişisel değerlendirmem...

*D.Sol: Evet...

-E.K: Öyle değerlendiriyorum. Yoksa, şehirlerde, diğer bölgelerde, şeyi bozuk... yapılanması... Hele hele, İstanbul bu anlamda berbat bir bölge... TKP-ML için oldukça tehlikeli bir bölge.

Mesela son dönemlerde, operasyondan, Tuzla Katllamı'ndan sonra işte, bu MK'nın düzenlediği 3. Konferans, 1. Toplantı Raporları. Kapalı Oturum Yazıları, işte, İstanbul'da bir alt komitenin oluşturulduğu şeklinde bilgiler... Yani, bunların bu anlamıyla sızması... Sonra, yayın organları...

Mesela... bize gelen yayın organlarını biz sistemli olarak iletiyoruz. Ama, bize normal bir işleyiş şeyi ile geliyor. Bu ay geldiyse bir de üç ay sonra geliyor. Veyahut altı ay sonra geliyor. Zamanından çok sonra geliyor.

Yani var olan örgütsel işleyişle bize ulaşıyor.

Ama, onlara, yayın organları da çok sistemli... düzenli... yani, anında, çıkışında, dağıtımın başlamasından bir-iki gün sonra ellerinde oluyor...

*D.Sol: Yani, kendi üyelerine daha zor koşullarda, MiT'e daha çabuk?...

-E.K: Tabi, yani şunu söyleyeyim: Bize, bu Konferans'ın... Konferans raporları... Ki, konferans raporları, böyle çok kısa kararlar ulaştı, bana...

*D.Sol: Parti kanalından değil mi?...

-E.K: He. Parti Kanalı'dan o zaman. İsmail Yoldaş iletmişti. Şöyle, kısa. 35-50 sayfaya yakın birşeydi. Böyle, özet biçiminde, kısa kısa kararlar.

Ama, onlarda, daha o bana gelmeden önce, epeyce önce Konferans'ın birkaç gündür bittiğini belirterekten, şöyle kalınca bir şeydi... Rapor'du... Oldukça kalındı... Oradan belli pasajlar aktarılmıştı bize. İşte, yayın konusunda önceden alınan kararı oradan öğrenmiştim.

İşte, askeri birimler, kitle örgütlenmesi, sendikalar konusunda. Parti ambleminin değiştiği konusunu ben ilk oradan öğrendim. Daha sonra, İsmail Yoldaş bana aktardı. Dedi ki... Parti ambleminin değiştiğini onlar söylediler...

*D.Sol: Peki, bu kadar sıhhatli bilği kaynakları, tek başına, esas olarak yurtiçinden mi, yoksa, esas olarak yurtdışından mı akıyor?

-E.K: Şimdi bu... izolasyon denen olayın bünyesinde... Yani, bir unsur, iki unsur, ancak bu biçimiyle de olsa ancak TKP-ML'nin şu anki kof, uygun görünen biçimiyle de olsa, bir unsur, ancak kendi bulunduğu alandaki şeyi ancak sızdırabiliyor... öyle bir kaynak oluşabiliyor...

*D.Sol: Buna, "Güzergah" mı deniyor?...

-E.K: Tabi, güzergah, güzergah... Kanal... Benim Kanalım mesela, burada, farklı farklı kanallar oluşturuluyor. Mesela, benim yayın gelişi-gidişi, dağıtımı, şuyu-buyu, basımı gibi konularda, hiçbir bilgim sözkonusu değildi.

Ama, onların o alanda da, özellikle yayın alanları daha uygun... Özellikle dağıtım alanı, veya-hut ta sevkiyat alanı oldukça uygun. O alanın da, başka alanlarında kaynakları oldukça şey... Şu anda da o kaynaklar işliyordur. Mesela, benim onlarda olmadığımın, onlarda kesin bilgisi vardır...

*D.Sol: Yani, senin TKP-ML'nin elinde olmadığın...

-E.K: Tabi, onu kesin biliyorlardır. Yoksa, kesin bir bilgiye sahip olsalardı, sanırım, dışarıda geniş çaplı bir operasyon başlatırlardı...

*D.Sol: Evet. Peki, bütün kanalların, bütün kaynakların merkez yeri, Bülent'te mi düğümleniyor?...

-E.K: Yok, yok... Merkez Bülent değil. Yani, bunun üstünde de, yetkili amirler var. Bildiğim kadarıyla, birincisi, emekli Albay Nezih Bey...

*D.Sol: Patron dedikleri mi?...

-E.K: Patron dedikleri... Artık, bu patron dedikleri Nezih Bey'de olmayabilir. Daha üst bir yetkili olabilir. Ama, ben Nezih Bey olarak tahmin ediyorum. O'nun da üstünde amirler... O bürokratik olay, bürokratik işleyiş bütünüyle... Özel bir işleyiş yok, devlet dairesi gibi, memur olayı...

İçişleri Bakanlığı'na bağlı, oradan aşağıya doğru giden, açılan bir örgüt. Yani, karar organı, karar unsuru değildir, Bülent Bey'dir, Tuncay'dır, Seyhan'dır... Yalnız, karara etkili olan unsurlardır.

Çünkü olayı yakınen bilen, takibini yapan unsurlardır. Gözlemlerini, değerlendir melerini tabi aktarıyorlar...

*D.Sol: Bir bakıma işin hamallığını yapanlar bunlar...

-E.K: Tabi, hamallığını yapan... Bir anlamıyla kilit nokta bunlar. Asağı-yukarı arasında kilit nokta. Yani, ben, o ilk şeyden sonra hiçbir şeyim olmadı, görüşmem konuşmamız, şu, bu olmadı.

Bizim aktardığımız şeyleri bunlar yukarıya aktarıyorlar. Yukarıda bizim dışımızda da, değerlendirmeye tabi tutuluyor. Ama, orada, işte, karara etkili unsurlar diyorum.

Çünkü, somutu biliyorlar, somutu aktarıyorlar, o yönde karar vermesi gerekiyor.

*D.Sol: Bir de, daha önce sohbetlerde geçti, açmamıştık... Her randevu sonrası, rapor yazılıyor, veriliyor. Randevularda konuşulanlar, bu raporlarda bütün ay rıntılarıyla veriliyor mu?

-E.K: Şimdi, bütün ayrıntıları vermek mümkün değil. İsmail Yoldaş la görüşüyorum, oluyor İki saat... Geziyoruz, tozuyoruz. Bu arada böyle önemli, kayda değer örgütsel seyi ilgilendiren şunu yapacağız, yayın geldi, senin için şunu düşünüyoruz, basımcı olacaksın, askeri komiteye gireceksin, falan, filan işte böyle...

*D.Sol: Yani?

-E.K: İşi, ilgilendiren şeyleri aktarıyoruz.. Mesela, ML'de uzun dönem, bilgiye, şeye, kayda değer, ilgilendiren şey olmadı. Ayrıldık, görüştük, ayrıldık, yayın aldık. Bu...

Yani, bunun dışında bir öyle önemli bir bilgi olmadı. İşte, o zamanlar büroda görüşme sık sık olmuyordu. İşte, telefonla... önemli bir gelişme yok.

Görüşülmesi gerekiyorsa, gene, bir, ne konuştuğumuzu açmak gerekirse, görüşme...

*D.Sol: Ama, yine de görüşme sonralarında bir görüşme olduğunu, saatini falan aktarıyorsun değil mi?

-E.K: Tabi, o kesin... "Geldl-gelmedi" gibisinden, onu aktarıyoruz. Ama, her randevu sonrası görüşüyoruz diye bir kural yok.

Bir-iki randevu sonrası görüşme... Her randevu sonrası yazılı rapor gibi zorunluluk yoktu. Kayda değer birşey olunca, zaten bir araya geliyorduk...

*D.Sol: Peki, başka, aylık, periyodik raporlar oluyor muydu?

-E.K: Yok, yok... Bizde öyle görüşmeler dışında, aylık rapor, genel değerlendirme, öyle şeyler yok bizde... Görüştüğümüz şeyleri, aklımızda kaldığı kadarıyla aktarıyorduk. Yoksa, onlar gibi bürokratik anlamda çalışmıyorduk biz. Onlar, tabi, kendi yapısında değerlendiriyorlar, rapor ediyorlar, arşiv gibi şeyler orada işliyordur...

..................

Devrimci Sol: SONSÖZ

Sınıf mücadelesinin ta kölelerin başkaldırısından, modern sosyalizmin günümüzdeki sürecinde; egemen güçler, egemenlikleri altındakilerin her başkaldırısını ezerek, sistemlerini sürekli kılabilmek için, yürüttükleri cepheden savaşı kazanabilmek için, ezilenlerin cephesini içten çökertmeye büyük önem vermişlerdir.

Ezilenlerin mücadelesini yolundan saptırmak, onun gelişimini kontrol altında tutmak, kuvvetleri hakkında bilgi sahibi olmak için, devrimci güçler arasına ajanlar sokarak ya da onun içinden kendisine besinci kollar elde ederek, devrimci güçleri içten çökertmeye çalışmışlardır.

Yürütülen bu "kirli savaş" çoğu zaman, mücadelenin sonucunun belirlenmesinde etkili olmuştur.

Karşı-devrimin, devrimci saflara yönelik yürüttüğü bu "kirli savaş"ın fonksiyonerleri, genellikle devrimci saflardaki zayıf unsurların, baskı, tehdit, şantaj, maddi güdüleri motive etme... vb. yöntemler, kişinin özel durumuna göre seçilip kullanılarak, kazanılmaları şeklinde olabileceği gibi -ki, genellikle izlenen yol budur-; baştan eğitilen unsurların devrimci saflara sızdırılması seklinde de olabilmektedir.

Tarihte, içine düşmanların sızmadığı ya da sızmak için çaba sarfetmediği bir devrimci harekete rastlanmamıştır.

Mücadele varsa mücadeleyi içten çökertme çabası her zaman var olacaktır. Savaşın mantığı budur.

Bu konuda, Babeuf'un "Eşitler Komplosu"ndan, Bolşevik Partisi'ne, Çin Komünist Partisi'nden, günümüz devrimci hareketlerine kadar, sayılabilecek yüzlerce örnek vardır.

Bolşevik Partisi'nde üst düzeylere tırmanabilmiş Malinovsky, ÇKP'nin kuruluşunda yer alan 12 kişiden birinin karşı-devrim ajanı olması gibi ultra örnekler gözönüne getirilirse, konunun, devrimciler açısından olağanüstü önemi anlaşılabilir.

Verdiğimiz bu ultra örnekler bile ne Çin'de ne de Çarlık Rusya'sında, egemenleri yenilgiden kurtaramadı.

En mükemmel örgütlenmiş karşı devrimin komplo girişimleri bile ki bu konuda, Çar'ın Okhrana'sının mükemmel yetkinliği tartışılmaz- mücadelenin sonucuna, sadece etkide bulunmuşlardır.

Son tahlilde, sonucu tayin edici bir önemi yoktur.

Eğer sonucu ajan-provokatörler tayin etseydi, ne Rusya'da, ne Çin'de ne de bir dizi diğer ülkelerde devrim gerçekleşemezdi.

Ülkemiz sosyalist mücadele tarihinde de bu tür örneklere rastlanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya gibiler ihanetin ilk pirleridir.

1968'den sonra başlayan ve günümüze dek giderek yükselen sınıf mücadelesinin de, içten sızmalarla engellenmesi, güdükleştirilmesi ya da kontrol altına alınmak istenmesi, hep gündemde olmuştur.

Fakat, bunların esas yoğunluk kazanması, 12 Eylül sonrası sürece denk düşmektedir.

12 Eylül açık faşist darbesi, devrimci örgütlenmelerde, önemli bir kan kaybına yolactı. Birçok devrimci hareket, fonksiyonsuz kalırken, çok azı, fonksiyonlarını en alt sınırda yerine getirebilir hale düştü.

Devrimci dalganın bu tür cezir dönemleri ihanetin, korkaklığın, geçici yol arkadaşlığının belirgin bir seklide açığa çıktığı süreçler olmuştur.

İçeri düşenlerin büyük bir çoğunluğuna, bir yandan işkence yapılırken, bir yandan da işbirliği teklifleri yapılır.

Bir devrimcinin düşmanla en zor şartlarda yüz yüze geldiği yer olan "sorgu"da gösterilecek olumsuz bir tavır, eğer frenlenemezse, çok rahatça "işbirlikçilik" şeklindeki bir alçaklık sınırına ulaşabilir.

Böyle bir hain; yaptıklarının üstü örtülerek "direnen" bir devrimci gibi, devrimci saflara sızdırılabilir.

Genellikle kişiliği oturmamış, devrimci politik bilinci gelişmemiş sallantıda unsurlar, devrimci saflarda bireysel çelişkileri sürekli ön planda tutan müzmin gayri-memnunlar; baskı-şantaj, maddi çıkar sunma gibi akla gelebilecek her yol denenerek, karşı-devrimin devrimci saflar içindeki birer kontağı durumuna dönüştürülebilirler.

Siyasi polis-mit sızmasının akla gelebilecek yüzlerce yolu olduğu gibi, bu konuda özel bir reçete, basma kalıp bir formülasyon yoktur.

Ama genellikle; önceden bir MİT'çinin hazırlanıp sızdırılması yönteminin yerine, içten birini kazanmak daha yeğ tutulur. Çünkü, birincilerin dikkat çekmesi, erken deşifre olması ve böylece etkisiz kalması daha çok olasıdır.

Buna ilave olarak şu söylenebilir; Bazı örgütlerde sızmalar yoğun olursa, orada bir "şişme" bir fazlalık doğar. Bu fazlalık, yukarıdan iradi bir şeklide hedef seçilen yapıya yatay geçişleri olabilir.

Ülkemiz Sol'unda bir geçiş "işte, x siyasetinden bize geçmiş" diye sevinçle karşılandığı için, bu tür geçişler uygun zeminler bulabilir.

Bilinen bir diğer sızma taktiği, 'kontak' olmuş unsur, birim içinde geri konumda olabilir. Onun önünü açmak için, önündekiler tırpanlanarak sızma fonksiyon kazanır duruma getirilir. (x)

Karşı-devrim sızmasının çok çeşitli yollardan olabileceğini söyledik. Dolayısıyla, sızmayı mutlak bir şeklide önleyecek özel bir formülasyon yoktur.

Bir devrimci örgüt, örgütlenmede gereken titizliği gösteriyorsa; elemanların istihdamından, onların özel yaşantısına kadar, gereken denetimini yapıyorsa; legal mücadele ve örgütlenmesi ile illegal mücadele ve onun örgütlenmesi arasında gereken bağları, geçişleri, koordinasyonu, itinayla gerçekleştiriyorsa, sızmanın etkisi azalır, fonksiyonsuz hale gelir, açığa çıkartılması kolaylaşır.

MİT'in, siyasi polisin devrimcileri dört bir yandan kuşatmak için yaptıkları tüm çabalar, kendileri açısından (H.Arda'lının Tuzla'da pusuda katlettirdiği dört yurtseverin ardından söylediği gibi) ne kadar "dört dörtlük" olursa olsun, hizmet ettikleri egemen güçleri yaklaşan tarihsel sonlarında kurtaramayacaktır.

Sonuç olarak, karşı-devrime alet olmuş tüm ajan-provokatörlere sesleniyoruz:

Bu "kirli savaş"a daha fazla alet olmayınız. Suçlarınız kabarmadan, elinize devrimci kanı bulaşmadan, yaptıklarınızı devrimci harekete kendiliğinizden gelip, samimiyetle, bütün yönleriyle açıklarsanız, devrimcilerin ve halkın o yüce hoşgörüsünden faydalanırsınız.

Sığınacağınız tek yer, bu hoşgörüdür. Aksi taktirde, Engin KAYA örneğinde olduğu gibi, devrimcilere yönelik haince yürütülen bu komplo ve provokasyonun bedeli, şerefsizce bir ölüm olacaktır.

KAHROLSUN AJAN-PROVOKATÖRLER!

KAHROLSUN FAŞİZM. YAŞASIN MÜCADELEMİZ! (x)

Bu nedenle, polisin her operasyonu çok ciddi ele alınmalı, operasyonun nedenlerinin bilimsel bir analizi yapılarak, mantıki sonuçlar çıkarılmalı, o aşamada bilinmeyecek yanların üzeri küllenmeden, geçiştirilmeden, ciddiye alınmalıdır.

İÇİNDEKİLER GİRİŞ SORGU METNİ

Üç adet E.K.'nln el yazısıyla yazdığı kısa açıklamalar.

Caritas (İsviçre) kurumunca E.K.'ya verilen yetki belgesi.

SONSÖZ

http://docplayer.biz.tr/3287998-Adi-soyadi-engin-kaya-dog-yeri-ve-yili-hanak-1962-sucu-mit-adina-tkp-ml-icinde-karsi-devrimci-calisma-yapmak-devrimcileri-ihbar-etmek-dort.html#show_full_text

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.