Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

1988'de Tuzla'da dört genci 300 kurşunla öldüren polislerin avukatı Ömer Yeşilyurt: 'Sağ yakalanabilirlerdi. Beraat eden polisler bugün olsa ceza alır. Çünkü devlet polisi koruyordu.'

 

TKP/ML Militanı Engin Kaya Dev–Sol Tarafından Öldürüldü.

2000’e Doğru dergisinde sürekli kendisinden bahsedilen, “MİT ajanı” suçlaması yapılan, arkadaşlarının ölümünden sorumlu tutulan, hakkında “muhbir” suçlaması yapılan Engin Kaya, örgütü TKP/ML TİKKO’dan kaçarken, 16 Şubat 1989 Perşembe günü Dev–Sol tarafından İstanbul’da boğularak öldürüldü. Kaya’nın cesedi bir karton kutu içinde İstanbul’un Kozyatağı semtinde bulundu.

23 Şubat’ta Dev–Sol bir bildiri ile eylemi üstlendi.

Basında Kaya’nın örgütü TKP/ML tarafından öldürüldüğü ile ilgili bazı haberler yayınlansa da TKP/ML TİKKO, Engin Kaya’yı kesinlikle kendilerinin öldürmediğini bildiriyordu.

Milliyet gazetesinin 24 Şubat 1989 tarihli haberinde Engin Kaya’ya ait olduğu söylenen iki mektuptan bahsediliyordu. Sultan Ahmet Camii duvarına bırakılan mektupta, Engin Kaya’nın Tuzla olayındaki fonksiyonunu ve MİT ajanı olduğunu yalanlayan cümleler yer alıyordu.

Dev–Sol’un kendilerinin öldürdüğünü açıkladıkları Engin Kaya ile ilgili bildiri aynen şöyleydi:

Türkiye Halklarına ve Tüm Demokrat Kamuoyuna

12 Eylül’ün yarattığı yılgınlık ve pasifizm ortamında devrimci saflara sızan kişiliksiz unsurlar dava arkadaşlarına ve halkına ihanet yolunu seçerek, devrimcileri arkadan hançerlemişlerdi.

Bu hainlerden biri de Engin Kaya’dır. Bu hain yurtsever devrimci bir örgüt olan TKPML TİKKO içinde faaliyet yürütürken dava arkadaşlarını arkadan hançerlemek için, ihanetin en alçakça yolunu seçerek MİT hesabına çalışmaya başlamış, başta Tuzla katliamı olmak üzere, bir çok yurtseverin katledilmesinde, onlarcasının yakalanmasında, zindanlarda çürümesinde, bazı cezaevlerinde firar girişimlerinin açığa çıkartılmasında rol oynamıştır.

Gerçek yüzü açığa çıkar çıkmaz, yerini yurdunu değiştirme ve kendini güvenceye alma hazırlıklarında iken, hareketimiz Devrimci Sol tarafından yakalanıp gözaltına alınmıştır. Sorgulaması yapılmış, ihanetini itiraf etmiştir.

Türkiye halkları adına, kanı ihanet ve ateş ortasında mücadeleyi yürüten tüm devrimci, demokrat ve yurtseverler adına, devrimci kavgada şehit düşenler adına, zindanlarda işkencelerde direnenler, özgürlük tutsakları adına yargılanarak idama mahkum edilmiştir. Cezası asılarak infaz edilmiştir.

Her şeye rağmen, emekçi halka ve devrimcilere ihanet yolunu seçen Engin Kaya gibi tüm ajan ve provokatörlere sesleniyoruz.

Suçlarınız daha çok kabarmadan, tüm emekçilerden özür dileyerek bu çıkmaz yolu terk edin! Aşağılık bir bataklık içinde debelendikçe, batmaktan kurtulamazsınız. Daha fazla batmadan ihanet yolunu terk edin.

Halka, devrimci demokrat kamuoyuna sığınıp, karşıdevrimin ihanet ve provokasyon odaklarını deşifre edip yaptıklarınızın özeleştirisini verirseniz cezanız hafifler. Aksi taktirde yaptıklarınızın hesabını er yada geç mutlaka ama mutlaka soranlar olacaktır.

Devrimci Sol

http://www.nesra.org/engin-kaya-dev-sol-tarafindan-olduruldu/

...................

 

TKP/ML TİKKO’nun yayın organı Yeni Demokrasi:

MİT Faaliyetleri ve Engin Kaya Olayı Üzerine Kamuoyunda Tartışılan Konulara Devrimci Bir Bakış”

TKP/ML’nin yayın organı aylık “Yeni Demokrasi” dergisi çeşitli sayılarında Engin Kaya olayına yer ayırmıştı. Başta Tuzla’da öldürülen militanları olmak üzere,bu olayda isimleri geçen Mustafa Curnaz ve Engin Kaya ile ilgili çeşitli açıklamalar da yapılmıştı.

Dergide, MİT ajanı olarak nitelendirdikleri Mustafa Curnaz ve Engin Kaya hakkında çeşitli değerlendirmelerin yanında Doğu Perinçek’in 2000’e Doğru dergisi olmak üzere, çeşitli kesimlerden örgütlerine yönelen “TKP/ML MİT kaynıyor.” “Sol örgütlerde ajan furyası” eleştirilerine cevap verilirken, kendilerinin de ölüm emrini verdikleri ama infaz edemedikleri Engin Kaya’yı sorgulayan ve öldüren Dev–Sol’un yaklaşımını da eleştiren altı sayfalık “MİT Faaliyetleri ve Engin Kaya Olayı Üzerine Kamuoyunda Tartışılan Konulara Devrimci Bir Bakış” başlıklı uzun yazıda şunlar söyleniyordu:

Devrim saflarındaki kararsız ve sallantılı unsurlar bir yandan bu tür burjuva etkilerle koparılmaya, bir yandan da polis baskısı, tehdit, şantaj ve tatlı vaatlerle MİT’e satın alınmaya çalışıldı.

Cezaevlerinde yatıp çıkmış Yığınla devrimci demokratın Bu Yönde Sıkıştırıldığı bilinen bir gerçek.

Birçok örneği kamuoyuna yapılan açıklamalarda okundu, yansımayan, bilinmeyen, duyulmayan olaylar, hele de örgütlerinden kopmuş, köşesine çekilmiş, eski değerlerini yitirmiş unsurlara yapılan teklifler daha çok ve yaygındır.

Faşizmin bu yoğun sinsi çabası devrimci durumun kaçınılmaz olarak yeniden yükseldiği koşullarda yaralarını hızla sarıp yeni atılımlara yönelen ML’ler başta olmak üzere tutarlı devrimci güçler karşısında duyduğu aczin ifadesidir.

MİT’in sahip olduğu eleman sayısı her örgüte de ilgi göstermeye yeter.

Ama onun özellikle silahlı mücadele örgütlerine, bu temelde varlık ve etkinlik gösteren güçleri, en başta da “İhtilalci komünizmin Türkiye’ye uygulanması olan, en tehlikeli fikir” şeklinde değerlendirdiği İbrahim Kaypakkaya’nın çizgisi ile onun kurduğu TKP/ML’yi “özel ilgi”ye değer gördüğünü düşünmek yanlış olmaz.

Söz konusu tespit 1973 yılına ait TKP/ML Dava dosyasındaki MİT raporları içinde geçmektedir. Bugün de üzerinde MİT’in titizlenmesi ve kırmızı kalemle işaretleyip “yakın markaj”a alması, onun çizgisinde ısrarlı olduğunu göstermesindendir.

MİT radikal devrimci örgütlere, çok bilmiş revizyonist akıl tanelerin iddia ettikleri gibi silahlı mücadeleyi kışkırtma amacıyla değil, tam tersine boğma kastıyla yaklaşmakta ve ancak bu temelde adam sokup oyunlar tezgahlamaktadır.

12 Eylül faşizminden hesap sormayı da içeren yeni bir devrimci atılım karşısında zalimlerin duyduğu korku ve kaygıdır.

MİT’i hummalı bir faaliyete sek eden. Nitekim Tuzlu katliamı bunu tamamen doğruluyor. Kadıköy Emniyet Amirliği’ne yönelik eylem hazırlığında oldukları ihbar edilen 4 devrimci hunharca katletmekle MİT bunu ortaya koşmuştur.

Baskı, işkence, tehdit yoluyla boyun eğdirdiği veya parayla satın aldığı zayıf karakterli unsurları daha önce faaliyet gösterdikleri örgütlerin içine salarak veya Curnaz örneğinde olduğu gibi varlığı yokluğu belirsiz bir örgütün ilişkisi iken ciddiye alınır bir örgütün saflarına sokarak, yada zaten saflarda görülen birini kendi hesabına Yükselmesi için “aktif”leştirerek irili, ufaklı, kısa ve uzun vadeli tırpanlamaları planlayan, ama özellikle de üst organlara ulaşmayı ve fırsat yakaladıkça silahlı eylem birimlerine vurmayı tasarlayan MİT, bu yönde en pervasız girişimi olan Tuzla katliamıyla TKP/ML’ye bir darbe indirmeyi başardı ama, aynı zamanda devletin silahlı devrimci güçleri kesin imha politikası kırsalar da sürekli uygulanmakta olup dağ başının dumanı ve sisiyle iyi kötü perdelenebilirken, İstanbul’un elverişsi koşullarında ayan beyan gözler önüne serildi.

İlk etapta operasyonu gerçekleştiren perde önündeki İstanbul siyasi polisi teşhir oldu. (Başta büyük şefleri Mete Altan ve Metin Günay olmak üzere.

Bunlar 12 Eylül öncesi ve sonrası işkence ve cinayetleriyle bilinen, devrimci örgütlere ait birçok dava dosyasında, sorgu ve dilekçelerde geçen isimlerdi. Mete Altan adı, ilk kez 1976’da TKP/ML TİKKO MİLİTANI Atilla Özkan’ın katledildiği Zeytinburnu olayıyla duyulmuş ve ünlenmişti.

Şimdi “Terörle mücadele İstihbarat Teşkilatı”nın merkezi şefi. Metin Günay da 12 Eylül’ün hemen ardında işkence olayının muazzam boyutlandığı, Gayrettepe’nin dolup taştığı, birçok devrimcinin katledildiği bir dönemde I. Şube TKP/ML sorgu timi ve operasyonlarının başındaydı.

Oradan şube müdürlüğü ve İstanbul Emn. Md. yardımcılığına kadar yükseldi.

Tuzla katliamıyla İstanbul’un yeni Emniyet Müdürü Hamdi Ardalı da “Vur emrini ben verdim”, “Dört dörtlük bir operasyon” diyerek ününe ün katmak ve kariyerini pekiştirmek istedi). Ardından iki piyonun deşifre olması ve birinin açık itiraflarda bulunmasıyla Tuzla katliamının perde arkasında MİT’in oynadığı rol tüm boyutlarıyla açıklık kazandı.

Bu olayda işin sırrını hemen çözebilecek durumda olan 4 devrimciden hiçbirini sağ bırakmamakla Engin Kaya, köpeğini ve dolayısıyla kendi faaliyetini gizleyebileceği ümidinde olan MİT, Mustafa Curnaz’ın itiraflarıyla açığa çıktı.

Ajanın cesedi bir kutu içinde bulununca burjuva basın hem avucunda Dev–Sol bildirisi çıktığını, hem de TKP/ML tarafından üstlenildiğini yazdı.

Bu haberden önce TKP/ML’nin merkez komitesi bildirisiyle Engin Kaya’yı gıyabında ölüme mahkum ettiğini açıklamış olması ve cezanın infazı yönünde doğal bir beklentinin bulunması kamuoyunda eylemin TKP/ML’ye ait olduğu kanısını güçlendirdi.

Ancak TKP/ML eylemin kendisine ait olmadığını ve gazetelerde çıkan “üstlenme” hareketlerinin kendisini bağlamadığını açıkladı.

Milliyet gazetesinde “TKP/ML hesap sordu diye yazabilirsiniz” şeklinde lanse edilen haberin ise muhabirin işgüzarlığı olduğunu, kendisiyle telefon görüşmesi yapılan Ercan Toprak’ın ne genel sekreterlik yaptığını ne de öyle bir beyanda bulunduğunu, yalnız “cesedin Tuzla köprüsü altında TKP/ML bildirisiyle bulunduğu”nda bahisle soru yönelten gazeteciye “şu an yapabileceğimiz bir açıklama yok.

Cesedin üstünde partimizin bildirisi çıkmışsa dikkate alabilirsiniz” dediğini duyurmuştu. Ardından Devrimci Sol’un eylemi üstlenen bildirisi yayınlandı.

Son yıllarda herhangi önemli bir eylemin akabinde birkaç örgüt adına “üstlenme” haberlerinin gazete sayfalarını kaplaması dikkat çekicidir.

Gerçek dışı telefonlu açıklamaların bir bölümünü bu örgütlere sempati duyan, fakat doğru dürüst ve yararlı bir davranış içinde oldukları söylenemeyecek olan sorumsuz kişiler yapıyor olabilir.

Varsa böyleleri kamuoyunu yanıltmaktan vazgeçmeli. Ancak çoğunu da MİT’in yapığını düşünmek yanlış olmaz.

Engin Kaya olayına revizyonist burjuva “sosyalist”lerin takındığı tavra dikkat çekici:

Engin Kaya’yı kim öldürdü? Buna henüz kesin bir cevap veremiyoruz. Ama eğer TKP/ML yada herhangi bir solcu örgüt bunu yaptıysa, ortada demokratik amaçlar açısından vahim bir yanlış var. Engin, sekiz-dokuz yıllık çok önemli sırlarla birlikte gömülecektir.

Birçok provokasyon, birçok tertip, böylece gün ışığına kavuşamadan yeniden karanlıklara karışmış olacaktır. TKP/ML içindeki başka ajan provokatörlerin isimleri de Engin’in götürdüğü sırlar arasındadır.”

“İkincisi, toplum MİT’e bağlı örgütlerin tertiplerini kınarken, dikkatler şimdi başka tarafa yöneltilmiştir. Engin’in kendi provokasyonlarına alet edenler, suç kanıtlarından biri ortadan kalktığı için şu anda kuşkusuz biraz ferahlamışlardır.” (Doğu Perinçek, 2000’e Doğru 19 Şubat 1989).

Çok açık anlaşılabileceği gibi, Perinçek, hainleri ve suçluları devrimcilerin yargılayamayacağı, cezalandıramayacağı, aynı zamanda faşist katliam tezgahlarının açık kanıtlarını ve tüm ayrıntılarını da devrimcilerin ortaya koyamayacağı ve koysalar bile toplum katında bunun bir değer taşımayacağı görüşündedir.

Zira onun toplumdan anladığı yalnız burjuva çevreler ve yargıdan anladığı da düzenin mahkemeleridir.

Yine ona göre hainlerin ajanların cezalandırılması MİT tertipleri gibi kötü veya MİT’in teşhirini zorlaştıran bir şey olsa gerek ki, dikkatlerin başka tarafa çekileceğinde ve MİT’in ferahlayacağından yakınıyor.

Perinçek’in “demokratik amaçları” bu düzen içinde kısmi iyileşmeler sağlamak ve faşizmin ehveni şer biçimlerine eyvallah demek değilse, Engin Kaya’yı devrimci bir örgütün cezalandırmasında bu açıdan vahim bir yanlış neden görüyor?

Engin çok önemli sırlarıyla gömülecekmiş, bir çok tertip karanlıklara karışacakmış. TKP/ML içindeki başka ajanlar (sanki olduğu muhakkak) açığa çıkmayacakmış… gibi hayıflanmalar… (bu işin kılıfı tabii)

Perinçek de biliyor ki böyle birini cezalandıracak örgüt önce onu ele geçirmeye ve saklı gizli kalmış tüm sırlarını almaya çalışır.

Bunu yazılı sözlü kanıta dönüştürme çabasını da gösterir. Nitekim eylemi resmi bildirisiyle üstlenen Dev–Sol Engin'i öldürmeden önce sorguladığını ve ses bantlarının bilahare yayınlanacağını açıklamıştır.

Yukarıdaki gerekçeleri elden giden Perinçek şimdi neye sığınacak?

Veya savlarından geriye ne kalacak? Yalnızca düzene itaat. Ve demokrasinin devrimle değil icazetle kazanılacağı!.. 2000’e Doğru ve Perinçek’in yaklaşımına daha sonra geniş olarak değineceğiz.

Ajan–Provokatör Engin Kaya Olayı

Engin Kaya denilen hain ML örgütlerden TKP/ML içinden çıkmış bir ajandır. Cezasını ise yine devrimci örgütlerden Dev–Sol tarafından idam edilerek buldu.

Bu olay kamuoyunda önemli bir yer tuttuğu ve özellikle de TKP/ML örgütü üzerinde ‘muamma’ yaratılmak istendiği için, halka ve devrime karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak, olayı örgütün direkt kaynağından aktarmayı uygun bulduk.

Çünkü, başta egemen sınıflar olmak üzere, burjuva boyalı basının yanında “2000’e Doğu” dergisi gibi reformist ve revizyonistler tarafından bu olay, devrimci demokrat ve proletaryanın öz örgütü üzerinde ‘muammalar’ yaratma aracı olarak kullanıldı (işlendi).

Devrimci örgütlerin MİT tarafından yönlendirildiği mesaj yayılmak istendi.

Özellikle “İkibin’e Doğru” dergisi bunu kendi tasfiyeci anlayışını güçlendirmek için. İllegal örgütleri yıpratmanın bir aracı olarak kullanmak istedi.

Oysa olay yaratılmak istendiği kadar ne karanlık ne de ilk olan bir olaydır.

(İtalikler, bize aittir-devrimcidemokrat.com)

Kaynak; http://www.nesra.org/mit-faaliyetleri-ve-engin-kaya-olayi/

..............

Polis yakalayabilirdi ama öldürdü

1988'de Tuzla'da dört genci 300 kurşunla öldüren polislerin avukatı Ömer Yeşilyurt: 'Sağ yakalanabilirlerdi'.

T24 - 1988'de Tuzla'da dört genci 300 kurşunla öldüren polislerin avukatı Ömer Yeşilyurt: 'Sağ yakalanabilirlerdi. Beraat eden polisler bugün olsa ceza alır. Çünkü devlet polisi koruyordu.' 
40 kadar donanımlı polis 7 Ekim’de Tuzla Köprüsü’nde konuşlanarak aracı kurşun yağmuruna tuttular. Radikal gazetesinde yer alan haber şöyle:
Tuzla Köprüsü altında 7 Ekim 1988’de 300’e yakın kurşun yağdırılan sarı otomobil, o tarihten 1990’ların ortalarına kadarki, ‘yargısız infaz’ olarak anılan 10’larca cinayetin sembolik haliydi. Suikasta hazırlandıkları savıyla ateş açılan araçtaki dört genç öldürülmüş, şube önünde yapılan aramaya göre araçtan, ne bomba ne ağır makineli, sadece iki silah çıkmıştı. Polisler, merşu müdafaa denilerek kurtulmuştu. Polislerin avukatı Ömer Yeşilyurt, 22 yıl sonra, dört gencin sağ yakalanabilmesinin mümkün olduğunu, ‘acaleci davranan’ devletin kurşun yağdırdığını söylüyor.
Araçtan iki tabancanın çıktığını ve bunun ‘çatışma’ iddiasına kanıt olamayacağını belirtiyor.

Yeşilyurt’a göre dava bugün görülseydi, polisler ‘kasten adam öldürmek’ten ceza alırdı. “Nasıl kazandınız?” sorusuna yanıtı, hayli ürkütücü: “Örgütlerle mücadele eden polisleri koruyan bir şemsiye olduğunu kimse inkâr edemez.” Gençlerin ailelerinin avukatı Mehmet Ali Kırdök ise “Demek ki yargısız infaz olduğunu biliyordu” diyor.  
‘Milliyetçi Büro’
Ömer Yeşilyurt’un hukuk bürosu, görüşünü yansıtan fotoğraf ve resimlerle süslü. Fatih’in İstanbul’a girişini gösteren resim, kılıç, Osmanlı tuğraları, bir ülkücü şiiri... Duvarda, 1999’da Öcalan Davası sonrası çekilmiş bir fotoğraf asılı. Yeşilyurt’un yanında, meslektaşı Necdet Küçüktaşkıner var. 70’lerin MİT’çisi, 80’lerin polis avukatıydı Küçüktaşkıner.  
İnfazların Başlangıcı
İkilinin yollarının kesiştiği davalardan biri de 7 Ekim 1988’de dört gencin polislerce öldürülmesiydi. Tuzla 1988, o tarihten 1990’ların ortalarına dek yaşanacak olan ‘yargısız infazların’ başlangıcı sayılıyordu.  
Tuzla’da, iddiaya göre 5 Ekim 1988’de emniyete bir ihbar ulaştı. Kırşehir Cezaevi’nden kaçan bir grup militanın da yer aldığı şüphelilerin araçla İstanbul’da bir emniyete saldıracakları ihbarı üzerine 40 kadar donanımlı polis 7 Ekim’de Tuzla Köprüsü’nde mevzi aldı.

Araçta ise dört kişi vardı: Konfeksiyon işçisi İsmail Hakkı Adalı, gurbetçi işçi Reha Şen, belediye şoförü Kemal Soğukpınar ve elektronik işçisi Fevzi Yalçın.  
İddianameye göre araç, ihtara uymayıp devam etti.
(Fakat Avukat Kırdök, ihtara uyduklarını söylüyor.) İkinci polis ekibine ise araçtan ateş edildi. Birdenbire köprü üzerindeki ve etraftaki ekipler araca kurşun yağdırdı.

Yaklaşık 300 kurşunun isabet ettiği araç delik deşikti. Yalçın’da yedi, Adalı’da 28, Şen’de 49, Soğukpınar’da 68 kurşun deliği saptandı. Oracıkta öldüler. Hiçbir polis yara almamıştı.  
İkinci arama şube önünde
Araçtaki ilk aramada ne bomba ne ağır silah çıktı. Sadece 14’lü silahın bulunduğu ileri sürüldü. İddianameye göreyse “otonun götürüldüğü 1. şubede yeniden yapılan aramada” 7,56 çapında bir silah daha bulundu. Aramalarda savcı yoktu. Tutanak da şubenin önünde tutulmuştu.  
Başkomiser Celal Demirtaş, Komiserler Abdullah Süzer, Fikret Işınkaralar ve Komiser Yardımcısı İsmail Alıcı ile 12 polise ‘faili belli olmayacak şekilde adam öldürme’ suçundan 56’şar yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Kartal Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama 1995’te bitti. Mahkeme, araçtakilerin ateş açmasıyla polisin meşru müdafaada bulunduğu savından yola çıkarak, ceza vermedi.  
‘Hiç dava kaybetmedim çünkü devlet koruyordu’  
Yeşilyurt bugün, Tuzla Davası’nı kendisi gibi ülkücü-milliyetçi polislerin isteği üzerine üstlendiğini ifade ediyor.

Kendi deyimiyle, ‘bugünün Türkiyesi ve hukuk normları’ ışığında, soruları şöyle yanıtladı:  
-Aynı müdahale, bugün gerçekleşmiş olsaydı?  

O dönem Aydın Başkomiser durakta öldürülmüştü. Muhsin diye bir polis, evinde karısının gözü önünde öldürüldü. Onun için bugün böyle bir operasyonda avukatlık yapmam. 
-Burada yargısız infaz var mıydı?  

Yargısız infaz vardı demek, o günkü avukatlığımı inkâr etmektir. Bunu yapmam. Günahı vebali, soruşturmayı yapıp savcının veya hâkimin önüne getirenlerindir. Bakın, bir şey var: Sonraki operasyonda, oradakilerle bağlantılı ağır silahlar bulunduğu tespit edildi. O gün öldürülenler silahlara ulaşmadan ortadan kaldırıldırlar. Devlet aceleci davrandı. 
-Sağ ele geçirilemezler miydi?  
Mümkün olabilirdi. Arabanın lastiklerine ateş edersin, mermisinin bitmesini beklersin, siper alırsın... Silahlara ulaşılmadan operasyonun yapılması yanlıştı.  
-Yüzlerce kurşun isabet etmiş. Büyük bir rakam değil mi?  
Çok büyük...  
-Çıktığı iddia edilen silahlar ağır nitelikte miydi?  
Hafifti. En fazla 10 tane atardı.  
-Silah atılmış olsa bile, orantıdan bahsedebilir miyiz?  

Orantı olmadığı ortada.  
Dava bugün görülse polisler beraat edebilir miydi?  
Edemezdi.  
-Ne ceza alırlardı?  
Kasten adam öldürmek ya da kastın aşılması suretiyle adam öldürmekten...  
-Çatışma yorumu çıkar mıydı?  
Çıkmayabilirdi.  
-Kasten adam öldürmeye varabilirdi...   
-Arabayı insanları öldürmeden alabilirken alınmaması; iki silaha, cılız sese karşılık bunca mermi atılması kastın aşılmasıdır.  
Hukuk yara aldı mı?  
-O gün olsa, ‘Yara almadı’ derdim. Bugün ‘Hukuk yara aldı’ diyorum. Bugünkü şartlarda, doğru karar olduğuna inanmıyorum.  
-Polisler görevlerine devam etti mi?  
Hepsi devam etti, hatta terfi etti. Bazıları müfettiş oldu.  
-Başka davalar da aldınız değil mi; işkence gibi...  
25 sene yoğun şekilde polis davalarına baktım.  
-
Hiç dava kaybettiniz mi?  
Hayır.  
-Hepsini kazanmış olmak bir avuktalık başarısı mıdır?  
Tek başına değildir.  
-Peki, nedir?
O dönem, sokakta silahlı örgütlerle mücadele eden polisleri koruyan bir şemsiye olduğunu kimse inkâr edemez.  
-Kim koruyordu?  

Devlet politikasıydı. Yoksa polis bulamazdınız.  
-Devlet suç işleyen polise sahip mi çıkıyordu?  
Devletin o zamanki milli refleksi koruyordu.  

Vicdanını rahatlatamaz’
Dört gencin ailelerinin avukatlığını üstlenen Mehmet Ali Kırdök, dört gencin ‘Dur’ ihtarına uyup yan yola girmelerine rağmen kurşun yağdırıldığını, tanıkların korkarak ifade vermediğini belirtiyor. Yargılama sırasında, Adli Tıp Kurumu’nun ilk raporunda, yakın mesafeden ateş edildiğinin belirtildiğini kaydeden Kırdök şöyle konuşuyor:  

Yakın mesafeden ateş

“Silah dayanarak infaz edildikleri ortaya konuyordu. Ancak ikinci rapor ilkiyle kuşkulu hale getirildi. Mahkeme buna uydu. Tuzla 88’in yargısız infaz dizisindeki başlangıç adımıydı. Bu bir devlet politikasıydı. Mahkemeler bu politikanın parçası olarak, kanunsuz cinayetleri meşrulaştırdılar. O kararlar bugün dahi çıkıyor. Belki artık Göztepe’de olmuyor ama Tunceli’de olabiliyor.”

Yüzleşilmeli

Kırdök ayrıca, ‘yargısız infaz’larla ilgili ‘Hakikat Komisyonu’ yoluyla yüzleşme yapılması gerektiğini savunurken, Yeşilyurt’u için de, “Demek ki Yeşilyurt, bir yargısız infaz olduğunu biliyordu. Bile bile o davalarda görev yaptı. ‘O dönem gerekliydi’ demesi, kendisini vicdani sorumluluktan kurtarmıyor” diye konuşuyor.

26 Ekim 2010-T24

http://t24.com.tr/haber/polis-yakalayabilirdi-ama-oldurdu,107623

.................

1988 Tuzla Katliamı

 Tuzla Katliamı, 7 Ekim 1988'de polisin Tuzla Köprüsü'nde kurduğu pusu sonucu 4 TKP-ML'li militanın katledilmesi olayı.

 Olayın gelişimi

 7 Ekim 1988 Cuma günü, Siyasi Şube'nin 15 gün boyunca yürüttüğü takip sonucu [1] Tuzla'da TIR kontrol noktasında İsmail Hakkı AdalıKemal SoğukpınarReha Şen ve Fevzi Yalçın'ın bulunduğu araç durdurulmuş, araçtan inen devrimciler kurşun yağmuruna tutulmuştur.

 Resmi kaynakların iddiasına göre "Militanların, Kartal polis lojmanları ile Kadıköy Emniyet Amirliği'ni basmaya hazırlandıkları sanılıyor"du ve "dur" ihtarına uymayıp ateşle karşılık vermişlerdi. 5 dakika süren çatışma sonunda katledildiler.[2]

Polisin direkt olarak öldürme kastı olduğu belirtilmektedir, çünkü, 12.10.1988 tarihli Milliyet gazetesi, otopsi raporunun yayımlandığı haberi "Her cesette 15-40 kurşun" başlığyla vermiştir.

Polis arabaya silah koyup olayı çatışma gibi göstermeye çalışmıştır. Silah koyulduğuna dair şüpheler, burjuva medyada da dile getirilmiştir: 

 "Soruşturma sonunda, otomobildeki ilk aramada bir 14'lü silah bulunduğuna, ikinci silahın ise, otomobilin götürüldüğü 1.Şube'de yapılan aramada ortaya çıktığına dikkat çekiliyor." [3]

Katliama giden süreçte MİT'in TKP-ML içindeki muhbiri Engin Kaya'nın rolü olduğu belirtilmektedir. [kaynak belirtilmeli] İlgili gazete haberi şöyledir:

"Bu arada polise Alman plakalı bir otomobil içindeki dört kişinin Kadıköy Emniyet Amirliği'ni basacakları yolundaki bilginin MİT tarafından aktarıldığı ve operasyonun da bunun üzerine gerçekleştirildiği öğrenildi."(4)

Muhbir Engin Kaya, daha sonra bir tesadüf sonucu Devrimci Sol militanları tarafından yakalanmış, [5]sorgulandıktan sonra [6] asılarak öldürülmüştür. Ardından cesedi Tuzla Köprüsü'ne bırakılmıştır.[7]

 Devlet cephesinden katliam savunmaları

Emniyet Genel Müdürü Sabahattin Çakmakoğlu, bu militanların sabıkalı ve aranan kişiler olmadıkları yönündeki eleştirilere, "Teröristlerin sabıka kaydının bulunmaması, o teröristlerin eylem yapmayacağı anlamına gelmez" demiştir.[8] Bununla birlilte dönemin emniyet müdürü Hamdi Ardalı da katliamı savunarak "Vur emrini ben verdim", "Dört dörtlük bir operasyon" şeklinde demeçler vermiştir.[9]

Dava aileler tarafından AİHM'e götürülmüştür. Türkiye, "yaşama hakkının ihlal edilmesi" adil yargılanma ve dava süreciyle ilgili şikayetler haklı bulunarak, bu davadan yargılanmıştır [kaynak belirtilmeli]

 Muhbir Engin Kaya'nın İsmail Hakkı Adalı ile katliam öncesindeki görüşmesi

"(İsmail Hakkı Adalı ile) Bağlantı koptu bu anlamıyla. Ben, büroya (MİT) bildirdim. "Randevuya gelmedi" dedim. Kalktım eve gittim, eve gittim. 7'si işte... akşam eve gittim. Sabah uyuyordum,İsmail geldi. Yani, beklemiyordum. Eve geleceğini beklemiyordum. Eve geleceğini beklemiyordum. En azından telefon bekliyordum. Çünkü, eve gelmesinin şeyi yoktu, gereği yoktu. Silahın Acıbadem'de olduğunu O da biliyordu.

Oradaki evde olduğunu O da biliyordu. Sorun, zaten silahtı. Yani,silahı alıp eve gitmekti. Eve geldi... işte... Arabayla geldi. Şey vardı, sakallı arkadaş, Kemal Soğukpınar, İsmail... Diğer arkadaşlar yoklardı. Onları ilerde bir yerde bırakmışlar, kahvede. Bana şey dedi. Yani... "Akşam araç iI dışındaydı, iI dışına çıktık, onun için gelemedim. Eylemi de akşama erteledik. Onun için, 500 dolar çek çıkardı.

"Bunu bugün bozdurabilirsen bozdur, işte beşte gene aynı yerde görüşelim... O, Hasanpaşa'daki kahvede görüşelim, orada silahı alır, gideriz..." dedi. Ben şey dedim, yani "araçla beni Kadıköy'e bırakın" dedim. O şey dedi yani, "bir arkadaş var, O seni tanımasın, tanımadığın bir arkadaş var, O da seni tanımıyor, tanımasın" dedi...

Öyle ayrıldılar benden. Onlar ayrıldılar bir kaç saat sonra... benden onbir buçuk-onikiye doğru ayrıldılar zaten...Şöyle... yarım saat ya konuştuk, ya konuşmadık... telefon çaldı tam ben çıkmak üzereyken. Seyhan (MİT'çi) ... aradı... işte... "böyle böyle, bir operasyon gelişti, dört infaz, işte senle buluşalım..." dediler.

Hemen o istasyona giden asfalt üzerinden beni taksiyle aldılar, olay yerine götürdüler. Yani... böyle... çok... çok kötü... müthiş bozuldum o zaman. Daha sonra işte... benim moralimin bozulduğunu falan farkettiler. Bülent Bey özellikle... işte, "bizde istemezdik, tesadüf oldu, falan oldu" gibi şeyler söyledi. "Bilmiyorduk işte bunlar olduğunu...'' "[10]

Kaynakça

  1. Yukarı git↑ http://gazetearsivi.milliyet.com.tr 8.10.1988

  2. Yukarı git↑ http://gazetearsivi.milliyet.com.tr 8.10.1988

  3. Yukarı git↑ http://gazetearsivi.milliyet.com.tr 18.10.1988

  4. Yukarı git↑ http://gazetearsivi.milliyet.com.tr 12.10.1988

  5. Yukarı git↑ http://www.ozgurluk.info/kitaplik/pdf/AjanProvakatorEnginKaya.pdf s.2

  6.  Yukarı git↑ http://www.ozgurluk.info/kitaplik/pdf/AjanProvakatorEnginKaya.pdf

  7.  Yukarı git↑ http://www.babaerdogan.org/bhome.html

  8. Yukarı git↑ http://gazetearsivi.milliyet.com.tr 10.10.1988 Yukarı git↑ http://www.babaerdogan.org/bhome.html

  9.  Yukarı git↑ http://www.ozgurluk.info/kitaplik/pdf/AjanProvakatorEnginKaya.pdf s.17

  10. Kaynak; https://www.wikisosyalizm.org/1988_Tuzla_Katliamı

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.