Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Bugün, 18 Mayıs 2017. İbrahim Kaypakkaya yoldaşın sömürgeci faşist TC tarafından katledilişinin 44. yıl dönümü.

Slogan atma yerine, Lenin ile İbrahim'i karşılaştırdım bu anma gününde. Acaba, hangisi Liderliği hak ediyor diye....

 

Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk – 21 Ocak 1924, Moskova),

-Devrimcilik dönemi

-Lenin, Samara’da birkaç yıl çalıştıktan sonra, 1893 yılında St. Petersburg’a yerleşti.

-1895 yılında St. Petersburg'da bir grup arkadaşı ile İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin 'Mücadele Birliği'ni kurdu. (yaşı, 25 idi bu tarihte)

-Lenin, 7 Aralık 1895'te bu birliğe üyeliği sebebiyle Çarlık rejimi tarafından tutuklandı. 14 ay tutuklu kaldıktan sonra Sibirya’daki Shushenskoye köyüne sürgüne gönderildi. (işkence görmedi Lenin tutuklandığında)

-1900 yılında cezasının sona ermesinin ardından 1901 yılında yurtdışına çıktı. Zürih, Cenevre, Münih, Prag, Viyana, Manchester ve Londra’da bulundu.

-RSDİP'in 1903 yılında toplanan kongresinde delegeler; ikiye- üçe bölündü. RSDİP adıyla kalanlarda kendi içinde ikiye bölündü; Menşevikler (azınlıklar) Bolşevikler (çoğunluk) olarak.

Fazla değil, 6-8 ay sonra 'Bolşevik' kanat içinde, Lenin'e önce destek verenler (Plehenov'da bunların içindeydi)sonra Lenin'den ayrıldılar Lenin'in 'ben merkez' tavırlarından dolayı.

Bolşevikler, RSDİP içinde 'azınlık' durumuna düşmüştü çok kısa bir sürede ama 'Hizipçi' bir yol tutarak kendi azınlık grubunu yaşattılar. 1912 yılında Prag konferansı ile RSDİP'ten resmi olarak ayrıldığını ilan edene kadar da böyle kaldı.

 

Lenin, 1901 yılında Yurtdışına çıkışından sonra, Nisan 1917'ye kadar, örgütünü Yurtdışından yönetti.

 

Kendi örgütünün gazetesi Pravda'da 'Uzaktan Mektuplar' kod adıyla bol bol makaleler yazıp durdu. Ve giderek Bolşevikler içindende tepkiler yükseldi Lenin'e karşı; 'Uzaktan bize Gazel Okuma, Yüreğin varsa Yakına Gel' diyordu partili kadrolar....

 

Lenin, bunları duymazdan geldi herzaman, sıcak ve rahat, vede bir o kadar bürokrat alanını hiç terk etmedi.

Dünya tarihinde ilk defa bir 'Lider' çok uzaklardan bir Partiyi yönetiyordu.

Normalinde 'Batan gemiyi önce fareler terk eder' derlerdi ama Lenin hala yüzen Gemisine (örgütüne) bile güvenmediğinden her zora düşüşünde örgütünü terk eden ilk 'lider' olmuştu tarihte.

 

VE bu 'uzaktan kumandalı parti mirası', bütün dünya 'Leninist Sol'u'nun Şeflerine' bulunmaz bir fırsat sağladı, asalaklık kutsandı. Yeni yeni Tiranlar türedi (elbette Leninist parti öğretisi ve aslaklık, Tiranlık açıklaması, nedenleri, bu kadarla sınırlı değildi, çok kısa değindim)

Lenin İsviçre'de bol bol okuyup, yazıp çizmesine devam etti, bütün tepkilere rağmen....

Çünkü, 'Merkez Komitesi' (MK) denilen Padişahın harem dairesi gibi kapalı, girilmez ve sorgulanamaz... olan kuruma, kendisinin rahatca yöneteceği zavallılarla doldurmuştu.

Devrim Yılları:

-Rusya'da 'Şubat 1917 Devrimi' olmuş, Çarlık İktidarı yıkılmış, çeşitli parti ve örgütlerden oluşan 'Geçici Hükümet kurulmuş' demokratik hak ve hürriyetler epey genişletilmiş, Lenin'in 'aranma ve tutuklanma' durumu ortadan kalkmıştı...

Göze alsa rahatlıkla kaçak yollardan Rusya'ya gidebilirdi.

Çünkü, gerek İsviçre, gerek Alman komünistleri (Spartakistler) ile yakın olmasa da ilişkileri vardı...

Dahası, kendi örgütü Bolşevik partinin hemen hemen bütün adamları Çarlık rejimi tarafından aranmasına rağmen, sürekli Lenin'in yanına kaçak yolları kullanarak gelip gidiyorlardı, yani onlarla da gidebilirdi...

(Zaten Lenin, nereye gidiyorsa, 'Partisinin Kongrelerini' de Oraya taşımıyor muydu?... Bütün parti delegeleride tıpış tıpış peşinden gitmiyor muydu?... Leninist partide, Önemli olan da zaten 'Şefin', 'Şeflerin Güvenliği' değilmiydi?..)

Bütün bu olanaklara rağmen O, Rusya'ya gelmek için hala kendine garanti verecek 'yasal yollar'' arama peşindeydi.

Ve ayarladı da bu yolu sonunda. İsviçre Komünistlerinin girişimiyle.

İsviçre hükümeti açıkca devreye girerek Alman Hükümetine başvurdu ve Lenin'in Rusya'ya yasal yollardan garantili bir şekilde geçmesini sağladı.

Alman hükümetinin ayarladığı özel ve mühürlü bir trenle Rusya yoluna düştü, Finlandiya üzerinden Nisan (1917) ayında nihayet Rusya'ya (Petrograd'a) ulaştı.

(Adı, bu yüzden, 'geçici hükümet' tarafından; 'Alman Ajanına' çıkarılacaktı Lenin'in. Çünkü Lenin, 'Geçici Hükümetin'de yıkılmasını istiyordu... Bu biraz anlaşılır ama, Brest-Litovski anlaşmasını Almanya ile imzaladıktan sonra, bu sefer gerek 'anarşistler' gerekse 'sol sosyalist devrimciler' tarafından bile 'Alman Ajanı' diye anılmaya başlanacaktı yeniden. Az değil, Brest-Litovski anlaşmasıyla Almanlara, Çarlık Rusya'sı topraklarının -Ukrayna dahil- beşte biri bırakılıyordu. Bütün bunlar -Alman devletinin kendine tahsis ettiği özel Tren ile Rusya ya gelmeside- hatırlandığında Lenin hakkında böylesi bir kanıya kapılmamak elde değildi. Lenin, Alman ajanı değildi ama, kendine her zaman 'güvenlik- garanti' aramasının sonucu bu oldu)

Rahmetli Lenin nihayet gelmişti ama, bir kez daha Rusya'dan Kaçacaktı:

Temmuz 1917'de kitlelere 'Genel Grev', 'genel Ayaklanma' çağrısı yaptı. Kitleler 'genel gereve' başladı, Lenin'in 'çağrısını' fazla ciddiye alan; Anarşistler, Kronstdat devrimcileri, Çarın Mitralyöz alayı.... Silahlı ayaklanma başlatarak gelip DUMA'yı (parlamento) basarak, bütün Milletvekillerini tutukladılar. Bolşeviklere dönerek; 'işte iktidarı düşürdük, gelin alın ulan' diye haykırdılar AMA serok Lenin'in korkudan yine eli ayağına dolaştı ve parti gazetesi 'PRAVDA'da, 'sakın silaha baş vurmayın' diye başlık attırdı, devrilmiş Hükümeti almaya bile cüret edemediler yani.

O zaman, Kronstadt devrimcileri, Çarın isyancı Mitralyöz Alayı vede Anarşistler Duma'yı terk ederken; ulan orospu çocuğu Bolşevikler, teslim aldığımız, düşürdüğümüz hükümeti bile gelip almaya cesaret edemediniz, O zaman bu 'Genel Grev', 'Genel Ayaklanma' çağırısı niye? Diye küfürler yağdırdılar Bolşeviklere....

Temmuz fırtınasından Bolşevikler sayesinde kurtulan 'Geçici Hükümet', Lenin hakkında önce 'tutuklama' sonrada 'idam kararı' çıkarttı yinede.

Lenin, yine maratona başladı, bu sefer istikameti Finlandiya oldu. Kaçıp oraya giderek itica etti...

'İltica' devlet güvencesi verir insana küçümsemeyin. Lenin bu yüzden hemen iltica ediyor. (yani, hep 'yüksek koruma' peşindeydi Lenin)

Gayet kısaca bahsettiğimiz bu konuyu şöyle bağlayalım;

bizim yarım yüzyıldır kitaplarını okuyarak hecin develeri gibi geviş getirdiğimiz tekrar ettiğimiz Lenin, yaşamı boyunca, ne sıcak devrimci bir mücadelenin yanında yer aldı, ne herhangi bir çatışmaya katıldı (Engels, 1948 yılların da patlak veren ayaklanmalarda... Frankfurt barikatlarında elde silah savaşmıştı) ne bir halk düşmanına kurşun sıktı, nede miting meydanlarına çıktı ama, Kitlelerin Kanını, Canını vererek yaptığı devrimin bütün kazanımlarını gasp etti, kendine mal ettti ve devrimi, çok kısa süre içinde 'Karşı-Devrime' çevirdi...

Tek Felsefesi vardı; 'az olsun, ama benim olsun!'

Bu yüzden İktidara geldiğinde kendine biat etmeyen her grubu (daha önce bunlara 'dost' hatta 'yoldaş' diyordu ama 'sözdeydi' bu kavram gerçektende, çünkü bunlarda 'ideolojik düşman' diyordu yıllardır) hem siyasi, hemde fiziki olarak yok etti...

Bir milyondan fazla insanı kurşuna dizdirdi, hapishanelere doldurdu işkenceler (Çeka) yaptırdı, bazılarını da; 'yurtdışına çıkma koşulu' ile sürgünlere yolladı, Rusya'dan fırlatıp attı....

Lenin, kendi Tabutuna son çiviyi, kendini iktidara getiren Kronstadt (Mart 1921) devrimcilerini katlederek çaktı...

Bunlar, Lenin'in Diktatörlüğünden- Tiranlığından bıkıp usanmış, Partiden istifa etmiş Bolşeviklerdi. Aralarında Anarşistlerde vardı.... (En az; Onbin ölü)

Faşist rejimlerden pek farkı olmayan; 'Tek Adam', 'Tek Parti rejimini' (totaliter) kurdu Lenin... (işin bu tarafı uzun, ve zaten eski makalelerimde birazı var)

Bu kısma nokta koyarken:

'NE DEDİLER'? ama; NE YAPTILAR? diye OKUNMALI Tarih

Dünya devrimler tarihi yeniden yazılmak zorundadır, bizim de yaklaşık 40 yıl kuyrukçuluğunu yaptığımız bu adamın (Lenin) ve kurduğu rejimin 'sosyalizmle', hatta sıradan burujva 'demokrasi' ile bile uzaktan yakından ilişkisi yoktu. (Ekim devrimi 'kansız bir devrimdi' der Lenin'in eşi N.Krupskaya ve sadece 'iki gün' sürmüştü. Çünkü ortada Hükümet diye birşey kalmamıştı)

Bize yıllardır anlatılanlar (Rus tarihçileri tarafından), tek yanlıydı, çarpıtmaydı, vede yalandı....

Leninist partiden tek memnun olanlar, parti şefleri olmuştur, (Leninist parti dışında; 'Tek Adamlık' ve geberene kadar 'Liderlik' kültürü ve yasası, sadece 'askeri faşist cunta rejimlerinde' olmuştur) ama biz, 'insanların eşitliği' için katılmıştık devrimci saflara; kendimize ve topluma yeni Efendiler, yeni yeni Şefler seçmek için bu emekleri, bu kavgaları vermedik, bunun için de devrimci saflara gelmedik.

Böylesi bir rejimi bizden sonraki kuşaklara 'sosyalizm' diye yutturmaya ve 'kurtuluş' olarak sunmaya ise zaten hakkımız olmadığı gibi, bizden sonraki kuşaklara yapılacak en büyük kötülüktür bu...

Biz, daha iktidara gelmeden parti şeflerinden çok çektik, bize 'sosyalist' diye sunulan rejimleri de hem inceledik, hem gittik gördük, hemde yaşayanlardan dinledik...

Şimdi gelelim, İbo'ya:

  İBRAHİM KAYPAKKAYA

(d. 1948, Karakaya, Sungurlu, Çorum - ö. 18 Mayıs 1973, Diyarbekir)

'Şahinler, tehlikelerden korkmazlar, bu yüzden yuvalarını; Dağların doruklarında, Yalçın Kayalıklar da Yaparlar!'

-İlkokulu karakaya köyünde bitirdikten sonra Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girdi. Öğretmen Okulunun ardından İstanbul'daki Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na başladı. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi - Fizik Bölümü öğrencisi olan Kaypakkaya, sol düşüncelerle burada tanıştı.

-Bu okulda faşistlerin saldırdığı her devrimciye sahip çıkarak; 'eğer biz faşistlerin saldırısına cevap vermezsek hem kişiliğimiz yıpranır, hemde suskunluğumuz faşistleri cesaretlendirir....' diyerek, Faşistlere karşı saldırının en önünde yer aldı, dövüştü ve yaralandı....

-Mart 1968'de Çapa Fikir Kulübü'nün kurucuları arasında yer aldı.

-Çapa Fikir Kulübü'nün başkanı olan Kaypakkaya, 6. Filo'ya karşı bildiri yayınladığı gerekçesiyle Kasım 1968'de okuldan atıldı.

-Trakya'da, Köylülerin toprak işgallerine katıldı.


-15-16 Haziran büyük işçi direnişinde yer aldı, sağcılarla çatıştı ve yaralandı vede çatışma sonrası yanlışlıkla sağcıların tam ortasına düştü, kendiside sağcıymış gibi onlarla bir ara yürüyüp sonra fırsatını bulup kaçtı...

-12 Mart 1971'de Türki'ye'de bir askeri darbe ile Askeri faşist Cunta iktidra geldi ve İbo hakkında Ölüm kararı çıkarıldı.

Lenin gibi, her baskıyı gördüğünde soluğu 'yurtdışında' almadı, hatta Cuntanın gelişinden korkup kaçanlara; 'Aya gidin beyler, belki orada polis yoktur' diyerek kınadı.

(Rusya, milyonlarca kilometre kare toprağa sahip olmasına rağmen, Lenin en küçük baskı karşısında soluğu hep yurtdışında alıyordu)

-1972 yılına kadar Doğu Perinçek'in partisi PDA (TİİKP) saflarında çalıştı ve DABK (doğu anadolu bölge komitesi) sekreteri olarak görev yaptı.

-Şubat 1972'de sağcı 'Aydnlık' hareketinden bir grup arkadaşıyla birlikte ayrılıp, aktif silahlı mücadele vermek için 'DABK' (Doğu Anadolu Bölge Komitesi')

--Malatya Kürecik'te, Sinan Cemgil'lerin ihbarcısı, Muhtar; Mustafa Mordeniz'i tutuklar, sorgular ve sonra kendi elleri (tabanca) ile öldürür. (o sırada yanında yoldaşı, Ali Taşyapan' hocamız vardır)

-24 Nisan 1972'de; Türkiye Komünist partisi-Marksist-Leninist'i (TKP-ML) kurar yine yoldaşları ile birlikte.

(TKP-ML'nin Parti programı haline gelen bu siyasal belgeler de, İbrahim yoldaşla birlikte hareket eden yoldaşların hiçbirisinin 'tek satırlık' katkısı olmamış, bütün araştırma ve incelemeler İbrahim yoldaş tarafından yapılmıştır)

-Ve, bugüne kadar hiçbir Türk Solcusunun göremediği ve hatta takipçisi olduğu; Kemalizmin askeri faşist bir Diktatörlük vede sömürgeci olduğunu incelelemeleriye, belgeleriyle ortaya koyup, Kemalizmin iğrenç çehresini ortaya serer.

-Dahası;

 Kürtlerin bir ulus olduğunu ve Kürtlerin kendi kaderlerini, kendilerinin tayin etmesi gerektiğini vede ayrılıp Devlet Kurma haklarının, Kürdlerin en doğal ve tartışılmaz bir hakları olduğunu, kurduğu partinin ana programına ekler...

Bununla da kalmaz, faşizmden kurtuluşun sadece ve sadece silahlı mücadele ile olacağını yine parti programına koyarak, silahlı mücadele kararı alarak, en önde (Dersim, Siverek, Kürecik) mücadeleye başlar yoldaşları ile birlikte....

-24 Ocak 1973'de Tunceli/Çemişgezek ilçesi 24 Ocak 1973'de Dersim/Çemişgezek'in ilçesi Vartinik köyü Mirik mezrasında Sömürgeci faşist Türk ordusuyla girdiği çatışmada çok sevdiği yoldaşı Ali Haydar YILDIZ şehit düşerken, kendi ise yaralanır ve olay yerinden uzaklaşır...

Beş gün sonra sığındığı bir köyde, Cafer Atan isimli bir muhbir öğretmen tarafından yeri Türk ordusu güçlerine jurnallenir ve yakalanır. Diyarbekir zindanına götürülür.

İşkencede ayak parmakları kesilir. (zaten ayakkabısız karlı yola çıkarılmıştır, çoğu parmakları donmuştur ama, bu kesme işide kasıtlı ve derin yapılır)

30 Ocak 1973'ten, 18 Mayıs 1973'e kadar sürekli işkencelere tabi tutulur (yani, 'üç-buçuk aydan' fazla bir süre) ama O, sömürgeci faşist TC'ye taviz vermez. Dahası, düşüncelerini açık açık söyler ve işkencecileri tartışmaya zorlar...

-Düşman, O'na boyun eğdiremeyeceğini anlayınca,18 Mayıs 1973 günü İbo'yu öldürür....

Kısaca değindiğim bu iki örneğe bakarak, şimdi siz karar veriniz; Lenin-mi? Yoksa, İbrahim Kaypakkaya'mı bizim ve insanlık için daha değerli? diye.

Tabulaştırıyor-muyum İbrahim Kaypakkayı?

Asla, Ali Taşyapan hocamızın dediği gibi; ''Tapınmanın olduğu yere 'dokunulmazlık' girer, O zaman eleştiri... saf dışı edilir... bilimsel inceleme yerine Mürit mantığı geçer'' -karışık yazdım-

(Kaynak; Ali Taşyapan; 'Kaypakkaya ile Birlikte...' Belge yayınları.1.basım.1997.sf.460)

Keza, Ali Taşyapan Hoca, İbrahim yoldaşın farklı görüşlere tahammülde zorlandığını, hemen ret ettiğini, hatta karşına alıp çok sert davrandığını (Leninist miras) anlatır ve eleştirirken, bir başka yere (sanırım Leninizme) gönderim yaparken; 'ibrahim kendi önder oluşunu, başkalarını köleleştirmek için kullanmadı' (tırnak içine aldım ama, yine karışık yazdım sanırım) der (adı geçen kitap;sf.459) ve ekler; İbo arkadaş ilişkilerinde çok iyi idi... örgüt içinde de emir vermez her işin başında kendi olurdu... (aynı kitap; sf.399) diyerek, İbo'nun bu iki farklı özelliğine de dikkat çeker.

(Ali Taşyapan hocamızın 'sosyalist' denilen ülkelerede ciddi eleştirileri var bu kitabında)

Kaypakkaya emir vermez ve her tehlikeli işin başında kendisi olurken:

Lenin ise, hem elini sıcaktan sovuğa vurmaz, rizikoya hiç gelmez vede kendi bilgi birikimini başkalarını kendi sultası altına alıp köle sahibi misali kullandığı gibi, kendisini Konferanslar üstü olarak görür, istediğini MK'ya alır, istemediğinide fırlatır atardı. (çok sıkışınca, bazen geri adım atardı)

10.Kongre'de (Mart 1921) Devrimi bizzat yapan, ama Lenin'i Diktatör olmakla eleştiren ve Kronstad'ın üstüne silahla gitmesini istemeyen, ÜÇYÜZ BİN'e yakın Kadro ve Delege'yi Tek Kalemde partiden fırlatıp atan yine aynı Lenin'di. Az sonra (24 Ocak 1924), Lenin Tiran'ın yarattığı bu 'tek adam', 'tek partili sistem', Lenin'in kendisinide yiyecekti...

(bir başka örnek; 1912 yılında yapılan 'Prag Konferansı'nda, konferans bitmesine, delegeler dağılmış olmasına rağmen, ve Stalin bu konferansta bulunmadığı halde -çünkü kimse o'nu delege olarak seçmemişti- Kamanev'in isteği üzerine Stalin'i 'Merkez Komitesi'ne aldı. Delegelerin bu olaydan yıllarca haberi bile olmayacaktı...Lenin buydu!)

SON VERİRKEN

'Keşke'lere girmek istemedim bu yazıda, yani; 'keşke İbo, adına 'Sosyalist' denilen ama gerçekte Totaliter' rejimler olan sistemleride araştırsaydı..veya, Keşke İbo, Sömürge Uluslardaki sınıfların mevzilenmesini ve baş çelişkilerini de inceleseydi... gibi şeylere girmedim, çünkü; İbo öldürüldüğünde daha 24 yaşına yeni girmiş pırıl pırıl bir gençti...

(bir ülkede seminer veriyorum, bir örgütün kıdemli kadrolarından biri bana, 'ibo, Kadın sorununa da çözüm getirmedi, bunu görmezden gelemezsin' diyince katıla katıla gülmüştüm, bu yüzden kısaca değinmek lüzumu gördüm)

Burada yazdığım keşkeleri, İbo'nun yaşını, ve daha 'On Aylık' bir yeni parti yaşamını gözönüne almadan ulu orta bu tür 'keşke'lerden paye çıkarıp kül yutmaz eleştirmen pozlarına bürünenler; ya, yaşamdan kopuk entellerdir veya laf olsun, torba dolsun diye söylenenlerdir.

İbo, tanrı değildi, sizin, bizim gibi bir insandı....

Yazımıza son verirken:

İbo ile Lenin'i aynı kefeye koymak, Kedi ile Aslanı karıştırmak gibi geliyor artık bana.

O, 23 yaşındadır bizim için, vede bizim öğretmenimizdir hala...

Ve de O artık öldürülemez, çünkü, efsanelere kurşun işlemez, efsaneler ölmez...

İbrahim KAYPAKKAYA yoldaşın 44. ölüm yıl dönümü olan bu 18 Mayıs'ta, bir kez daha anarken, anısı ve mücadelesi önünde saygı ile eğiliyoruz.....

Aşağıdaki şiir İbrahim Kaypakkaya yoldaşa aittir.

“Devrim için her zaman Ölecekler bulunur”

“…gider,

gider, nice koç yiğitler gider

Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir,

Ey mavi gök!

 Ey yağız yer bilesin ki,

Yüreğimiz kabına sığmamakta

Örsle çekiç arasında yoğrulduk

Hıncımız derya gibi kabarmakta”

-İbrahim Kaypakkaya-

18 Mayıs 2017- Erdal Yeşil (Nam-ı diğer; Halim Kar= Oturan Adam)

Not; bu makaleye eklediğim kitapları eğer gençler okursa, hem 1917 Ekim devrimi hakkında, hemde İbrahim yoldaşın kişiliği ve mücadelesi hakkında benden daha fazla bilgiye sahip olacaklardır.... Okunması dileklerimle.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Online

423 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.