Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Halim Kar; Milli piyango bileti satan yakışıklı kızın fotoğrafı canlanıyor gözlerimin önünde, elindeki biletleri Havada sallayarak bağırıyor o güzel sesiyle;

'SİZE DE ÇIKABİLİR!' diye...

 

Halim Kar/ 'Kardelen Katliamını' ANMAK? Yasemin ve Behzat Yoldaşları Anlamak!

Haziran ayında yayınlayacaktık bu 'anma' yazısını, 'Mercan Katliamı', MKP-TC ortaklığı ile Yapıldı' başlıklı yazı ile ama olmadı. Bilgisayarlarımız ve yayınlayacağımız yazılar Virus saldırısına maruz kaldı, yayınlayamadık.

Halada aynı durumdayız, düzeletilemesi gereken onlarca sayfa ardarda saldırıya maruz kalıyor ve yayınlanmaz bir haldeler....Bu yüzden, TC'nin itirafçıları tarafından ''Nisan 1994'te'' ele geçirilen örgütümüz, ve ardından devrimcileri yok etmek için düzenlenen 'Kardelen Katliamı'nın bu yıl dönümünde yazdığmız yazıları 'bugün' yayınlayamıyoruz.

O'nun yerine, Behzat Yıldırım ve Devrim Yasemin Ildırten yoldaşlar hakkındaki yazıyı buraya alıyoruz, bu (MKP) Kontra faşist ekip tarafından katledilen bütün yoldaşlarımızı anmak için.

'KARDELEN KATLİAMI DÖNEMİNDE' BÖLEGEDEN KAÇMIŞLARDI BU YOLDAŞLARO dönem bölgede bulunan ve yaşadıkları şeylere bir anlam veremeyip hemen ayrılan gerillaların bize verdikleri bilgi şudur:

Devrim Yasemin Ildırten, çok güzel bir kadın olduğundan Kemal KUTAN iti sürekli o'nu taciz etmeye başlar.

Yesemin yoldaş gerek içine düşürüldükleri durumdan (ortada hiç tahimin edilemeyecek kadar dışarıdan getirilmiş kimsenin tanımadığı 'askeri güç' birikimi vardır ve çoğu çakal - züppe görünümlüdür) şüphelenerek, gerekse de Kemal Kutan köpeğinin bu tacizlerden usandığı için, eşinide (Behzat Yıldırım) ikna ederek beraberce bölgeden sessizce kaçarlar.

'Merkez Komitesini' zaten 'Nisan 1994' yılında eline geçirmiş olan bu kontra faşist ekip,'Kardelen Katliamı'nı (devrimcileri 'ajan' ilan edip işkencelere alıp öldürerek) yaptıktan sonra, 'BÜTÜN PARTİ ÖRGÜTLERİNİ' eline geçimiş olurlar.

Bu tarihten (Şubat-Ağustos-1996) sonra örgüt adına (2002 yılına kadar) 'MK' 'merkez komitesi) ve 'SB' (siyasi büro) imzasını Kemal KUTAN köpeği kullanmaya başlar.(aslında, 'Nisan 1994' yılından beri durum budur)

İşte kendi ağızlarından belge:

''Kardelen Harekatı'ndan sonra.... Daha ilk MK toplantısında Parti Sekreteri Başta olmak üzere SB (siyasi büro) ve MK üyeleri birbirine girmiş ve KARŞILIKLI İSTİFALAR gündeme gelmiştir.... (...) ÜÇ YIL BOYUNCA MERKEZİ ÖNDERLİK ORGANSAL BİLEŞİMİNİ KORUYAMAMIŞTIR....'' (MKP.1. Kongre belgeleri. sf. 476-477)

Yani, 'Kardelen Katliamının' yine bu kontraların deyimi ile, 'Şubat-Ağustos 1996' yılında yapldğına göre ve 'merkezi önderlik' Üç yıl boyunca olmadığını söylüyorlar.

1996 yılının üzerine Üç Yılı eklersek, bu da demek oluyor ki, '1999-2000) yılına kadar 'Merkez Komite' diiye bir organ piyasada yok!

Kendileri anlatıyor bunu, MKP.1.Kongre Tutanaklarıdır verdiğimiz 'belge'.

Peki, bu yıllar arasında (1996-1999 veya 2000 yılları) çıkan 'Merkez Komitesi' ve 'Siyasi Büro' imzalı onlarca BİLDİRİ ve DÖKÜMANI kimler MK imzası atarak çıkardı?

Elbetteki MİT, ve beslemesi Kemal KUTAN köpeği, kontra faşist ekibin başı bu!...

Bu tarihlerde MİT ve Kemal KUTAN köpeği elle parti tarihini yenden ele alıp yazdıkları gibi, BU TARİHLERDE 'MK' İMZASI atılarak haklarında 'AJAN' damgası vurularak öldürtülen birçok yoldaşımız oldu.

Hatırlatalım:

--Behzat Yıldırım ve Yasemin Devrim Ildırten yoldaşlarımızı da MK kararı diye İstanbul'da öldürüldüğünde; Tarih; 17 Haziran 1997 idi.

Ama, bu kontraların kendi anlatımları ile (az önce 'belgeyi' verdik) bile, 'Merkez Komitesi' (mk) diye bir organ yoktu bu tarihlerde.

Keza:

-Hasan Hüseyin ER, 'Aralık 1996 tarihinde Sağmacılar Hapishanesinde, 'MK' imzası ile gönderilen bir 'emirname' ile 'Ajan' ilan edilip öldürülürkende MK diye bir organ yoktu ama 'MERKEZ KOMİTESİ' imzası kullanılarak ve 'Merkez Komitesi KARARI' diyerek öldürtüldü . (verdiğimiz tarihlere dikkat ediniz)

(foto, Hasan Hüseyin ER yoldaş)

Halbu ki, bu tarihlerde de, 'Merkez Komitesi' diye bir organ yoktu!

Ama, bunlara MK imzalı bir 'infaz' belgesi yollanmıştı.

İşte, 'Sağmacılar Cezaevi, Parti örgütünün', 'biz MK'nın kararına uyduk' diye yaptığı Açıklama:

 

''Bu ölüm kararı DAHA ÖNCE belirttiğimiz gibi Partimiz Merkez Komitesi tarafından verilmiş bir karardı. Biz Sağmacılar Cezaevindeki TKP(ML) örgütlülüğü ise, BU KARARA UYMAKLA YÜKÜMLÜYÜZ...' ('Hiçbir Hayin Cezasız Kalmayacak' başlıklı, 06 Aralık 1996 tarihli, TKPML) Sağmacılar Cezaevi Örgütlülüğü, imzalı Bildiri. Bakınız; 'dün bizimdi, gün bizimdir... adlı kara kitap; sf.118'den, sf, 126'ya kadar süren bölüm)

Okuduk mu?

Demek ki, ortada 'MK' diye bir organ olmamasına rağmen MİT ve köpeği Kemal KUTAN, 'Merkez Komitesi' imzasını kullanarak, örgütün dünyadan habersiz içerideki Kadrolarına kendi yoldaşlarını öldürterek, cinayet işletmişler, hemde onları alçakca emelleri için kullanmış ve kirletmişledir...

-Keza, Ramiz ŞİŞMAN,'05 Kasım 1996' tarihinde 'Ulucanlar Cezavinde' yine 'Merkez Komitesi' imzalı bir 'kararname' ile 'Ajan' denilerek hapiste işkenceler yapılarak öldürüldü, tıpkı Hasan Hüseyin ER gibi...

Tekrar edeyim, halbuki bu tarihler de ortalıkta 'MK' diye bir organ YOKTUR!!!

Bu iki yoldaşın öldürtülmesinde bir diğer ayrıntı:

Gerek, Hasan Hüseyin ER, gerekse de Ramiz ŞİŞMAN, Cüneyt KAHRAMAN yoldaşa İstanbul'da eşilik eden, koruyan ve YURTDIŞINA ÇIKMASINA BİRİNCİ DERECEDE YARDIM EDEN YOLDAŞLARDI....

(Cüneyt Kahraman, taa 'Mart 1994'te bu örgütten istifa edip,bu kontralara hiçbir haber vermeden İstanbul'a gitmiş, oardan da, bu yoldaşların desteği ile yurtdışına çıkmıştı)

Sahte 'MK' imzası ve kararlarıyla hapishanelerde bu infazlar yaptırıldıktan sonra da, yine 'MK' imzalı bildiriler çıkarılarak bu 'cinayetler savunuldu!'.

Orta da 'MK' yokken bu imzalarla hem hapishanelerde hemde dışarıda cinayeler işleniyordu!

Hatta, yine bu Kontraların deyimi ile 'Kardelen Harekatı' denilen katliamdan sonra, sadece 'MK'değil, 'alt organlar' diye birşey de yoktu ama 'Marmara Bölge Komitesi' adına BİLDİRİLER çıkarıyorlardı....

İşte alt organların bile olmadığını bu kontraların kendileri söylüyor:

Belge:

''Daha ilk MK toplantısında Parti Sekreteri BAŞTA olmak üzere SB ve MK üyeleri birbirine girmiş ve KARŞILIKLI İSTİFALAR BAŞLAMIŞTIR. Örgütlenme noktasında hefelenen politikanın ESASI GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ. Ne 'Amed' parti Komitesi, ne MBK ('marmara bölge komitesi'.h.kar) ve nede Karadeniz Parti Komitesi OLUŞTURULAMADI veya kısa zamanda tasfiye olmuştur. Karadeniz'e ancak 1997'nin SONBAHARINDA YERLEŞİLEBİLDİ. Dersim'de bile ÇOK DAR bir ALANA SIKIŞILIP KALINDI'' (MKP.1.Kongre Tutanakları.sf. 476)

Görüldüğü gibi, ortalıkta sadece 'MK' yok olmakla kalmamış, göstermelik bile olsa, HİÇBİR 'KOMİTE' yok!

Ama, hem 'MK' adında, hemde burada saydığı ve olmadığını belirttiği KOMİTELER ADINA ONLARCA BİLDİRİ ARDARDA ÇIKTI, hemde ''KARDELEN KATLİAMINDAN' HEMEN SONRA!

Yani, OLMAYAN 'parti komiteleri' ve 'parti organları', bu 'KATLİAMI DESTEKLEMİŞ'???

Kahpelik bu boyutta!...

-foto,Laz Nihat ve grubunun yaptığı baskın-

(sadece, 'dün bizimdi, gün bizimdir, zaferde bizim olacak' denilen MİT'in kaleme aldığı kitaptaki -eğer 1996-1997 yıllarında ardarada çıkan ve bu kontraları destekleyen adı var, kendi yok, komitelerinin çıkardıkları 'bildirilere' ulaşamazsanız- 'Karşı Devrimci Hücre'yi Ez! Partiyi Gözbebeğin Gibi Koru! O'na Kalkan Elleri Kır!' başlıklı ve 'Ağustos 1996' tarihli vede 'Marmara Bölge Komitesi' imzalı 'bildiriyi okusanız bile; karşınızdaki gürühun TEK BAŞINA (doğrusu; MİT ile elele) On Yıllarca ÖRGÜTÜN BÜTÜN ORGANLARI ADINA sahtekarca BİLDİRİLER çıkardıklarını, AÇIKLAMALAR YAPTIĞINI RAHATLIKLA GÖRÜRSÜNÜZ!....-bakınız; 'dün bizimdi, gün bizimdir.... sf. 127'den, sf.136'ya varana kadar süren bölüm, 'MBK imzalı' aşağılık bildiri...)

Şunu göstermeye çalışıyorum sizlere; yarın bir gün, MİT'in kurduğu ve herşeyini MİT yazdığı bu Kontra örgüt, tarafından, 'AJAN' veya bilmem-ne ilan edilerek ve altına 'MERKEZ KOMİTESİ' imzası da atılarak öldürülebilirsiniz.

İşte, Yasemin Devrim ILDIRTEN ve eşi, Behzat YILDIRIM yoldaşlar da, tıpkı, Hasan Hüseyin ER, Ramiz ŞİŞMAN gibi bu OLMAYAN Komitelerin İMZALARI KULLANILARAK alçakca KATLEDİLDİLER!

Beni, asıl düşündüren ise şu;

'bu nasıl bir örgütlenme, bu nasıl bir parti anlaşıyışıdır ki; HİÇKİMSE ne KONTROL edebiliyor, ne ELEŞTİREBİLİYOR ne DENETLEYEBİLİYOR, ne de HESAP SORABİLİYOR?....

İŞTE düşman bizi buradan vurdu!

Leninist parti örgütlenmesi idi bu!

Ne kontrol edebiliyorduk bu örgütü, ne hesap sorabiliyorduk, nede denetleme OLANAĞIMIZ VARDI! (şefler örgütü)

Sorgulamaya kalkanlar zaten parti üyesi yapılmıyordu, parti üyesi olupta sorgulamaya kalkanlar ise, ya atılıyor veya rutbeleri sökülüyor, bütün sorumluluklarımız da ellerimizden alınıyordu..)

Düşman, bu totaliter, tapınmacı, ve herşeyi elinde tutan örgütlenmemin püf noktalarını çok iyi tespit etmiştti.

Adına; 'Merkez Komitesi' denilen yere yönelecekti. MK, zaten padişahın harem dairesi gibi bir yerdi. Ne dolaplar döndüğünü, kimin kim olduğunun bile bilinmediği bir yerdi parti çalışanları için?

MK, Örgütün, Partinin herşeyini (üye alımı veya atımı da dahil) elinde tutuyordu. MK'nın yetkisi, Padişah yetkisi gibiydi. Bir burjuva Partisinin, Parlamentonun bile üstünde yetkilerle donatılmıştı.

Bize, 'kafadan' saldıracaktı MİT!

DENETLENMESİ mümkün olmayan, yani, bizim gibi can bedeli emek verenlerin bile 'sorgulayamadığı', denetleyemediği 'kapalı kutuyu', yani, 'Merkez Komitesini' ELE GEÇİRİP, BÜTÜN SÜRÜYÜ PENÇESİNE DÜŞÜRECEKTİ ve DÜŞÜRDÜ!..

Asıl tehlike, bu 'örgütlenme' tarzının, yani ''Leninist Parti Öğretisinin'' kendisiydi. (zaten bu örgütlenme tarzıdır 'Totaliter' rejimleri de doğuran)

Burası, çok uzun hikaye, ben burada kesiyorum. Sonraki yazılarımızdan bu 'örgütü' nasıl ele geçirdiklerini, ve kullandığı taktikleri yayınlacağım....

YASEMİN ve BEHZAT YOLDAŞLAR 'BİLDİRİSİ'

Bildiyi yazan güzel duygulu insanımızı tanımıyorum. Sadece şunu söyleyeyim, 'Yasemin ve Behzat' yoldaşların katledilmesi, 'sol içi infaz veya cinayet olarak değerlendirilemez'.

Yazarın bu 'yorumuna' katılmam mümkün değil, çünkü, benimde onyıllarca içinde yer aldığım bizim örgütte böyle bir kahpe gelenek hiç olmamıştır!...

Bu konularda önümüz, arkamız, sağımız- solumuz tertemizdir! Elimizde yoldaş kanı kesinlikle yoktur!...

Bırakınız 'yoldaş kanını', herhangi bir yoldaşımızı 'dövmemişiz' bile. ('Cordeş', içimde bir yaradır hala, bu sorununa bir başka yerde değinmiştim)

Bu itirafçı-kontra faşistlerin işlediği cinayetler ve katliamlar bizim örgütü, partiyi, bağlamaz!

Behzat ve Yasemin yoldaşları', sonra isimlerini MKP (maoist komünist partisi) olarak değiştirmiş olan, MİT'in uzantısı itirafçılardan oluşmuş bu Ajan ve Faşist bir çete katletti.

Bu faşistlerin ne bizimle, nede parti tarihimizle alakası olmayan, parti içinde hiçbir örgütsel yeri bulunmayanlardır.

Bunlar, sonradan örgüt içine sokulmuş köstebeklerdir. Bunlar örgüte sızdırıldıktan sonra, bunlar ÖRGÜTÜ ELE GEÇİRSİNLER diye örgüt içinden giden 'ihbarlarla' (başta DABK'ın kurucuları olan kadrolarımız olmak üzere) ikiyüze yakın kadromuz şabeli pusularda VURULMUŞ, onlarca Kadro ise (tıpkı, Cafer Cangöz ve Aydın Hambayat gibi..) şaibeli bir şekilde tutuklanarak BU İTİRAFÇILARIN ÖNÜ AÇILMIŞTIR.... Kısa Kesiyorum.

..............

Yasemin ve Behzat yoldaşlar bu kontra örgütün niteliğini yeterli derecede tahmin edemediler, O'nlar, sadece Kemal KUTAN köpeğine AJAN deyip duruyorlardı, aslında onlar bunu söylediğinde 'örgüt, hemen hemen bir bütün olarak MİT uzantıları koca bir EKİP tarafından çoktan ELE GEÇİRİLMİŞTİ.

Eğer, bunları bilseydiler, kapılarını çalan MİT uzantılarına kapıyı açıp, hele hele birde ÇAY demleyip ağırlamaya kalkmazlardı.

 

Bir hüzündü bundan sonrası, onlardan geriye acı çığlıklar kaldı sadece....

Katilleri ise; 'Komünist', 'Lider' olarak saygı görüyor değer yargısını, kişiliğini yitirrmiş müritlerin önünde.

Böyle müritlere ne diyelim yani?

Milli piyango bileti satan yakışıklı kızın fotoğrafı canlanıyor gözlerimin önünde, elindeki biletleri havada sallayarak bağırıyor o güzel sesiyle yine; 'SİZE DE ÇIKABİLİR!' diye.

Yasemin ve Behzat yoldaşların anıları önünde saygı ile eğilirken, sizleri, Yasemin Devrim ILDIRTEN ve Behzat YILDIRIM yoldaşlar hakkında 'duyarlı' davranıp 'bildiri' çıkaran değerli insanımız, Aziz ÇELİK'in yazısı ile baş başa bırakıyorum.

 

Not; ''24 Ağustos 1996'' tarihi, bu itirafçı kontra faşistler tarafından tutuklanan yoldaşlarımızın 189 gün işkence yapıldıktan sonra katledildiği gündür. Laz Nihat ve Atilla Kamberoğlu yoldaşlar işkence altında daha önce öldürülmüşlerdi....

Halim Kar

-24 Ağustos 2017

(Yazı, düzenlendi, yazıldığı tarih 'bugün' olarak değiştirildi)

-Fotograflar; Yasemin ve Behzat, vede Enver Doğru, yani,Laz Nihat-

…..................................................

 

Aziz Çelik/ Behzat ile Yasemin'i Hatırlamak

BEHZAT İLE YASEMİN'İ HATIRLAMAK

"BİRARADA YAŞAMI SAVUNMAK...''

Yılın en uzun günlerinden, en kısa gecelerinden biriydi. Dokuz yıl önceydi.

Yıl 1997, aylardan Haziran, ayın on yedisiydi.

İstanbul’da Küçükyalı Cihadiye caddesinde bir apartmanın bodrum katında genç bir kadın ile genç bir erkeğin kurşunlanmış bedenleri yatıyordu.

Üç çay bardağı vardı sehpanın üstünde. Çaylar demlenmiş, uzun uzun konuşulmuş olmalıydı.

Belli ki konukları vardı Behzat ve Yasemin’in.

Bir tanıdıkları, bir arkadaşları, bir yoldaşları olmalıydı.

Yılın en kısa gecelerinden biriydi, Behzat ve Yasemin’in ömürlerinin de en kısa gecesiydi.

Konukları vardı az önce.

Kim bilir, Behzat’ın cezaevi arkadaşlarından biriydi. Belki de bir zamanlar başka bir dünya için birlikte savaştığını düşündüğü bir omuzdaşıydı konuk.

Belki de evde bulunan cezaevi fotoğrafında örgüt bayrağı altında birlikte oldukları can ciğer arkadaşı.


Kapı çalındığında tereddütsüz açmış olmalılar. Kırılıp dökülmemiş hiçbir şey.

Belki de “fırtınalarla boranlarla denenmiş” bir arkadaşlıktı kapıyı tereddütsüz açtıran.

Oysa “siyaset” sinsi ve soğuktu.

Behzatla Yaseminin bir başka Haziran akşamını göremeyecek bedenlerinin yanında bir not vardı ve sehpanın üzerinde üç çay bardağı. Ve bedenlerine sıkılmış “arkadaş” kurşunlar.
Gece yarısına doğru Behzat ölüydü, Yasemin yaralı.

Yasemin de 18 Haziran sabahını göremedi.

Hastanede öldü.

17 Haziran 1997 gecesi ziyaretlerine gelen eski arkadaşları tarafından kurşunlanarak, katledildiler.

İnfazdan sonra bir bildiri bırakan katiller Behzat Yıldırım ve Yasemin Devrim Ildırten'i kendi örgütlerinden ayrıldıkları gerekçesiyle cezalandırdıklarını açıkladılar.

Bir an tereddüt etmişler miydi?

Behzatla Yasemin yüzünde o son anda gördükleri neydi, şaşkınlık, hüzün, korku, yoksa keder mi?
"Örgüt anayasasına aykırı davranan ve uyarılara rağmen devrim nikahı kıydıran, örgütümüz hakkında itiraflarda bulunan iki hain tarafımızca cezalandırılmıştır" yazılı bir not bırakmıştı katil(ler) gazete haberlerine göre.

Behzat 32 ve Yasemin 30 yaşındaydı.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Kadıköy ilçesine üye olmuşlardı yakınlarda. Bir başka yol seçmişlerdi, bir başka sol seçmişlerdi, artık yeni şeyler söylemek istiyorlardı.
O günlerde ÖDP yöneticisiydim.

Behzat’ın ailesini, yakınlarını ziyaret ettik. Bir akrabasının neredeyse infazı meşru gören halini ve soğukkanlılığını / ruhsuzluğunu unutmam mümkün değil. Şiddet “yüreklerin kulaklarını” sağır etmişti.

Behzat’ı Başıbüyük mezarlığında toprağa verdik.

Yasemin’i Avcılar Füruzköy mezarlığında.

Avcılar camisi avlusunda musalla taşında yapayalnızdı Yasemin.

Gözleri birilerini arıyor olmalıydı.

Yoklardı. Musalla taşının önünde saf tutmanın dinsel vecibe değil, ölüyü yalnız bırakmamak olduğunu düşündüm o an.

Sonra Küçük Çekmece gölüne bakan Füruzköy mezarlığında gömdük Yasemini.

19 Haziran'dı.

Ölüler ne kadar yalnızdı. Behzat ve Yasemin ne kadar yalnızdı.

Mezarları bile ayrı kıtalardaydı.
Cinayetten sonra “sol içi şiddet” saçmalıklarını işittim çokca.

Sanki “sol içi şiddeti“ doğuran aslında şiddetinin her hangi bir biçimini meşru gören, göz yuman zihniyetin kendisi değilmiş gibi. “Sol içi şiddet” kavramının kendisi bir tür şiddet kutsamasıydı aslında;

Mahcup bir şiddet savunusuydu. Şiddete karşı amasız fakatsız tutum almadan Behzatlar ve Yaseminler yaşatılabilir miydi hiç!
Behzat ve Yasemin ÖDP üyesiydi.

Yaşasalardı kim bilir 2006’nın 25 Haziranında ilçeleri Kadıköy’de ÖDP’nin düzenleyeceği “bir arada yaşamı savunalım” şenliğine katılacaklardı.

Belki de ÖDP içinde bir arada yaşayamayıp, ayrı düşmüş olacaklardı çoktan. Belki yine de bu eyleminin fikrinden heyecan duyup “bir arada yaşayalım” demeye geleceklerdi.
ŞİDDETE SIFIR HOŞGÖRÜ
ÖDP “bir arada yaşamı savunalım” şiarıyla yurttaşları 25 Haziran’da Kadıköy iskele meydanına çağırıyor.

Kadıköylü Behzatla Yaseminin katledilmesinin 9. yılında “bir arada yaşamı savunmanın” şiddete sıfır hoşgörüden geçtiğini düşünüyorum.

Solun yeni şeyler söylemeye başlaması demek, şiddete amasız fakatsız tutum alması değil mi aynı zamanda.

Behzat ve Yaseminin kurbanı oldukları şiddetin kılığının, ambleminin; cinayetin faili örgütün rumuzunun, yazımındaki nüansın kıymeti yok.

Aslolan şiddetle aramıza kesin bir mesafe koymak.

Hikmet Fidan cinayeti de, Behzat ve Yaseminin katledilmesi de, Diyarbakır sokaklarında çocukların öldürülmesi de, çetelerin cinayetleri de, mahkemelerde aydınların linç edilmeye kalkışılması da şiddete tapmanın sonucu sadece.

Ve ayrımsız hepsi bir arada yaşamayı tehdit ediyor.

BİRARADA YAŞAMI SAVUNMAK VE ÖNEMLİ BİR KOPUŞ
Tam da bu yüzden “birarada yaşamı savunalım” şiarı sol açısından çok önemli bir dönüm noktasına, bir kopuşa işaret ediyor. (Ya da etmeli).

Umarım bu şiar bir politik anın ihtiyaçlarıyla sınırlı kalmaz ve radikal bir şiddet eleştirisi haline gelir.

Mesele sadece devletin yurttaşlara karşı şiddetine karşı tutum almak değil; aynı zamanda ve tereddütsüz bir biçimde yurttaşların yurttaşlara, insanların insanlara, örgütlerin bireylere, canlıların canlılara yönelik şiddetine de amasız fakatsız tutum almaktır mesele.

ÖDP’nin bunu yapmak istediğini umuyorum, ümit ediyorum.

25 Haziran Pazar günü Behzat ve Yaseminle; dokuz yıl öncesinin 17 Haziran'ıyla karşılaşmaya hazır mıyız?

 

Kaynak; 26 Haziran 2006

http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?KartNo=46597&Yazar=Aziz+%C7elik

.................

 

Basında; Behzat ve Yasemin yoldaşların Katledilme Haberleri -d.d.com-

 

Milliyet/ Örgüt içi İnfaz

 

Haber-Önder ŞUŞOĞLU, Süleyman ÖZIŞIK- İSTANBUL

 

KÜÇÜKYALI'da yasadışı TİKKO örgütü içindeki hesaplaşmaya kurban gittikleri öne sürülen biri kadın iki kişinin cesedi bulundu.

Cihadiye Caddesi'nden bulunan Tokgöz Apartmanı'nın bodrum katından önceki akşam saat 22.30 sıralarında silah sesleri geldiğini duyan vatandaşlar durumu polise bildirdi.

Polis, dairede yaptığı aramada Behzat Yıldırım'ı (30) ölü, Devrim Yasemin Ildırten'i (22) ise ağır yaralı halde buldu.

Kartal Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Ildırten kurtarılamadı.

Saldırganların, "Örgüt anayasasına aykırı davranan ve uyarılara rağmen devrim nikahı kıydıran, örgütümüz hakkında itiraflarda bulunan iki hain tarafımızca cezalandırılmıştır" yazılı not bıraktıkları iddia edildi.

Bina sakinleri Yıldırım ve Ildırten'in apartman toplantılarına düzenli olarak katıldıklarını, aidatlarını düzenli ödediklerini, kendilerini pazarcı karı- koca olarak tanıttıklarını söyledi.

Evde yapılan incelemede bol miktarda yasak yayın ve örgütsel dokümanlar, Yıldırım'ın cezaevinde arkadaşları ile yasadışı TİKKO örgütünün bayrağı altında çekilmiş resimleri, Ildırten'in İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden aldığı pasaport da ele geçirildi.

Polis yetkilileri, olayın örgüt içi bir hesaplaşma sonucu meydana gelmiş olabileceğini, Yıldırım'ın daha önce de TİKKO örgütü davasından bir kez tutuklandığını belirttiler.

Ildırten'e ait herhangi bir sabıka kaydına rastlanmadığını söylediler.

Bu arada Özgürlük ve Dayanışma Partisi İstanbul İl Örgütü'nün açıklamasında öldürülen çiftin partinin Kadıköy İlçe Örgütü'ne üye oldukları belirtildi.

18 Haziran 1997-milliyet.com

http://www.milliyet.com.tr/1997/06/18/yasam/tikko.html

.........................................

"Örgüt Evi"nde Hesaplaşma: 2 Ölü

 

Kadıköy’de illegal sol bir örgüte ait olduğu anlaşılan bir evde, örgüt içi hesaplaşma sonucu çıktığı sanılan çatışmada 2 kişi öldü.

Küçükyalı Cihadiye Caddesi 37 numarada bulunan Tokköz Apartmanı’nda önceki gün saat 22.30 sıralarında meydana gelen olayda, apartman sakinleri bodrum katında bulunan 7 numaralı dairede silah sesleri geldiğini polise haber verdiler.

Olay yerine gelen polis ekipleri, dairede yaptıkları incelemede

Behzat Yıldırım’ı (30) ölü, Devrim Yasemin Ildırten (22) isimli kadını ise ağır yaralı olarak buldular.

Kartal Devlet Hastanesi’ne kaldırılan ağır yaralı Devrim Yasemin Ildırten tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Apartman sakinleri Behzat Yıldırım ve Devrim Yasemin Ildırten’in apartman toplantılarına düzenli olarak katıldıklarını, aidatlarını düzenli ödediklerini ve kendilerini karı-koca olarak tanıttıklarını söylediler.

Polis yetkilileri ise, olayın örgüt içi bir hesaplaşma sonucu meydana gelmiş olabileceğini, Behzat Yıldırım’ın daha önce de illegal sol bir örgüt davasından iki kez tutuklandığını belirterek, evde yapılan incelemede bol miktarda yasak yayın ve örgütsel dokümanlar ele geçirildiğini kaydettiler....

18 Haziran 1997- yeniakit.com

http://www.yeniakit.com.tr/arsiv/1997/06/18/orgut-evinde-hesaplasma-2-olu-2383-haberi

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.