Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Düşmüşe vurmak adetim değil ama, sorayım yine de; bay Cengiz, zulanızda başka Jokerler varmı beni susturmak için, yoksa hepsi bu kadarcık- mı?...

                 Dersim'de bir Truva Atı; Seyfi Cengiz

TKP/ML’nin,Veli Sarısaltık eylemi üzerine yazmış olduğum makaleyi okuyan bir okur, orada tartıştığım unsurların ve üzerinde durduğum konunun, sadece Veli Sarısaltık olayı ile bağlantılı olmadığını,adı geçen zevatların yıllardır kendi sitelerinden halka;

 

’aman ha, sakın devrimcilere destek vermeyin,yoksa eviniz barkınız yıkılır, çoluğunuz çocuğunuz öldürülür yada sürgünlere gönderilir…’ diye halka fetva verdiklerini , karşı devrimci devlet ağızlarıyla,halkı köleliğe davet ettiklerini,

 

bununla da kalmayıp; devletin vahşetini,suçlarını yıllardır devrimcilerin üzerine yıkmaya uğraştıklarını,

halkı aynı zamanda devrimcilere karşıda kışkırtmayı kendilerine vazife bellediklerini ve halkı devrimcilere karşı tavır almaya zorladıklarını,bu doğrultuda bıkmadan, usanmadan T.C’nin 5.Kolu gibi propaganda yaptıklarını,örgütlendiklerini eleştirilerimin odağına koyduğumu görmüştür.

 

Eğer bir okur,bunların sitelerindeki (eski,yeni,fark etmez)arşivleri az biraz karıştırırsa, bunların yeminli devrim düşmanları olduğunu da çok rahat bir şekilde fark edecektir.

 

Bunlarda sadece ‘tepki’ yok devrimcilere karşı, nefret var, düşmanlık var… Devrimcilere saldırdıklarının onda biri kadar T.C ile uğraşmamışlardır.

Kurdukları siteler T.C’nin ‘istihbarat’ odakları gibi.

 

Devrimcilerin her yaptığı eyleme tıpkı faşistler gibi saldırıyorlar. Devrimciler,hata yapmasa bile onlar,’hata yaratıyorlar’ olayları çarpıtıyor, yalanlar ağı ile süsleyerek, ‘Defolun Dersim’den’ diyorlar.(sözümüz,bu tür sitelere ve bunların aleti olan zevata)

 

Ve bütün bunları,yine yüzlerine taktıkları;Hümanizm,’demokratlık’,devrimcilik, hatta ‘sosyalizm’ maskesi altında yapıyorlar.(açık gelseler zaten anında teşhir olacaklar)

 

Dillerinde ‘demokrasi’,yüreklerinde darağaçları sallanan bu zevat ne yazık ki,Dersimli !

 

Bilinir;direnişin olduğu her yerde,ihanetçilerde bulunur. Dersim direnirken , hayinlerde, işbirlikçilerde ortaya çıkmıştı. Mesela; Rahber? Dersimliydi. Muhbiri sadık Kör Yusuf? Dersimliydi. Diyab Ağa? Keza Dersimliydi….

 

İşte bu yüzden,makalemde bu zevatın yaptıklarına ve faaliyetlerine dikkat çekmek isterken,bunlara karşı bir mantık ortaya koymaya çalışarak,dünyadan örnekler verirken hem emperyalist savaşlarda, hemde devrimci savaşlarda,düşman güçlerinin (askeri, lojistik hedefler dışında)bir diğer hedefinin halk olduğuna da dikkat çekmeye çalıştım.

 

Makalemde,ayrıntılara fazla daldığımı arkadaşlar söylemişti,ama yazıyı yeniden kaleme alacak fırsatım yoktu.Fakat,her şeye rağmen gelen eleştiriler, tepkiler (olumlu,olumsuz) ve saldırılar sonucu, demek istediğimizin net bir şekilde anlaşılmış olduğu ortaya çıktı.

 

Bu yazıda benim niyetim, eleştiri ve saldırılara cevap verme adına,en zayıf halka olan ve heryerde beşi bir arada duran amigolarla (bunlardan her yerde var) uğraşmak değil, kendine siyasi patron süsü veren, askeri hiçbir pratiği hiç olmadığı halde kendine ‘savaşçı’, ’kahraman’ havası veren yeni unsurlara kendini bu yönüyle de pazarlayan (tabi kulliyen yalan bu,az sonra buna değineceğim) Seyfi Cengiz unsuru ile olacaktır.

 

Önce Seyfi Cengiz’den bana hitaben kaleme aldığı ve ayrıca bu yazısına eski bir yazımı iliştirdiği bir alıntı ile başlayalım.

 

Aşağıdaki yazıyı eklemiş Seyfi Cengiz:

 

Tarih, gün ve saat: 15 Aralık 2005, 22:02:56
Yer: Dersim Forum

 

“SEYFİ CENGİZ SORUNU....

Seyfi Cengiz arkadaşı şahsen tanımam, ama onun yazılarını 1975-1976 yıllarından beri okurum...Bana göre Seyfi Cengiz’in Türk ve Kürt solu içerisinde ayrı bir yeri vardır, o arkadaş bir EKOLDÜR! Araştırma, inceleme dalında da çok yetenekli bir Teorisyendir!...‘

(benim Yazım bu-Oturan Adam-)
………………….
Bu yazıyı ben,internet dünyasına yeni (Kasım 2005) girdiğimde,ve ilk durak olarak da yazı yazmak için Dersim Forum’u seçtiğimde (hani aynı toprağız ya?) Seyfi Cengiz ile bazı insanların girdiği bir polemikte, Cengiz’e destek vermek için yazmıştım.

 

S.Cengiz,benim 2005 yılı Aralık ayında kendisine verdiğim bu ‘kredi kartını‘ 2011 yılı Kasım ayında benimle girdiği polemiğe eklemiş.(daha neler neler eklemiş)

 

Bu unsurun huyudur,kendisini çok sever.

 

Ve yine, uzun süredir dikkat çeken bir diğer yanı ise, kendisi ile ilgili hiçbir yazıyı kaçırmaz, okur ve arşivler vede bunları yeri gelince Joker olarak rakibine karşı kullanır. (tipik bezirgan taktiği)

 

Kredi kartım hazır elindeyken,hatırlatayım; sınırsız, limitsiz kredi kartını Dünya bankası ile IMF bile ülkelere, devletlere vermiyor. Verdiği her krediyi ise denetliyor, (bakıyor ki,kendi gösterdiği yere harcıyorlar krediyi alan ülke?) ikinci dilim krediyi sonra gönderiyor.

(eğer borcu borçla kapatmak için alınmamışsa bu kredi)

 

Yani;her kredinin birde denetimi var,ve elbette her kredi bağımlılığı beraberinde getiriyor.

 

Seyfi Cengiz’de ‘altı yıl’ sonra benden aldığı bu krediyi ‘beni bağlamak’, susturmak için kullanmaya kalkmışsa, demek çok zor duruma düşmüş, daha ringe çıkmadan havlu atar gibi,ne var ne yok eline sarıp, bohça yapıp, getirince, anladım ki ciğeri yerinden kopacak kadar korkmuş.

Keşke,o yüksek ‘teorik’ birikimini döktürseydi.Güldürdü beni bu ‘Çerçici Dükkanı’ gibi görüntüsü ile.

Düşmüşe vurmak adetim değil ama sorayım yine de; bay Cengiz, zulanızda başka Jokerler varmı beni susturmak için,yoksa hepsi bu kadarcık- mı?...

 

Tuhaftır,çünkü kendine yaptığım iltifatı öne çıkarıp,beni bu yolla baskı altına almaya gayret sarf ederken,bastığı yere dikkat etmeden,gübre yığını üzerinde ki horoz’un durumuna düşmüş bu unsur, aynı yazıda; ‘Seyfi Cengiz arkadaşı şahsen tanımam..’ dediğimi fark etmemiş bile.

 

Peki,ben,şahsen tanımadığım bir adama nasıl bu şekilde destek verdim?

     Dersim 38 forum, S.Cengiz ile TANIŞMAM

 

Dersim Foruma ben sığmamıştım. Bir-iki yazı ve tartışmamın ardından beni paket edip attılar oradan. ‘Ayıptır, bir şeydir, hemşeriyiz şu gurbet ellerinde’,dediysem de para etmedi.

 

Seyfi Cengiz’e ait bir sitenin (‘Dersim 38 ‘) olduğunu da orada öğrendim. Herhalde burada yazabilirim düşüncesiyle başladım bir şeyler karalamaya.

 

Aradan fazla zaman geçmedi, tıpkı polis soruşturmasındaymışım gibi ahret soruları gelmeye başladı;

TKP-ML hakkında ne düşünüyordum? Dersim hakkında ne gibi bir düşüncem vardı? ‘Kardelen Hareketi’ konusundaki fikirlerim nasıldı….

 

1.Şubeye düştüm zannettim.

 

Fakat,hala ne siteyi,nede Seyfi cengiz’i tanıyacak durumda değildim ve bazı sorulara cevaplar verdim.

O sırada BERTAL isimli bir genç, birileri ile (S.Cengiz’in amigoların dan birileri ile) polemiğe tutuştu. Bu genç zehir gibi beyni olan biriydi. Hem sorular soruyor,hemde kafasına ve okuduğu tarihlere uymayan argumanları ret ediyordu.

 

Bir baktım hepsi bu gencin başına çullandı. Bu genç hakkında ‘Faşisttir’ diye bir yazı çıktı sitede aniden, ve Seyfi Cengiz’i eleştirdiği için yazıları da kaldırıldı. Burnumun dibinde olan bu haksızlığa sessiz kalamazdım,müdahale ettim.

 

Bu sefer,Seyfi ve amigoları toplu olarak bana karşı saldırya geçtiler. Tek kelime ile şaşırmıştım.

 

Benim açımdan bunlarla polemik sorun değildi, ileri sürdükleri şeyler şeker sakızından çıkan maniler gibiydi ama,bu kadar adama teker teker cevap vermek ve benim vereceğim cevapları yayınlamalarını beklemek boş bir hayal,boşa çabaydı.

 

Bunların başını S.Cengiz çekiyor,amigolarını yönlendiriyor, kışkırtıyor, sonrada kendi devreye giriyordu. Tek kelime ile ahlaksızca davranışları vardı. Halbuki,ben orada biraz yazdıktan sonra, Cengiz ile Kaypakkaya düşüncesini de tartışaca bileceğimi hesap etmiştim.

 

Çünkü S.Cengiz, bir çok yazısında (bu makalesi bende hala duruyor) ‘…tartışacak Partizancı bulamıyorum’ diye yükten sırtı yanmış deve gibi bağırıp duruyor, adeta dövüşecek, kendini gösterecek minder arıyordu.

 

Bıraktım,çekildim bu siteden. Seyfi Cengiz,siteyi adeta kendi çiftliği haline getirmiş, kendiside çizmelerinin içinde kırbaç taşıyan ağaya benziyordu. Dersim forumdaki insanlar,Seyfi Cengiz’in yanında melek kalmıştı,gördüklerim karşısında.

 

Kısacası;ben bu zevatın en rezil ve düşkün halini orada gördüm ve başkalarına yaptıkları da gözlerimin açılmasına,bu unsuru daha iyi tanımama yol açtı süreç içerisinde. Tipik bir polisiye kontrol sistemi yerleştirmişti sitesinde. (kimse eleştirmezse? Kendini güvende hissediyordu galiba)

Lenin’in Plehenov için kullandığı sözler geldi aklıma;‘Biz’ demişti Lenin,’Plehenov’u tanımadan önce başımıza Taç etmiştik,O’nu tanıyınca gördük ki, meğer ayaklar altında ezilecek biriymiş!’.

 

İşte bende, Seyfi Cengiz’i kısa bir süre içinde olsa tanıyınca karşımızda böyle bir adam gördüm. Tamda ayaklar altında ezilecek biri!

(‘Teorisyenliğine değineceğim ileride)

 

Daha sonra,S.Cengiz’in etrafına topladığı bütün amigoları da bunun kişiliğini tanıdıkça, bırakıp gitti.

Bu kısma noktayı şöyle koyalım;benim,Seyfi Cengiz’e verdiğim ‘kredi kartının’ mühleti çoktan bitti. Çünkü o,bütün bu yaptıklarının ardından devrimcilere de saldırmaya, teşhir etmeye başlamış, iğrenç yüzünü tüm açıklığıyla ortaya sermişti.

 

Galille’nin ‘Bilye’si ve Seyfi Cengiz

Seyfi Cengiz’in bugüne kadarki yaşamında göze çarpan ‘dört’ uç nokta ve ‘U’ dönüşü var.

 

1) Türk solunda faaliyet yürüttüğü dönem.

2)Kendini Kürt,Kürdistanı da sömürge gördüğü dönem

3) Dersimi bir ‘Ülke’ olarak keşfederken,kendi Kürtlüğünü inkar ettiği dönem,

4)Devrimcilere düşman olup,halkı devrimcilere karşı kışkırtıp, hakaret edip,onları teşhir etmeye başladığı dönem.

 

Şu satırlar Seyfi Cengiz’e ait;

 

Çünkü asıl ’5. Kol’luk tam da kendisinin bu yazısında yaptığına denir….

’5. Kol’ tanımlaması olsa olsa Dersim’i kuşatan çevrenin Dersim’deki uzantıları tarafından yürütülen faaliyetlere yakışır.’(Seyfi Cengiz’in; ‘Halim Kar’a Cevaben’ başlıklı yazısından)

 

Dikkat edilsin,sadece bana değil,bana olsa,kendi çirkin yüzünü açığa çıkardığıma bir tepki vermesi olarak anlaşılır ama o,Dersim’de ki bütün devrimci örgütleri ‘5.Kol’ görüyor.

 

Halbuki;devrimcileri yıllardır teşhir ve tecrit görevini kendine temel amaç olarak gören kendisi, etrafına topladığı üç- beş çömezle ve değişik isimlerle yazdırarak, bunlara yol gösterende ,Dersim Forumu saldırı alanı olarak kullananda yine kendisi.

 

Eğer Dersim forum da,devrimcilere karşı bir saldırıya cevap veren olursa,hemen kendi sitesinden,kendi kaleminden bir ‘aktarma’ ile o yazıyı yazanı bertaraf etme,etkisiz hale getirme uğraşı veriyor.Yanlış anlaşılmasın,bu unsur kendini mayın eşeği değil,bir filozof olarak görüyor.(boş tencere çok lakırdar)

 

Müdahalesi bu yüzden.(Veli Sarısaltık eylemi karşısında da aynı yöntemi izledi)

 

Peki;

 

Dönüşlerine,taklalarına dikkat ediyor musunuz Cengiz’in? Hepsi birbirine tamamen ZIT olan kutuplar bunlar. Lünepark’ta bu kadar keskin dönen bir dolambaca binseniz inanın kusarsınız, mideniz kaldırmaz.

 

Normal bir insandan bahsediyoruz,Seyfi Cengiz’den değil. Seyfi Cengiz,siyasi birinden ziyade, görevli memura benziyor. Sanki birileri buna; ’şimdi misyonun şu diyor’ ve Seyfi başlıyor Kangurular gibi bir yerden,diğer yere doğru zıplamaya.

 

Galile;bir kez harekete geçen bir bilyenin,dış etmenler ve sürtünme olmazsa,hiç durmadan sonsuza kadar döneceğini söyler. (bakınız;Orhan Hançerlioğlu; ‘Felsefe Sözlüğü’)

 

Acaba,Galilleo Seyfi Cengiz üzerindemi yapmıştı bu deneyi? Diye merak ediyor insan.

 

Çünkü,hiçbir siyasi hareket bu unsuru adam yerine koymadığı ve bu yüzden buna cevap verme (yani dış müdahale,etki- tepki yok) tenezülünde de bulunmadıkları için, Seyfo,Galileo’nun boşluktaki bilyesi gibi dönüp duruyor ortalıkta hala….

 

SEYFİ CENGİZ’İN ‘ELEŞTİRİ’ AHLAKI ?

 

Ve bütün bu taklalarına rağmen herzaman ‘haklı’ ilan etmiştir bu zevat kendini.Ve de bu kadar zırt -pırt karşı kutuplara dönüşüm yapan bu unsur,her ne kerametse,kendisine karşı en küçük eleştiri yürüten kendi çömezlerine (onlarda gitti ya)bile ya yasak koymuş,yada kullandıktan sonra,fırlatıp atmıştır bunları bir kenara.

 

Denilebilir ki; bu ne biçim ‘5.Kol’ elamanı o zaman, hiç kimseyi etrafında barındırmıyor?

Cevap;‘5.Kol’ elamanları yeteneklerine göre görevlendirilir, (Bakınız;Mossad;Gidon'un Casusları) Seyfi Cengiz’in görevi de, insanları ,halkı devrimcilerden uzak tutmak,dağıtmak,devrimciler hakkında şaibe yaymak, psikolojik olarak onları yıpratmak, bölmek ve parçalamak…görevi bu göründüğü kadarıyla ‘başarılı’ sayılır bu haliyle.

 

Örgütleme yeteneği zaten sıfır. Bugüne kadar,iki öküzü yan yana güttüğü görülmemiştir.Birisinin boynuna binip mutlaka ekarte etmiştir. En ufak bir tehlikede ise firar edip, ortalıkta hiç görünmemiştir. (bu kısım az ileride) İşte bu unsur böyle bir kişiliktir.

Fakat,bu kadarla sınırlı değil.Biraz detaya inmeme müsaade ediniz.Tekrarıma da kızmayın lütfen.

‘HIZLI ÇENE, BEYİN BOŞTAYKEN ÇALIŞIR’

 

Bundan yaklaşık bir yıl önce,orta yaşlarda dağ kadrosu olan bir arkadaş bana,falanca şehirde gördüğü ama ismini daha önce duyduğunu söylediği Seyfi Cengiz’den söz ederek şöyle sordu; ‘sende yaşlı kuşaktansın,kimdir Seyfi Cengiz,konuştuklarına tanık oldum,bana bayağı askeri adammış gibi geldi, tanıyormusun o’nu ?’ demişti.

 

(O arkadaşa verdiğim verdiğim cevabı buraya alıyorum)

 

‘Hayır,kendisini şahsen tanımam ama kurucularından birisi olduğu Tekoşin örgütünün,neler yaptığını ve siyasi serüvenlerini hakkında biraz bilgim var. Fakat, o vatandaşında,o örgütün de, T.C'ye karşı bir tek askeri eylemini duymadık,sen yanlış değerlendirmişsin’ dedim.

 

Kısaca o yıllara değini.

 

1977-1978-1979 ve 1980 yılları,Türk şehirleri,Dersim’in palavra meydanı’ (Dersim’de sivil faşistler yoktu, devlete karşı silahlı eylemler de hemen hemen yok gibiydi) gibi sadece siyasi tartışmalarla geçmiyordu.

 

(Sivas,Maraş,Çorum katliamlarını hatırlayınız) Büyük metropol şehirler başta olmak üzere, her yerde sokak çatışmaları vardı.

Bu yıllarda bir örgüt sesini ve kendini duyurdu. PKK idi bu.(o zamanlar bunlara sol örgütler (burjuva gazeteler önce bu söylemi yaydı) ‘Apocular’,onlarsa kendilerine UKO (ulusal Kurtuluş Ordusu) diyorlardı.

 

Bu örgütün bütün işi gücü,sol örgütlere saldırmaktı.Solcu olan her örgüte,Doğu Perinçek tayfası nasıl o zamanlar ‘sahte solcu’ deyip saldırıyor,ihbar ediyorduysa? PKK’de her önüne gelen Sol örgütü ‘AJAN’ ilan edip saldırıyordu.

 

Halkın Kurtuluşu’n dan,Halkın Birliği’ne…bunlardan başka, Rizgari, DDKD’ye,KUK’a, Beş Parçacılar’a,Kawa’ya… varana kadar her örgüte saldırdılar.

Sol örgütlerin çoğu,artık T.C’den değil,bunlardan korunmaya başlamıştı. (bize de saldırdılar,ölüm olmadı ama çatışmalar yaşandı,bu kısmı ‘Bayram Alkan’ yoldaşı anlattığım yazımda kısaca ele aldım)

PKK,bu seferde Antep şehrine el atmıştı. Orada da sol örgütlerden birçok insanları öldürdü. İşte, yine bu tarihlerde (1977 yılı olmalı?) PKK,’Tekoşin’ adlı bir örgütün ve Seyfi Cengiz (bir isim daha vardı ama unuttum)… diye birisinin de ‘bu adam ve örgütü,Ajanlardır’ diye propagandasını yapmaya başladı, ardından Tekoşin örgütüne mensup kadrolara saldırdı ve çok değerli kadrolarını öldürdü.

 

(Haki Karer,cinayetini Tekoşin'ciler işledi diyordu PKK.Daha sonraki yıllarda bu olayın hala karanlıkta olduğu ama Tekoşinle bir alakasının olmadığı kanısı ağır bastı kamuoyunda)

 

Selim Çürükkaya’nın deyimi ile;T.C basını,nasıl bol bol Apo’nun propagandasını yapıp,o’nu ,tehlikeli ama bir kahraman gibi gösterip hak etmediği unvanın sahibi nasıl yaptıysa,PKK’de hem Tekoşin’in , hemde Seyfi Cengiz’in idam fermanlarını yayınlayarak, bu örgütü daha geniş bir şekilde kamuoyuna tanıtmış oldu.

 

PKK heryerde Seyfi Cengiz’i ‘ajan’ diye arıyordu ve Tekoşin örgütü de ‘PKK ve APO’ için ‘ajandır’ demeye başlamıştı. (Ölüm kararı aldığı herkesi eninde sonunda bulup yok eden PKK, Seyfi Cengiz’i ne kerametse bir türlü bulamadı. Seyfi Cengiz,kaçmıştı)

İşte bizde,ilk defa o zaman duyduk,hem ‘Tekoşin’ diye bir örgütün varlığını,hemde Seyfi Cengiz diye birinin bu örgütün kurucularından olduğunu.

 

Daha yeni kurulan bu örgüt, PKK terörü sonucu kısa bir süre sonra dağıldı ve çöktü.

 

Daha sonra bu örgüt hakkında hiçbir haber duymadık.

 

Yalnız,1980 Cuntası sonrası,bu örgütün bir başka kurucularından olan Kamer ÖZKAN’ın Dersim’de yalınız dolaştığını bizim gerilla gruplarımız söylüyordu. Kamer Özkan, 30 Ekim 1993 yılında PKK tarafından Dersim’de öldürüldüğünde de yapa yalınızdı.

Ne ‘Zazacılıkla’ ne ‘Dersimcilikle’ hiçbir ilişkisi yoktu.Cesur bir devrimci idi.

 

O dağlarda tek başına dolaşması bile bunun açık göstergesiydi. Kurt bile yalnız başına Dersim dağlarında yıllarca yaşayamaz.

 

(bu satırların yazarı,Kamer Özkan’la hiç karşılaşmadı. Seyfi Cengiz, bir yazısında, Kamer Özkan’ın askerlerle olan çatışması -1982 yılı- diye bir olayı anlatır,o tarihlerde bölgede olmamıza rağmen bizler ne duyduk böylesi bir çatışmayı, nede böylesi bir haber bize geldi. Fakat,böyle bir çatışma yaşanmış olsa bile, o yıllarda Seyfi Cengiz zaten ortalıkta yoktu.

 

Dersim dağlarında olsaydı, kesin partimizinde haberi olurdu, tabi bizimde. Çünkü o yıllarda bölgede ve dağlarda hem en güçlü örgüt bizdik, hem de her örgütün bir diğer örgütle ilişkileri vardı.

 

Bu sözlerimizi; Reça Komünistiyê'nin,Kamer Özkan hakkında çıkardığı bildiri de doğrular ama Kamer Özkan’ı sanki yaşasaydı ‘Dersimci ve Kırmanc olacakmış gibi yansıtır.(Ayrıntı notlarımızda)

Kaldığımız yere dönerek devam edelim.

 

O yıllarda (1977-1978..),PKK’nin cinayetlerine karşı birçok örgüt tavır almıştı. Bizim,(TKP-ML) içinde de ‘iki farklı’ görüş ortaya çıkmıştı ; PKK’ye ‘karşı-devrimci,karanlık bir örgüt’ diyenler (bunların içinde bende vardım ama PKK’nin 1984 Eruh-Şemdinli atılımı ile bu tavrımı değiştirdim sonra, çünkü olayların perde arkasını göremiyordum o tarihlerde), diğeri ise, ‘sorunlu bir yapı ama devrim saflarındadır yeri’ diyenler.

 

İşte,PKK’ye olan tepki bizi Seyfi Cengiz’i ve Tekoşin’i koruma duygusuna itti (doğru yaptık). Tekoşin denilen örgütün ne siyasi programı,nede tüzüğü konusunda elimize hiçbir yazılı belgesi geçmemişti. Sadece, PKK terörünü kınayan bir-kaç bildirisini okumuştuk.

Kürt örgütü olması, partimizin programına göre, devrim saflarında olması için yetiyordu.

 

Ezilen ulustu Kürtler,sahip çıkılmalıydı. Bu tavrımız bile birçok Türk solundan ileri durumdaydı. PKK’nin cinayetlerine karşı tavır koyduk. Bir tesadüf eseri,Antep tutuk evinden sürgün gelen bir arkadaşın, Adana hapishanesine gelmesi ve bize ‘sizin komünde kalmak istiyorum, çünkü burada PKK’liler de var ve benim can güvenliğim yok,size güveniyorum’ demesi ile, bu arkadaşı sahiplenip ‘parti komünümüze‘ aldık.

Tekoşin hakkında ki en geniş bilgileri de bu arkadaştan edindik.(Anısı ve onuru her daim yaşasın, Bayram ALKAN’dı bu güzel insan.) Seyfi Cengiz,Kamer Özkan konusu geçti bazı sohbetlerimizde,PKK o’nları yakalayabilir mi? diye, hepsi bu.

Kaldığımız hapishanede ‘Kurtuluş’ (KSD= Kurtuluş Sosyalist Dergi) taraftarları da vardı.Seyfi Cengiz’in eskiden kendi taraftarları olduğunu söyleyince, bunu da orada öğrenmiş olduk.

‘Kurtuluş’ örgütü nasıl bir siyasi yapıydı? Buna kısaca değinmek isterim. Konumuzla alakası var çünkü.

Bu devrimci grup,kendini ‘parti’ olarak görmezdi. ‘M.Kemal ve Kemalizmi de ilerici’ bir hareket olarak değerlendirir (Tıpkı Mahir Çayan gibi) ve ‘Türkiye’de Faşizm yok’,derdi.

 

Parti kavramını Rosa Lüxenburg gibi idealistleştirir, ‘faşizm’ kavramını da Nazi Almanyası ile özdeştirir ve faşizmin olduğu ülkelerde yaprak bile kımıldamaz,bizdeki(T.C rejimi faşist değil yani) siyasi gericiliktir,derlerdi.

 

THKP-C kökenliydi bu örgüt,kurucularının arasında,Mahir Çayan’ın silah ve dava arkadaşları vardı (Mustafa Kaçaroğlu, Mahir Sayın,İsmail Ayçiçek..Bu arkadaşların çoğu yakalanıp yargılandı T.C’nin mahkemelerinde, elimizde ki belgelerden biliyoruz bunları,yani gizli şeyleri afişe etmiyoruz).

Bu örgütün en çok göze çarpan tarafı,’Kürdistan’ı Sömürge’ görmesiydi.

 

(O dönemlere göre çok ileri bir adım Türk solu olan diğer hareketlere göre.Biz bile ‘ezilen sömürge ulus’ diyor,Lenin,her ne kadar; ‘ezilen ulusla sömürge ulus arasında pamuk ipliği kadar bir fark var’ demiş olsa da,biz bu ‘pamuk ipliğini’ dolaya dolaya ‘kırnap’,hatta ‘halat’ yapıyorduk. Biraz şövenist bir duruşumuz vardı,kısacası)

Fakat, ‘Kurtuluş’ hareketinin bu doğru tespitlerini Kemalizme bakış açıları iğdiş ediyordu. Hem Kürdistan’ı Sömürge gör? hemde Kürdistan’ı sömürge haline getiren,soykırımlar uygulayan M.Kemal ve Kemalizmi ilerici ilan et? Tam bir paradokstu bu bakış açıları. Seyfi Cengiz,bu örgütte yetişmişti.

 

Yani; 'Kürdistan'ın Sömürge' olduğunu bu örgütten öğrendi. 'kemalizmin' niteliğini ise,bizden (TKP-ML) den okuyup 'anladı' (?). Yani, kendine özgü bir görüşü yoktu, hep devşirme (çalma) ile kendine mal etti bu siyasal tespitleri.

 

O tarihlerde,(1975-1976-1977-78) ’Kurtuluş Sosyalist dergi’de,Kürdistan’a ilişkin makaleler çıkıyordu, bir arkadaş, işte bunlar Seyfi Cengiz’in yazısı,sonra ‘Kurtuluş’tan ayrıldı demişti. Bende bu yüzden, okuduğum bu yazıları Seyfi Cengiz’in sanıyordum.

 

Fakat; Seyfi Cengiz, hemen hemen bütün makalelerinde her zaman devrimi 1975 yılı ile başlatınca (artık kendisini de tanıyordum yazılarından ve sitesinde insanlara neler yaptığına tanık olmuştum), daha sonra devrimcilere karşı açık saldırıları da başlayınca bu şahıs, incelemem esnasında bu tarih üzerinde de durdum.

 

Ve bir tesadüf eseri,’Kurtuluş’ örgütünün liderlerinden Mahir Sayın ile bir masada buluşunca, kafamı kurcalayan soru aklıma geldi ve; ‘hocam,sizin dergilerde 1975,1976… yıllarında Kürdistan tarihi üzerine çıkan yazıları Seyfi Cengiz’mi yazıyordu? Diye sordum.

 

Güldü. Ne münasebet,bizim çok yetkin yoldaşlar yazdı, benimde o konuda çok makalem yayınlandı,sen hangi makaleyi soruyorsun? Diye de ekledi.
Mahir Sayın’ın cevabı kafamı açtı ama şaşırmıştım da. Bu yanılgı yüzünden,ben 1975 yılından beri Seyfi Cengiz’i okuyorum sanıyormuşum.

 

Halbuki O’nun en ufak bir katkısı yokmuş bu yazılarda. İşte bu yüzden ben Seyfi Cengiz’i ‘teorisyen’ ilan etmiş,ve bu sözlerimi Dersim Forum’daki tartışma esnasında,daha o’nu tanımadan,hatta kendisine sormadan sarf etmiştim. Bu hata elbette benimdi.

Fakat, Seyfi Cengiz, hiçbir düzeltme yapmadan kabul etmişti bu yanılgımı.(İltifata dayanamaz) Benim yanlışımı düzeltebilirdi. Ama,’benim yazılarımı o tarihlerde (1975)nerede okudun’? diye sormadı bile.

 

Çünkü,o tarihlerde (artık öğrenmiştim gerçeği) tek yazısı ya yoktu,varsa da,bunları yayınlayacak herhangi bir gazetesi bulunmuyordu. (aksini ispat etmek isteyen olursa,tarihleri ile birlikte belge verilmeli.)

 

Ama,benim kendisine yolladığım,kendisinin hak etmediği bu iltifatı düzeltmek bir yana,bana hitaben yazdığı,’Halim Kar’a Cevaben’ yazısında ‘altı yıl’ sonra yeniden ortaya sürerek bu yazımı;’bakın, Halim Kar düne kadar benim hakkımda ne diyordu’ havası atarak, kendine olan bu övgümü öne çıkardı ve beni bu yöntemle susturmaya,boşa çıkarmaya çalıştı.

 

Evet,ben yanılmıştım bu konuda ama şimdi o’nun yaklaşımının hem fırsatçı, hem de sahtekarca olduğunu görüyorum .Çünkü,bu yazıyı yayınlamakla (benim yanılgım bir yana); ‘evet ben 1975’ten beri çeşitli yerlerde yazdım’ tezini kabul ediyor demektir ve yalan söylüyor.

Yaklaşımlarımda diğer bir sorun: ben, Seyfi Cengiz’i zaten teorisyen olarak gördüğüm için değil, PKK mağduru olduğu için savunmuştum ve bu tutumum sadece bu şahsın kişiliğine karşı ‘özel’ bir tutum da değildi.

 

Benim yıllardır yazdığım yazıları okuyan bir arkadaş,siyasi olarak izlediğim çizgiyi görebilen her devrimci veya demokrat,bu güne kadar benim, PKK’den veya herhangi bir sol örgütten ayrılan ve bu yüzden şiddete maruz kalan bütün devrimci insanları sürekli savunduğumu görmüşlerdir.

 

(Hayır,isimler sıralamak,kaynak göstermek ayıp olur,incitir onları ve sanki bu yüzden bana borçlularmış gibi yanlış bir hava yaratır, böylesi bir yaklaşım, başta kişinin kendisini küçük düşürür, hoş olmaz. Devrimci demokrasiye inancımdır beni bu şekilde davranmaya iten neden. İdeallerimde tutarlı olmaya çalışıyorum, o kadar)

Burası da bu kadar.Konu (neden Seyfi Cengiz’e o yazımda‘teorisyen’ dediğim)anlaşılmıştır sanırız.Şimdi somutlaştıralım bu kısmı da.

 

HAYATI KAÇMAKLA ve Enteresan bir şekilde

 

ORTADAN Kaybolmakla GEÇEN bir ‘LİDER’ (?)

 

Seyfi Cengiz unsuru uzun zamandır Dersimlileri ve halk kitlelerini devrimcilere karşı kışkırtıyor demiş, örnekler vermiştik. Devrimci örgütlere ‘5.Kol’ bile dediğini bizzat kendi ağzından da aktardık.(başka bir yığın alıntı var ama vermeye gerek görmedik)

Şimdi bir fantezi de biz kuralım.

 

Diyelim ki,Seyfi Cengiz’in bu gazına Dersimliler ve halk geldi, ellerine silah alıp, Dersimden başlayarak devrimcilere karşı silahlı köy korucuları gibi saldırdı sayın Seyfi’ye inanarak.

 

Ve ağızlarında; ‘önderimiz Seyfi,gelirse öldürür hepinizi’ diye sloganlar atarak silahlı çatışmalara başladılar,devrimcilere karşı (Fantazi bu ya?).Sen ne yapacaksın bir ‘lider’ olarak bu durumda Seyfi Cengiz?

 

Seyfi Cengiz, kırk kulplu kazan gibidir,neresinden tutarsanız tutun,elinizde kalır ve laf hazır,’bende savaşacağım onlarla birlikte’ diyecektir. Bir lidere de zaten bu yakışır ama olur ya, belki, bu gariplerden biri şöyle bir soruyu Seyfi Cengiz’de sorabilir:

 

-Sahi,PKK, Antep’te on’a yakın sana inanmış adamını öldürürken, sen o zaman nerelerdeydin Seyfi?Diyebilir.

En gerici burjuva hukukunda bile ‘nefsi müdafa’ diye bir şey vardır.

 

Üstelik bir liderin kendi kitlesine güven vermesi için,böylesi bir ortamda kayıpları en aza indirmek için bile olsa, sıcak çatışmanın olduğu bölgede bulunması,hem kendi kitlesine güven vermesi, hemde saldıran güce karşı caydırıcı eylemlerde öncülük etmesi,tabanını ve kadrolarını savunması gerekmez midir?

 

Seyfi, o tarihlerde de kayıptı.Tıpkı 12 Eylül cuntası sonrası kaybolduğu gibi. Çünkü,Seyfi Cengiz, istek ve emellerini hep başkalarına yaptırmaya alışmıştı.

 

Ve,bu Seyfi’ye inananlar,bu unsurun peşinde koşanlar, sadece bu çatışmalarda Seyfi tarafından yalınız bırakılarak aldatılmadılar.

 

Seyfi, daha sonra bu arkadaşlarının uğruna öldükleri Kürdistan partisi denilen Tekoşin’i de fesih edecek, Kürtlere,devrimcilere de küfür ve hakaretlere de yaparak, bu uğurda şehit düşen kendi yoldaşlarını mezarlarında bile ikinci kez bizzat kendisi katletmiştir bu tutumuyla.

 

Somutlaştıralım; eğer bugün kışkırttığı insanlar,elde silah devrimcilere karşı bir savaşıma kalkarlarsa? Yine,toz olacaktır ortalıktan Seyfi Cengiz.

 

Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Geçmişte yaptıkları,yarın neler yapacağının aynasıdır. Ama,zaten O'nun bütün yaptığı; devrimciler hakkında şaibeler yaymak, onları parçalamak veya halk kitlelerini devrimcilere karşı kışkırtmak değilmiydi!...

 

      SAHİ, KİMSİN SEN SEYFİ CENGİZ?

 

-Soruyorum;Seyfi Cengiz,adamların direnirken ve öldürülürken sen bütün bunlar karşısında ne yaptın? Nerelerdeydin?..

 

-Soruyorum; kurduğun Tekoşin örgütünde,sana güvenen ve seni savunurken PKK tarafından öldürülen yoldaşlarını, ölüm yıl dönümlerinde bile (Kamer hakkında yazdı bir-iki defa) neden hiç bir yazıyla bile olsa anmıyorsun O’nları? Sana inanan ve senin peşinden giden bu yoldaşlarını ve mücadelelerini kitlelere neden tanıtmıyorsun?..

 

Bunlar babalarının kesesinden mi gitti?... (böyle iğrenç bir ahlaki yapısı var bu unsurun. Bunun peşine takılan iyi niyetli insanlar bu unsurun gerçek yüzünü artık görmeli ve ‘biz ne yapıyoruz ya?’ Diye kendi kendilerine soru sormalıdırlar)

 

-Soruyorum;Seyfi Cengiz,evvelsi gün Türk solundaydın,dün ise Kürt olduğunu iddia ettin ve Kürt partisini bizzat sen kurdun, bugün ise hem Kürtlere tavır alıyorsun, hem elde silah direnen devrimcileri karalıyor,saldırıyorsun,hem de onlara,’defolup gidin’,diyor, ve de onlara ‘5.Kol’ diye hitap ediyorsun, diğer taraftan ise keskin Zazacı ve Dersimci geçiniyorsun.

 

Peki YARIN ne olarak ve hangi misyonla,hangi yüzle kitlelerin karşısına çıkacaksın?

 

Yarın ki görevin nedir senin Seyfi Cengiz?...

 

-Soruyorum;Seyfi Cengiz,bir taraftan Dersim’i ayrı bir ülke ve sömürge ilan ediyorsun,diğer taraftan orada sömürgeciliğe ve faşizme karşı savaşan örgütlerin Dersim’den hemen çıkıp gitmelerini istiyorsun ve halkı bunlara karşıda kışkırtıyorsun.

 

Diyelim ki bu örgütler Dersim’den çıktı gitti. İşgal altındaki Dersim’de (hani,senin deyiminle ‘sömürge’ ya Dersim?) işgalcilere karşı ne yapmayı düşünüyorsun?

 

(Tek başına savaşmak için kendine yer açmaya çalışmadığın malum -zaten hayatın şaibeli bir şekilde kaçmakla geçti-,bir yere sığmayacak kadar şişmanda değilsin fotoğraflarını gördüğümüz kadarıyla, üstelik Dersim arazisi geniş.)

 

O zaman Dersim’i dikensiz sömürge bahçesi olarak T.C’ye mi teslim etmeyi düşünüyorsun?..

 

-Soruyorum; Seyfi Cengiz,kendine, ne Kürt,nede Zaza demediğine göre; Dersimlilerin aslında ‘Türk oymağı’ olduğunu (Fikir babaların) Nazmi Sevgen ve Hayri Başbuğ gibi, sen ne zaman dile getireceksin?...

 

-Soruyorum;Seyfi Cengiz,neden senin siteni ‘Hayri Başbuğ’ faşisti bu kadar ilgi ile takip edip,sana nağmeler düzüp, ilgileniyor,mesaj atıyor sana ve sende ona karşı neden o kadar kibarsın?...

 

Kimsin sen Seyfi Cengiz? ..

 

Kime hizmet ediyor,kimin hesabına çalışıyorsun ?..

 

Bitti

 

24 Kasım 011-Halim Kar

 

Not.1)Seyfi Cengiz,benim neden örgütümden ayrıldığımı yanlış anlatıyor,çünkü başka kimseyi okumuyor. Gerek kirli ticaret,gerek Hakkı Şenli ve Kenan Demir yoldaş olayları,ben örgütten ayrıldıktan sonra ortaya çıkan ve olan olaylardır.

 

Örgütten neden ayrıldığımın bir kısmı sitemizdeki bir makalelerde var.(hayır makalenin başlığını vermeyeceğim,biraz başkalarını okumayı öğrensin bu ukala ve terbiyesiz unsur, harıl harıl bu yazıyı ararken)

 

Not.2)TKP/ML’de,Veli Sarısaltık eylemini eleştiren kimse yoktur. Bu konudaki eleştiriler, MKP kanadındaki tabandaki yoldaşlardan gelmiştir. Çünkü,direk devlete yönelmeyen,bu tür küçük eylemler artık bu örgütlerin tabanında da bıtkınlık ve tepki yaratmıştır.

 

Not.3)Kamer Özkan hakkında ‘yukarıda’ kısa alıntı yapıp verdiğimiz bildiri, Seyfi Cengiz’in parmak izlerini taşır. Orada; Kamer Özkan bana beş paralık bir değer vermez ve hiç güvenmezdi,bu yüzden yıllarca tek başına dağları kendine mesken etti,deme dürüstlüğünü gösteremediği için, hem Kamer Özkan’ı kendine benzetmeye çalışmış,hem de Kamer Özkan’ın ölüsü üzerinden bile kendine pirim toplamaya çabalamış.

işte çıkartılan o bildiriden bir demeti şimdi buraya alıyorum;

 

‘Yaşasaydı büyük bir olasılıkla bugün, yoldaşları gibi Kırmanc-Zaza Hareketi içinde yer alacaktı, ancak Kamer o dönem henüz Kırmanc-Zazaların ayrı bir ulus olduğunu savunmuyordu. Geldiği gelenek itibari ile Kamer, Kürt miliyetçiliğinin resmi ideolojisinden rahatlıkla kopuşacak bir yapıdaydı.’

 

(‘Kamer Özkan’ı,Saygı ile Anıyoruz’ başlıklı, 30.09.2009 -Reça Komünistiyê imzalı bildiriden)

 

Bir şey anladınız mı bu bildiriden? Ben anladım; halamın bıyıkları olsaydı,amcam olurdu demek istiyor galiba.Yani,eğer Kamer Özkan yaşasaydı,Seyfi Cengiz’in çömezi olurmuş.

 

Öyle ya,kendisi bir gecede kırk kılık değiştirdiği ve o sabah Kırmanc-Zaza olarak kalktığı için,herkesi kendi gibi Bukalemun soyundan ve görevli sanmış. Kürt milliyetçisi diyor Kamer Özkan’a ve kınıyor utanmadan da.

 

Seyfi Cengiz,bu bildiriyi ‘altı yıl’ sonra yazarken, Kamer Özkan hakkında anlattıklarına bakınca insan karşısında sanki bir şark dansözü var sanır,kıvırdıkça kıvırmış, ‘Kamer Özkan,benle aynı düşünüyordu’ diyecek nerdeyse ama etrafta şahit çok (partimizde bu durumu biliyordu) eh, beni ret etti demek zorunda kalmış ve eklemiş;

 

‘eğer yaşasaydı…?..Adam,adam değil,(ki,zaten bunun adam olmadığını çoğu insanlar biliyor artık) sanki ‘Yeşil Çam’ senaristi.

 

Not.4) Seyfi Cengiz benim için;’ Halim Kar’ın ’5. Kol’ tabirinin ne demeye geldiğini bilmediğinden eminim.‘ demiş. (Terbiyesizliğe ve dile bakın)

 

Bak Seyfi Cengiz şu satırları iyi oku;

 

‘ 5.Kol,bütün emir ve direktiflerini faşist kamptan –özellikle Nazi Almanyası-alan,hatta maaşlarını bile,bunun karşılığında kendi ülkelerinin askeri,siyasal sırları dahil hepsini faşist kampın emrine veren ve faşist kampın aynı örgütlenemsini ve propagandasını kendi ülkelerinde yapan grup ve partilere verilen isim….‘ -belge bu-

 

Sanki tam seni anlatmış Seyfi Cengiz. Sende T.C propagandası yapıyorsun ‘sosyalizm‘ maskesi adı altında. Hem Kürtleri parçalamaya,bölmeye uğraşıyorsun,hemde masa altından T.C ile el sıkışıyorsun ve T.C’nin propagandistliğini yapıyorsun.

Devrimcilere saldırıp,faşistlerin yapamadığı tahribatları, Dersimcilik adına yapıyorsun, T.C’nin geri hizmet taburu gibi çalışıyor,devrimcilere hem ‘içerden‘ , hemde arkasından saldırıyorsun…

 

Devam et okumaya lütfen Seyfi Cengiz, dünyada senden başkalarının yaşadığını belki fark edersin.

 

‘Fransız eski havacılık bakanı Pierre Cot,‘İhanetin Zaferi’n de şöyle yazıyordu:‘Faşistlerin ülke içinde ve genellikle ordu içinde kendi aletleri vardı.Anti-Komünist ajitasyon arkasında Fransa’yı felç edecek ve Hitler’in işini kolaylaştıracak büyük siyasi komplonun hazırlandığı bir sis perdesiydi.5.Kolun en becerikli aletleri (Fransız generali.Bn) Petain (Hitler Fransa’yı işgal ettiğinde yardımlarından dolayı Fransa başbakanı yapıldı savaştan sonra kurşuna dizildi.Bn)ve Laval’dı…..‘

 

Bu yazı tam bir sayfa idi ve senin için sadece üç-beş satırını kopyaladım.

 

Unutmadan,nereden mi aldım bu satırları, Seyfi Cengiz?Ağustos 1997 yılı (Sayı.17) tarihini taşıyan ve Türkiye de çıkan ‘Uzun Yürüyüş‘ adlı bir dergiden aldım.

 

Sonra,‘ben sorduktan sonra internetten araştırmış 5.Kol’u demeyesin‘ diye bu dergiden alıntı yaptım.Yani,haberim varmış ve okumuşum ‘5.Kol’u bir yerlerden.

 

Bu yazının başlığı ise,‘Hitler’i Kış mı Yendi?‘ (2.dünya savaşının Kısa bir Anatomisi‘-3-adını taşıyor.

 

Evet,14 yıl önce yazılmış bu yazı ve ben, taa o zaman okumuşum bunu demek ki.

 

Kim mi bu alıntıyı verdiğim makalenin yazarı? , ‘Oturan Adam‘ diye biri.

 

Günün birinde, senin gibi mendebur ve kendi haddini bilmez,çapsız biri ukalalık yaparda, kalkıp bana sorar diye,14 yıl önce yazmışım bunları ve bu benim ilk kitabımdı.

 

(işte bu ukala ve edepsiz,bir de kalkmış bana’cahil‘ diye hitap ediyor)

 

Bu unsurun iğrenç davranışları karşısında,okurlar karşısında bile nezaket kuralları konusunda dikkatli davranamadım.Çünkü; bu gibi düşkünler karşısında nezaket kurallarına riayet etmek, zayıflık olarak değerlendirildi herzaman.

 

Yinede okurlardan (Seyfi Cengiz’den değil) özür dilerim bu üslubum için ama bu unsurun yazısını ve diğer insanları yıllardır nasıl aşağılayan yazılar yazdığını okurlar bir bilse? İnanın benim bu yazıma ‘peygamber sabrı‘ derler.

 

Son söz yerine:

 

Sıra sende Seyfi Cengiz,haydi sende Almanya Mahkemesine…

 

Şimdi sen de, ‘eyvah, bu adam beni ajan ilan edip, hedef olarak birilerine gösteriyor‘diye Alman polisine ve mahkemelerine koşa koşa gidebilirsin.

Sen bu sefer hava basmak için,yanlış kapıyı çaldın Seyfi Cengiz. Artık sana güle güle ve herkes ait olduğu yere…

Düş devrimcilerin ve acılı halkın yakasından,‘Rahber‘olmayı bırak,ihanetine son ver…

 

Unutmadan; canın,ola ki bir gün birileriye tartışmak isterse? Hiç çekinme lütfen,yine gel. Şu sıkıntılı ve soğuk kış akşamlarında sayende gülüyoruz hep beraber…

 

Not.5) bu yazı,26 Kasım 2011 (saat:12.00'de)tarihinde 'özüne dokunulmadan' yeniden güncelleştirildi.

 

Tarih: 24 Kasım 2011 Perşembe

 

Halim KAR
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.