Devrimci bir örgüt, kendi proğramına ‘reformları koymaz’. O’nun hedefi ‘devrim’ yapmaktır. Ama, reformlar için yürütülen mücadeleye; devrim için 0bjektif veya subjektif şartların ‘yeterli’ veya ‘uygun’ olmadığı şartlarda, bu reformlara da seyirci kalmaz...

SORU ŞUDUR BURADA ;

 

Bugün,ülke(leri) miz topraklarında, iktidarı hedefleyen ‘devrimci' örgüt (ler) yada parti (ler) varmıdır? Yoktur!
Devrim davasını; ‘sloganlarla’, ‘bildirilerle’,‘kırtasiyecilikle’ götürmeye çalışan bir yığın (kendine ‘devrimci’,diyen) pasifist örgütlerle doludur bu ülkeler (Kürdistan,bir ülkedir) toprakları.
Eğer bu örgütlerin attığı ‘keskin sloganlarla’, ‘pratikte yaptıklarını’ yüzleştirir, karşılaştırırsanız? Karşınızda; devrimcilik adına hareket eden , ‘en büyük pasifist ve reformistlerin’ bunlar olduğunu çok rahat bir şekilde göreceksinizdir.
‘İş insanın aynasıdır,Lafa bakılmaz’ halk sözü, materyalist bir sözdür,doğrudur yani.
Bu yapıların düşman karşısında,ne bir alternatif duruşu vardır, nede düşman bunlardan şikayetçidir.
Peki böylesi bir ortamda; her şeyi BOYKOT sözleri neyi içermektedir? Koca bir HİÇ ! Konuşmak için konuşmaktan başka bir anlama gelmemektedir bu gürültü.
Unutmayınız ki; ne Rusya’daki Şubat 1917 devrimi gibi bir şart var ortada,nede 1917 Ekim devrimi gibi bir ‘İKTİDAR BOŞLUĞU’ ve olanaklar vardır ortada! Bunun en temel taşı olan subjektif (devrimci bir parti veya örgütün olmayışı) şartlar bile yoktur.
(Temmuz 1917 ayaklanmasında Lenin’in içine düştüğü bunalımı,şaşkınlığı ve devrim kırıcılığınıda artık öğrendik)
Peki böylesi bir ortamda yapılması gerekenler nelerdir ?
Bizce; faşist ve sömürgeci rejimin yasalarında ‘delik ve gedik açacak’ şeyler, ‘eleştiriler’ eşliğinde ve ‘ayrı ve aykırı duruşu’ kaybetmeden desteklenme noktasında olmak durumundadır.
Ama bizdeki ‘kırtasiyeci sol’ böyle yapmıyor. Bunlar,hem düzene karşı en ufak bir radikal duruş sergilemiyor, hemde her şeye karşı çıkıyorlar ?..
Bizdeki solun bu durumunu Marksist düşünce ile tahlil edemezsiniz,yetersiz kalır Marks; bizim Sol tam anlamıyla, kliniksel bir vakadır.
Yapmacık,şekilci,slogancı… yani tüketici bir ‘sol’ dur bizim sol. Habire sermayeden (kendi öz gücünden) yer, kitlelerin ‘devrim’ umudunu, tarihi belirsiz bir geleceğe erteleyerek tüketir…
Bugün,şu içine düşürüldüğümüz durum T.C ‘nin güçlülüğünün eseri değil, 50 yıldır bu Sol’un kitleleri uyutmasının,bekle görcü,kırtasiyeci tutumunun bir sonucudur.
Böylesi bir ortamda, hala, gerek ‘açılım’ (ki boş bir demagojidir bu ama istekleri dayatmak, geniş kitlelerin talebini dile getirmek hiçte yabana atılacak şeyler değildir yinede) , gerek ‘Anayasa Reformuna’ (elbette devede kulaktır bu, asıl talep kitleler açısından ’12 Eylül Anayasasını’ tümden red etrafında genişletilmeli) BOYKOT demek?
Kendi durumunu bakmadan gazel okumak, veya zulüm denizinde boğulmakta olan kitlelere kıyıdan yüzme öğretmeye kalkmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Lükstür bu tutum, gerçekçi, ayağı yere basan bir tutum değildir.
Acaba şu ‘sağır ve büyük okyanus’ denilen kitleler, dönüpte bizim Sol’a; ‘iyi hoş, her şeyi boykot edelim de, SİZ ne YAPACAKSINIZ ondan sonra deseler?’, işte bu soruya karşı verecek, cevaplarıda, duruşlarıda yoktur !
Daha doğrusu verecekleri her keskin cevap,kendi yarım asırlık varlıkları ve yaptıkları ile çelişecek, koca bir demagoji olmaktan başka bir şey olmadığı,bir kez daha açığa çıkacaktır.
Yasal partiler olan, ÖDP, EMEP,ESP, HAK-PAR, KADEP.. vb reformist partilerin (bunlar elbette devrimci değildirler) görevi, burjuva sistemde gedikler açmak için (Küçücükte olsa), ‘Anayasa Reformu’ denilen oylamaya kayıtsız kalmayıp, bütün eleştiri ve isteklerini yoğunlaştırarakta olsa destek vermektir.
Bizim sol’a ne demeli peki?
Bizim sol’a ne düşman aramaya, nede daha fazla bir şey demeye gerek yok,O’nlar zaten varlık- yokluk sorunuyla boğuşuyorlar uzun bir zamandır ve bunlar,hem iş yapmayıp, hemde bu ‘keskin’ söylemleri dillerinden düşürmediklerinden, giderek kendilerinide tüketeceklerdir.
Ama bu topraklar,bu halklar, eninde sonunda kendi öz devrimci gücünü yaratacaktır..
Son söz yerine; Mao’mu demişti ? ‘herkes yaptığı iş kadar konuşsun’ diye ?
Aksi tutum,içi boş bir 'keskinlik' ve sadece kakavanlıktır.
18 Temmuz 2010
(Oturan Adam)

Halim KAR
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.