Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

'Proletarya Diktatörlüğü’, ‘Paris Komünü'Mü?..

Marx- Engels; ''evet!" diyor...

 

Bu yazıyı okuduğunuzda, göreceksiniz ki; Marx ve Engels (Komünist ideolojinin kurucuları) Paris Komününü ve bu Komünün uyguladığı, ‘Doğrudan Demokrasi’ anlayışını ve uygulamasını, ‘Proletarya Demokrasisi’ ve ‘Proletarya Diktatörlüğü olarak görüyor ve övüyorlar.

 
Ve yine bu bağlamada; bu yazıyı,sitemize astığımız ve Lenin Rusyasının durumunu anlattığımız; Lenin yoldaşa şunu sormak lazım; eğer proleter demokrasi ve proletarya diktatörlüğü ‘Paris Komünü’ ise, o zaman, (’Ekim Devrimi Sonrası,Lenin Rusyası’ başlıklı yazımızıda okuyan bir okur),şunu kendi kendine sormak zorundadır;
 
Eğer; ‘Paris Komünün’de, uygulanan demokrasi yönetemi,’proleter demokrasisi’ ise, hiçbir hak ve özgürlüğün olmadığı, başka hiçbir partiye yer verilmediği gibi (sonradan da açılmadı bu kanallar), bütün muhalefetin karşı- devrimci olarak ilan edilip yasa dışı ilan edildiği ve yine; başka hiçbir partiye hayat hakkı tanınmadığı Lenin’in kurduğu rejiminin ‘demokrasi’ bazında adını ne koymak lazım ?
 
Çubuğu fazla bükerseniz çember olur, peki ya, şu ‘demokrasi’ kavramını idealleştirirsek? Acaba ne olur ?
 
(gerçeğin,yaşamın ve yaşanılan olayların,deneylerin yerine,ütopik hayalleri koymak olur)
 
Bu yüzden,kendi kendimizi kandırma yerine,somut sorular veya olgular ortaya koymak lazım. Yoksa boşu boşuna üfürmeyelim. Olgular (yapılananlar ortada),dünyanın tanıdığı demokrasi çeşitleri açık olarak önümüzde,nasıl tanrı diye bir şey yoksa,başka demokrasi çeşidi de yok.
 
O zaman Lenin’in kurduğu TEK PARTİ yönetimli rejiminin adı ne ?
 
Sizce bu bir ‘gizem veya tabu mu?’ hani herkesin bildiği ama hiç kimsenin bir başkasına söylemeye korktuğu şey mi Lenin’in ortaya çıkardığı rejim?...
 
Yoksa bizler,ideallerimiz yerine bireyler peşinde koşmayamı tabuladık dünya halklarının geleceğini?
 
Kötü bir gelenek bırakıyoruz bizden sonraki gelecek kuşaklara ama bu sosyalizm veya özgürlük yolu değil. (unutmadan,Lenin ölmeden önce de,’Rusya sosyalist değil’diyor)
 
Konuya giriyoruz müsadenizle.
 
Nedir Demokrasi ?
 
Burjuva demokrasisinden ve dünyamızın tanıdığı demokrasi çeşitlerinden başlayalım;
Demokrasi eski Yunanca “halk” anlamına gelen demos ve “yönetmek” anlamına gelen kratein sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur ve bu anlamıyla “halkın yönetimi” demektir .
Bunu yaşama geçirmek için;
1. Etkin Siyasal Makamlar SEÇİMLE İş Başına Gelmelidir.
2. Seçimler Düzenli Aralıklarla Tekrarlanmalıdır.
3. Seçimler Serbest Olmalıdır .
4. Birden Çok Siyasal Parti var Olmalıdır.
5. Muhalefetin İktidar Olma Şansı Mevcut Olmalıdır.
6.Bireyin ve toplumun Temel Kamu Hakları Tanınmış ve Güvence Altına Alınmış Olmalıdır.
Biraz ileride biz daha geniş bir demokrasi tanımı yapacağız ama şimdi ‘demokrasi çeşitleri üzerinde durarak , dünyanın tanık olduğu başka demokrasi türlerine geçelim şimdi;
B. temsİlî demokrasİ
Tanım.- “Temsilî hükûmet (representative government, gouvernement représentatif)” de denilen “temsili demokrasi (démocratie représentative)”, halkın belirli bir süre (başka seçimlere kadar) kendini yönetmesi için, seçtiği temsilcileri aracılığı ile ifade etmesi.
“Saf Temsilî Demokrasi”.- Referandum gibi araçlarla halkın yönetime doğrudan doğruya katılmasının mümkün olmadığı temsili sistemlere ‘saf temsilî demokrasi’ diyoruz.
C. Yarı-Doğrudan Demokrasİ
Tanım.- “Yarı-doğrudan hükûmet (gouvernement semi-direct)” de denilen “yarı-doğrudan demokrasi (démocratie semi-directe)”, egemenliğin kullanılmasının halk ile temsilcileri arasında paylaştırıldığı demokrasi tipidir.
Yarı-doğrudan demokrasi, temsilî demokrasi ile doğrudan demokrasinin bir bileşimidir. Yarı-doğrudan demokrasi sisteminde egemenliğin kullanımı esasen halkın seçtiği temsilcilere verilmiştir. Ancak bazı durumlarda, referandum gibi araçlarla seçmenler de egemenliğin kullanılmasına doğrudan doğruya katılırlar. Bu bakımdan yarı-doğrudan demokrasi, temelde bir temsili demokrasidir.
Yarı-doğrudan demokraside halk, “referandum”, “halk vetosu”, “halk teşebbüsü” ve “temsilcilerin azli” araçlarıyla egemenliğin kullanılmasına doğrudan doğruya katılır. (Buna İsviçre’deki rejimi örnek verebiliriz.)
D) DOĞRUDAN DEMOKRASİ ve PARİS KOMÜNÜ ÖRNEĞİ
Halkın,temsilci olarak seçtiği vekilleri yada sözcüleri, geri çağırma veya yetkisini elinden alma, bunların yerine yenisini yollama durumu.
Buna örnek olarakta ’1871 Paris Komünü’ nün ortaya çıkardığı ‚Komün Demokrasisi’de diyebiliriz. Paris Komünü, gerek Marks, Engels, gereksede Lenin ve Mao tarafından ’proleterya diktatörlüğünün ve proleter demokrasinin’ örneği olarak gösterilir, övülür.
Buna örnek verelim müsadenizle,şu sözler Engels’in;
‘Kesin olan tek şey varsa o da şudur ki, Partimiz ve İşçi sınıfı iktidara ancak demokratik Cumhuriyet biçiminde gelecektir. Büyük Fransız devriminin göstermiş olduğu gibi, bu proletarya diktatörlüğünün özgül biçimidir.‘ (F.Engels. Neue Zeit,c.XX,no.1 sayfa sf.8’den-aktaran Tony Cliff)
Engels şöyle devam eder; in bu sözlerini doğrulayan Marx şöyle der;
Paris Komününe bakınız.Proletarya Diktatörlüğü işte odur‘ Marx,Fransa’da İç Savaş‘ ın önsözüne Engels’in yazdığı ‘önsöz’den aktaran Tony Cliff. Sayfa. 88-89)
Marx ise,Paris Komününü proleterya diktatörlüğü olarak görürken şu önemli özelliklerine vurgu yapar:
‘Komün, şehrin çeşitli mahallelerinde genel seçimle, sorumlu ve anında geri çağırılabilen yerel temsilcilerden oluşmuştu. Doğal olarak, üyelerinin çoğunluğu çalışan insanlardan ya da işçi sınıfının tanınan temsilcilerinden oluşuyordu…Polis, merkezi hükümetin aracı olmayı sürdürmek yerine, derhal siyasi özelliklerinden arındırılmış ve Komün`ün sorumlu ve her an geri cağırılabilen görevlileri haline getirilmişti. Bu, yönetimin tüm diğer kollarındaki görevliler için de geçerliydi. Komün üyelerinden aşağıya doğru, tüm kamu görevlilerinin işçi ücreti karşılığında yapılması zorunlu kılınmıştı. Devlet ileri gelenlerinin özel çıkarları ve ayrıcalıklı kazançları kendileriyle birlikte ortadan silinmişti…Tüm diğer kamu görevlileri gibi, yargıçlar da seçimlerle işbaşına gelir olmuşlar, sorumlu ve geri çağırılabilir hale getirilmişlerdi.“
(Karl Marx, Selected Works. Cilt 1.. Marx`dan aktaran Tony Cliff; Rusya`da Devlet Kapitalizmi'Metis Yayınları.)
Lenin`de ’Paris Komünü‘ üzerine yayınlamış olduğu birçok makalede Paris Komünü`nü ilk ‘Proleter Devlet’ olarak yorumlar.
Marx ve Engels`in de Paris Komünü`ne bakışını da yorumlayarak şöyle der bir makalesinde;
’..Engels`in koyduğu gibi ‚artık kelimenin tam anlamıyla devlet olmayan‘ bir devlet. Bu, halkdan ayrılmış polis ve bir sürekli ordunun yerine kendini doğrudan doğruya silahlandıran halkın geçtiği Paris Komünü tipinde bir devlettir…‘
( Lenin; ’Paris Komünü Üzerine’. Syf.60. Odak yayınları. Birinci basım )
Keza Lenin yine Paris Komününden söz ettiği bir başka makalesinde Komün‘ün demokrasi ve yönetim biçimini göklere çıkarırken (Şubat devrimi sonrası oluşan ‚‘sovyetlerle‘ kıyaslayarak) şöyle der;
‘Bu iktidar 1871 Paris Komünü ile aynı tiptedir, bu yeni biçimin karakteristikleri şunlardır:
1)İktidarın kaynağı parlamento tarafından evvelce tartışılan ve çıkartılan kanunlarla değil, aksine kendi mahalli bölgelerinde -geçerli ifadeyi kullanırsak, doğrudan doğruya ‚el koyan‘- halkın aşağıdan gelen dolaysız girişimidir;)
2). Bütün halkın doğrudan doğruya silahlandırılmasıyla halktan ayrılmış ve halka karşı çıkan kurumlar olan polisin ve ordunun yenilenmesi; böyle bir iktidar altındaki devlette düzenin sürdürülmesi silahlandırılmış işçilerin ve köylülerin kendileri, silahlandırılmış halkın kendi sayesindedir;
3) Memur sınıfı, bürokrasi, ya benzer şekilde halkın kendisinin dolaysız yönetimiyle değiştirilmiş veya en azından özel kontrol altına alınmıştır; memurlar yalnızca seçilebilir olmakla kalmamış, aynı zamanda halkın ilk talebinde geri çağırılabilir unsurlar olmuştur…“ (Paris Komünü Üzerine. syf.58)
Şimdi biz burada ‘Proleter Demokrasinin ve Proleterya Diktatörlüğünün‘ ne demek olduğunu Marx, Engels ve muhalefetteki Lenin`den öğrenmiş olduk.
Bu öğrenme bitiyse; şimdi kendi kendimize soralım; Lenin’in ‘sosyalizm‘ adına Rusya’da inşa etmeye çalıştığı rejimin, ‚‘Paris Komününde‘ uygulanan ‘proleter demokrasi‘ yada Engels’in ifade ettiği ‘proleterya diktatörlüğü‘ ile ne benzerliği var ?.... YOK ! Hiçbir ortak noktası yoktur !
Sıralamaya gerek var mı? A) Doğrudan demokrasi? YOK ! B)Doğrudan halkın başa geçtiği yada denetlediği? YOK ! C)Yasama,Yürütme,Yargı efradının halk tarafından seçildiği vede geri çağrılabilir konumda olmaları ? YOK ! D) Seçilmişlerin,toplumca denetlenme hakkı? Ve olanağı? YOK ! vs..vs….
O zaman bizde şunu söylemek durumundayız; Leninizm; marksizmden etkilenmiş, ama gerek izlediği devrimci yolla, gerek ülkesinde uyguladığı yönetim şekliyle marksizmden çok çok farklı olan bir ‘ideolojidir‘!
a)Lenin’in izlediği yol Marksist düşünceyle uyuşmaz,çünkü; Marks ve Engels’e göre, Sosyalizm üretici güçlerin en gelişmiş olduğu ülkelerde ancak uygulanabilir,aksi bir ‘erken devrim‘ ancak proleteryayı kandırmaya hizmet eder, başka sınıfın çıkarını, işçi sınıfının çıkarı gibi göstermek zorunda kalır parti..
(Burada Marx'a soru şudur; o zaman,'Komünist Manifesto'nun Rusça baskısına yazdığın 'önsöz'de, neden;devrimin merkezi Rusya'ya kaymıştır dedin? Rusya; Avrupa da,üretici güçlerin en az geliştiği,hatta -Lenin'in zaman zaman söylediği gibi- geri kalmış yarı-feodal, yada az gelişmiş kapitalist bir ülke değilmi? Elbette böyleydi.Açıktır ki burada da,Marx, kendi kendine ters düşmüş,kendi tezlerini kendi ret etmiştir)
Leninist parti 1.olarak burada ayrılmaktadır marksizmden.
TOparlayalım:
b)‘proleter demokrasi‘ konusunda ise Leninizmin,Marks ve Engels’in çizdiği tablo (Paris Komünü örneği) ile uzaktan yakından ortak herhangi bir noktası yoktur. Çünkü Lenin ortaya Totaliter bir rejim çıkarmış ve Stalinizme giden yolu sonuna kadar açmıştır bazı pürüzler dışında. (bunlara Stalin dönemini ele alırken değineceğiz)
Lenin, ortaya çıkardığı rejime dönüp baktığında; söylediklerimizle,yaptıklarımız arasında dağlar kadar fark var, diyerek hayıflanacaktı. Mart 1921 yılında Rus Komünist partisinin 11.Kongresinde adeta özür diler gibi şu tehlikeye dikkat çekiyordu;
‘Fethedilenin daha üst bir düzeyde bulunduğu koşullarda,fethedenin,fethedilenin kültürünü benimsemesine tarihte bir kezden çok rastlanmıştır… Rus burjuvazisinin ve eski bürokrasinin kültürü kuşkusuz sefilaneydi,ama heyhat,yeni iktidar tabakası,o kültür karşısında sık sık şapkasını çıkarmak zorundadır. Moskova’da ‚‘dörbin yediyüz sorumlu komünist‘ devlet mekanizmasını idare etmektedir. ‘Kim kime liderlik ediyor?‘ Komünistlerin liderlik konumunda olduklarının söylenebileceğinden çok kuşkuluyum‘ diyordu. (11.Kongreden Aktaran,Troçki; ‘İhanete Uğrayan Devrim‘ Yazın yayıncılık.2.baskı.)
Lenin,gerçekten 11.Kongre sonrası bürokrasiye karşı sert eleştiriler yönetti ama yasal muhalefet olanaklarını yaratmayı hiç düşünmedi, yapmadı.
Kaldı ki, sorunların kaynağını sadece bürokraside görmek büyük bir yanılgıydı.
Paris Komünü örneğinde gördüğümüz gibi; bürokrasi ve seçilmişler istediği kadar topluma ihanet etsin, eğer; sivil toplum kuruluşları ve yasal muhalefet, yönetenleri istediği gibi denetleyebiliyor ve onları tekrar geri çağırma haklarının kendilerinde olduğunun bilincindeyseler..
daha düzgün ve açık ifadeyle; toplumun önünde bu demokratik hak ve özgürlükler yasalarla garanti altına alınıp uygulanıyorsa ? Sivil toplum kuruluşları ve yasal muhalefet ne kadar özgürce örgütlenip iktidarı denetleyebiliyorsa…
Yöneten zevat istediği kadar dönekleşsin veya bireysel diktatörlük hevesi olsun, anında geri alınıp yargılanacak, hevesleri kursaklarında kalacaktır. Böylesi bir demokrasi ortamında asıl korkması gerekenler ‚‘yönetenler‘ olacaktır her zaman.
Mesele ve sorunun odak noktası ‚‘bürokrasi‘ değil,Leninist partinin kendisinde ve demokrasi anlayışındaydı.
Devam edecek.
Eylül 2007

Not;bu makalenin bir önceki bölümü; http://www.devrimcidemokrat.com/modules.php?name=Kose_Yazilari&op=viewarticle&artid=577


Halim KAR


Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.