Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Her gün, rutin bir şekilde dört-beş kişiyi kampın ortasına çıkarıyorlardı.

Sonra bunlar, kurşun yağmuruna tutuluyordu. Onlar can verirken, 450-500 kişi, hep bir ağızdan ‘Biji Serok Apo’ diye slogan atıyordu...

 

PKK’ya ne zaman ve hangi gerekçelerle katıldınız?

Elazığ Karakoçanlıyım. Örgüte sempatim 1978 yılında başladı. Eşim Sadioğlu Batmaz ve bir kayınım örgütün ilk kadroları hatta korucuları arasında yer aldılar.

Eşim Diyarbakır cezaevinden çıkıp örgüte katılınca önce Avrupa’ya daha sonra 1 Nisan 1989 tarihinde Beka’ya gittim. 1.5 yıl boyunca Beka’da kaldım. Eğitim gördüm.

1990 ortasında görevli olarak İstanbul’a gönderildim. Siyasi faaliyetler yürüttüm. Ekim 1992 yılında yakalandım. 27 kişiyle birlikte yargılandım.

Herkes çözülüp konuştu. Betül adındaki bir arkadaşımla ben konuşmadık. Sonra Betül’ü dağa götürdüler. “Sen niye direnmedin?” diyerek kurşuna dizdiler. Betül’ün hikâyesi bende derin bir yaradır.

Beka’daki kampta ne tür vahşetler gördünüz?

Olup biten her türlü rezaleti gördüm. Yüzlerce insan kurşuna dizilerek öldürüldü. Her sabah 05:30’da uyanıyorduk. 450-500 kişilik askeri taburla “ölüm poligonuna” gidiyorduk.

Her gün rutin bir şekilde 4-5 kişiyi çıkarıyorlardı. Sonra bunlar kurşun yağmuruna tutuluyordu. Onlar can verirken 450-500 kişi hep bir ağızdan ‘Biji Serok Apo’ diye slogan atıyordu. Bu vahşet tablosundan sonra da hepimiz spora çıkıyorduk. PKK’nın acı gerçeğinin tanığıyım ben.

Ne kadar devam etti bu öldürmeler?

Bir buçuk yıl kaldım Beka’da. Orada olduğum süre zarfında hep yaşandı bu tür ölümler. 1989 Serwxabun(PKK’nın ilk yayın organlarından)’a bakın. Orada yargılananların hepsi kurşuna dizilerek öldürüldüler. Bir tek İbrahim Güçlü’nün yeğeni Vakas Güçlü bırakıldı.

Beka Vadisi sabahlara kadar devam eden işkence sonucu atılan çığlıklarla yankılanıyordu. Adamları ayaklarından asıyorlardı.

Naylon eritilerek vücutları yakılıyordu insanların. Hiç unutmuyorum. Ankara’dan gelen iki Sivaslı bayan vardı. Bunlar teyze kızlarıydı.

Bir telsiz fabrikasında çalışıyorlarmış. Onlardan birinin el ve ayaklarını yakmışlardı içimizde duruyorlardı. Bir gece o bayan götürüldü ve sadece ıh sesi çıktı. Bir daha gelmedi. Şu anda işkenceyle öldürülen insanların isimlerini hatırlamıyorum. O kadar çoktular ki.

Eğer PKK’nın yayın organı olan Serxwabun’un sayıları gösterilirse orada yargılanan ve öldürülenlerin hepsini çıkartırım. Mesela Diyarbakırlı sarışın bir çocuk vardı. Bir de nişanlısı da yanındaydı. Onlara “ajan” damgası vurulmuştu. Sonra ne olduysa bunlardan bir daha ses çıkmadı. Özellikle Vakkas’a çok ağır işkenceler yapıldı.

Hatırladığınız başka olaylar var mı?

Her gün bize daha önce yapılan işkencelerin görüntüleri izletiliyordu. Bir ölüm var ki mutlaka anlatmam gerekiyor. Biri Lübnanlı, memleketini hatırlayamadığım başka biri, toplam da iki Kürt’ü bir yere gömmüşlerdi. 40 gün sonra bunların yeraltında atıldıkları mahzenin kapısı açılıyor ve bunların birbirlerini yiyerek öldükleri görülüyor. Bunu o zaman canavar ve cellat olarak bilinen Korkmaz Hayati isimli kişi iyi biliyor. Korkmaz o canavarın koduydu. İsmi ise Hayati idi. İşkenceci Hayati şimdi Belçika’da yaşıyor.

O zaman 11-12 yaşlarında Agit isminde bir çocuğu vardı. Lübnanlı Kürt’ün eşi Banyas’tan geldi. Kucağında küçük bir çocuk vardı. O çocuk dört gün boyunca “baba, baba” diye feryat figan eden sesiyle kampı inletti. O kadın ve çocuk gece gündüz içimizdeydiler. Kadın ısrarla kocasının akıbetini öğrenmek istiyordu. Ama sonu ne oldu bilmiyorum.

İşkenceler Öcalan’ın olduğu Beka’da mı yapılıyor?

Beka, bir ölüm kampıdır. Bekaa’da katledilenlerin nereye gömüldüklerini de biliyorum. Bir heyet oluşturulursa gider yerlerini gösteririm. Beka vahşet yeriydi. Tutuklananların yeri Diyarbakır işkence hanesinden daha kötüydü. 15 yaşındaki çocuğa sidiğini içirmişlerdi. Antepli ve soyadı Polat olan bir çocuk oradaydı. Ona neler yapıldığını şu anda aklıma getirmek bile istemiyorum.

Beka’da yaşananlar ne Diyarbakır’da ne Vietnam’da ne da başka bir yerde yaşandı. Tutukluların kaldığı zindanı gördüm. Bir buçuk 2 metre büyüklüğünde olan o çukurlara atılan insanları gördüğünüzde ödünüz kopardı. Çünkü orada birkaç hafta duran bir insan eski çağlardaki insanlara benzetiliyordu. Militanların arasında Nayloncu Azime adında biri vardı. Bu kadın naylonu eritip insanların vücuduna damlatıyordu.

Kampta kaldığınız dönemde kimler vardı?

Şahin Balıç, Zınar kod adlı daha sonra Cem Ersever’in evlatlığı olan kişi vardı. Mahir Velat, Bişar kod adlı Mehmet Okçu, Kara Ömer (Kara Ömer, Rıza Altun ve Dersım belediye eşbaşkanı Nurhayat Altun'un kardeşi, Bekaa'da özellikle Dersimlilere işkence yapan en büyük işkencecilerden biri bu adam, diğeri ise Ali Haydar Kaytan dı), Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakık, Cuma Kod adlı Cemil Bayık, Cemal kod adlı Murat Karayılan, vardı. Daha sonra kampa Osman Öcalan ve Sarı Baran geldi. En ağır işkenceler, Mahir Velat ve Kara Ömer döneminde yapıldı. Ben gittiğimde kamp işkence ve ölümlerden inliyordu. Bunlar her şeyi en iyi bilen isimlerdir.

Yaşadıklarınızdan sonra PKK ne ifade ediyor?

PKK Kürt Ergenekonu’dur. Karanlığın Kürt elidir. 1972 yılında birileri tarafından kuruldu ve başımıza bela edildi. O derin devletin kirli bir oluşumudur. Parça parça olaylara ortaya çıkıyor. Almanya gibi bir devlette gündüz ortasında PKK dilediği kişiyi dövüyorsa bu problemin bir uluslararası boyutunun olduğunu artık görülmeli. Bu çete ve mafyatik yapıyı herkes kullanıyor. Uluslararası güçlerin dilediği gibi kullandığı bir yapı. En başka Kürt halkı olmak üzere herkes için tehlikedir bu örgüt. Kürtler PKK kamburundan ve kangrenleşmiş yapısından kurtulmadıkları sürece huzura kavuşmazlar. PKK, Kürt sorununun çözülmesini asla istemez.

Röportaj: Adem Demir

.....................

Selma Batmaz: Bekaa Vahşetinin Hem Tanığı Hem Sanığı Hem De Mağduruyum!

 

ÖNSÖZ

PKK binlerce yurtsever Kürdü zorla koruculaştırdı; binlerce militanın devlete sığınmasını ve "itirafçı' olmasını sağladı. Ve binlercesini de uyduruk gerekçelerle infaz etti. Yani devletin yok ettiği, kişiliksizleştirdiği,çaresiz bıraktığındançok daha fazlasını PKK yaptı Kürdlere.

 

Tüm baskı ve olumsuz koşullara rağmen devlete sığınmayı, halkına zarar vermeyi kendine yedirmeyen insanlardan biri olan Selma Batmaz, hem PKK'nin dayattığı "halka karşı suç işlemeye' hayır diyebildi, hem de kendi başına kalarak yaşam mücadelesini verdi.

Yaşadığı bunca zorluklara rağmen ısrarla değerlerini koruyan Selma Batmaz'ın konuşması birçok karanlık noktayı aydınlatacağı gibi, gençlerimizin duygularının suistimal edilmesinin de önüne geçebilecektir.

 

Bu nedenle okuyucularımızın Selma Batmaz'ın anlatımlarını dikkatle okumalarını önerirken, aynı zamanda Selma Batmaz'a sahipçıkmalarını da bekliyoruz.

NASNAME

------------------------------------------------------

Ben, Bekaa Vahşetinin Hem Tanığı Hem Sanığı Hem'de; Mağduruyum!

Ben Kürd davasının hem tanığı hem sanığı hem de mağduruyum. Vicdanimin sesine kulak vererek, bir Kürd olarak yüreğimden gelerek HALKIMA sesleniyorum.

Beka Vahşeti ve yaşamını bilip öğrenmeden; biz PKK'den ayrılanları, kaçanları veya düşmana sığınanları hiç anlayamaz.

Ben Kürd halkının bir evladı olarak yarım kalan borcumu ödemek istiyorum.

Bana yüreğinizde yer açacağınızı da biliyorum. Ençokta analarımız, başta da Barış Anneleri. Kısacası, halkıma/size borçlu yaşamak istemiyorum.

Bende bir anneyim, acılarınızı yüreğimde, ruhumda yaşıyorum ve yaşayacağım. Barbarca katledilençocuklarımızı gördüm, dışarıçıktım, avazımçıktığı ve sesim kısılana kadar bağırdım; her kes bu kadın çıldırmış diye baktılar, bazıları ambulans ve polisçağırmak istedi itiraz ettim.

Evet,çıldırdım, o kadarçaresiz ve yalnızdım ki, analar siz beni anlarsınız, parçalanan, yanan benimçocuklarımdı, kardeş ve tanıdıklarımdı, bu kadar büyük acı duydum. Her yeri yıkıp kırmak istedim. Hiç bir KÜRD yanımda değildi, acımı tek başınaçaresizlik içinde yaşadım. Sizlerle bağırdım, sizlerle ağıt yaktım, ben yanınızda acınızı yaşıyordum, bütün acıyı iliklerime kadar yaşadım.

İlk defa bir insan, kadın ve anne olduğuma pişman oldum. Sözün, tüm insanlığın bittiği yerdeydim. Keşke yanınızda olsaydım, keşke elinizi tutsaydım. Neden mi? Çünkü, ben bir anneyim. Anneler birbirinin acısını en iyi bilenlerdir ve her zaman yanınızda olduğumu bilin.

Neden PKK den ayrıldım meselesine gelince, bunu halkımızla paylaşacak gücü kendimde bulduğumdan ve artık bunun yükünü taşıyamayacağımdan, insan olduğumdan, kafamda yaratılan korku ve karakollardan yeni kurtulduğumdan dolayı, bildiklerimi/yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim:

Uzun yıllardır psikolojik ve fiziki olarak tedavi görüyordum. Her terapi seansında korkunç ağır krizler yaşadım. 2 defa intihara kalkıştım, aylarca Akıl Hastaneleri'nde yattım.

Kürdler beni hep yalnız bıraktılar. Kelli felli adamlara durumu anlattığımda da bana, "bunu açıklarsan ulusal mücadeleye zarar verirsin ve seni yaşatmazlar' dediler. Benim korkum kimsenin anlattıklarıma inanmayacağıydı, kafayı yemiş, ne söylediğini bilmiyor diyerek, beni dışlanma korkusuydu.

Sırası gelince anlattığım insanlar oldu, gerekirse sizinle de paylaşırım. O zaman Kürdlük adına ortalıkta boy gösterenlerin bu kirli savaştan nasıl beslendikleri de ortayaçıkar. Bana karşı bir tek bir kişi duyarlı davrandı, ve elinden geleni yaptı. Ama bazılarının sayesinde onunçabaları da sonuçsuz kaldı!

Bekaa Kürd tarihinin en karanlık ve vahşetin en katmerlisinin yaşandığı bir yerdi. Bende o vahşetten nasibini alanlardanım. PKK adına barbarlık yapanları eleştirdiğim için Bekaa'da aylarca tutuklu kaldım. Keşke orada öldürülseydim, en azından bu vahşete de tanık olmasaydım. Bekaa 'da herkes için ölüm o dönem aranır olmuştu.

Suca ortak olanlarda vardı, buna mecbur edildiler veya suçlanarak kendilerine tabi kıldılar. Kimse kimseye güvenmiyordu, tam bir Nazi kampıydı.

Gerçi Nazi kampının amacı belliydi. Ama BEKAA bir Nazi kampını da aşan, başlı başına bir vahşet kampıydı.

Sabahlara kadar her taraf işkencede bağıran insançığlıklarıyla inliyordu.

Her gece silah seslerini duyuyorduk, birileri gece infaz ediliyor, yüzlerce tutuklu hücrelerdeydi, elleri ayakları yakılan insanlarla bir arada yaşıyorduk. Burası Diyarbakır Zindanı değildi, burası bir zülüm ve vahşet kampıydı.

Yüzlerce mahkeme kuruldu, insanlar, insanliktan çıkmış vaziyette 400-500 kişinin önünde yargilanip, sabah erkenden infaz timleri kurup hepimizin gözü önünde infaz edilerek beyinleri yerlere saçılıyor, bağırsakları dışarıya dökülüyordu. Arkasında "BİJÎ Serok APO' diyerek kampa dönüyorduk. Yapıda her gün birileri eksiliyordu. Ya gizlice öldürülüyordu ya da tutuklanıyordu.

Tutuklular, Nazi kamplarınkinden daha felaket bir durumdaydılar. Korku ve ölüm kol geziyordu, kimi delirdi, kimi kaçtı, kimi de tutuklandı. Herkesin başına bir felaket geldi. Kaçan bazı tutukluları bilinçli olarak bırakıyorlardı. Tutuklanıp işkence gören ve daha sonra kaçmasına göz yumulanlardan biri de İbrahim Güçlü'nün yeğeni Vakkas idi. (Yanlış bilmiyorsam Avrupa'da yaşıyor).

Bu suça ortak olan en büyük SS'ler Korkmaz (Agit'in babası Avrupa'da yaşıyor) ve Cihangir isminde biriydi, diğerlerinin ismini hatırlayamıyorum. Bu suç delilleri 88 ve 89 Serwxabun'unlarında mevcuttur.

Orda açıkça yargılanıp infaz edilenler var, birde bizim gördüklerimizin dışında öldürülenler var. Ankara'dan gelen 2 bayandan biri tutuklandı, diğeri de el ve ayak parmakları yakılmış bir halde yanımızda kalıyordu. Bir gece götürüldü ve bir daha da geri gelmedi.

Bunun gibi yüzlercesine ajan deyip yargıladılar ve öldürdüler. Bu vahşet dönemine karışanlar ve tanık olanların bazıları Avrupa'da, bazıları Güney Kürdistan'da, bazıları da kontra oldu. Alahattin Kanat gibi birçoğu Kürdistan'a gidip kaçanlardır.

1993 Kürd işadamları kırımı bunlar eliyle yapıldı. Cem Ersever'in oğulluğu Bedran Kamp yönetimindeydi, hapse atıldı ve sonrada dağa gönderildi, ve sonra da kaçtı kontralaştı, bunun gibi onlarcası var.

Aslında o dönem iyi araştırılırsa kimlerin olduğu ortayaçıkacaktır. Asil bu işi bilip te konuşmayanlar konuşmalı. Bunlar PKK'nin Merkez Komitesi'nde olanlardır. Sizin elleriniz ve vicdaniniz kirlidir. Suçlarınızı ve günahlarınızı mazlum halkımızla paylaşın, kirli vicdanınızla mezara gitmeyin. Eğer kendileri açıklamazsa ben isimlerini açıklarım.

Benim vicdanim temizlendi, ben halkıma borçlu ölmek istemiyorum. Ben sessizçoğunluğun sözcüsü olmaya yemin etmiştim, bu davada ölenlere ahdim vardı, ben yüreğimin sesine kulak verdim ve vicdanim daha fazla sessiz kalmama izin vermedi. Ben bu davanın tanığı, sanığı ve mağduruyum.

Bu andan itibaren ben vicdanen rahatlayacağım, benim yurtseverlik görevimde buydu, bende ifa ettim. Hodri meydan diyorum; yüreğiniz/vicdaniniz varsa, eğer yeniden bu mazlum halkın evlatları olacaksanız, SUSMAYIN!

Halkımızın, insanlığın vicdanında aklanın. Halkımız bağışlayıcıdır, mazlumdur veçok acıçekmiştir. Analarımız oğul ve kızlarının akıbetini öğrenmelidirler.

Sesiçıkmayanlar! Ben her şeyi üstlendim, bu işin içinde ölüm vardır biliyorum, ben ölümü omuzluyorum, halkımı daçok sevdiğimden, ölümüne Kürd davasına bağlı olduğumdan ölümü omuzluyorum. Yalnızım ve cesaretliyim, bu vahşetin açığaçıkması için elimden gelen budur.

Aydınlar, demokratlar, bilim insanları, yurtseverler benden bu kadar, günahı vebali sizlere bırakıyorum. Her yerde de tanıklık yaparım.

Önerim; Kürdlerden Bir Hakikati Araştırma Grubu kurulsun ve vahşet uluslararası mahkemelere taşınsın. Kim kendine ben kürdüm diyorsa, işte gün insanlık günüdür, hepimize büyük sorumluluklar düsüyor. insanlaigin, mertliğin günü bu gündür.

Sizi daha önceden bilgilendirmediğim için beni affedin, sizlerden/halkımdan af diliyorum.

Selam ve derin saygılarımla

Selma Batmaz

http://www.nasname.com/a/selma-batmaz-pkk-bekaa-vahsetinin-hem-tanigi-hem-sanigi-hem-de-magduruyum

.....................

Eski PKK’lı Selma Batmaz: Bekaa’daki mezarları gösteririm

Eski PKK’lı Selma Batmaz 1,5 yıl kaldığı Bekaa Kampı’ndaki infazları anlatınca Almanya’da saldırıya uğradı.

Eski PKK’lı Selma Batmaz 1,5 yıl kaldığı Bekaa Kampı’ndaki infazları anlatınca Almanya’da saldırıya uğradı.

Batmaz “Bir heyet kurulsun, Bekaa’daki toplu mezarları göstereyim” dedi.

Taraf gazetesinden Yıldıray Oğur'un haberi şöyle:

“Her sabah 05:30’da uyanıyorduk. 450-500 kişilik askerî taburla ‘ölüm poligonuna’ gidiyorduk. Her gün rutin bir şekilde dört-beş kişiyi çıkarıyorlardı. Sonra bunlar kurşun yağmuruna tutuluyordu.

Onlar can verirken 450-500 kişi hep bir ağızdan ‘Biji Serok Apo’ diye slogan atıyordu. Bu vahşet tablosundan sonra da hepimiz spora çıkıyorduk. PKK’nın acı gerçeğinin tanığıyım ben.”


Bu sözler bir PKK itirafçısının ifade tutanağından değil. Belki Almanya’da 12 sessiz yıldan sonra katıldığı ilk siyasi toplantıda ayağa kalkıp o sözleri söylemese hiç konuşmayacak kadar Kürt davasına inanmış bir kadına ait.

Selma Batmaz dün telefonda “Ben Kürt davasının hem tanığı hem sanığı hem de mağduruyum” derken sonuna kadar haklı.


Örgüt terminolojisiyle söylemek gerekirse “bedel ödemiş” bir aileden geliyor. Diyarbakır Cezaevi’ndeki işkencelere direnen eşi Saidoğlu Batmaz PKK’nın kurucu kadrolarından. Cezaevinden kurtulur kurtulmaz dağa çıkıyor.

1990’da bir çatışmada öldürülüyor. Yine ilklerden olan kayını da Tunceli’de vuruluyor. Aileden PKK’ya daha pek çok katılım var. 1988 yılında kocasının ardından o da Bekaa’ya gidiyor.

1,5 yıl eğitim gördükten sonra İstanbul’a gönderiliyor. 1992 yılında vapur yakmak gibi suçlamalarla yakalanıyor. Birlikte yakalandıkları 27 kişiden sadece iki kadın sorguda direniyor. O kadar ki birlikte yakalandığı Betül Cici gerçek adını bile söylemeyince Necdet Menzir bu kadını tanıyanlar yardım etsin medyaya fotoğraflarını dağıtıyor.

O günlerin gazetelerinde çıkan fotoğraflarına bakınca başlarına gelen felaketi anlamak mümkün.


O günlerin izlerini hâlâ üzerinde taşıyor. Vücudunun yüzde 60’ı sakat. Yedi ameliyat olmuş, altısı da sırada. İşkencede uğradığı tecavüz gibi ruhundaki hasarlar var bir de. 5,5 yıl kaldığı Bayrampaşa Cezaevi’nde PKK’lı kadın militanların sorumluluğunu yapmış. Örgütün tüm liderlerini Bekaa’dan, cezaevinden tanıyor.


Cezaevinden çıkınca da örgüte dönmeyip, Almanya’ya yerleşmiş. 12 yıllık sessizlik ve unutma çabasından sonra ilk kez iki ay önce Güney Kürdistanlı bir grubun düzenlediği Suriye konulu toplantıya katılmış. “Eski söylemlerin dışında yeni bir şey söylenmedi, gittiğime de pişman oldum” dediği toplantıda bir ara ayağa kalkıp “Kürtlerin gündemini düşmanlarımız belirliyor” ile başlayarak PKK’yı eleştiriyor. Epeyce de alkış alıyor söyledikleri.


Ertesi gün yaşadığı Köln’de sokak ortasında eski PKK’lının saldırısına uğruyor. Dört gün sonra bu kez daha kalabalık bir grup bu kez onu Köln Pazarı yakınında sıkıştırıyor. Sığındığı dükkândan alınıyor. Polis onu hastaneye kaldırdığında baygın haldeymiş.

Kulağı iki yerden patlamış, diğer kulağının kıkırdağı kırılmış, çenesi yaralanmış. Kürt medyasına haber vermiş, bir muhabir gelmiş ama haberi yapılmamış. Aradığı ünlü Kürt kanalındakiler ise “Belki de seni kocan dövmüştür” diyerek dalga geçince “Eşim 21 yıl önce dağda öldürüldü, mezarından kalkıp beni dövdü; bu dünya çapında bir haberdir” dediğini anlatıyor.


Mektubunda “Kürdüm, Kürdistanlıyım. Kürt davasına da yıllarca hizmet ettim, düşman sorgularında da halkıma layık olmaya çalıştım. Bu bir sorumluluktu ben de üzerime düşeni yaptım. Bütün ısrarlara rağmen siyaseten uzak kalmayı tercih ettim, halkıma zararım olmasın diye, doğru olanı seçtim. Bir kadın ve anne olarak kirliliğe ortak olmadım” diyor ama bu saldırılardan ve dinmek bitmeyen tehditlerden sonra konuşmaya karar veriyor Selma Batmaz.


Önce eski PKK’lıların kurduğu Nasname sitesinde yayınlanıyor mektupları. Sonra da Türkiye gazetesinden Kürt meselesi ile ilgili haberleriyle tanınan Adem Demir’e çok çarpıcı bir röportaj veriyor. 1,5 yıl kaldığı Bekaa Kampı ile ilgili öyle şeyler anlatıyor ki.

90’ların sonuna doğru kitleler halinde metropollerden Bekaa’ya giden çoğu üniversiteli gençlerin nasıl hemen hain damgası yiyip infaz edildiklerini somut örneklerle anlatıyor:


“Bekaa Vadisi sabahlara kadar devam eden işkence sonucu atılan çığlıklarla yankılanıyordu. Adamları ayaklarından asıyorlardı. Naylon eritilerek vücutları yakılıyordu insanların. Hiç unutmuyorum. Ankara’dan gelen iki Sivaslı bayan vardı. Bunlar teyzekızlarıydı. Bir telsiz fabrikasında çalışıyorlarmış. Onlardan birinin el ve ayaklarını yakmışlardı içimizde duruyorlardı.”


“Biri Lübnanlı, memleketini hatırlayamadığım başka biri, toplam da iki Kürt’ü bir yere gömmüşlerdi. 40 gün sonra bunların yeraltında atıldıkları mahzenin kapısı açılıyor ve bunların birbirlerini yiyerek öldükleri görülüyor.”


“15 yaşındaki çocuğa sidiğini içirmişlerdi. Antepli ve soyadı Polat olan bir çocuk oradaydı. Ona neler yapıldığını şu anda aklıma getirmek bile istemiyorum. Bekaa’da yaşananlar ne Diyarbakır’da ne Vietnam’da ne da başka bir yerde yaşandı. Militanların arasında Nayloncu Azime adında biri vardı. Bu kadın naylonu eritip insanların vücuduna damlatıyordu.”


Selma Batmaz tüm bu vahşeti kurulacak bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu’na anlatmak istiyor. “Bekaa’da katledilenlerin nereye gömüldüklerini biliyorum. Bir heyet oluştururlarsa gider yerlerini gösteririm. Bana o dönem yayınlanan Serxwabun’un (PKK’nın yayın organı) sayıları gösterilirse orada yargılanan ve öldürülenlerin hepsini çıkartırım” diyor.


Şimdi 48 yaşında Selma Batmaz. Ömrünün büyük bir kısmı gözleriyle gördüğü bu acıların yükünü taşıyamamakla geçmiş. İki kez intihara teşebbüs etmiş.


Türkiye gazetesinde verdiği röportajdan sonra tehditler artmış. Korunmak istiyor. Adının itirafçıya çıkmasından ise son derece rahatsız.

Son sözü ona bırakalım.


“Benim vicdanim temizlendi, ben halkıma borçlu ölmek istemiyorum. Ben sessiz çoğunluğun sözcüsü olmaya yemin etmiştim, bu davada ölenlere ahdim vardı, ben yüreğimin sesine kulak verdim ve vicdanım daha fazla sessiz kalmama izin vermedi.

Ben bu davanın tanığı, sanığı ve mağduruyum. Sesi çıkmayanlar! Ben her şeyi üstlendim, bu işin içinde ölüm vardır biliyorum, ben ölümü omuzluyorum, halkımı da çok sevdiğimden, ölümüne Kürt davasına bağlı olduğumdan ölümü omuzluyorum.

Yalnızım ve cesaretliyim, bu vahşetin açığa çıkması için elimden gelen budur. Sizi daha önceden bilgilendirmediğim için beni affedin, sizlerden/halkımdan af diliyorum.”

15 Aralık 2011-T24

http://t24.com.tr/haber/eski-pkkli-selma-batmaz-bekaadaki-mezarlari-gosteririm,186869

....................

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.