Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Rusya, sanatın her alanında dünyanın en muhteşem ürünlerini yetiştirmiş bir ülke. Özellikle edebiyat alanında eser vermiş dev yazarlar dünya kültürüne de damgalarını vurmuşlar...

 

ve kendilerinden sonraki kuşakları derinden etkilemişler.
Rusya’da kültürel ilk hareketlenme ve Batı’ya açılım, Büyük Petro döneminde yaşanmış.
Dünya ölçeğinde biraz geç kalan ama sonradan bu açığı ziyadesiyle kapatan Rusya’nın büyük yazarları, 19.yüzyılda, önce şiir ve tiyatro yoluyla romantizm penceresinden girmişler içeri.
Onu altın çağıyla roman geleneği takip etmiş. 20.yüzyılda yeni bir atılımla sembolist, fütürist ve akmeist akımlar gelmiş, ama bu kez Sovyet engeline takılmış edebiyat.
 
Dev’ler
 
Rus edebiyatının dünyaca ünlü dev yazarlarından bazılarını burada hem hatırlayalım, hem de saygıyla analım:
 
Aleksandr PUŞKİN, 1799’da doğmuş, 1837’de, yani henüz 38 yaşındayken ölmüş. Gündelik hayatı, olduğu gibi, canlı ve kıvrak anlatan ilk şair olarak ün yapmış. Aşk serüvenleri yaşamının ayrılmaz parçası olmuş. “Yüzbaşının Kızı”, “Maça Kızı” ve “Bahçesaray Çeşmesi”nin yaratıcısı.
 
Eşi Natalya ile fazlaca ilgilenen bir Fransız baronla yaptığı düelloda ölmüş. Düelloda kullanacağı silahı satın almak için gümüşlerini sattığı söyleniyor. Öldüğünde en büyük Rus şairi olarak biliniyormuş.
 
Nikolay GOGOL, 1809’da doğmuş. Sıradan insanların yaşadığı acıları, haksızlığı ve yoksulluğu okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne sermesiyle ün yapmış. “Bir delinin hatıra defteri”, “Müfettiş” ve “Ölü Canlar” en tanınan eserleri.
 
Ölü Canlar, Çarlık Rusyası’nın çürümüşlüğünü gözler önüne serdiği için başarıyı ve skandalı birlikte getirmiş. Gogol’u Rus insanını aşağılamakla ve halka ihanetle suçlamışlar. O da, Ölü Canlar’ın ikinci bölümünü imha etmiş ve 10 gün sonra da ölmüş. Öldüğünde 53 yaşındaymış.
 
Suç ve Ceza”, “Budala”, ve “Karamazof Kardeşler” gibi başyapıtların yazarı olan Fyodor DOSTOYEVSKİ ise 1821 doğumlu. Rus Edebiyatını doruk noktasına çıkaran eserlerinde, acı çeken suçlu insanların psikolojisini harikulade yansıtmış. Bir ara çarlık muhalifleriyle işbirliği suçlamasıyla ölüme mahkum olmuş, ama cezası sürgüne dönüşmüş.
 
Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan hep darlık içinde yaşamış. En iyi eserlerini sara nöbetleri şiddetlendiğinde yazdığı söyleniyor. 1881 yılında ölen Dostoyevski’nin romanları, o yıllarda çok ses çıkarmış dünyada.
 
Rus edebiyatının belki de doruk noktasında bulunan Lev TOLSTOY 1828-1910 yılları arasında yaşamış. O, “Savaş ve Barış”ı, “Anna Karenina”yı ve “Diriliş”i yazan adam. Çocukken kendini çirkin, beceriksiz ve çekingen buluyormuş. Belki de bu nedenle, kaderinin yazarlık olduğuna inanmış. Sofya Behrs ile evliliğinden 12 çocuğu olmuş.
 
Aristokrat bir aileden gelmesine rağmen, her türlü iktidarı reddetmiş. Bütün topraklarını köylülere dağıtmış, onlar gibi yaşamaya başlamış. Kaba saba giyiniyor, elbiselerini kendisi dikiyormuş. Savaş karşıtı, unvan ve lüksten sıkılan, cinsellik, kumar ve alkole düşkün, yalnızlığı seven, sık sık moral çöküntüleri yaşayan biri Tolsoy. Söylentiye göre karısıyla didişip durduğu bir gün küsüp çıkmış evden. İstanbul’a gitmeye karar vermiş.
Ancak tren istasyonunda fenalaşmış ve geceyi görevlilerden birinin evinde geçirmiş. Ertesi gün de hayata gözlerini yummuş.
 
1860’da doğan Anton ÇEHOV ise, eserlerinde incinmiş çocukları ve ayakta kalmaya çalışan küçük insanları anlatmış. İnsan psikolojisinin derinliklerini, çaresizliği ve umutsuzluğu çok iyi yansıtmış. En ünlü eserleri arasında “6. Koğuş”, “Martı”, “Vanya Dayı” ve “Vişne Bahçesi” var. Ölüm döşeğinde kendisine oksijen verilmesini reddederek şampanya istemiş. İçtikten sonra da, “Uzun zamandır şampanya içmemiştim” demiş ve mutluluk içinde ölüm uykusuna dalmış.
 
Maksim GORKİ (1868- 1936) de 8 yaşında atıldığı çalışma hayatına terzilik, bekçilik, liman işçiliği gibi işler yaparak başlamış. Güçlü betimlemeleri ile keskin bir gözlemci olan yazar, sosyalist düzene geçiş sürecini ve toplumdan dışlanmış küçük insanları anlatmış. En tanınmış eserleri, “Ana”, “Çocukluğum”, “Halk Düşmanı” ve Benim Üniversitelerim”. Gorki, aslında onun takma adı ve “acı” anlamına geliyor. Doğum yeri olan Tverskaya şehrine sonradan Gorki ismi verilmiş. Mezarı halen Kremlin’de bulunuyor.
 
Anna AHMATOVA (1889- 1966) ise “Neva kraliçesi” ve Akmeist ekolün peri kızı olarak tanınıyor. İlk eşi ünlü şair Nikolay Gumilyov karşı-devrimcilik suçundan kurşuna dizilmiş. Üçüncü eşi sanat tarihçisi Punin de Gulag kamplarında ölmüş. Aslında, Pasternak da dahil olmak üzere, o zamanki şairlerin çoğu Ahmatova’ya aşıkmış. Stalinizmin gölgesinde yaşamanın sıkıntılarını tema alan şiirleri çok tutulmuş. Stalin terörü üzerine baş yapıtı “Requiem” onu direncin sembolü yapmış.
 
Boris PASTERNAK (1890- 1960) da, bugünden değil de geçmişten bahsettiği için, yazı stili sosyalist değil de şiirsel olduğu için suçlanmış! Oysa, bütün eserlerinde doğa tutkusu ve aşk var. Sembolizmin ve fütürizmin uzağında, özgün bir ses olmuş. “Doktor Jivago”nun, 1958’de ona Nobel ödülü kazandırdığı hala hafızalardan silinmiş değil.
 
1893 yılında doğan Vladimir MAYAKOVSKİ, burjuva göreneklerine meydan okuyan, kiliseye karşı öfke dolu ve sarsıcı şiirler yazan bir “Devrim Şairi”. Aslında ressam olmak istiyormuş ama karşısına Gorki çıkmış. Marksizmden büyülenen bu fütürist şair için şiir ve politika bölünmez bir bütün. Halk dilini kullanarak Rus şiirinde yeni bir dönem açmış. En güzel şiirlerini adadığı Lili Brik ile büyük bir aşk yaşamış. (Aragon’un meşhur Elsa’sı, Lili’nin kardeşi). Hayat dolu olmasına rağmen, 1930’da, yani 37 yaşındayken intihar etmiş.
 
20. yüzyılın dünyaca ünlü Rus yazarı Aleksandr SOLJENİTSİN (1918-2008) ise, Stalin’i eleştirdiği için yıllarını sürgünde geçirmiş. Hapishaneleri ve çalışma kamplarını eleştiren yazar, romanlarında ülkesini küçük düşürmekle suçlanmış. 1970’de Nobel edebiyat ödülü alan Soljenitsin’in, “Gulag Takımadaları” adlı eseri gizlice Batı’ya gönderilerek yayınlanmış ve anti- Sovyet propagandalarda da kullanılmış. Bu yüzden vatan haini olduğu gerekçesiyle sınır dışı edilen yazar ABD’ye yerleşmiş. Daha sonra, Gorbaçov, yazarın sürgün kararını kaldırtmış ve Soljenitsin 1994’te ailesi ile birlikte Rusya’ya geri dönmüş. 2007’de Putin’den Devlet Onur Ödülü alan yazar, ertesi yıl kalp yetmezliğinden ölmüş. Bugün, Sovyet rejimine direnişin simgesi sayılıyor.
En üstteki iki Foto; Puşkin ve Gogol, diğeri Tolstoy
Kaynak: http://www.diplomat.com.tr/atlas/sayilar/sayi10/sayfalar.asp?link=s10-10.htm

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.