Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Çağdaş edebiyatımızın en değerli yazarlarından İnci Aral,

üç yıl aradan sonra 'Sevgili' adlı yeni eseri ile okuruyla buluştu.

 

Yazar, bu kez, bugüne kadar yazdığı kitaplardan farklı olarak, tamamı ile gerçek bir yaşam öyküsünü edebi "kurgu"yla romanlaştırdı. Bu öykünün öznesinin “halkın sanatçısı” Yılmaz Güney olması, bu büyük sinemacıyı Aral’dan okumak da bizi fazlasıyla mutlu kıldı.

Yazarın, Güney’in eşi Fatoş Hanım’la, bir dönem birlikte yaptıkları ve bazı nedenlerden dolayı filme alınmayan bir senaryo çalışmasının üzerinden geçerek yazdığı roman sanatçının 1965’ten ölümüne kadarki zor günlerini içeriyor.

Romanda, "Yavuz Günay" adı ile yer alan Yılmaz Güney ve "Nilüfer" olarak çağrılan Fatoş Güney’in tanışmaları, birbirlerine bağlanmaları, evlenmeleri ve büyük sorunların ardından bu sorunlarla beraber yaşadıkları değişimi ve dönüşümü, kitabın bir "çatı"sı olarak görüyoruz.

Bir burjuva ailesine mensup Nili’nin, bir halk çocuğu olan eşinin yardımı ve çoğu zaman zorlamasıyla yaşadığı çatışmaları bir de.

Ve en genel bağlamda, sinemada edindiği şöhret sayesinde, para, kadın tutkusu, kumar ile geçirdiği günlerin, içindeki emekçi sevgisiyle çeliştiğinin farkında olan; ama bundan uzaklaşmak için çok çaba sarf eden Güney’in zor yıllarını...

Nilüfer, ufku ile Yavuz’un kendisine bir çift göz armağan ettiğini söyler.

Yavuz ise, aslında, hayatı gerçekten görmek için kendi gözlerinin bile yeterli olmadığını fark edecektir.

12 Mart sonrası cezaevi günleri, sanatçıda büyük bir kırılma yaratacak; tabir yerindeyse, "ütopik" olan sosyalistliği bilimselleşecek, bireysel düzlemdeki isyankar görüşleri, 1971’e gidilen sürecin son yıllarındaki filmlerinde işaretlerini gördüğümüz üzere, sanatta "toplumsalcı"lığa evrilecek ve artık sinemasına tam manası ile yansıyacaktır.

Hapisten, Ecevit’in kısmi affı ile çıktıktan sonra, ilk filmi Arkadaş olacaktır Yılmaz Güney’in. Kendi adıma, sanatçının en beğendiğim iki filminden biridir bu önemli yapıt.

Yaşanılan hayat ve kurulmak istenen kolektif yaşamın gereklilikleri arasındaki uçurumların, bireyin zihninde amansız çelişkilere dönüşüp onu içeriden çürüteceği tezini ele alan film bugün bile ülkemiz solcularına bir tokattır aslında.

Çünkü her gün tokatlanan, bir halk adına kavga verdiğini, o tokatların hesabını bir gün mutlaka soracağını öne sürenlerin, evvela kendilerini gözden geçirmeleri, yarını bugünden kurmaya başlamaları gerektiğini söyler bize ve kendine Güney orada.

İnci Aral’ın bu film odağında Güney’in yaşadığı içsel çatışmalarını, eşine ve çevresine verdiği şaşırtıcı tepkilerini, bunalım düzeyindeki sıkıntılarını kaleme aldığı sayfalar, benim için kitabın en lezzetli yerleri oldu.

Hemen ardından, hapiste kafasında filizleri beliren öyküleri filme alma, ezilenlerin mücadelesine bir sinemacı olarak katkı sağlama düşüncesi ile yoğun bir çalışma planı hazırlar sanatçı.

Eşi ile Adana’ya giderler.

Endişe filminin çekimlerinin yapıldığı süreçte, o talihsiz olayı yaşar ve yedi yıllık yeni bir hapislik süreci başlar.

Yılmaz Güney’in, solun içerisinde farklı analiz, teori ve yöntemlerin yoğun tartışıldığı bu yıllarda, büyüdüğü kültürel ortamların da etkisi ile kır-kent denkleminde ikincisini tercih ettiğini;

ülkemizdeki sömürü sürecini ve tahakküm ilişkilerini, çözülmekte olan feodalitenin, köy emekçilerin hayatını nasıl değiştirdiğini ve onların bu evredeki mağduriyetlerini anlatmayı seçtiğini görüyoruz.

Kuşkusuz ki bu düzlemde en önemli filmi olan Yol’un, nasıl kurgulanacağı, nasıl çekileceği, nasıl oynanacağına ilişkin, Güney’in yarı açık cezaev(ler)inde eserin yönetmen ve oyuncuları ile yaptığı görüşmeler, kavgalar da kitabın yine önemli kısımlarını teşkil ediyor.

Nitekim sanatçının, en son kaldığı Isparta’daki yarı açık cezaevinden firar edip Fransa’ya gittikten sonra, eldeki çekimlerden adeta yeniden bir film ortaya çıkarttığını görüyoruz.

Bu da İnci Aral tarafından yine üzerine basılarak ve sanatçının yaratma kaygısının ne denli büyük olduğu vurgulanarak anlatılıyor. Güney’in, eşine ve çocuğuna, kendilerinin öneminin sinemadan sonra geldiğini söylemesi de bunu somutluyor.

1982’de Cannes’da, Yol ile büyük ödülü kazanan Yılmaz Güney, artık kısmi bir rahatlığa kavuşuyor. Bu başarı sayesinde yeni bir film yapma şansına erişiyor. Ankara Merkez Kapalı’da kaldığı dönemde, çocuk mahkûmların yaşadığı ve kendisinin de tanık olduğu olayları sinemaya aktarıyor. Duvar adlı film, Fransa’da beklenen ilgiyi görmüyor ve Yılmaz Güney’in hastalığının ağırlaştığı günlerde, bu durum sanatçıyı oldukça üzüyor.

Ülkemizde, ilk gösteriminden tam on yedi yıl sonra, 2001’de beyaz perdede izleyici ile buluşan bu yapıt da benim için ayrı bir önem arz ediyor.

Yılmaz Güney’in son filmi olan Duvar, gerçekçiliğin sınırlarının zorlandığı, seyirciyi rahatsız eden bir içeriğe sahip bulunuyor. Bu yönüyle sinemamızda pek de örneğine rastlanmıyor. Yurtdışında çok başarılı olamaması da bence o konformist hezeyanların ikiyüzlülüğünü ortaya çıkarmasından kaynaklanıyor.

Son anına kadar üretme telaşında olan, durmaksızın siyaset ve sanatla meşgul Yılmaz Güney, 1984 yılında Paris’te hayata veda ediyor.

Yavuz Günay karakteri, romanın bir yerinde, "zor günlerin adamı" olduğunu söylüyor. Sanatçının gerçekten de sevdiği kadına ulaşması, çelişkilerini yok etmesi, "devrimci sanat"ı sinemaya aktarma uğraşı, siyasi baskılar, hapislik günleri, sürgünler, iltica… ile hiç de kolay sayılmayan bir hayatı oluyor.

Peki, İnci Aral, bize neden bir kaybeden öyküsü değil de bir direniş ve mücadele metni sunuyor?

Ülkemizin iki askeri müdahaleye sahne olduğu bu döneminden bir dram da bulabilirdi anlatacak veya Güney’in eşinin, sanatçı hapisteyken yaşadığı zorlukları yazabilirdi örneğin.

Sanıyorum kitabın arkasında yer alan ve Yılmaz Güney’e ait, “Arkadaşlar! Dışarıda bir şeyler oluyor, farkında mısınız? Uykuda olanları sarsın, uyandırın. Herkese söyleyin, yakında ışıklar kesilebilir. Karanlıkta ne yapacaksınız?” cümleleri bize bunun cevabını veriyor.

Güney’in hayatı etrafında,Mahir Çayan’ı,Deniz Gezmiş’i, 1-Mayıs 1977’yi, Maraş’ı ve dönemin önemli kavşaklarını da hatırlatan "Sevgili" İnci Aral, dupduru Türkçesi, yalın anlatımı ile “bu zor günlerde” okuruna çok güzel bir hediye sunuyor.

12 Haziran 017-Alper Erdik

Kaynak; gerçekedebiyat.com

http://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/inci-aral-yeni-romani-sevgilide-yilmaz-guneyin-yasamini-anlatiyor-alper-erdik/2796

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.