Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Günümüzde güç sahiplerinin çevresini saran dalkavuklar artarken dalkavukları önceden bilmek, “işi bu” diyerek bazı davranışlarının görevi gereği olduğu için anlayışla karşılamak olanağı da ortadan kalktı.
 
 
 
“Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harap/Eyler onu müdahane-i aliman harap” (Dünya kötülüklerden yıkılmaz/onu mahveden bilim insanlarının dalkavukluğudur) - Keçecizade İzzet Molla.
 
Çağatay Güler/ Dalkavuk Kadrosu “İhdas” Edilmelidir!
 
Kendisine çıkar sağlayabilecek durumda olanlara abartılı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimselere dalkavuk dendiği yazar sözlüklerde. İsterseniz birçok eşanlamlı ya da yakın anlamlı sözcük de bulabilirsiniz: 
 
Huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı, şakşakçı, evet efendimci…*
 
“Kadim” tüm mutlakıyet yönetimlerinde padişahımız efendimiz, kralımız efendimiz, beyimiz efendimizlerin dalkavukları vardı. Her ne kadar bir dalkavuk kadrosu yok idiyse de dalkavukları efendimizler bizzat kendileri seçerler ve bunların seçilmiş dalkavuklar olduğu bir şekilde kamuoyunca bilinirdi. Çok şaşıracaksınız ama eski zaman dalkavukları kimsenin yapamadığı bazı uyarıları dalkavuğu olarak bilindikleri şahıslara yapabilecek etik değerlere bile sahiptiler.
 
Günümüzde güç sahiplerinin çevresini saran dalkavuklar çok artarken dalkavukları önceden bilmek, “işi bu” diyerek bazı davranışlarının görevi gereği olduğu için anlayışla karşılamak olanağı da ortadan kalktı. 
 
Bu zaten eğriyi doğruyu ayırt edebilmekten aciz kalabalıkların dalkavukluğu günlük yaşamın bir parçası ve zorunluluğu sanmalarına yol açarak dalkavukluğun piyasasını çok düşürdü.
 
Anlaşılan o ki liyakat sisteminin ortadan kalktığı, kayırmacılığın yaygınlaştığı ülkelerde, güç sahiplerinin bu özelliğini fark eden uyanıklar, çıkarlarını korumanın en kolay yolu olarak evet efendimciliği, şakşakçılığı kısacası her türüyle dalkavukluğu seçiyorlar.
 
Tuzlu çilek öyküsü çok eskiden beri kimi zevatın bu durumdan yakındıklarını gösteren güzel bir örnektir:
 
Sadrazam Ali Paşa vekillere bir yemek verir. Yemeğin sonunda gelen çileği dalgınlıkla tuza banarak ağzına atar atmaz durumun farkına varır. “Aslında bayağı güzel oluyor” diyerek durumu kurtarmaya çalışır.
Bütün nâzırlar ona yaranmak için çileklerini tuza banarak övgü sözleriyle yerler. Sadece Minas efendinin sessizce oturduğunu gören Ali Paşa sorar:
 
- Sen ne dersin Minas efendi?
 
- Çilek işine bir diyeceğim yok devletlim ama aynı şeyin Meclisi Vükelâda da olması çok kötü!”
 
Tarihteki en mert dalkavuk, padişah efendilerimizden birinin dalkavuğudur:
 
Bir gün Padişah efendimiz dalkavuğuna:
 
- Yahu, der, şu patlıcan ne kadar güzel sebzedir, der...
 
Dalkavuk hemen atılır:
 
- Aman efendim ne demezsiniz... Dolması, karnıyarığı, kızarması, her biri birbirinden şahane...
 
Bir kaç gün sonra Padişah tekrar patlıcan konusunu açar:
 
-Bu patlıcan ne kadar rezil sebzedir, elimden gelse pişirilmesini, yenmesini bile meneylerim!
 
Dalkavuk geri durur mu:
 
- Güzel eylersiniz efendim... Kaşıntısı, mideye dokunması ayrı dert...
 
- Yahu geçen gün patlıcanı göklere çıkarmadın mı...
 
- Ama sultanım, ben patlıcanın değil, efendimizin dalkavuğuyum!
 
Ondan önce ve sonra konuyu bu kadar güzel ve veciz bir biçimde ortaya koyan dalkavuk örneği yoktur. Kimi tarihçiler padişah efendimizle arasında geçen bu konuşmayı biraz da milletin gözünü açmak için sızdırdığını belirtmektir.
 
Dalkavukluğun çok türü vardır. Karamanlı Evangelis Misailidis “Seyreyle Dünyayı” adlı kitabında şunları yazar:
 
“Vakti ile bir hükümdar, bir gözü kör, bir ayağı topal ve beli kambur olduğu halde, Evropa hükümdaranı ile bile kendi tasvirini çıkartmak üzere, bir takım üstaz ressamlar celbi ile sipariş eylemiş ve ressamların beheri ayrı ayrı ve tıpkısı olarak, tasvirini çıkarıp götürmüşler ise de, hiçbirini beğenmeyip bunları kovmuş. Hasılı, defa davet olunanlardan bir ressam, hükümdarın efkârını anlayıp, öyle bir resim çıkarmış ki, ziyade beğenilüp bir takım bahşişlerden sonra ressam başı da olmuş.
 
“Evropa’da ne kadar hükümdaran var ise, cümlesinin de tasvirleri arasında sipariş eden hükümdarın da tasvirini şöyle çıkarmış ki, kiminin eline kitap, kimine hatap (odun), kimine kılıç vermiş, mahut hükümdarın eline de tüfenk verüp, kör gözüne dayamış ve bir ayağını diz çöktürüp kuş avlatmakta körlüğünü, topallığını ve kamburluğunu nihan eylemiş, ki bu da dek ile dalkavukluğun bir nevidir.”
 
Aynı yazar Tepedelenli Ali Paşa ile ilgili olarak şunları yazar:
 
“Tepedelenli Ali Paşa’nın ise başındakilerin cümlesi dalkavuk idi ve hatır için söylerler idi, akıl satan bir sadık dostu bulunmadı ki, hükümet-i seniye aleyhinde encamki cüret ettiği yolsuz hareketin neticesini düşüne de ona göre hareket ede idi, hasılı dereye koydum sel aldı, tepeye koydum yel aldı tefhimince, haydan geldi huya gitti. Allah kâffe-i hükümdaranı zamirsiz (vicdansız) dalkavuklardan emin eylesin”.
 
Michael I. Handel 2012 yılında yayımlanan “Savaş Stratejisi ve İstihbarat” adlı kitabında şu saptamayı yapar:
 
“Hitler’e çok yakın liderler ve askeri yardımcılarla- sözgelimi OKW’deki Jodi ve Keitel gibi adamlarla Ribbentrop, Himmler, Goering ve Goebbels- ilgili incelemeler hemen hepsinin dalkavuk olduğunu ortaya koymaktadır. Örneğin Ribbentrop ve Goering, Hitler’in sadece kendi inandıklarını ve düşüncelerini doğrulayan raporları dikkate aldığını fark etmişlerdi.”
 
Dalkavukluğun en kötüsünü ise Keçecizade İzzet Molla (1786 – 1829) saptıyor:
 
“Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harap
 
Eyler onu müdahane-i aliman harap”
 
(Dünya kötülüklerden yıkılmaz/onu mahveden bilim insanlarının dalkavukluğudur)
 
Bütün bunların ışığında kalkınmakta olan ülkelerin yöneticilerine ülkelerinde dalkavukluk kadrosu ihdas etmelerini öneriyoruz.
 
Zamanında bazı ülke sağlık bakanları hacamat, sülük vb. uygulamaları yasal hale getirirken “aslında bu uygulamaları denetim altına almak istiyoruz” gerekçesinin arkasına sığınmışlar, yedi sene tıp okuyup, beş sene ihtisas otuz sene “mecburi hizmet” yapan akılsızların gözünün içine baka baka bu uygulamaları tescil edip yasal hale getirmişlerdi. 
 
Dalkavukluk kadrosu ihdası da atananların dalkavukluklarını yasal hale getirir, bu kişiler kendilerini dalkavuklukla suçlayanlara “abi ben ekmeğimi bu işten kazanıyorum!” diye yanıt vererek kamuoyu desteğini arkalarına alabilirler. Kamuoyu “birader, adamın ekmek parası, ne yapsın” diye başını sallar.
 
Dalkavuk kadrosu ihdas edildiğinde çıkarılacak bir yönetmelikle bu kadroya atanma kriterleri belirlenebilir. Böylece belirlenen kriterleri taşımayan kişilerin bu göreve atanmaları doğal karşılanır.
 
Kimi üniversiteler dalkavukluk ön lisans bölümleri ve mezuniyet sonrası programları açabilirler. Bu bölümler mezun verene kadar var olan alaylı dalkavuklara kurslara alınıp belgelendirilebilirler. 
 
Ayrıca bu bölümlerin öğrenci standardını yükseltmeye yönelik karşılıksız burs, ücretsiz yemek vb. özendirmeler düşünülebilir. 
 
Belgesiz ve eğitimsiz oldukları halde dalkavukluk yapan sahte kişilere yönelik yaptırımlar getirilmesi, diğerlerinin haklarını koruyabilmek açısından çok büyük önem taşımaktadır.
 
Eğer dalkavukluk kadrosu ihdas ederek işi yasallaştıramazsak, Tanrı bizi “zamirsiz” dalkavuklardan korusun!
 
* TDK: Dalkavuk
 
* Manşet: Cemal Nadir'in "Dalkavuk" adlı çizgi tipi.
 
Çağatay Güler
 
Hekim, yazar ve akademisyen. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1975 yılında mezun oldu. 1978 yılında Fizyoloji uzmanlığını, 1982’de Halk Sağlığı uzmanlığını aldı. Ordu ili İl Sağlık Müdürü olarak 1983 yılında görev yaptı. 
 
1988-89 döneminde Etimesgut Bölge Hastanesi Başhekimliği görevinde bulundu. 1989’da Halk Sağlığı doçenti, 1996’da profesör oldu. Çalışma alanları çevre sağlığı, sağlık eğitimi.
 
05 Mart 2019-bianet

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.