Hitler seçimlerle gelmedi mi? 1933 seçimlerinde yüzde 44 oy almadı mı? Hüsnü Mübarek 2005 de muhalefetin de katıldığı seçimlerde yüzde 88,6 oy almadı mı ?

Kenan Evren yüzde 92 oyla Anayasayı kabul ettirmedi mi?.

Haziran ayı boyunca bir çok olay yaşadık. Yitirdiğimiz gencecik insanların acısı hala yüreğimizde. Tanık olduğumuz şiddetin, tonlarca biber gazının, insanlık dışı muamelelerin, vahşetin görüntüleri hala belleğimizde.

Tümü de iktidar tarafından sarmalanıp korunan, gerekince yurt dışına kaçırılan AK-itlerin yarattıkları vahşet halen gözümüzün önünde.

HAZİRAN'DAN ÇIKARDIĞIMIZ DERSLER

Hepimiz gördük. Gencecik insanlar öldü. Onlarcası ağır yaralandı. Ve üzerinden günler geçmesine karşın, ne "filmin asıl oğlanı olan Başbakan'dan", ne "filmin figüranları olarak görev yapan Valilerden, emniyet görevlilerinden" bir özür, bir pişmanlık ifadesi duyduk.

Bırakın özrü, pişmanlığı, bir başsağlığı, bir üzüntü sözcüğü bile duymadık.

Onlar söylemeyince, iktidarın yandaşları, Başbakan'ı bu günlerine getiren "azgın güruhun", liberal(!) aydınların(!) neredeyse tamamı da ağızlarını açamadılar. Ya da yasak savdılar. Onlar açmayınca, medyadaki ve "piyasadaki uzantıları da" hiç bir şey söylemediler.

Tabii bizler, hepimiz Haziran ayında yaşadıklarımızdan, bu Başbakan'ın ve "kısaca AKP zihniyeti dediğimiz gerçek zihniyetinin ortaya koyduklarından" bir takım dersler çıkarttık.

Ders çıkarttık ki, bir daha bizim gibi toplumlar, "ben seçimle geldim" diyen Diktatör özentileri nedeniyle, benzer şiddeti, vahşeti yaşamasınlar.

Ders çıkartmamız gerekir ki, bir daha, yarı aydınlar ve yüzleri bir türlü kızarmayan "yetmez ama evetçiler", kolay para kazanmak için ya da para dışında güç, gazete köşesi, bol paralı televizyon programı ve Başbakan uçağına binip beleş gezi yapmayı sağlamak icin, bu tür diktatör özentilerini heveslendirmesinler.

           BU KOCAMAN BİR YALAN

Bu tür diktatörlük özentilerine, gerçekte hiç sahip olmadıkları bazı beceri ve yetenekleri varmış gibi davranarak, toplumlarını bu tür vahşet ve şiddet gösterilerine hazırlamasınlar. Ve sonra da "ah ne kadar yanılmışım, ah ben onu demokrat zannediyordum" diyerek, yeni "sahiplerine" işaret veremesinler. Yeni emir ve talimatlara hazır olduklarını göstermeye cesaret edemesinler.

İşte yaşadıklarımızdan ve Gezi olaylarından çıkartacağımız birinci ders;

1) Hatırlayacaksınız, yandaş aydınlar ve Başbakan, yaşadığımız olaylardan, özellikle de Mısır'daki olaylardan sonra sürekli olarak bir şey söylüyorlar. Durmadan söylüyorlar ki inanalım. Daha doğrusu esas amaçları, beynimizin yıkanması !

Neymiş, sandık demokrasinin namusu imiş.

               Kocaman bir YALAN

Üstelik demokrasi düşmanlarının, demokrasiyi bir araç olarak görenlerin, diktatör özentilerinin dillerine daha çok pelesenk ettikleri bir YALAN.

Evet iktidarın kaynağının, halka, millete dayanmadığı, Kralların, güçlerini, ailelerinden, soylarından ya da doğrudan Allah'tan aldıklarını söyledikleri dönemlerde, demokrasileri, mutlakiyet rejimlerinden, Krallıklardan ayıran en önemli unsur SEÇİMLER'di. İktidarların, toplumun bir bölümünün (kısıtlı oy) oyları ile, seçim yoluyla işbaşına getirilmesi idi.

Ancak özellikle "toplum sözleşmesi" kavramının kabul edilmesi ile, şu gerçek kabul edildi. Artık iktidarlar, güçlerini, soylarından, ailelerinden, ya da Tanrıdan almazlar. Doğrudan doğruya toplumdan alırlar.

Bu gerçeğin kabul edilmesi ile, 19. Yüzyıldan sonra, ülkeyi yöneten iktidarların seçimle iş başına geleceği kabul edildi. İster demokrasi olsunlar, ister İmparatorluk olsunlar, yöneticiler gücünü halktan alır anlayışı egemen oldu.

İşte bu anlayış nedeniyle, demokrasiler ile demokrasi olmayan rejimleri birbirlerinden ayırmak için farklı bir ölçü gerekli oldu. Ve bu tarihlerden sonra, Demokrasinin tek namus ölçüsü var; o da hiç kuşkusuz HAK VE ÖZGÜRLÜKLER. Ve özgürlüklerin sadece tanınmakla kalmaması, "bak ne güzel Anayasa'ya yazdık" denilmesi ile kalınmaması, tamamen güvence altına alınması. O kadar. Başka hiç bir şey değil.

HİTLER SANDIKLA GELMEDİ Mİ

Çünkü sandık diktatörlüklerde de olabilir, totaliter rejimlerde de olabilir. Hitler seçimlerle gelmedi mi? 1933 seçimlerinde yüzde 44 oy almadı mı ? Hüsnü Mübarek 2005 de muhalefetin de katıldığı seçimlerde yüzde 88,6 oy almadı mı ? Evren yüzde 92 oyla Anayasayı kabul ettirmedi mi? İran'da halk yöneticilerini seçimle seçmiyor mu ?

Oysa ÖZGÜRLÜK kavramı ve hak ve özgürlüklerin bütünü ile korunup güvence altına alınması, demokrasinin var olduğunu ve namusunu gösteren tek unsur.

Hiç bir iktidar, demokrasilerde, "ben şu kadar oy aldım" diyerek, o özgürlüklerin kullanılmasını ortadan kaldıramaz. Zorlaştıramaz bile.

Hiç bir siyasetçi ya da kişi, özgürlüklerini kullanmak isteyenlere "çapulcu" ya da "ayaklar baş oldu" diyemez. Adamlarına, Vali görünümündeki, Savcı ya da Yargıç ya da Emniyet mensubu görünümündeki adamlarına dövdürtüp, öldürtüp, haklarını gaspedemez.

Evet hiç kuşku yok ki, DOĞRU, DÜRÜST, EŞİT SEÇİMLER ve bu dürüst, eşit seçimler sonucunda çıkan sandık sonucu, demokrasinin göstergelerinden, ölçülerinden EN ÖNEMLİLERİNDEN biridir.

Ama iktidarların, seçimleri dürüst yapmadığı, hatta seçimler dürüst olmasın, eşit olmasın diye ellerinden gelen her olanağı kullandıkları ülkelerde sandık sonucu demokratik değildir. Bu nedenle o "hileli sandık sonuçlarının da" namusla filan ilgisi yoktur.

İktidarların, medyayı tekellerine alarak, tek taraflı bir SİLAH GİBİ kullandıkları; bu amaçla bazı Devlet kurumlarını (RTÜK gibi) tamamen bu eşitsizliği güçlendirecek bir araç gibi kullandıkları;

Ve bu nedenle partilerin "eşit olarak katılamadığı" seçimlerin sonucunda ortaya çıkan sandık sonuçlarının da, yine ne demokrasi ile, ne de namusla filan ilgisi yoktur. Tam tersine namuslu olmamakla ilgisi vardır.

Bu nedenle SADECE sandık koyulmuş olması, demokrasinin NE TEK ÖLÇÜSÜ, ne de NAMUSU filan değildir. Kesinlikle değildir.

Olsa olsa, o ahlaksız, o eşitliği bozan yollara tevessül edenlerin NAMUS ANLAYIŞLARI ile sınırlı bir namus ölçüsüdür. O kadar.

Sakın kimse de o namus anlayışını bize demokrasi namusu olarak yutturmaya çalışmasın.

Bırakın yandaşları, Kralın soytarılarını, Padişahın dalkavuklarını, onlar yutturamazlar da, Diktatörlük özentiliği içindeki BAŞBAKANLAR bile yutturamazlar.

Prof.Dr.Süheyl Batum

27 Temmuz 013- Muhalif gazete