Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

biri... kültür devrimini inkar ediyor, diğeri Türkiye’nin sosyal demokratı olma yolunda Parlamento’cu.. bir başkası,  devrimin zora dayalı olacağı gerçeğini...inkar ediyor... Öteki,  Vay neymiş efendim; “sosyalist halk savaşıyla  zafere ” varacakmış...Vallahi bende şaşırdım...yanım, ötem, berim, arkam, önüm, hepsi İbocu ama ÖZDE hepsi  İbo'ya karşı...(Halim Kar, mecburen 'önsöz' düştüm yazıya)

 

 

 
Halim Kar: önce şu satırları okuyalım; 
 
''...Yenilgilerimizin kaynağı Subjektivizim olan hatalarımızın Sınıfsal dayanağı; KÜÇÜK BURJUVAZİDİR... İdeolojide sujektivizm, sınıfsal olarak ise KÜÇÜK BURJUVAZİDEN kaynaklanan hatalarımız kendini siyasi ve örgütsel alanda yukarıda tespit ettiğimiz gibi (sol) oportünist hatalar olarak göstermiştir...'' 
 
(Kaynak; 'TKP-(ML) Özeleştirisi ve Tüzüğü. AMLP-TKP-(ML) Ortak açıklaması'. Le Ya Yayınevi.1.Baskı 1979. sf.34-sf.35)
 
Yukarıdaki yazı TKP(ML) 1.Konferas belgeleriden ve sözüm ona '!.Yenilginin Özeleştirisi'.
 
Şimdi, Hasan Aksu yoldaşa soralım; böyle bir insan, yani İbrahim KAYPAKKAYA ve Kurduğu örgüt, nasıl  oluyorda (o zamanki kafamıza göre) Komünist ve hatta  Marksist-Leninist, Maoist oluyor?  
 
Mümkün değil!...
 
(foto; Baba Erdoğan)
 
Ve zaten 1.Konferans belgelerin de görüldüğü gibi,  İbrahim Kaypakkaya'yı KÜÇÜK BURJUVA olarak mahkum etmiş zaten ve açık açıkda söylüyor bunları, 'Küçük Burjuva' diye. 
 
Soru,2) Peki bu tahlileri yapan 1.Konferans ve o'nun 'Merkez Komitesi' ve hatta 2.Konferans ve o'nun seçtiği '2. MK'da dahil.... nasıl oluyorda bu yoldaşlarımız hem İBOCU, hemde Maoist-Leninist Oluyor? (bence, Leninist- Maoist olsunlarda, İBO'yu yine bize bıarksınlar)
 
Madem İbo, 'küçük burjuva' (TKP(ML) progaramını kaleme alanda, yazanda sadece İbo'dur. Mızo, 'tek satır' katmadık diyor bu yazılara sadece imzaladık diyor) O zaman 1.ve 2.MK komünist demek değilmidir?
 
İki farklı kutupta duruyor bunlar çünkü; biri 'küçük burjuva' (İbo),  diğeri 'Komünist'(MK).
 
Yani, Hasan Aksu yoldaşın da içinde oldu MK,  kendi yaptıkları hatalar-suçlar konusunda neden hassas değil ve neden ÖZELEŞTİRİ yapmıyorlar?
 
(foto, Manuel Demir)
 
(Koskocaman örgütü bitirdi bu iki 'MK', daha 1980 Cuntası gelmeden hemde. Siyasi suçlar, revizyonizm, sağçılık, tekçilik hastalığı vs..vs..'Merkez Komitesi'nin bizzat kendisinde vardı... Nerdeydi acaba 'iki çizgi' demokrasisi?  Bizmi -tabandaki kadrolar- ayrılmaya zorladık veya attık yığınca insanı partiden grup grup.... Yoksa, bu 'partide' iki çizgi mücadelesi, demokrasi vardı da vardı da bizmi görmedik!... Mao'da böyle diyordu ama kendi dışındaki herkesi yok ediyordu Mao ve ettide... 1. ve 2.MK'nın yaptığıda buydu zaten. Kadro bırakmadı saflarda...) 
 
Anti-İbocu olan aslında '1.ve 2.MK'daki yoldaşlarımızdır, ve biz bunlara başkaldırdık zaten 'Eylül 1987' çıkışımızda.
 
(biz, her zaman 'önce İbocu' idik ve hala öyleyiz, sonradan  İbo sayesinde 'Leninizm-Maoizmle tanıştık... şimdi ise ret ediyoruz bu Totaliter parti ve Rejimleri) 
 
(foto, Seyfi Batar)
 
Uzatmadan ve çok kısaca, bir diğer mesele; Hasan Aksu yoldaş şunu artık görmeli; '1994'ten sonra ülke piyasasında TKP-(ML) diye bir şey kalmadı, bizim gelenek (iyisi-kötüsü ile bile) artık yok... 
 
Şu piyasada  bizim geleneğimizin isimini kullananların, ne bizim gelenekle, nede 'devrimcilikle''  hiçbir alakası yok....
 
(Müslüm Elma veya Cafer Cangöz...gibi değerli yoldaşlarımızın ... kurt kapanını içine düşmüş olması,  o siyasi hareketin İbo'cu olduğu anlamına gelmez.... Bu yoldaşlarımızın hayatı içeride geçti, geleneğimizde neler olduğundan haberleri bile yoktu..) 
 
(Haziran'da çıkacak kısmet olursa bu konudaki yazılarımız, ya Kitap veya Broşür olarak)
 
Hasan Aksu yoldaşın, MHP'nin bile açıktan ABD'ye paralı askerlik yapmaya cüret edemediği bir şeyi yapanları; 'bizim gelenek' ve hatta  'KAYPAKKAYA' yoldaşın takipçileri olarak nasıl hala değerlendirebiliyor Hasan Aksu? 
 
(foto, Laz Nihat; Enver Doğru)
 
Bu 'U' dönüşümleri BİR GECEDE-Mİ oldu sanıyor Hasan Aksu yoldaş?...
 
(kaldıki bu 'reformist bir değişim, dönüşüm'de değil, saf, taraf değiştirme, karşı devrim kampına gitme)
 
Samimiyetinden ve dürüstlüğünden, devrimciliğinden, hiçbir zaman şüphe etmediğimiz Hasan AKSU yoldaş, umarız bu eleştirilerimizden alınmaz ama Hasan Aksu tepki göstersede  bizi yaralamaz, çünkü O, bizim geleneğimizin en değerli kadrolarından biridir, vede severiz O'nu...
 
İbrahim Kaypakkaya'nın görüşleri konusunda ise zaten aynı görüşteyiz Hasan Aksu yoldaşla; Lenin-Mao-Stalin, Tiranlarına bakış açısı hariç. İbrahim yoldaşın bu konularda zaten herhangi bir araştırması yoktur...ama bizim var, ve 10 yıl öncede yayınladık bunları...
 
18 Mayıs 2018
 
-Halim Kar-
 
Şimdi Hasan Aksu yoldaşın yazısını alıyoruz aşağıya:
.......................................
 
Hasan Aksu/ ANLAMADIĞIM BİRŞEY; Herkes KAYPAKKAYA’yı SAVUNUYOR…
 
Yazım çok uzun olmayacak,  çünkü bu sene bir Kaypakkaya’yı  savunma, anlatma, öğrenme  kampanyası aldı başını gidiyor. Kaypakkaya’nın  görüşleriyle en alakası olandan, en alakasız olanı birbiriyle yarış halinde. 
 
Kim daha çok Kaypakkaya’yı savunacak, kim daha çok Kaypakkaya ismi üzerinden parsa toplayacak  rekabeti psikolojik  rantçılığa dönüşmüş, düşürülmüş durumda.  
 
Kaypakkaya’ nın  ideolojik, siyasi, politik, kültürel ve örgütsel yapısı içinde çıkmış, yaşadığı kısa veya uzun soluklu mücadelede  kendini kâh yadsımış, 
kâh Kaypakkaya’yı dogmatiklikle suçlamış, kâh  bağnazlıkta savunmuş olup, sonrası esen revizyonizmin etkisiyle rüzgarlara savrulmuş, dağları aşarak “eski şabloncu dogmatizmi ret ederek”,
 
“yeni teorik araştırma yapıyoruz, anti tez ve tez çalışması yapıyoruz “diyerek , yeni bir Rus devrimi kopyacılığına kaçarak, şablonculuğa dogmatik yelken açtılar.
 
Dibi delik olan ve yapılan “yeni teorik tahlillerle”  Türkiye ve Türkiye Kürdistan’da bir türlü doldurulamayan delikten, sular bilinmeze akıyor.
 
46 yıldır başımıza geçen her idari yönetim eveliyor, gerekiyor, bin bir dereden su getiriyor ve programı uygulama, zoru seçme, ona uygun bütün yapıyı harekete geçirme yerine, başlıyorlar, büyük turbo sol taklalar atmaya. 
 
Her biri büyük teorisyen edasını takınıyor ve çözümün  çözümsüzlüğün üretiyorlar.  
 
Buna karşın teoriyi eylem kılavuzu görmeyen, silahın her şeyi belirlediği histerisine  kapılan “sol” çıkışlarda kendini her şey görmeye.
 
Bir zaman geçtikten sonra bu dogmatik sapmanın sol çıkışında , verdiği zarardan eser kalmıyor,(, özü sağcılıktır) sırtını dayıyor şapçı inkarcı geleneğe.
 
Bir zaman sonra aynı olaylar tekrar tekerrür ediyor. 
 
Birbirini yeme, suçlama, siyasi olmayan karalamalar vb. vb.  devam ediyor. 
 
Gelen gideni aratır misali, gelende bir süre sonra gideni aratır oluyor.
 
Şimdi ben bu acı gerçeği yaşayanlardan biriyim ve bedelini de kat kat ödeyenlerdenim. 
 
Şöyle ki, yönetime geldiğimizde geçmişi silip bir kanara atıyoruz, kendi ütopik dünyamızda kurduğumuz cennet bahçesi çıkmayınca, başlıyoruz arayış içine girmeye ve dünyayı  nasıl dar, küçücük bilgi dağarcığımızla yöneteceğimiz telaşına.
Çünkü, Kaypakkaya nın  bize bıraktığı mirası ideolojik, siyasi, politik, askeri ve kültürel hamurla kendimizi mayalayamamışız.
 
Bu donanımdan yoksun olunca başlıyoruz eleştiri silahını yanlış kullanmaya , eleştiriye yıkmak  hükmünü tek taraflı yükleyerek çelişkinin ele alınış metodunu yanlış kullanıyoruz. 
 
Çözülebilir sorunlarımızı kavramadan, özümsemeden  “düşmana karşı zafer kazanma edasıyla  eleştirileri son noktasında ele alıyor, çözünürlüğü çözümsüz kılıyoruz. Dış etkenlerde buna ek olunca başlıyoruz birbirimize ve yönetime düşman gibi saldırmaya yıkmaya.
 
Çıkıyor üç beş kitap okuyabilmiş olanımız ,birazda eli kalem tutuyorsa başlıyor Dünyayı ve Türkiye yi  yeniden keşif etmeye. 
 
Vay neymiş efendim; “sosyalist halk savaşıyla  zafere ” varacakmış. Diğeri çıkıyor”   Türkiye emperyalist bir ülkedir, Türk mali sermayesi Ortadoğu’da egemenlik savaşı/ rekabeti yürütüyor” demeye. 
 
Diğeri Türkiye’nin sosyal demokratı olma yolunda parlamento’culluk oynuyor; hala İbo diyor, İbo cuyum diyor, bir öteki , “Mao Zedung yoldaşı “küçük burjuva köylü devrimciyi görüyor, Çin de hiçbir zaman sosyalizm kurulmadı” diyor ve ekliyor “Mao oportünistlik yaptı ” diyor İbo yu savunduğunu söylüyor. 
 
Birdiğeri “milli meseleyi pazar sorunu görmüyor”, ”ulusların kendi kaderini kendilerinin tayin etmesine  ve tam hak eşitliğine karşı çıkıyor” muhtarlığı veya halkların demokratik konfederasyon yapısını savunuyor İbo cuyum diyor. 
 
biröteki; Kemalizm’i anti emperyalist görüyor, faşizmin sürekliliğini ret ediyor , Kaypakkaya’ nın devlet, devrim, faşizm, Maoizm savunmuyor, kültür devrimini inkar ediyor, 
 
demokratik halk devrimin gerçekleşmesinde üç silahın proletarya önderliğinde, işçi köylü ittifakına dayanması ilkesini rafa kaldırıyor, parti içinde iki çizgi, iki sınıf mücadelesini ret ediyor, dudak ucu troçkizmi savunuyor İbo cu oluyor. 
 
Diğeri sosyalizmde sınıfların varlığını inkar ediyor, komünist parti içinde iki çizgi ve blokların varlığını mücadelesini ret ediyor ama ne hikmetse , İbo’yu savunuyor. 
 
Bir diğeri; var olan sisteme adapte olmak, parlamentoyu girmeyi asıl alan, faşizmi, faşist diktatörlüğün yaşama, yürütme ve yargısını  meşruluğu üzerine siyaset yapıyor,
sınıf çelişkilerinin özünü ret ediyor, devrimin zora dayalı olacağı gerçeğini inkar ediyor, proletaryanın önderliğini inkar ediyor, proletarya diktatörlüğünü yadsıyor ve İbo yu savunuyor, Marksist Leninist  görüyor. 
 
Bu daha da çoğaltılabilir.
 
Doğrusu bende şaştım bu işe, haa unutuyordum birde bizden  türeme olup; yirminci yüzyılın kapandığını, emperyalizmin nitel kabuk değiştirdiğini söyleyenlerimizde var. 
 
Bunlarda kendilerini çok bilmiş yirmi birinci yüzyılın yeni keşifleri , yeni 'izm'leri görme havasındalar. Bazılarıysa uzayda yaşayıp, ülkemizde nokta vuruşuyla halk savaşı yürütüyorlar. Ama İbo yu savunuyorlar. 
 
Vallahi bende şaşırdım bu işe, bakıyorum yanım , ötem , berim, arkam , önüm hepsi İbocu  ama özde hepsi  İbo’nun ideolojik, siyasi, politik, askeri, örgütsel çizgisine karşı, hepsi İbodan ayrı çizgide, karşı tezler savunuyorlar ama yine de benden daha çok İbrahim Kaypakkaya cı ve İbocu. 
 
Gerçektense bu işte bir yanlış, bir sakatlık, bir manipülasyon   var.
 
Önce dürüst olacağız ki, devrimci olabilelim
 
Hem reformist olacaksın hemde İbo’nun asgari, azami programını savunacaksın.
 
Hem dağda gerillanın varlığına karşı çıkacaksın hem İbo’yu savunacaksın … Olmuyor olmuyor. 
 
Gelin olduğumuz gibi halka görüşlerimizi sunalım, istismarcılık , inkarcılık üzerinden siyaset yapmayalım. İbo nun partisi ve çizgisi mevlana tekkesi değil. 
 
Bu anlamıyla İbo’nun çizdiği azami ve asgari program yirmi birinci yüzyıla ışık tutuyor. İbo nun programı doğru kavranır ve günümüz öz gülüne doğru uyarlanırsa zafere varmanın önündeki bütün engellerin yıkılacağını düşünüyorum. 
 
Ve diyorum ki, Çoğunuz İbrahim’i bir devrimci olarak anabilirsiniz, bu en doğal hakkınız . 
 
Buna bir sözüm yoktur.
 
Ancak Kaypakkaya yoldaşı analı,  fakatlı, yamalı bohça, içi boşaltılmış şekilde kendinize önder göremezsiniz. 
 
Bu devrimci dürüstlük olmaz. 
 
Bilin ki İbo’nun mezarda kemiklerini sızlatıyorsunuz.
 
Hadi size bir kıyak olsun “TAMAM” da gerçekten de siz kimi nasıl , hangi ideolojik çizgisiyle savunuyorsunuz hala anlamış değilim dersem yalan olmaz. 
 
Kaypakkaya çizgisine inanmıyor ve buradan bir şey çıkmaz diyorsanız o zaman gereksiz tartışmalar yapmaya lüzum  yoktur. Kendinize yeni bir yol, yeni bir oluşum kurun, önderlik edin devrimi yapmaya adım atın .
 
Doğru olan bence bu.
 
Eleştiriyi doğruyu kavramak, kavratmak, öğrenmek için, ileride doğru fikirlerin ortaya çıkmasını sağlamak ve devrime rehberlik yapması için doğru metodu kullanmalıyız. Eleştiri özeleştiri silahını yanlışı , eskiyi yıkmak, yeniyi inşa etmenin tıkanan yollarını açmak için kullanmalıyız.
 
Halkımızı, devrimcileri ve yoldaşlarımızı ikna silahı olarak görmeliyiz.
 
Daha özcesi; eleştiri-ikna- eleştiri silahını doğru yöntemle ele alırsak eğer , çözümsüz gözüken sorunlarımızı çözebilir. 
 
Demokratik Halk iktidarı, sosyalizm ve komünizm mücadelemizde başarılara imza atabiliriz.
 
18-Mayıs -2018-ajanslar 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.