Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Emniyet 'beyaz bayrakla çıkın, size kimse ateş etmeyecek' diyor. Çocuk, tam bayrağı alıp merdivenlerden kapısının önüne indiği anda keskin nişancılar tarafından vuruluyor...

 

Foto muhabiri ve kameraman Refik Tekin'in sokağa çıkma yasakları döneminde çektiği fotoğraflar Tokyo'da izlenime açıldı. Tekin'le sergiyi ve çatışmalı dönemi konuştuk.

Ayşegül KARAKÜLHANCI

(bazı, fotografları biz eklemek zorunda kaldık, çünkü, Orijinal fotoları 'söyleşiden' alamadık ama söyleşinin linkinide verdik, okurlar yerinden izlesin, diye... d.d.com)

ARTI GERÇEK- Foto muhabiri ve kameraman Refik Tekin sokağa çıkma yasakları döneminde çatışmalı ilçelerde bulunmuş, yaşanan yıkımı ve sivil ölümlerini görüntülerken yaralanmıştı. Tekin'in o dönemde çektiği fotoğraflar "20 Haziran Dünya Mülteciler Günü" nedeniyle Tokyo'da sergilenmeye başladı.

Sergide Tekin'in, 'Le Monde' ve 'The Guardian' gibi gazetelerde yayınlanan fotoğraflarının yanı sıra, arşivindeki kareler de yer alıyor. Aynı fotoğraflarla Ekim ayında Fransa'da da bir sergi açmaya hazırlanan Tekin'le hem sergiyi hem de çatışmalı dönemde tanıklık ettiklerini konuştuk.

- Sokağa çıkma yasakları ve çatışmaların yaşandığı dönemde çektiğiniz fotoğraflar Tokyo'da sergileniyor. Sergi teklifi nasıl geldi ve neden Japonya'da  böyle bu sergi açıldı?

*Fotoğrafları çekerken bir sergi planım veya öyle bir hazırlığım yoktu. Bu sergi bir gazeteci olarak abluka altındaki kentlerde tanıklık ettiğim olay ve olgular üzerinden gelişti. O çatışmalar, sivil ölümleri ve yüzyüze kalınan fiili durum hiç kimsenin beklemediği şeylerdi. Bu fotoğraflar da gazetecilik tanıklığım esnasında çektiğim bir seriden oluşuyor.

Sergiyi 'Days' adlı bir Japon fotoğraf dergisi hazırladı. Dünyadaki göçmenlerle ilgili bir çalışma yürütmek istediklerini söylediler. Japonya’nın 2020 yılında yapılacak Tokyo Olimpiyatları’ öncesi 'güvenlik önlemi' adı altında mülteci başvurusu yapanları toplama merkezinde tuttuğu, uzun vadede gözaltına aldığı ve geri dönmeye zorladığı belirtiliyor.

Hatta bunun sonucunda toplama merkezlerinde intihar veya intihar girişimi vakalarının çoğaldığı ifade ediliyor. Japonya'nın Türk hükümeti ile dostluk ilişkisi çerçevesinde Kürtlerin mülteci başvurusunu reddettiği de biliniyor. Şu ana kadar mülteci olarak kabul gören hiç bir Kürt yok.

Bu konulara dikkat çekmek için böyle bir sergi hazırlamak istemişler. Bu fotoğraflar Kürtlerin, yani sivillerin uğradığı şiddete tanıklık eden fotoğraflar. Orada bu sergiyle konuya dikkat çekmek ve farkındalık yaratmayı amaçlıyorlar.

- Karma bir sergi mi bu?

*Benim dışımda bir fotoğrafçı daha var. Benim bölümüm Türkiye'deki Kürtlerin karşılaştıkları şiddet, çatışmalı ortam ve olaylardan oluşuyor.

- Fotoğrafları nerelerde çektiniz?

*Diyarbakır'ın Silvan ve Sur ilçesi, Mardin'in Nusaybin, Dargeçit, Derik ilçeleri, Şırnak'ın Cizre ilçesi ve Beytüşşebap ilçesinde çektim. Birçok ilçe ve mahallelerde sokağa çıkma yasakları ilan edilmişti. Güvenlik güçlerince abluka altına alınmıştı yerleşim yerleri, kentler.

- Size nasıl ulaştılar?

*Benim çektiğim fotoğrafların bazılarını Le Monde ve The Guardian gibi gazetelerde görmüşler. Bana o şekilde ulaştılar. 'Kürtlerin yaşadığı yıkımdan, karşılaştıkları sorunlardan Japonya'nın da haberi olsun istiyoruz' dediler. Ben de bu fikri doğru buldum ve kabul ettim. Yasaklar süresince çektiğim fotoğraflar arşivimde duruyor. 6 -7 tanesi uluslararası basında yer aldı, o kadar.

Hiçbirini kullanmadım, sergilemedim. Bu sergiye fotoğraflarımı gönderme nedenim de Kürtlerin yaşadıkları hukuksuzlukları dünyaya anlatma isteğiydi. Bu insanların çoğu '90’lı yıllarda köyleri yakılıp yıkıldığı için ilçelere, kentlere gelip yerleşmişti. Aynı yıkımı tekrar yaşadılar. Savaşa rağmen bu kez evlerini, mahallelerini terk etmediler. Bunun uluslararası arenada görünür hale getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

- Fotoğraflarınız arşiv niteliğinde. Fotoğraflarınızı hangi duyguyla çektiniz?

*Belki politik bir mesajı vardır. Çünkü o ablukalarda terörize edilen bir halk var. Öldürülen, evlerini terk etmeleri için göçe zorlanan bir halk. Bu yaşananlara çok politik de bakılabilir. Ama asıl amaç, o insanların yaşadıklarını belgelemek ve oradan da Dünya ve Türkiye kamuoyuna taşımaktı.

- Siz o sırada şimdi KHK ile kapatılmış olan İMC TV’nin kameramanı olarak çalışıyordunuz. Tanıklık ettiğiniz ve kameranızla arşivlediğiniz o anları biraz tasvir eder misiniz?

*Sadece ben değil, ablukalar sırasında Kürt basınından birçok genç gazeteci de benim gibi tanıklık ettiler. Orada yaşananları canları pahasına kamuoyuna yansıtmak için çalıştılar. Bu esnada hayatını kaybeden meslektaşlarımız, arkadaşlarımız da oldu.

Cizre’de vurularak hayatını kaybeden 'Azadiya Welat Gazetesi' yazı işleri müdürü Ruhat Aktaş’ı burada saygıyla anmak isterim. Birçok olayın birebir tanığı olduk. Ani bir telefon, insanların yardım haykırışı, hiçbir çatışmanın yaşanmadığı mahallelerin bombalanması, kurşunlanması, insanların kendi evlerinin önüne dahi çıkamaması, çocukların bir karanlık odada günlerce aç-susuz ve gıdasız kalması...tüm bunlara tanıklık ediyorduk. 

Bunları yansıtmaya çalıştık oradan. Ne kadar yapabildik, ne kadar başarabildik bilemiyorum ama üzerimize düşeni yapmaya çalıştık. Sade

ce biz de değil, belediye çalışanları, itfaiyeciler ellerinden geldiğince işlerini yapmaya çalıştı. Belediye meclis üyeleri bidonlarla halka su dağıtmaya çalıştı. Herkes kendi üzerine düşeni yapmak için çabaladı. Ama bir taraftan da devlet çok farklı bir şey yapıyordu:

Örneğin Bişen Garan, 12 yaşındaydı. Evleri bombalanıyordu. Kentlerin etrafı tanklarla çevriliydi. Bişen Garan polisi arıyor ve evinin adresini veriyor. Evlerinin bombalandığını söylüyor. Emniyet 'beyaz bayrakla çıkın, size kimse ateş etmeyecek' diyor.

Çocuk tam bayrağı alıp merdivenlerden kapısının önüne indiği anda keskin nişancılar tarafından vuruluyor.

24 saat boyunca cenazesi kapının önünde kaldı. Anne ve babası saatlerce çocuklarının cenazesini izlemek zorunda kaldı. Ya da Taybet ana, Miray bebek...

*Orada bunlar yaşanırken Türkiye basını bu insanları 'terörist' diye yansıtıyordu. Onlar sadece evlerini terk etmeyen insanlardı. İnsanlar sokakta karşıdan karşıya geçemiyorlardı. Tüm sokakların başına keskin nişancılar yerleştirilmişti. Bu nedenle Japonya’da bu serginin açılmasını çok önemsiyorum. Onların da bunları görmesini istiyorum. Aynı zamanda ekim ayında aynı seriden oluşan bir sergiyi de Fransa’da açacağım.

- Toplam kaç fotoğraf var sergide?

*Sanırım gönderdiklerimden 20 kadarı sergileniyor.

- Gördüğüm kadarıyla fotoğraflarda sadece portreler veya yıkılmış evler yok. Ayrıca direniş fotoğrafları da var.

*Direnen bir halkla, devletin uyguladığı orantısız şiddet nedeniyle mağdur olan bir halkın portresi de var. 

- Bunlara tanıklık ederken kendinizi oranın dışında tutabildiniz mi? Yoksa gazeteci de olsa ister istemez taraf mı oluyor insan?

*İstesen de istemesen de taraf olmak zorunda bırakılıyorsun. Çünkü diğer tarafın fotoğraflarını çekemiyorsunuz. Onlara yaklaşamıyor, yanaşamıyorsunuz. Onların kendi basınına servis ettiği fotoğraflar veya girilmesine izin verdikleri kenar mahalleler vardı. Herkes bir tarafta kalarak iş yaptığı için tarafsızlık da olmuyor. Ama bizler sivil ve insan odaklı yaklaştığımız için bir şekilde tarafsızlık oluyor bence.

- Fotoğraflarda insanların evlerinden parçalanmış özel objeler de görüyoruz. Bir saat ya da bir aile fotoğrafı... Yıkıntılar, molozlar arasında. Bazen bir nesne bir portreden daha çok şey anlatabiliyor.

*Evet, mesela o saat bombalanmış bir evden. Ben evin içinden çektim. O evin de kime ait olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim. İnsanların anıları da bombalanıyordu. Devlet evleri bombalayarak oradan çıkmaya zorluyordu. Çatışmaların olmadığı mahallelerdeki evler bile bombalanıyordu. 

- Bu olaylar nasıl başladı?

*Polis neredeyse her gün gelip birini alıp götürüyordu. İnsanlarda bir yerden sonra polisin gelip insanları götürmesine izin vermek istemedi. Gençler karşı koymaya başladı ve çatışmalar böylece başlamış oldu.

- Şimdi bu fotoğraflarla çalışmak, onlara bakmak sizi duygusal olarak zorluyor mu?

*Evet, bir yanıyla çok zor! Her karesi o atmosfere geri dönmeme neden oluyor. Ama bir taraftan da bir sorumluluk var. Herkese bu yaşanılanların ne olduğunu göstermek, anlatmak gerekiyor. Uluslararası düzeyde herkesin görmesini sağlamak bence çok önemli, bunu önemsiyorum. (foto,Nusaybin)

- Bir taraftan kayıt altına alıyordunuz, bir taraftan da kendinizi korumak zorundaydınız. Korkmadınız mı?

*Gazeteciliğin vicdani sorumluluğu var. Onu düşünüyorsunuz sadece. Gazeteci olarak görevimi yaptım. Buradayım, bunu belgeliyorum, kamuoyuna yansıtıyorum. Bu benim sorumluluğum diyorsunuz. Bunları göze almam lazım diyorsunuz.

- Bunları düşünecek zamanınız oldu mu o sırada?

*Kesinlikle oldu. Yoksa riskli olan birçok yere hiç gitmezdik. Her tarafta da o risk vardı. O zaman hiçbir şey yapmamam gerekirdi. Çünkü insanların içerde yaşadıklarını kimse yansıtmıyordu. Kimse haber yapmıyordu. Biz oradayız ve bu sefer sorumluluğumuz daha da artıyordu. Bir de çatışmalı ortamlarda insan maalesef her şeye alışıyor.

Silah sesine, o anki risklere de alışıyorsun. Korku her zaman var ama artık içselleştiğinde farklı kaygılar taşıyorsunuz. Mesela şurada Miray bebek vuruldu, gidip onu çekmem lazım diyorsunuz. Cenaze ben gittiğimde kaldırılmıştı ama geri kalan tüm izler duruyordu.

Bunlar bir taraftan da belge niteliğinde. Devletin aktardığı taraflı bilgilere karşı sizin elinizde kamuoyu için farklı belgeler oluyor. Bu sorumlulukla hareket ediyor insan.

Devlet her yeri abluka altına almıştı ama çıkmak, oradan göç etmek isteyenlere de yolu açıyordu. Ama bu insanlar kaldılar, evlerini terk etmediler, direndiler. Benim de bu güçlü ve direngen halkın yaşadıklarını belgelemem ve aktarmam şarttı.

REFİK TEKİN KİMDİR?

Son olarak KHK'lerle kapatılan İMC TV'de kameraman olarak çalışan Tekin, 2006-2012 yılları arasında Kurdish Raport Gazetesi, MetroGraphy ajansı ve Warvin Magazine'de foto muhabirliği yaptı. Aynı yıllarda Ezidi inancı üzerine foto belgesel çalışması yapan Tekin, 2012’de ise Irak ve İran sınırında ‘Mayın Mağduru’ belgeselini hazırladı. Tekin, Ezidi göçü, Rojava, Tel-Abiat, Kobane'nin yanı sıra Sur’da kentsel dönüşüm kapsamına alınan Alipaşa ve Lale Bey mahallerindeki yaşamı da görüntüledi. 

Tekin, İMC TV'nin Diyarbakır bürosunda çalışırken “Canlı yayında IŞİD’in sınır ihlali” görüntüleriyle 2015 Metin Göktepe Gazetecilik Ödülü’nü aldı. Tekin, Cizre'ye uygulanan ablukanın 38. gününde haber takibinde yaralandı. Yaralı halde etrafında olup bitenleri kamerasıyla çekmeye devam etti.

'Siviller ateş altında' adlı görüntüleriyle 2016 Metin Göktepe Gazetecilik, 2016 Halkevleri Özgür Basın Ödülü, 2016 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Basın Özgürlüğü Ödülü ve 2016 İnsan Hakları Derneği (İHD) Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Nar Photos ajansıyla çalışan Tekin, 6 kişisel fotoğraf sergisi açtı. 25 karma fotoğraf sergisine ve üç fotoğraf festivaline ise fotoğraflarıyla katkıda bulundu.

20 Haziran 2018-artigercek.com

https://www.artigercek.com/yikilan-kurt-kentlerinin-hikayesi-tokyo-da

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.