Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Karmakarışık ’Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve bilhassa İsrail’deki mevcut dış siyasetini tanımlamak için uygun bir tabir olabilir.

Bu karışıklığın kaynağı -Suriye’de ve öncesinde Libya’daki dehşete düşüren şiddet bir yana- Türkiye’nin kendi hatalarıdır.

 

Türk Devleti’nin İsrail’e ilişkin tutarsızlığı önceleri başka politik çevrelerde tereddüt yarattı. Türkiye’nin başlıca dış siyaset önceliğinin Arap ve Müslüman ülkelere diplomatik olarak uzanmasını içerdiği bir zaman vardı.

Daha sonra, Ankara’nın siyasi merkezini yeniden konumlandırmasıyla birlikte kültürel değişimin yanında belki de ekonomik gerekliliği yansıtan bir yaklaşım değişiminden bahsettik.

serbestkursuAdalet ve Kalkınma Partisi (AKP) siyasetçileri tarafından Doğu-Batı müzakerelerinin ustaca çözüldüğü görüldü.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin tarihsel siyasi yönelimi için çatışmacı olmayan büyülü bir yaklaşım ortaya çıkardı. “Sıfır Sorun Politikası” Türkiye’nin iki dünya arasında bir köprü vazifesiyle damga vurmasına yol açtı.

Ülkenin ekonomik büyümesi ve jeopolitik konumundan dolayı çeşitli stratejik getirileri, Washington ve Avrupalı müttefikleri tarafından, Erdoğan’ın İsrail’e eşsiz meydan okumasını da içeren cüretkar siyasi hareketlerine karşılık olan kınanmasından alacağı paydan kaçmasına olanak tanıdı.

Aslında Türkiye’nin, Arap ve İslam ülkelerindeki artan etkisiyle İsrail’in Filistin ve .Lübnan ve tehditleri Suriye ve İran üzerindeki şiddet davranışına meydan okuması arasında bir bağ vardı.

Türkiye’nin siyasi köklerine geri dönmesi muhakkaktı, henüz ilginç bir şekilde, çok sert bir Amerikan cevabıyla karşılaşmamıştı. Washington Ankara’yı basit bir şekilde ayrı tutamadı ve ikincisi bu bilgiyle birlikte kendi gücünü ve etkisini kurnazca geliştirdi.

Acayip Türk karşıtı ifadeler bile gerçek dış politikalardan çok İsrailli yetkililerin tutarsız söylentileri gibi geldi.

Siyasi küstahlık ve ABD destekli askeri güç İsrail’in bölgede sağladığı nüfuzla birlikte iki önemli unsurdur.

İlki, İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Danny Ayalon’un Türkiye’nin Büyükelçisi Ahmet Oğuz Çelikkol’u Ocak 2010’da daha alçak koltuğa oturtarak çocukça yaptığı aleni hakaret, sonrasında İsrailli gazetecilere bu hakareti yazdırması. İkincisi, Mayıs 2010’da İsrailli komandoların Gazze’ye insani yardım taşıyan Türk gemisi Mavi Marmara’ya saldırması ve dokuz Türk vatandaşını soğuk kanlılıkla öldürmesi oldu.

‘Aptallık’ İsrailli köşe yazarı Uri Avnery’nin İsrail’in bir zamanlar en önemli müttefiki olan Türkiye’ye karşı tutumu için kullandığı tanımdır.

İsrail Türklere stratejik ve politik manevralarının burada işe yaramadığını ve İsrail’in Erdoğan’ın iddialı siyasetine karşın hakimiyetini sürdüreceğini içeren sert mesajlar göndermek istedi.

Gerçek ‘aptallık’ İsrail’in, bu tür davranışların sadece Türkiye’nin siyasi dönüşümünü hızlandıracağını hesaba katarak yanılmasıydı. ABD’nin Ortadoğu’nun kaderi üzerindeki karşı konulamaz kontrolünü kaybetmesi gerçeği aynı zamanda Türkiye’nin geniş kapsamlı bağlantıları ve uzun süreli siyasi vizyonu olan bir ülke olarak ani yükselişine katkıda bulunmuştu.

Erdoğan çabucak ön plana çıktı. İsrail’in provokasyonlarına ve esasında bir savaş ilanına yanıtları güçlü sözcükler ve ölçülü hareketler şeklinde geldi.

İsrail’e sınırı aşması üzerine temiz bir özür dileme şeklinde herhangi bir uzlaşmayı, kurbanlara ve ölülerin ailelerine tazminat ödemeyi ve Gazze’deki kuşatmayı sona erdirmeyi şart koştu. Son durum Türkiye’nin yeni siyasi önceliklerini daha çok vurgulamıştır.

Türkiye’nin bölgesel üstünlüğü tanındıkça, İsrail’in özür dileyip dilememesi az miktarda önem arz etmiştir. İsrail’in başbakanı Benjamin Netanyahu müttefikleri Washington’da bile gözden düşmekteydi.

İsrail lobisinin hükmü altındaki Washington’ın aksine Ankara bağımsız dış siyasete sahip bir ülkeydi.

AKP Haziran 2011 Türkiye seçimlerinden zaferle çıktığında Arap Baharı henüz ilk aşamalarındaydı. Sonrasında, Arap diktatörleri ve onların Batılı velinimetleri tarafından güzelliği bozulan ülkelerdeki toplumsal hareketlerin yükselişine daha fazla ümit beslendi.

İktidar partisi Ortadoğu’nun şu anki Türkiye’nin rol aldığına aldırmamakla kalmıyor, NATO’nun önemli bir üyesi olan Türkiye’nin 1973 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararını kasten yanlış yorumlayarak 19 Mart’ta Libya’ya korkunç bir savaş açtığı gerçeğini de atlamış oluyor.

Evet, Türkiye savaş seçeneğine başta direnmişti, fakat affetmekte ve unutmakta çabuktu ve er yada geç savaşı tanıdı ve siyasi neticelerine arka çıktı. Savaş yüzünden, Libya şimdi daimi bir kızılca kıyamet durumunda.

Erdoğan’ın Haziran 2011’deki zafer konuşması gerçekliğin, gelecek beklentilerinin ve Türkiye’nin bütün bunlardaki rolünün yeni bir resmini çizmeye kalkıştı.

Erdoğan “Bağdat, Şam, Beyrut, Amman, Kahire, Tunus, Saraybosna, Üsküp, Bakü, Lefkoşe ve tüm diğer dostları ve Türkiye’den çıkan haberleri büyük heyecanla takip eden dost insanları sevgiyle selamlıyorum” dedi. “Bugün, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar da Türkiye kadar kazanmıştır.”

Fakat bu ‘galibiyet’ kısa ömürlüydü. Değişim coşkusu bir çok ölü nokta yaratmıştır, bunlardan bir tanesi olan mezhep ve etnik çatışmalar -Suriye’de olduğu gibi- bir gecede çözülememiştir.

Bu yabancı ordu müdahalesi, doğrudan veya vekaleten, sadece uzun süreli çatışmayı destekleyebilir. Aslında, Suriye’de Türkiye’nin vizyonu tamamıyla berbat olmuştur. Birçoğunun gaddar rejim ve kendine hizmet edenler arasındaki Suriye savaşından çıkacak neticeden ağzının sulandığı açıktı.

Birdenbire gelişen, Türkiye’nin bölgesel ve küresel adalet ve ahlaklılık istekleri, sınır bölgesinde çıkabilecek bir kargaşa korkusu, Türkiye sınırındaki Suriyeli mültecilerin sayısının trajik bir şekilde artışı ve kuzey Suriye’deki güçlü bir Kürt varlığı korkusundan sebeple daima geçici olarak kalmıştır.

Becerikli Türk politikacıları bile içinde bulundukları karışıklığı saklayamamışlardır. İsrail’in Gazze’ye geçen kasımda yüzlerce Filistinliyi öldüren ve yaralayan bomba yağmuruna yanıt olarak Erdoğan İsrail’i ‘terörist devlet’ olarak tanımladı. “Kendi ülkelerindeki Müslümanlara yönelik ayrıma gözlerini kapatanlar, aynı zamanda Gazze’deki çocukların vahşi katliamına da gözlerini yumuyorlar. … Bu yüzden, İsrail’in terörist bir devlet olduğunu söylüyorum.”

Fakat bütün bunlara rağmen, İsrail’in Mavi Marmara saldırısı üzerine dilediği özür metnine yönelik tartışmalar devam ediyordu. Bu özür, sonunda, Mart ayında İsrail’e tam destek mesajı ile gelen ABD devlet başkanı Barack Obama’ya haksız bir hediye olarak ulaşmıştı.

“Olaya ilişkin birçok operasyonel hataya işaret eden İsrail’in araştırmaları ışığında, Başbakan can kaybı veya yaralanmaya yol açmış olan herhangi bir hata için İsrail’in özürlerini ifade etti ve tazminat ödemeyi kabul etti.” Netanyahu’nun özrü bu şekilde okundu.

Gazze’ye ilişkin bir vaat verilmedi. Erdoğan’ın makamı yanıtladı: “ Erdoğan Benjamin Netanyahu’ya Türk ve Musevi ulusları arasındaki yüzyıllar süren güçlü dostluk ve işbirliğine değer kazandırdığını söyledi.”

Netanyahu’ya göre, ‘operasyonel hatalar” a ilişkin özür Suriye meselesi üzerine her iki ülkenin orduları arasında bilgi paylaşımı ihtiyacı için yapılacak herşeydi. Türkiye’nin eski dış siyasetini dengeye getirmek için, Erdoğan söylenenlere göre nisan ayında Gazze’yi ziyaret etmeyi planlıyor.

“Daha etkin bir rol üstleneceğiz. Şimdi olduğumuz gibi çevremizde hak, adalet, hukuk kuralları, özgürlük ve demokrasiyi arayacağız.” Erdoğan’ın partisinin geçen seneki seçim zaferinden sonraki yankılanan sözcükleriydi.

Ankara dengeli bir konumda kalmayı deneyecek gibi duruyor, fakat Erdoğan’ın kendisinin de bildiği gibi, ahlak ve adalet meselelerinde ortada duruşlar kolay kolay savunulamaz.

Ramzy Baroud PalestineChronicle.com editörü. The Second Palestinian Intifada: A Chronicle of a People’s Struggle ve “My Father Was a Freedom Fighter: Gaza’s Untold Story” yazarı (Pluto Yayınları, Londra).

4 Nisan 2013

İngilizceden Çeviren: Berke Sayın.

Kaynak, Özgür Üniversite

Yorumlar   

 
+2 #1 Derman 23-05-2013 21:10
Okunması gereken bir makale...
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Online

215 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.