Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Bir milleti tarihsel köklerinden kopartarak, geçmişi üzerinde değişiklik yapmak marifetiyle geleceğini kontrol altına alınması durumunda en zorlu milletlerde bile yıkım yapabilir.


Irak, Suriye ve Libya’da son zamanlarda meydana gelen gelişmelerin kamuoyu gözünden dikkatlice gizlenen ortak bir yanı var: Müzelerin yağmalanması ve günümüze kadar gelen eski kültürlerin zengin mirası temel katmanlarının Amerikan “kurtarıcılar” eliyle tahrip edilmesi.

Amerikalıların Bağdat müzelerini yağmalamasından sonra, alınan ganimetin büyük bir kısmı Batıda  antika karaborsasında satışa sunulmuştu. Bu durum aynı zamanda, Amerikalıların (Yankees) Şam’a karşı da bir kampanya düzenlenmesini sağlayan güdülerden birisi oldu. Yasadışı olarak antik eşya ticaretinin yapılması, uyuşturucu madde ticaretinden daha az karlı değil.

Ancak, olup biten her şey (dünyanın) kültürel hazine varlıklarının sadece yağmalanmasından ibaret değil. Daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız: Geçmişten günümüze kadar gelen paha biçilmez el sanatları eserlerinden seçim yapılarak yıkım yapılması yoluyla insanlık geleceği üzerinde kontrol sağlama tehlikesi.

Unutmayalım ki Suriye’nin başkenti Şam şehri yalnızca dünyanın en eski şehirlerden biri değil (bazı arkeologlar Şam şehrinin 6000 – 8000 yıllık olduğunu düşünüyorlar), aynı zamanda İslam, Yahudi ve Protestan inancının öbür dünya bilgisi (escatology) açısından da büyük öneme haiz bir şehirdir.
 
“Geçmişi kontrol eden güç, aynı zamanda, geleceği de kontrol eder. Dünyanın bugünkü durumuna hükmeden, insanlığın geçmişini de kontrol eder”. Güç dengesine açıklama getiren bu kuralı, psikolojik savaş konularından uzman, günümüz dünyasında herkesin bildiği, İngiliz gazeteci ve yazar George Orwell dile getirmiştir.

Bir milleti tarihsel köklerinden kopartarak, geçmişi üzerinde değişiklik yapmak marifetiyle geleceğini kontrol altına alınması durumunda en zorlu milletlerde bile yıkım yapabilir.
 
Hafızasını kaybeden bir kişiyi düşünün. Bu insan başka bir kişiye gider ve geçmişinden kim olduğunu sorar. Sorduğu kişi cevap olarak; soran kişinin daha önce hafızasını kaybettiğini kendisine söyler. Soran kişi aslında cevap veren kişinin efendisi, sahip olduğu her şeyin ilk sahibidir. Veya sorulan soruya cevap veren kişi, soru soranın, hafızasını kaybeden kişinin, yani ondan kalan malın ilk sahibinin daha önce kendisinin kölesi olduğunu da söyleyebilir.

Bir insan bir kere hafızasını kaybetmeye görsün, bu aşamadan itibaren kim olduğunu artık hatırlayamaz. Bundan itibaren hafıza kaybına uğrayan söz konusu kişi, kendisine anlatılmak üzere uygulamaya konulan hikâyeye göre geri kalan hayatını idame eder.

Aynı şey bütün bir millet üzerine de uygulanabilir: Bir milletin geçmişiyle ilgili bilgi depoları/kayıtları (müzeleri, kütüphaneleri) yok ederek toplumsal hafızasından mahrum bırakma veya başka birine fayda sağlayacak şekilde söz konusu millete ait bilgi kayıtları üzerinde tahrifat yapıp içeriğini değiştirme şeklinde.
 
Günümüz dünyasında küresel ölçekte benzer bir duruma girişilmekte. Bütün insanlık tarihinin yeniden yazılması için her türlü hazırlık yapılmış. Amerikan’ın Irak’ı işgal etmesinden sonra bu sürece başlandı. Uzmanlar Irak müzelerinin yağmalanması (Bağdat ve Musul) bu yüzyılın en büyük felaket olayı olarak değerlendiriyorlar.

Yağmalanan müzelerde tarih öncesi zamandan gelen koleksiyonlar vardı: Sümer, Asur, Babil ve İslami dönemlere ait paha biçilmez antik eşya koleksiyonları. Amerikan işgalinden sonra, Irak müzeleri ve kütüphanelerinden yaklaşık olarak 200.000 parça sanat eseri ve kültürel eser çalındı.

Bu eserlerin çoğu, aralarında insanlık medeniyeti beşiklerinden birisi olan Mezopotamya devletlerine, Asur, Babil, Sümer, Ur uygarlıklarına ait şaheserler olup, dünya çapında öneme haiz eserlerdir.
 
Yeni Dünya Düzeninin Babil Kulesinin ideolojik temellerinin oluşturulmasının iki yanı vardır: Arkeolojik yanı ve müzecilik yanı.
 
Arkeolojik yanı; bombalar ve zırhlı araçlar kullanılarak kazı alanlarının kasıtlı olarak tahrip edilmesiyle ilintilidir. Birkaç kez Irakta bulunmuş olan, State Hermitage’de araştırmalar yapan Natalya  Kozlova konuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Daha deşifre edilmeyen binlerce tablet yere serilmişti. Bu tabletler artık yok.

Müze mekânına atılan bombaların infilak etmesinden sonra hiçbir tablet kalmadı. Saddam Hüseyin döneminde Irak’ın sanatsal/kültürel abidelerinin korunduğu kabul edilmelidir.

Çünkü kendi yönetim faaliyetinde eskiden bu coğrafyada hüküm süren krallıkların ihtişamıyla dorudan bağ kuruyordu. Saddam, ülkesinde bulunan abidelerle yalnızca gurur duymuyordu, aynı zamanda, bu eserler üzerinde vurgun yapmaya çalışanlara ciddi cezalar veriyordu, kazı çalışmalarına, araştırmalara ve kültürel mirasın korunmasına önemli miktarlarda bütçe tahsis ediyordu.

Kendi topraklarının bir parçası üzerinde kontrolü kaybettiği zaman, yani 1991 savaşından sonra, ülkesinde bulunan eserlerin durumu daha da kötüleşti.
 
Bağdat’tan 88 kilometre mesafede bulunan kazı alanlarında ve tarihi Babil harabelerinde meydana gelen hasarları kayıt altına alan Londra, British Museum de çalışan bir uzman, John Curtis’in hazırladığı bir raporda hasarların onarılamaz olduğu belirtilmekte. Hasarların suçlusu ABD ve Polonya’dan gelen askeri personeldir. Currtis çoğu zaman hasarın kasıtlı olarak verildiğini ifade etmiştir.

Amerikalı askerler herhangi bir neden olmaksızın eski döneme ait tarihi kaldırımlarda tankları yürütmüşlerdir. Meclis Arkeoloji Komitesi Başkanı Lord Redesdale’nın trajedinin boyutu konusundaki değerlendirmesi şöyledir: “Babil dönemine ait arkeolojik şehrin bu tahribata karşı direnebildiğini umuyorum. Ancak, böylesi bir tahribatın boyutunu bilek mümkün değil. Askerlerin bu davranışı tüyler ürperticiydi.”
 
Irak’a gönderilen 1.Deniz Piyade Kuvveti eski Komutanı Albay John Coleman ABD’nin, Amerikan Birliklerin neden olduğu Babil’deki hasardan dolayı Iraklılardan özür dileme hazırlığı yaptığını belirti.  Amerika’nın Irak işgalinden sonra Babil’deki Askeri Üs Kalesi doğrudan eski tapınaklardan kalan kalıntılar, Babil harabeleri üzerinde inşa edildi.

Helikopter pisti ve yakıt ikmal istasyonları da yine bu harabeler üzerinde kuruldu. Amerikalı askerler arkeolojik kazı alanlarında siper kazdılar, 2600 yıllık tarihi kaldırımlar yürütülen tank paletleri altında hasar gürdü.
 
Benzer bir durum, Sahra’nın arkeolojik zenginliğinin önemli bir kısmının bulunduğu Libya’da da meydana geldi. Fransız arkeolog Henri Lhote konuyla ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Orta Sahra bölgesi neolitik dönemde tarih öncesi insan topluluğunun bulunduğu en kalabalık merkezlerden birisidir”
 
Yeni Dünya Düzeninin Babil Kulesinin müzecilik yanı ise Libya’da bulunan, Germa (Garama) arkeolojik sit alanlarına ait, Garament’lerden kalan (berberiler) eski yapılarının yer aldığı açık hava müzesi olarak, dünya üzerindeki en eski uygarlıklara ait sanat eserleri deposunun yağmalanmasıyla ilgilidir.
 
Libya’nın tarihi eser varlıkları daha okumayı bile bilmeyen sözüm ona isyancılar tarafından yağmalandı. Aslında bu ülkenin tarihi el sanatları eserleri, Zbigniev Brzezinski’nin The Tecnetronic  Era adlı kitabında birkaç onyıl önce açıkça belirtildiği kanıtların adeta birer malzemesi olarak, küreselleşme rahiplerinin ihtiyacını karşılamak amacıyla, daha sonraki bir zamanda yeni bir formda derlenmiş bir şekilde sunulmak üzere çalınmıştır.

Brzezinski’nin bir toplumdaki büyük boyutlara ulaşan  “amaçsız kitlenin”  ve iktidar sahibinin sürekli güncelleştirilen gündem konuları marifetiyle bu kitle üzerinde kontrol sağlama ihtiyacı konusunda yazdığı zaman Snowden ve Manning henüz doğmamışlardı:
 
“Çok kolay bir şekilde diktatörlüğe dönüşebilecek technetronic çağa doğru seferber ediliyoruz. İktidar tarafından güncelleştirilmesi yapılan toplumsal konular gerektiğinde geri alınabilecek. İktidar olma gücü istihbaratı kontrol edenin elinde bulunmaya meyledecek. Mevcut toplumsal kurumlarımızın yerine kriz öncesi yönetim kurumları alacak.

Bu kurumlarının işlevi büyük ihtimalle sosyal krizlere çözüm yolu bulmak ve krizlerin üstesinden gelmek amacıyla program geliştirme şeklinde önceden belirlenecek. Bütün bu gelişmeler gelecekte birkaç onyılda, bilindiği şekliyle siyasal faaliyet yöntemlerine daha az alan bırakan diktatörlük, technetronic döneme doğru meyletmemizi teşvik edecek.

Kısacası, yüzyılın sonuna kadar olan zaman zarfında, biyokimyasal yöntemle insan zihninin kontrolü ve insanoğluna genetik müdahale edip yönlendirilmesi yapılacak, insan gibi işlev gören ve insanoğlu gibi düşünen varlıkların işleyişe sokulması da dâhil, bugün için zor görülen bazı sorunların üstesinden gelmenin yolu açılabilecek”
 
“Technetronic çağın” tacı, “eğitim almış” bir kastın eliyle yönetilen, toplumun geriye kalan kısmının ayrıcalıklı bir merkezi grup içerisindeki tek bir “üstün varlığa” itaat eden, dünya çapında hüküm süren bir İmparatorluk şeklinde tecelli eden yeni dünya düzeninin zaferi olacak.
 
Tam da bundan dolayıdır ki dünyanın dört bir yanında bulunan milletlerden kutsal emanetler toplanıyor. Toplanma faaliyeti, Üçüncü Reich ile kıyas yapılarak, yeni düzenin Ahnenerbesi (Nazi Almanyamsında Irksal Miras Araştırma ve Eğitim Cemiyeti) diye tanımlanabilecek bir çeşit araştırma enstitüsü olarak çalışan kurumlar üzerinden yapılıyor.

Bu araştırma kurumlarının üyeleri “Amerikan Kültür Politikaları Birliği” kimliğini taşıyan ve bu kimliğin kendilerine sağladığı fayda ve güvenlik konusunda önceden bilgi sahibi, ellerlinde araştırma kurumlarına giriş anahtarı bulunmasıyla birlikte Irak’ta faaliyet gösteriyorlar.

Irak Devlet Eski Eserleri ve Kültürel Mirası Kurulu Başkanı Dr. Donny George’dan alınan bilgilere göre, Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesinde geçen 100 yıllık sürede yürütülen araştırma çalışmaları tamamıyla yok oldu.

Müzede inceleme yapıldığı zaman ilgili memurlar, hırsızların bıraktığı profesyonel cam kesme aletlerini buldular. Dr. George, “plasterden tek bir esere dokunulmamış. Yalnızca tarihsel değeri olan orijinal eserler alınmış. Sonuç itibariyle, bütün insanlığın mirasını kaybettik: 5000 yıllık geçmişi olan paha biçilmez sanat eserleri” diye açıklama yapmıştı.
 
2011 yılı Mart ayında şöyle bir haber medyada yer aldı: Mesleğinde tanınmış bir bilim adamı, Süryani olarak dünyaya gelen Dr. Donny George, Kanada da, Toronto havaalanında ani bir kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Dr. Donny, Irak müzelerinden çalınan hazine eserler konusunda Kanadalı kitleye bir konferans vermek üzere Torontoya gitmişti.

Dr. Donny George’ın 2003 yılından itibaren esas hedefi, Amerikalılar tarafından Irak müzelerinden çalınan ve arkeolojik kazı alanlarından alınan tarihi eserler hazinesinin iade edilmesi ve anavatanı kazı alanlarına tekrar konulması için mücadelesini veriyordu. Donny George ABD yönetiminin Irak’a ait tarihi eserler hazinesinin planlı olarak yağmalanmasına müdahil olduğu gerçeğini hiçbir zaman yadsımamıştır.
 
Mısırda, 2011 yılı “devrim süreci” sırasında meydana gelen gizemli bazı olayları hatırlayalım. Medya kuruluşlarında yer alan bazı haberlere göre, isyan olayları sırasında devrik Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in yakılan konutu ile yönetiminden sözde acı çeken kitlenin dolup taştığı Tahrir Meydanı arasında kurulu bulunan Kahire Ulusal Müzesi de yağmalanmıştı.

Aslında Kahire’de de aynı durum, ama farklı bir biçimde meydana gelmiştir: İsyan olaylarının daha ilk başından itibaren, başkaldıran insan kitlesinden olmayan, Müzede bulunan sanat eserleri hazine varlıklarını hemen “kolaçan” etme işini iyi bildikleri açık olan yabancı kişiler eş zamanlı olarak müzede ortaya çıkmışlardı.

Kim oldukları bilinmeyen bu kişiler az sayıda eser aldılar. Ancak, tek bir eşyaya zarar vermeksizin, aldıkları eserler belki maddi olarak değil, ama kültürel açıdan en yüksek değeri olan eserlerdir. Irak’ın işgal operasyonu sırasında da aynı durum söz konusudur. Batılı ülkelerin askeri koalisyon operasyonları başlamadan önce ilk olarak bu ülkeye giriş yapanlar Ahnenerbe mensubu kişilerdi.
 
Benzer yağmalama faaliyetleri Mısır ve Libya’da meydana gelmiştir. Ve şimdi de aynı işin Suriye’de de yapılması planlanıyor. Tarih eser yağmasını yapan bu kişilerin özel bir misyonu var: Daha önceden belirlenen eser ve hazineleri bulup kendi ülkelerine götürmek.

Belirlenen amaç doğrultusunda görev ifa etmek üzere bu kişileri gerekli beceriyle donatan makamın kararlılığı, taşıdıkları “mistik sembollerle” ve Elbruz Dağı üzerine işlenmiş gamalı haçın olduğu bayrağı her yere dikmeyi hedefleyen Hitler dönemi SS Subaylarının azminden daha aşağı değildir.

Tarihi eser konusunda geniş bilgi sahibi olan bu soyguncular, özel koleksiyonların bulunduğu Irak ve Libya müzelerini ve devlete ait diğer kurumları yağmalayan, Irak ve Libyalı varlık sahiplerine ait tarihi eser bakımından zengin ev ve mekânları soyan ilk kişilerdir. Yağmadan vurgun yapan bu kişiler aynı işin Suriye’de tekrarlanmasını istiyorlar.
 
Bu soyguncuların eylemleri, zengin olmak amacıyla yapılan bir girişimin yanında, gizli ve mistik bir anlam taşımaktadır. Bu kişiler, modern Irak ve Suriye topraklarına giriş yapmalarından daha çok, başkenti Babil olan, Sümer mitolojisinde “Gökyüzü ve Yeryüzünün yaratılma temellerinin atıldığı tapınak” Etemenanki’nin (Babil kulesi olarak bilinen en yüksek tapınak) yerden Göğe yükseldiği mekânın ülkesi Eski Mezopotamya’ya giriyorlar.

Kutsal İncil’de de Babil Kulesi olarak geçen bu büyülü yapı zamanında yıldızların gözetlenmesi için tasarlanmıştı. Büyülü yapı Babil Kulesinin köşeleri, şimdilerde askeri ve terörist saldırılarının, dünya düzeni yeni efendilerinin görev verdiği role uygun olarak, hak sahiplerine karşı düzenleneceği yönde, dünyanın dört bucağını temsil etmektedir.

Babil Kulesini inşa edenlerin, Yaratıcı güce karşı durdukları için yeryüzüne dağılmış insanların soyundan gelen Irak, Suriye ve Mısır’ın tarihi hazinelerine el koyanlar, gizli bir gücün talimatlarına göre hareket eden bu insanlar, düşündükleri şekilde yeni dünya düzeninin yıkılmaz kulesini dikmek üzere kendi ülkelerine dönecekler.
 
Kaynak: http://www.strategic-culture.org/news/2013/09/04/the-new-world-orders-tower-of-babel.html
 
İngilizceden çeviren: Nizamettin Karabenk

22 Ekim 013- özgür üniversite

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.