Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

...havalandırmaya baktığımda gözlerime inanamadım. Bir grup insan Ellerinde Tabancılarla bir birine Ateş eder gibi yapıp sağa sola atlıyorlardı... Devletin, Bayrampaşa Hapishanesi’ni radikal sol örgütler için kamp olabilecek şekilde dizayn ettiği anlaşılıyordu.  (fotograflar bizden. d.d.com)

 

 

 
Aytekin Yılmaz/ Türkiye'de Sol Örgüt Hapishaneleri… 
 
Türkiye hapishanelerinde 1990 lı yıllarda on yıllık bir hapishane deneyimim oldu. 
 
1990-2000 yılları arası dönemi Türkiye hapishane tarihinde özel bir dönem olarak değerlendiriyorum. 
 
Çünkü bu dönem hapishane içinde hapishanelerin olduğu bir dönemdir. 
 
Bu iç hapishaneleri, devlete muhalif olduklarını söyleyen radikal sol örgütler kurmuşlardı. 
 
Hapishane içindeki hapishanelerdeki kötü uygulamaları kitaplarımda anlatmaya çalışmıştım, şimdi burada yeniden anlatmayacağım. 
 
Sadece çarpıcı olması bakımından Türkiye’de iki ayrı dönemde, iki hapishanenin karşılaştırmasını yapacağım.
 
Biri 1980’lerdeki devletin Diyarbakır Hapishanesi, diğeri de 1990’lardaki radikal sol örgütlerin Bayrampaşa hapishanesi. 
 
1980 de Diyarbakır Hapishanesi’nde mahpus olmadım, ama bu hapishanede mahpus olmuşlarla hapis yattım ve bu hapishane üzerine epey kitap ve yazılı kaynak okudum, belgesel filmler izledim.  
 
1980 darbesi günlerinde birkaç yıl Diyarbakır Hapishanesi’nde çok kötü işkenceler ve kötü uygulamalar yapıldı mahpuslara. Bu işkenceler sonucunda yaşamını yitirenler ve sakat kalan mahpuslar oldu. 
 
Kaba fiziki şiddet dediğimiz şeyin bu hapishanede en uç biçimlerde uygulandığı biliniyor artık. 
 
1980’lerde mahpuslara yapılan bu işkencelerin, insanları davalarına olan inançlarından alıkoyamadığını hem tanıklardan hem de daha sonraki gelişmelerden biliyoruz. 
 
O koşullarda devlet personelinin işkencelerine maruz kalan siyasi mahpuslar dayanışmayla direndiler. Açlık grevi ve ölüm oruçları yaptılar. 
 
Bu direnme biçimlerinin insanlarda büyük morallere yol açtığını, o gün o koğuşlarda kalanlardan dinlemiştim. 
 
(bu 'açlık grevleri'  hiçbir kitle desteği olmamasına rağmen, örgütlerin 'Dışarıdaki Yöneticileri' tarafından dayatılmıştı... yapılan bütün eletirilere ve uyarılara rağmen ısrarla ve anlamsızca sürdürülmüştü.  Daha sonra ortaya çıkan tablo, bu 'Açlık Grevlerinin' kanlı bir oyun olduğu, asıl amacın, kendi içlerindeki devrimcileri Yok etmek olduğu açığa çıktı....d.d.com)
 
Hatta sonraki yıllarda PKK’nin örgütsel gelişmesinde ve kitle ile buluşmasında, hapishanedeki bu direnişlerin çok önemli etkisinin olduğu söylendi ve yazıldı.
 
Sonraki yıllarda PKK yayın organlarının bu gerçeği doğruladığını öğreniyoruz. 
 
PKK’nin direniş literatüründe Diyarbakır Hapishanesi’nin uzun yıllar propaganda amaçlı kullanıldığı artık bilinen bir şeydir. Sadece PKK yayınları değil, Türkiyeli bir çok gazeteci yazarın da Diyarbakır Hapishanesi üzerine yazdıkları biliniyor. 
 
Sonraki yıllarda hapishanelerde ilginç gelişmeler oldu.
 
1992 yılında İstanbul’da tutuklanıp sol örgütlerin ve PKK li mahpusların kaldığı Bayrampaşa Hapishanesi’ne götürüldüğümde daha önce hiç düşünemediğim bir hapishane gerçeğiyle karşılaşmıştım. 
 
Ezberlerim birkaç günde bozuldu. Sadece PKK’li mahpusların kaldığı koğuşlarda değil, diğer sol örgütlerin kaldığı koğuşlarda da benzer uygulamalara tanık oldum. 
 
C Blok denilen yerde örgütler kalıyordu ve C bloktaki koğuşlar tamamen örgütlerin denetimindeydi.
 
Günlük yaşamımız bir hapishane koğuşundakinden çok, toplama kampını andırıyordu. 
 
Askeri disiplin kuralları çok üst derecede işletiliyordu. Hatırlıyorum, Bayrampaşa hapishanesinde yeni olduğum günlerdi. 
 
Bir sabah erken maltaya çıkıp koğuşları dolaştım.
 
C Bloktaki 15-16. koğuşun pencerelerinden havalandırmaya baktığımda gözlerime inanamadım. Bir grup insan ellerinde tabancılarla bir birine ateş eder gibi yapıp sağa sola atlıyorlardı. 
 
Devletin özel tim birimleri burayı tatbikat olarak kullanıyorlar sandım.
 
Bizim koğuşa gelip örgüt sorumlusuna durumu anlattım. “Özel timler hapishane koğuşunu eğitim yeri olarak mı kullanıyorlar?” diye sorduğumda, “Yok, o iki koğuş Dev-Solcuların koğuşudur” cevabını aldığımda çok şaşırdığımı hatırlıyorum. 
 
İlk o gün hapishane algım yerle bir olmuştu. Nasıl olurdu öyle bir şey? Devletin hapishane koğuşunda örgüt silahlı eğitim yapıyordu. İnanılır gibi değildi, ama gerçekti. 
 
O gün yirmili yaşlarımın heyecanıyla hapishanede karşılaştığım bu gerçek beni çok etkiledi. 
 
O yıllarda (1990 lı yıllar) hapishanede her şey tam bir tiyatro oyunu gibiydi, eğer sahnede silah varsa muhtemelen patlayacaktı er geç. O sabah örgüt taliminde gördüğüm tabancalar, tam bir yıl sonra patladı. 
 
Benim kaldığım koğuşa yakın bir koğuşta oldu bu silahlı çatışma.
 
Dev-Sol ayrışması sonucunda, bir grup eli silahlı Dursun Karataş taraftarı bir koğuşu basıp, muhalif hizip Bedri Yağan taraftarlarına saldırı düzenlemişti. Karakol basar gibi hapishane içinde koğuş basmak! 
 
İşin ilginç tarafı, baskına uğrayan grubun da silahla karşılık vermesiydi. Baskın sonucunda örgütün yönetici kadrolarından Erdoğan Eliuygun adlı bir kişi 22 Temmuz 1993 günü öldürüldü, aynı çatışmada birkaç kişi de yaralanmıştı. 
 
Baskını yapan grup geri çekilirken, kapının önüne bir kaç tabanca bırakmıştı. Muhtemelen başka tabancaları koğuşta korumak için bir kaçını idareye bıraktılar.
 
Ben görmedim ama sonraki yıllarda mahpusun biri aynı koğuşun eğitiminde uzun namlulu silah gördüğünü söylemişti.
 
Mümkündür. 
 
Devletin, Bayrampaşa Hapishanesi’ni radikal sol örgütler için kamp olabilecek şekilde dizayn ettiği anlaşılıyordu. 
 
Dışarıdaki kamplardan daha özenli ve teçhizatlı olduğu söylenebilirdi.
 
Sonrasında bu kamplarda üç-beş ay kalan çocuk ve gençler tahliye olduktan sonra kimi dağlara, kimisi de (Özellikle Dev-Sol/DHKPC) hapishane kampında silahlı eğitimlerini de aldıkları için direkt İstanbul’da çatışmalı eylemlere girebiliyorlardı. 
 
Hapishanede gördüğümüz gençlerden bazıları bir bakıyordum ki dışarıda bir ev baskınında öldürülmüşler. 1991-1993 arası yüzlerce genç ev baskınlarında böyle öldürüldüler.
 
O gün hapishanede örgüt sorumlularına, “Devlet niye müsaade ediyor şu hapishanede olup bitenlere, örgüt dışarıda bile bulamıyor bu ortamı…?” dediğimde ise, Cevap olarak, “Kolay olmadı, direndik kazandık” diyorlardı.
 
’90 lı yılları hatırlayanlar bilirler, o dönem gazeteci ve siyasetçilerden bazıları söylüyorlardı, yazıyorlardı.
 
Diyorlardı ki, hapishaneler örgüt kamplarına dönüştü. Bunları söyleyenleri sol mahallede her defasında linç ediyordular. 
 
Oysa inanmak istemedikleri şey gerçekti. İçerde ve dışarda binlerce çocuk- genç hapishane kamplarında eğitilip devlet-örgüt işbirliği sonucunda öldürüldüler.
 
Yıllar sonra dışarıda, Bayrampaşa Hapishanesi’nde bir dönem müdürlük yapmış olan biriyle, hapishanelerle ilgili bir toplantıda karşılaştım.
 
Hazır karşılaşmışken, “İstanbul Bayrampaşa’da sol örgütlerin kaldığı C blokta olanlar için ne düşünüyorsunuz?” diye sorduğumda, bakın ne dedi, “O kısımla biz  ilgilenmiyorduk, örgütlerin bulunduğu C blok İstanbul emniyetinin yönetimindeydi.” 
 
Devletin müdürü böyle söylüyordu, örgüt temsilcileri ise, “Bu koşulları direndik kazandık!” olarak açıklıyorlardı. 
 
Muhalif mağdurlar zalim olduğunda…
 
Peki kimdi bu örgüt temsilcileri?
 
O dönem C Blokta dört PKK koğuşu vardı. Koğuş sorumluları ve örgüt komitesinden sorumlu kişiler 1980 li yıllarda Diyarbakır Hapishanesi’nde devletin baskılarına maruz kalmış insanlardı. 
 
Hem örgüt hem de hapishane deneyimleri olduğu için örgüt merkezi bunları yönetici olarak atıyordu. Bir dönem üzerinde düşündüğüm şey şu olmuştu? 
 
Devletin bunca işkencesine maruz kalmış olanlar, nasıl olurdu da kendi yoldaşlarına benzer şeyleri yapabiliyorlardı? 
Örgüt yöneticilerinin İşkence sonucu infaz ettikleri mahpus sayısı (1990-2000  yılları arasında ) devletin öldürdüklerinden daha fazla olduğunu araştırmalarım sonucunda öğrenmiştim.  
 
Hapishanelerin PKK ve radikal sol örgütlerin denetiminde olduğu dönem, örgütlerin öldürdüğü mahpus sayısı (40) kırktı.
 
Buna karşılık devlet jandarmasının operasyonları sonucu öldürülen siyasi mahpus sayısı ise (28) yirmi sekiz. Peki 2000 -2018 yıllarında yani F tipi hapishanelerinde durum nedir?
 
Bu tarihlerde sol örgütler bir tek mahpusu öldüremedi. Buna karşılık devlet de bir tek siyasi mahpusu öldürmedi. 
 
Sol örgütler 1990 lı yıllarda hapishaneler kendi denetimlerinde olduğu yıllarda ölüm oruçları yaptılar ve bunun sonucunda onlarca insan öldü. 
 
Binlercesi sakat kaldı. Ama aynı örgütler tabutluk dedikleri devletin hapishanelerinde bir tek gün ölüm orucu yapmadılar. Üstelik sayıları eskisine göre üç kat fazla olmasına rağmen. 
 
 1990 lı yıllarda İstanbul Bayrampaşa ve Türkiye’de 23 büyük hapishanede sol örgütler koğuşlarda iktidar oldular. 
 
PKK  ve radikal sol örgütler 50 ve 100 kişilik koğuşlarda 100 binden fazla mahpusu yönettiler. Bu süre tam 10 yıl (1990-2000) sürdü.
 
 Bu 10 yılda benim tespit edebildiğim 40 kişiyi koğuşlarda infaz ettiler. 
 
Bu infazlar yapılırken 50 kişilik koğuşlarda bir tek kişinin itiraz edemediğini ve sesini çıkaramadığını araştırmalarım sonucu öğrendim. Sadece hapishane koğuşlarında değil, dışarıda da kimse itiraz edemedi ve tepki geliştiremediler. 
 
Oysa Diyarbakır’da devletinin baskılarına karşı direnenler aynı zamanda mahkemelerde devletten davacı olmuşlardı. Aynı yıllarda insan hakları örgütlerinin Diyarbakır Hapishanesi’ndeki baskıları dışarıda tüm dünyaya teşhir eden yayınlar yapabilmişlerdir.
 
Örgütlerin iktidar olduğu hapishanelerde ise örgüt baskısına maruz kalanlar önce davalarına olan inançlarını kaybettiler. Örgüt baskısına maruz kalanların çok büyük kısmı hapisten çıktıktan sonra örgütlerle ilişkilerini gözden geçirdi ve çoğu mesafeli durmaya başladı. 
 
Örgüt hapishanesinde yapılan kötü uygulamaları Auschwitz kamplarına benzetiyorum bazı yanlarıyla.
 
Nazi kamplarıyla ilgili okuduğumuz kitapları ve izlediğimiz filmleri bir hatırlayalım.
 
Nazi subayı kamplarda infaz yaparken bir tek kişinin sesi çıkmaz ve itiraz edemezdi.
 
Çünkü itiraz edecek olan, öldürüleceğini biliyordur. 
 
Türkiye’de PKK ve sol örgütlerde hapishane koğuşlarında infazları yaparken böyle bir durumun olduğu anlaşılıyor. 
 
İstanbul Bayrampaşa hapishanesinde DHKP-C davasından tutuklanmış Şimel Aydın henüz 17 yaşındayken, 21 Ağustos 1994 yılında koğuşunda gece uyurken kadın yoldaşları tarafından boğdurulmak suretiyle öldürüldü.
 
Ulaş Şahintürk ise Ankara Ulucanlar hapishanesinde 17 yaşındayken 23 Aralık 1996 yılında DHKP-C li yoldaşları tarafından boğdurulmak suretiyle öldürüldü. 
 
Benzer infazları PKK yöneticileri de 23 Temmuz 1994 günü, Erzurum E Tipi hapishanesinde 18 yaşından küçük Ercan Y. İrfan D. Ve Sait F. yi koğuşlarında boğdurulmak suretiyle infaz etmişlerdir. 
 
Bu infazlar yapılırken çok aleni biçimde yapıldığı anlaşılıyor. 
 
İnfaz anlarında koğuşlarda onlarca kişi bulunmasına rağmen bir tek kişinin bile itiraz edemediğini cinayetlerin tanıklarından öğrendim. 
 
Buna benzer nedenlerden ötürü ’90 lı yıllarda sol örgüt ve PKK infazlarında toplama kampı prosedürü geçerli olmuştur.  
 
Koğuşlarda bir gece yarısı yoldaşlarını öldürüyorlar ve 50 kişiden hiç birinden ses çıkmıyor. Ve bir tek kişi itiraz edemiyor. Hadi diyelim ki hapisteyken kimseler engel olamadı. 
 
Ama bu örgütlerin deneyiminden anlaşılıyor ki dışarı çıkınlardan da kimseler bu cinayetlerin takipçisi olmamıştır. 
 
Mesela Nazı kamplarından kurtulan yahudiler orada olanları kitaplarında yazdılar, açıklamalar yaptılar. Ama sol örgütlerin hapishanesinden sağ kurtulanlar yazamadı, konuşamadı. 1990’lı yıllarda Hapishaneler üzerine araştırma yaparken öğrenmiştim. 
 
1990-2000 yılları arasında örgütlerin infaz ettiği kurban yakını ailelerden hiç biri çocuklarını öldürenlerden davacı olamamışlardır. 
 
Üstelik bu öldürülen insanlar devletin koruması altındaydılar. Bu insanların can güvenlikleri öncelik olarak devletten sorulurdu. 
 
Bazı ailelerle bu durumu konuştum aldığım cevap şu olmuştu “Örgütlerle başımız derde girsin istemiyoruz.” Bu ailelerde öyle bir korku vardı ki, örgüt korkusu yüzünden devletten davacı olamadılar. 
 
Ama buna karşılık çocukları devlet tarafından öldürülen ailelerin çoğu devletten davacı olmuş ve bazıları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar davalarının takibini yapabilmişlerdir. 
 
“Yoldaşını Öldürmek” adlı kitabım yayınlandığında bazı aileler bana tepki gösterdi. “Keşke kızımı kitabınızda  yazmasaydınız, ne gereği vardı. Biz unutmaya çalışıyoruz.” dediler. 
 
Örgüt mağduru aileler, örgütlerin öldürdüğü çocuklarını unutmak isterken, devlet mağduru aileler her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda çocuklarının akıbetini devlete soruyorlardı. 
 
1990-2000 yılları arasında 100 bin civarında insan Türkiye’de radikal sol örgütlerin iktidar olduğu hapishanelere girip çıkmıştır. Hapishanede yapmış olduğum bir araştırmaya göre ise o yıllarda tutuklananlardan %98 i polis baskısı sonucu soruşturmalarda konuşmuşlardır. 
 
Polis sorgusunda konuşanlardan 40 kişi örgütlere ihanet ettiği gerekçesiyle örgütler tarafından infaz edilmişlerdir.
 
(ne tuhaftır, 'Dursun Karataş'ın 150 sayfalık 'sınırsız itirafı' konu bile edilmemiş... d.d.com)
 
Bu şu anlama geliyor. 100 binin üzerinde siyasi mahpus örgütlerin koğuşlarda kurduğu hapishanede kalmışlardır. 
 
O koğuşlarda bu infazlara tanık olanlar, çeşitli biçimlerde örgüt tarafından kötü uygulamalara maruz kalanlar, hapisten çıktıktan sonra travmalar yaşamışlardır. 
 
Örgüt hapishanelerinde yapılan bu infazlar ve kötü muamele insanların hayallerini öldürdüğü için, sonraki yaşamlarında hak mücadelelerine mesafeli olmalarına yol açmıştır. 
 
Türkiye’deki 'Hapishane içinde hapishane' gerçeğinin, sol örgütlerin dünya hapishane tarihine özgün bir katkı olduğu söylenebilir. 
 
Şöyle diyelim, bütün ülkelerin hapishanesi vardır, ama Türkiye hapishanelerinin içinde bir de sol örgütlerin hapishanesi olmuştur.
 
Kimsesiz ölüler listesi…
 
Şu liste 10 yıldır elimde kaldı, kimseler sahip çıkmıyor, ölü yakını aileleri bile…
 
İnsan hakları örgütleri bu listeyi kayıtları arasına almıyor ve savunmuyorlar, Barolar kayıtlarına almadı ve davalar açmadılar. 
 
Gazeteciler haberini yapmıyorlar, yazarlar ise kitaplarına konu etmiyorlar.
 
1990–2000 Yılı Hapishanelerde PKK ve Sol Örgütler Tarafından İnfaz Edilen Mahpuslar
 
1 -Ali Akgün (Elaziz'de faşistlere kan kusturan ve MHP'li faşistlerin 'Gavur Ali' dedikleri, en cesur ve en meşhur devrimci militandır bu güzel insan... d.d.com) Çanakkale Cezaevi, 1990, Dev-Sol
 
2 - Mehmet Ali Çelik, 1991 Bayrampaşa Cezaevi- Dev-Sol
3 -Ali Sinan Aksünger, 6 Eylül 1991, Bayrampaşa, Dev-Sol
3-Kemal Fırat, 4 Nisan 1991 Bayrampaşa-Dev-Sol
4 -Mehmet Sami Tarhan, 2 Mayıs 1992, Bayrampaşa, Dev-Sol
 
5 - Adnan Temiz, Adana Cezaevi, 10 Haziran 1992, Dev-Sol
 
6 -Osman Tim, Bayrampaşa Cezaevi, 22 Aralık 1992, PKK
7 - Mülkiye Doğan, Urfa Cezaevi, 12 Nisan 1993, PKK
8 -Sinan Er, 6 Mart 1993 Diyarbakır Cezaevi, PKK
9 - Ekrem Arslan, İzmir Buca Cezaevi, 1993, PKK
10 - Süleyman Aydın, İzmir Buca Cezaevi, 1993, PKK
11 - Mehmet Tuncay, İzmir Buca Cezaevi 1993 – PKK
12 -İsmi belirlenememiş iki kişi, Diyarbakır E Tipi Cezaevi 1994 PKK
 
13 -Erdoğan Eliuygun, Bayrampaşa Cezaevi 18 Temmuz 1993 Dev-Sol
 
14- Ali İhsan Kaymaz, 1994 Malatya E Tipi Cezaevi-PKK
15 - Şerif Mercan 1994 Bursa özel Tip Cezaevi – PKK
16 -İzzet Kaplan 1994 Diyarbakır Cezaevi, PKK
 
17 - Mehmet Kankaya- A. İhsan Soymaz (iki kişi) 1994 Malatya E Tipi Cezaevi-PKK
18 - Ercan Yıldız, 23 Temmuz 1994 Erzurum E Tipi Cezaevi- PKK
19 - İrfan Doğan, 23 Temmuz 1994 Erzurum E Tipi Cezaevi-PKK
20 - Sait Fidangil, 23 Temmuz 1994 Erzurum E Tipi Cezaevi-PKK
 
21 -Ahmet Celal Özkul, 1994 Ankara Ulucanlar Cezaevi-DHKP-C
22 -Şimel Aydın, Bayrampaşa Cezaevi 21 Ağustos 1994 –DHKP-C
23 -Hasan Hüseyin Kulaç, Bayrampaşa Cezaevi 21 Ağustos 1994 – DHKP-C
24 -Latife Ereren, Bayrampaşa Cezaevi 5 Mart 1995 – DHKP-C
25 -Hilal Fusün Ünlü, Ankara Ulucanlar kapalı Cezaevi 28 Haziran 1995 DHKP-C
26 -Fatma Özyurt, 22 Ekim 1996 Ankara Merkez Kapalı Cezaevi – DHKP-C
27 -İbrahim Sertel, 23 Ekim 1996 Buca Cezaevi- DHKP-C
28 -Ulaş Şahintürk, 23 Aralık Ankara Ulucanlar -1996-DHKP-C
 
29 -Şükrü Akın, Konya Cezaevi 5 Şubat 1996-PKK
30 -Emine Yavuz, Diyarbakır Cezaevi 8 Ağustos 1996 PKK
31 - Fikriye G. Muhammed, Diyarbakır Cezaevi, 1996, PKK
 
32 -Ramiz Şişman, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi 4 Kasım 1996-TİKKO
33 -Hasan Hüseyin, Er Bayrampaşa Cezaevi 5 kasım 1996- TİKKO
34 -Mehmet Çakar, 20 Eylül 1998 Bursa Özel Tip Cezaevi TİKKO
 
35 –Adem Yeşildağ, 27 Ağustos 1998 Malatya Cezaevi- DHKP-C
36 -Turan Ünal, Çankırı Cezaevi 4 Temmuz 1999-DHKP-C
37 -Oktay Yıldırım, 19 Mayıs 1999 Bayrampaşa Cezaevi- DHKP-C
 
38-Haydar Akbaba, 19 Aralık 2000 - Ümraniye Cezaevi -MLKP
39-Muharrem Buldukoğlu, 19 Aralık 2000-Ümraniye Cezaevi MLKP
 
İnfaz edilenlerin toplamı
 
17 kişi DHKP-C
17 kişi PKK
3 kişi TİKKO
2 kişi MLKP
 
Toplam 39 kişi

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.