Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

TC... Suriye’de 480 km uzunluğunda 30 km. derinliğinde oluşturmak istediği ‘güvenli bölge’ye de “5 bin nüfuslu 140 köy ile 30 bin nüfuslu 10 ilçe inşa edeceğini” gizlemiyor...
(tarihi biraz eski olsada, aynı görüşte olmasak da, böyle inceleme yazıları, hafızamızı güçlendirmeye, geriye dönüp bakmamıza yarıyor.. d.d.com)

 

 

Alptekin Dursunoğlu/ Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
 

Bir askeri harekat, öngördüğü siyasi hedefleri gerçekleştirebildiği ölçüde başarılı sayıldığı için ‘Barış Pınarı’ operasyonuna başarı öyküsü yazabilmek oldukça güç.

‘Barış Pınarı’ operasyonu, öngördüğü resmi hedefin aksine Suriye’de iç barışın inşasına ve Şam’ın egemenliğini genişletmesine eşsiz bir katkıda bulundu.

Çünkü operasyonunun başlamasıyla birlikte Amerika, bölgedeki güçlerini çekmeye başlarken himayesiz kaldığını düşünen Suriyeli Kürtler de Suriye devletinin bir parçası olduğunu fark etti. 

Bu durum, Suriyeli Kürtleri Rusya’yı aracı kılarak Şam’la anlaşmaya zorlarken, Suriye devletine de halkının bir kesimiyle yeniden devlet-vatandaş ilişkisi kurma fırsatı sundu.

Bir başka deyişle 9 Ekim’de başlayan ‘Barış Pınarı’ operasyonu, 4 gün içinde Suriyeli Kürtlere yeniden devlet, Suriye devletine de yeniden vatandaş armağan etti. 

Zira daha önce ABD desteği sebebiyle Suriye devleti ile adeta iki eşit ve ‘egemen taraf’ ilişkisi kurmaya çalışan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), 13 Ekim’de basına yansıyan anlaşma[1] ile Suriye ordusuna ‘gönüllü asker’ oldu.  

Rusya Savunma Bakanlığı’nın 15 Ekim’de Suriye ordusunun Menbic ve çevresinde bin kilometrekarelik bir alanı kontrol altına aldığına dair açıklaması[2] da hem anlaşmayı hem de sahadaki gelişmelerin anlaşma çerçevesinde gerçekleştiğini teyit etti.  

Barış Pınarı’nın resmi hedefleri

Halbuki Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde ‘güvenli bölge’ talebi bizatihi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarıyla şu hedeflere yönelikti:

- Terör örgütü olarak tanımlanan Suriye Demokratik Güçleri’nin Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar olan sınır şeridindeki hakimiyetine son vermek.

- SDG’den temizlenen 480 kilometre uzunluğunda ve 30 kilometre derinliğindeki bölgeye 3 milyon Suriyeli mülteciyi yerleştirmek.[3]

Erdoğan, BM Genel kurulunda ‘güvenli bölge’ konusunda ‘terör’ gerekçesini vurgulayarak askeri operasyonu bir zorunluluk olarak göstermeye çalışırken ‘mülteci’ gerekçesini vurgulayarak da buna özellikle de ABD ve Avrupa’dan mali ve siyasi destek sağlamak istedi. 

Bu niyetini de şöyle dile getirdi: “Burada özellikle başta ABD olmak üzere Rusya, Almanya, Fransa’nın bize gerekli desteği vermeleri lazım. Eğer bu destek gelirse biz de bunun inşaatla ilgili kısmını üstlenebilir ve yoğun bir çalışmayla burada bu işleri tamamlarız.”[4]

 Barış Pınarı’na uluslararası destek yok, Türkiye’nin güvenlik kaygılarına anlayış var  

Gerçi “mülteciler hangi bölgedense o bölgeye ve ancak gönüllü olarak gönderilebilir” çekincesiyle Erdoğan’ın güvenli bölgeye konut inşa etme önerisine mali ya da siyasi destek veren çıkmadı. 

Bununla birlikte Türkiye’nin yapacağı bir askeri operasyonu, Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne aykırı bulup karşı çıkan Rusya ve İran bile Türkiye’nin ‘terör’ vurgusuyla dile getirdiği güvenlik kaygılarına anlayış gösterdi.

Türkiye’nin daha önce Rusya ve Amerika’yla koordineli olarak yaptığı ‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Zeytin Dalı’ operasyonları sonrasında ortaya koyduğu pratik, Ankara’nın ‘güvenli bölge’ konusunda dile getirmediği gerçek hedeflerini adeta ifşa ediyordu.

Türkiye’nin Suriye konusundaki resmi söylemi ile eylemi çok bariz bir şekilde çeliştiği için, Ankara’nın her adımı Suriye’deki tüm ortakları tarafından her zaman kuşkuyla karşılandı.

Mesela, Türkiye Rusya ve İran’la Astana süreci çerçevesinde yaptığı her toplantıda “Suriye'nin egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine, toprak bütünlüğüne kuvvetle bağlılık”[5] bildirdi.

Ama egemen bir devlet olan Suriye’nin AzezCerablus ve Mare kentlerine kaymakam, emniyet müdürü, savcı ve jandarma müdürü tayin ederek oraları yönetiyor.[6] El Bab, Azez ve Afrin’e ise üniversite kuruyor.[7]

Nitekim Suriye’de 480 km uzunluğunda 30 km. derinliğinde oluşturmak istediği ‘güvenli bölge’ye de “5 bin nüfuslu 140 köy ile 30 bin nüfuslu 10 ilçe inşa edeceğini”[8] gizlemiyor. 

Bu yüzden de “bizim kimsenin toprağında gözümüz yok” söylemine rağmen “Barış Pınarı” operasyonuna KKTC Cumhurbaşkanı da dahil hiç kimseden destek bulamıyor;[9] bu konuda sadece Azerbaycan,  Katar, Pakistan’ı ikna edebiliyor.[10]

Barış Pınarı’nın ilan edilmeyen gerçek hedefleri

Fırat’ın batısında Rusya’yla geliştirdiği ortaklık sayesinde ‘Fırat K alkanı’ ve ‘Zeytin Dalı’ bölgelerine sahip olan ve İdlib’de ise belirleyicilik kazanan Türkiye, 2017’den beri Fırat’ın doğusunda aynı şeyi Amerika ile birlikte yapmaya çalışıyor.

Bu çerçevede salt ‘Zeytin Dalı’ tecrübesi dikkate alındığında ‘Barış Pınarı’ operasyonunu başarıyla tamamlaması halinde Türkiye’nin Fırat nehrinden Irak sınırına kadar kurmayı öngördüğü ‘güvenli bölgede’ şunlar gerçekleşmiş olacak: 

- ‘Zeytin Dalı’ ile yok edilen Afrin kantonundan sonra Kobani ve Cezire kantonları da ‘Barış Pınarı’ ile yok edilmiş olacak. Ayrıca mültecilerin iskanıyla Kobani ve Cezire kantonları sadece siyasal boyutuyla değil, demografik boyutuyla da ortadan kaldırılmış olacak.

 - SDG’den temizlenen bölgelere Suriye Milli Ordusu (SMO) adıyla örgütlenen silahlı gruplar yerleştirilecek ve böylece batıda Afrin’den doğuda Irak sınırına kadar olan sınır şeridi, Suriye Ulusal Koalisyonu adlı örgütün siyasal otoritesine bağlanacak.

- Siyasal varlığı yok edilen ve demografik altyapısıyla da zayıflatılan Suriye Demokratik Güçleri, Amerika için kullanışlı bir araç olmaktan çıkacak. Amerika’nın SDG ile yapmaya çalıştığı şeyi Türkiye ‘Milli Ordu’ adını verdiği örgütle kendisi yapacak. Dolayısıyla da Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda her halükarda Amerika’nın planı yürürlükte olacak.

- Belirli bir toprak hakimiyetine sahip olmalarından dolayı Suriye Ulusal Koalisyonu adlı muhalif örgüt, Suriye devletine; ‘Suriye Milli Ordusu’ adlı silahlı grup da Suriye ordusuna alternatif gele getirilmiş olacak. Bunlar, Astana formatında devam eden Suriye’nin devlet olarak yeniden inşası sürecinde, yahut BM gözetimindeki muhtemel Cenevre süreçlerinde pazarlık kozu olarak kullanılacak.

- Şu an Heyet-i Tahrir Şam kontrolündeki İdlib ile SDG kontrolündeki Fırat’ın doğusuna bir de ‘ılımlı muhalif’ diye sunulan grupların kontrolü altındaki bölgeler eklenmiş olacak; dolayısıyla Suriye’nin toprak bütünlüğü baltalanmış olacak.

Çifte kazanç hayalinden çifte kayıp gerçeğine

Bu hedeflerin ne ölçüde gerçekleştirilebilir olduğu ayrı bir tartışma konusu; ancak Ankara eğer ‘Barış Pınarı’ operasyonunu sonuca erdirip öngördüğü ‘güvenli bölgeyi’ tek taraflı olarak kurabilseydi, ABD ve Rusya’nın Suriye’deki çelişkilerini kullanarak çifte kazanım elde etmiş olacaktı. 

Ancak Amerikan Başkanı’nın SDG örgütünün komutanını Türkiye’nin cumhurbaşkanı ile eşitleyen aşağılayıcı mektubu[11] servis edip ‘Barış Pınarı’nı kesmesi, Rusya’nın ise SDG ile Şam’ı anlaştırıp Amerika’nın çekildiği yerlere Suriye ordusunun girişini sağlaması çifte kazanç umudundaki Ankara’ya çifte hezimet yaşattı.

Çünkü operasyon tamamlanamadan kesildi, öngörülen hedeflerin gerçekleştirilmesi imkansız hale geldi, Türkiye yalnızlaştı, Şam’ın egemenliğine ortak olmak üzere tasarladığı ‘güvenli bölge’ planı, Şam’ın egemenliğinin pekişmesine neden oldu. 

Barış Pınarı’nın stratejik aklı

Bir askeri harekat, öngördüğü siyasi hedefleri gerçekleştirebildiği ölçüde başarılı sayıldığı için ‘Barış Pınarı’ operasyonuna başarı öyküsü yazabilmek oldukça güç.

Çünkü dünya diplomasi tarihinin en düzeysiz mektubuyla yarıda kesilen bu operasyon, yukarıda değinilen hiçbir hedefini gerçekleştiremediği gibi, Türkiye’nin düşman veya rakip olarak gördüğü diğer aktörlere şu eşsiz fırsatları armağan etti.

- ‘Barış Pınarı’, Suriye devletine karşı Türkiye ile aynı şeyi yapmaya çalışan Amerika ve Batılı müttefiklerini oyun dışına iterken, Türkiye’nin aksine Suriye devletinin tüm topraklarına egemen olması için çalışan Rusya’yı tek belirleyiciaktör haline getirdi.

- Amerika’nın Suriye devletine karşı kullanmak için desteklediği Suriye Demokratik Güçleri, Suriye devletine hiç olmadığı kadar yakınlaştı.

Suriye devleti, ‘Barış Pınarı’ sayesinde beklediğinden çok daha kısa sürede egemenliğini Türkiye sınırındaki topraklarına yaymayı başardı.

- Suriyeli Kürtler ise bağımsızlık veya federasyon gibi gerçekçi olmayan hedeflerinden tamamen uzaklaşmış olsa da Şam’dan Suriye’de başka hiçbir azınlığa nasip olmayacak siyasi imtiyazlar elde etme fırsatı yakaladı. Zira PYD’nin Amerikan vekil gücü olmadan önceki davranışları, Şam açısından; Amerika’nın ‘Barış Pınarı’ sırasındaki davranışı da Kürtler açısından yeterince öğretici oldu. Dolayısıyla Suriyeli Kürtlerin siyasal katılım, Şam’ın ise ulusal güvenlik ihtiyacı Şam’ın yerel idareler yasasında yapacağı düzenlemeler ile karşılanabilecek kadar kolaylaştı.   

- Suriye’yi üyeliğinden çıkaran Arap Birliği, Türkiye’ye karşı Suriye’nin yanında yer aldı. Amerika, çekildiği Menbic ve Kobani’yi Türkiye’ye değil, Rusya’ya dolayısıyla da Suriye ordusuna bıraktı. 2011’de Türkiye ile birlikte Suriye’ye karşı olan ne kadar devlet veya uluslararası örgüt varsa, ‘Barış Pınarı’ sebebiyle Türkiye’ye karşı saf tuttu. Suriyeli Gazeteci Gassan İstanbuli’nin ifadesiyle “Türkiye Cumhurbaşkanı Dünyayı Birleştirdi.”[12]

‘Barış Pınarı’nın ürettiği bu sonuçlar, sadece hedeflerinin gerçeklikle bağdaşır olmamasıyla ilgili değil, bu sonuçların ortaya çıkmasında harekatın planlanma ve uygulanma tarzı da etkili oldu. 

Örneğin en azından müttefiklerin desteğinin kazanılması açısından uzun ve açık bir ikna süreci gerektiği halde harekatın neden “bir gece ansızın” olması gerekiyordu? 

Veya eğer ille de ‘bir gece ansızın’ yapılması gerekiyor idiyse o zaman neden Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘o geceye’ kadar gizli kalması gereken bir operasyonu 2017’den beri “Bir gece ansızın gelebiliriz”[13] diye haber verip duruyordu. 

Fırat’ın doğusu ve İdlib denkleminin sona erme ihtimali

Suriye ordusu ve müttefiklerinin Halep’i kurtararak ‘devrim’ umutlarını yıkması, silahlı grupların Şam kırsalı, Lübnan, İsrail, Ürdün ve Irak sınırının ve iç kesimlerin temizlenmesini hızlandırdı. 

Yani Aralık 2016’daki Halep zaferiyle başlayan süpürme harekatı, 2018 yılına ulaştığında Suriye devletinin kontrolü dışında yalnızca İdlib ve Doğu Fırat ile Fırat Kalkanı-Zeytin Dalı bölgeleri kalmıştı.

-İdlib’de Türkiye ile Amerika’nın bile ‘terörist’ diye nitelediği silahlı grupların

-Fırat’ın doğusunda Amerika destekli SDG’nin

-Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde ise Türkiye ve ona bağlı silahlı grupların hakimiyeti söz konusu.

Şam ve müttefikleri vekil güçlerini kullanan bir devletle muhatap olacakları için Fırat’ın Doğusu ile Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerini sonraya bırakıp 2018 yılında tüm taraflarca terörist sayılan grupların işgali altındaki İdlib’e operasyon hazırlıklarına başladı. 

Ancak Türkiye, İdlib’i “köprüden önceki son çıkış”[14] diye niteleyip Amerika’yı müdahaleye çağırdı. ABD ve Avrupa ülkeleri de Suriye ordusunun kimyasal silah kullanacağını iddia ederek müdahale tehdidi savurdu.[15]

Bunun üzerine de Rusya, Türkiye’yi yanında tutmaya devam etmek için meşhur Soçi mutabakatını yaptı ve İdlib’in kurtarılması operasyonunu erteledi.

Soçi mutabakatının imzalandığı 17 Eylül 2018’den itibaren de İdlib ile Fırat’ın doğusu arasında birbirinin devamını sağlayan bir denklem oluştu. Bu denklem İdlib’in ‘teröristan’ niteliğinin, Doğu Fırat’ın ise ABD’nin nüfuz alanı olarak korunmasının garantisi oldu. 

İdlib ile Doğu Fırat denklemi, tarafların pozisyonları ve ilişkileri itibariyle son derece karmaşık.

Zira bu denklemde şu taraflar ve pozisyonlar söz konusu:

Rusya ve ABD gibi zıt taraflar, 

ABD ve Türkiye gibi aynı tarafta olmakla birlikte çıkar çatışması yaşayanlar, 

Türkiye ve Rusya gibi zıt tarafta olmasına rağmen çıkarları örtüşenler, 

Şam ve SDG gibi çıkarları örtüşmekle birlikte zıt taraflarda yer alanlar

Heyet-i Tahrir Şam gibi güya herkesle zıt tarafta olmasına rağmen ABD, Avrupa ve Türkiye tarafından çıkarları örtüştüğü için, Rusya tarafından ise genel maslahat icabı korunanlar.

Öncelik ve güvenlik

Rusya’nın Suriye’deki etkisini ancak Rus uçağını düşürdükten sonra anlayabilen Ankara, Trump’ın mektubundan sonra sergilediği tavır değişikliğiyle ABD’ye karşı da aynı duygular içerisinde olduğunu gösterdi.

Trump’ın Aralık 2018’de açıkladığı Suriye’den çekilme kararını uygulanamaz hale getiren Amerikan rejimi, Türkiye’nin bu duygu durumundan nasıl yararlanmaya çalışacağını ilerleyen zamanda göreceğiz.

Ancak ‘Barış Pınarı’, Suriye ordusu ile SDG’nin anlaşmasına ve ABD’nin nüfuzunun azalmasına sebep olduğu için Doğu Fırat’ı denklem dışı bırakabilecek bir etki yarattı. 

Dolayısıyla SDG’nin ateşkesten cesaret alarak yeniden Şam yerine ABD’nin safına geçmemesi halinde sadece İdlib’in değil Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinin statüsü de beklenenden daha kısa sürede kırılgan hale gelebilir.

Özetle Doğu Fırat ile İdlib arasında birbirini var eden denklem, ‘Barış Pınarı’ sonrasında, artık hangi ihtimal söz konusu olursa olsun birbirini tüketen bir zemberek boşalmasına dönüşüyor.

Rusya’nın sahaya indiği 30 Eylül 2015’ten bu yana Suriye’de askeri ve siyasi süreç Rusya’nın çizdiği rotada ilerliyor. Bu rotanın stratejik hedefi, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine yeniden kavuşturulması.

Süreç bazen yavaşlasa bazen ana rotayı etkilemeyecek küçük sapmalar içerse de öngördüğü stratejik hedefe 30 Eylül 2015’le kıyaslanmayacak kadar yakın. 

Amerika’nın Suriye’den çıkmayacağı öngörüsü üzerine hesap yapanlar çok yanılıyor; çünkü sürecin mevcut aşamasında Suriye’yi Amerikan askerleri için güvenli olmayan bir yer haline getirmek şu an kimsenin önceliği değil. 

Amerika, Şam’ın ve müttefiklerinin öncelik sıralamasını herkesten iyi izliyor ve şu an güvenli gördüğü için Suriye’de bulunmaya devam ediyor.

Örneğin İdlib normalleşip öncelikler yeniden belirlendiğinde Suriye’yi Amerikalılar için güvensiz bir yer haline getirmek uygulanması en kolay karar. 

 


[8] Yeni Şafak, 28 Eylül 2019. İşte güvenli bölge projesi

[11] Amerika’nın Sesi 17 Ekim 2019. Trump'tan Erdoğan'a: 'Sert Adam Olma. Aptal Olma'

 

Kaynak; 18 ekim 2019- YDH- http://www.ydh.com.tr/YD562_baris-pinarinda-neye-niyet-neye-kismet.html

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.