Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Serkan Engin'in Köşesi, bir yanlış anlaşılmadan dolayı, Halim Kar tarafından kaldırılmıştı. Bu durumu düzeltirken,  yazardan ve okurlardan özür dileriz. -devrimci  demokrat-

 

Serkan Engin/ İslam Ekseninde 'Özgürlükçü Sol'un Eleştirisi

“Bütün eleştirilerin önkoşulu dinin eleştirisidir'.” -Karl Marx-

Demokrasi adına İslamcılardan yana tavır almak, İslam şeriatının varoluşunu desteklemek, örgütlenme, güçlenme ve iktidarı ele geçirme emellerini beslemek demektir ki o şeriat, iktidarı her açıdan tamamen ele geçirmesi halinde, içsel yapısı gereği, İslam teolojisi gereği, ilk önce sizin tüm özgürlüklerinizi elinizden alacak, sizi asacak, hapse atacak, sürecektir.

Tıpkı İran'da“İslam Devrimi”! sonrasında yaşandığı gibi. İlk asacakları da demokrasi adına İslamcıların siyasi faaliyetlerinin varolması gerektiğini savunan “kafir” solcular olacaktır ki tam da öyle olmuştur zaten İran'da bilindiği üzere. İslam'ın bizzat kendisi demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanıdır.

Somut örneklerini, Afganistan'da, İran'da, Suudi Arabistan'da, Somali'de, Nijerya'da her gün yaşanan sayısız olayda görebilirsiniz. Size “Ama gerçek İslam bu değil” diyen cahillere de sakın aldanmayın, çünkü asıl İslam tam da budur.

İslam fıkıhı, recmi, homofobiyi, hırsızlık edenin elinin kesilmesini, pedofiliyi, yani küçücük kız çocuklarına zorla nikah kıyılıp onlara tecavüz edilmesini, savaşlarda “ganimet” sayılan esir kadınların seks kölesi yapılmasını, kadının kocasının malı olan ve ona hizmet etmek için var olan ikinci sınıf bir yaratık olduğunu, pedofili konusunda Muhammed'in baz alınması gibi, gene eşlerinden biri öldükten hemen sonra “yanına yatan”!, yani cesede tecavüz eden Muhammed'i baz alarak nekrofilinin hak sayılmasını, yani ölümünden sonra 6 saat içinde kocanın ölü karısıyla cinsel ilişki kurabileceğini Muhammed'in “sünnet” denilen eylemlerine dayanarak savunan,

dinden dönenleri öldürmeyi emreden, kendinden olmayanları, “kafir” ilan ettiklerini, öldürmeyi, kadınlarına tecavüz etmeyi, mallarını ve topraklarını gasp etmeyi kendilerine hak ve görev sayan bir yapıdadır, yani neresinden bakarsanız bakın İslam, bir insanlık suçudur. Suçun da özgürlüğü olmaz, olamaz, olmamalıdır da.

Nazi Almanyası öncülüğünde, Avrupa'da yaşanan korkunç katliamlardan sonra artık Rasizm, yani ırkçılık, bir düşünce alternatifi, bir siyasi görüş seçeneği olarak değil, bir insanlık suçu olarak kabul edilmektedir uygar dünyada ve bu ülkelerde asla rahatlıkla Nazizm propagandası yapamazsınız, ağır cezai karşılığı vardır çünkü.

En az Nazizm kadar insan haklarına aykırı ve katliam, tecavüz, gasp azmettiriciliği potansiyelini içsel olarak yapısında, özünde barındıran İslam da Nazizm gibi yasaklanmalı, her türlü faaliyetine son verilmeli ve propagandacıları nefret suçu, cinayete, tecavüze, gaspa azmettirme suçu, insan haklarına aykırılık ve insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında yargılanmalıdır.
 
Hal böyleyken, demokrasi adına İslamcılardan yana tavır alan gafil solcular da var ne yazık ki. Politik yapısı itibariyle, sınıf mücadelesine koşut olarak ezilen cinsel ve etnik kimliklerin mücadelesini de savunan, bunu “olması gereken” sosyalist tavır olarak benimseyen “Özgürlükçü Sol” yaklaşımı, çoğu açıdan görece en doğru bulduğum siyasi yapı olmakla birlikte, başta Ufuk Uras olmak üzere, demokrasi adına İslamcılara arka çıkanların gafletinden ötürü uzak durmayı tercih ettiğim bir yapıdır.

Ne var ki Lenin'in de Marx'ın din konusundaki çözümlemeleri, eksik değerlendirmeler yapmış olmaları nedeniyle hatalıdır. Çünkü enternasyonalist bir sınıf mücadelesini savunurken, din çözümlemesinde, dine karşı tavır almada sadece Hristiyanlığı baz almış olmaları büyük bir eksikliktir.

Komünist Manifesto'da din olgusuna karşı sadece ve sadece “kilise” baz alınarak yapılan çözümlemeler doğrultusunda tavır alınmıştır. Her ne kadar Marx'a dair “din kitlelerin afyonudur” sözü popüler olsa da (afyon o dönem hastalıklarda ağrıları, acıları dindirmek için ilaç olarak da kullanılıyordu) aynı cümlenin başındaki kısım genelde es geçilir.

“'Din, ruhsuz koşulların ruhu, çaresiz mazlum kulların ahı ve kalpsiz bir dünyanın kalbidir.” derken Marx, sadece “size tokat atana öbür yanağınızı çevirin” diyen İsevi teoloji üzerinden dini yorumluyor ve acı çeken cahil halkın ağrılarını dindiren bir ilaç olarak gördüğü dine karşı “anlayış” gösterme tavrı içine giriyor,

çünkü kadınları taşlayarak öldüren, pedofiliyi -nekrofiliyi savunan, kendinden olmayanları öldürmeyi hak sayan ve benzeri pek çok insanlık dışı kuralları, emirleri olan İslam'ın teolojik özüne dair hiçbir şey bilmiyor, okumamış araştırmamış, gerek görmemiş çünkü,

bir yandan dünyanın tüm ülkelerindeki işçi sınıfını örgütlenmeye çağırırken. ““Bütün eleştirilerin önkoşulu dinin eleştirisidir'” diyen Marx, ne yazık ki “bütün dinleri” eleştirmemiş ve böylece din olgusuna karşı eksik ve hatalı tavır sergilemiştir. Körü körüne Marx'tan fazla Marksist olanlar da hiç sorgulamadan aynı çizgide yürümeye devam etmektedirler tabi.
 
“Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle şu sözlerle belirtirler: 'Din, kişinin özel meselesi olarak görülmelidir.' Ancak herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için, bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır.

Devlet söz konusu olduğunda, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz düşünüldüğünde, dini kişisel bir sorun olarak görmemiz söz konusunu olamaz.” der Lenin.

Hristiyanlığın o dönem gelmiş olduğu aşamada, yüzlerce yıl önce yaşanmış reform mücadelesi ve akabinde rasyonalizmin, bilimin, sanatın, felsefenin özgürce gelişebilmesi sürecinde kitleler için varlığı bir “İslam şeriat devleti” kurulması gibi bir tehlike taşımayan Hristiyanlık üzerinden bakarsanız din olgusuna diğer dinleri hesaba katmadan, özellikle İslamiyetin teolojisini hiç araştırmadan böyle Lenin gibi konuşursanız, tabi ki din olgusuna ateist sosyalistler olarak doğru tavrı almada gaflete düşersiniz.

Lenin gibi “Devlet söz konusu olduğunda, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz.” dersiniz böylece, ama dünyadaki dinler sadece Hristiyanlıktan ibaret değildir ve Hristiyanlık gibi bir reform sürecini halihazırda hiç yaşamamış, Afganistan, İran, Suudi Arabistan gibi ülkelerde yaşananlardan görüleceği üzere “taş devrini” aşamamış ve yapısı gereği aşması da zaten mümkün olmayan ve kendinden olmayanları öldürmeyi, onlara tecavüz etmeyi, malını parasını toprağını gasp etmeyi hak ve görev sayan İslam'a karşı sosyalist devletin “din kişisel meseledir” diyerek kenara çekilmeye, böyle bir gaflet içine düşmeye hiç hakkı yoktur, olamaz, tabi hiçbir sosyalistin de.
 
Dönelim Özgürlükçü Sol'a...Demokrasi adına İslam'a arka çıkmak, “kasabın bıçağını yalayan aptal dana” olmaktan farksızdır, siz yalamaya devam ettikçe, o bıçak er geç boğazını keser...
 
Artık gafletten uyanın...

Serkan Engin
Kasım 2013

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kimler Online

49 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.