Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Son Yorumlar

Bugün, 15 aralık, Kızılderili kabilelerinden 'Dakota'ların Efsane lideri 'Tatanka Yotanka' (Oturan Boğa)'nın Ölüm yıldönümü -15 aralık 1890- 
Uluslararası Vahşetin, Terörün Merkez Komitesi ABD faşizminin Katlettiği, 'Oturan Boğa' ve 'Çılgın At'ın Anısına, Soykırımcı ABD'nin bir dosyasını daha yayınlıyoruz...
 
2.foto, Çeyenlerin efsanevi  lideri, 'Çılgın AT' (Tashunca Uitco) İşgalci ABD'ye karşı Savaşırken Öldürüldü, -05 Eylül 1877- d.d.com-

 

 

 

'Oturan Boğa' Kimdir?
 
ABD ordularına Karşı Savaşan Son Yerli Lideri Öldürüldü (15 aralık 1890)
 
Kızılderili kabilelerinden Titan Dakotaların lideri Yatanka Yotanka (Oturan Boğa) asılsız bir suçlama ile kendisini tutuklamaya gelen güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada 15 Aralık 1890’da öldürüldü. 
 
(foto, 'Oturan Boğa')
 
Öldürülmeden önce kabilesini Kanada’ya götürmüş affedilmesi üzerine ABD’ye dönerek normal bir hayat sürmeye başlamıştı.
 
Aslında ilgisi olmamasına karşın  Hayalet Dansı hareketinin önderliği ile suçlandı ve kendisini tutuklamaya gelen polislerle çatışırken hayatını kaybetti.
 
İronik bir şekilde, kendisini tutuklamaya gelen polisler, zamanında 'Oturan Boğa'yla birlikte beyazlara karşı savaşan, ancak sonradan beyazların yönetimine girerek polis olan kızılderililerdi.
 
Oturan Boğa'nın beyazlar üzerine yaptığı bir konuşmadan kesit
 
(...) Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama yoksulların bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için yoksullarla güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar; toprağı binalarıyla ve öteki süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu millet, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor. (...) -Vikipedi-
 
-ajanslar-

....................................

Tatanka Yotanka -Oturan Boğa- Anısına/ Katil Sürüsü ABD'nin Soykırımları -dosya-2
 
(foto, 'Oturan Boğa')
 
ABD'nin Kanlı Tarihi-
 

Kızılderili Soykırımı/ Bir medeniyetin yok edilişi

 


abd-kizilderili-katliami

 

Amerika’nın geniş vadilerinde mutluluk içinde yaşayan bizon medeniyetinin devamı asil bir ırk vardı…

Güler yüzlü, sevecen ve misafirperverlerdi…

Dört yüz yıl önce, dünyanın öbür ucundan gelen ‘soluk benizlileri’ de ‘kardeş’ deyip basmışlardı bağırlarına…

Ama, sevgiye karşı düşmanlık, yardıma karşı nankörlük, mertliğe karşı alçaklık gördüler…

Öz yurtlarında ‘parya’ edildiler, ezildiler, öldürüldüler;

medeniyet’ ve ‘Tanrı’ adına… Sefil ruhların bölük-pörçük zulümleri gün oldu devletleşip balyoz gibi indi başlarına… Artık gülmüyorlardı, gülemiyorlardı… Mezar taşı dikilmişti söndürülen ocaklarına…

Sonraları ‘Hürriyet Abidesi’ dediler ona: Kan emerek semiren vampir devlet, ‘özgürlük, barış ve demokrasi’ vaatleriyle sürdürdü sömürüsünü.

Ve sürdürüyor…

Beyazlar bize birçok söz verdiler, hatırlayamadığım kadar çok; bir tekinin dışında hiçbirini tutmadılar. Toprağımızı alacaklarını söylediler ve aldılar”

Kırmızı Bulut (Mahpiu Luta / Sioux)

Onlara ‘battaniye serecek bir yer’ bile bırakılmadı. Hepsine çoktan ’vahşi’ damgası vurulmuştu. Kuşaklar boyunca doğayla uyum içerisinde yaşayan Kızılderililerin bilgeliği hiçe sayılmış, dinsel ritüelleri bile yasaklanmıştı.

 

Vatandaşlık ve oy hakkı da 1924’e kadar tanınmadı.

 

Beyazların uyduğu hangi anlaşmayı Kızılderili bozdu? Hiç. Beyaz adam bizle yaptığı hangi anlaşmaya uydu? Hiç. Ben bir çocukken, dünya Siouxlarındı; güneş, onların topraklarında doğar ve batardı; savaşlara on bin kişi gönderirlerdi. Bugün savaşçılar neredeler? Onları kim katletti? Topraklarımız nerede? Onlara kim sahip? Hangi beyaz adam onun toprağını ya da parasını çaldığımı iddia edebilir? Yine de benim bir hırsız olduğumu söylüyorlar. Hangi beyaz kadın, ne kadar yalnız olursa olsun, benim tarafımdan esir alındı ya da onuru kırıldı? Yine de, benim kötü bir Kızılderili olduğumu söylüyorlar. Hangi beyaz adam beni sarhoş gördü? Kim benim yanıma aç geldi ve doyurulmadı? Kim beni karımı döverken ya da çocuklarıma kötü davranırken gördü? Hangi kanunu çiğnedim? Kendimi sevmem yanlış bir şey mi? Derimin renginin kırmızı olması çok mu kötü; ya da bir Sioux olmam; babamın yaşadığı yerde doğmuş olmam; halkım ve topraklarım için canımı verebilecek olmam?”

Oturan Boğa (Tatanka Yotanka)

............

“Nerede bugün Pequotlar? Narragansettler, Mohawklar, Pokanoketler ve halkımın bir zamanlar güçlü olan diğer kabileleri nerede? Yaz güneşinin altında eriyip giden kar gibi, beyaz adamın aç gözlülüğü ve baskısıyla yok oldular”

Tecumseh (Shawnee Reisi)

............

“Yalnızca bir kere de ağlatmadılar bizi. Mavi ceketli askerler ve Uteler, her yer karanlık ve her şey durgunken, gecenin içinden çıkageldiler ve kamp ateşi yerine bizim çadırlarımızı yaktılar. Av hayvanları yerine benim cesur savaşçılarımı öldürdüler. Kabilenin hayatta kalan savaşçıları, ölüler için saçlarını kestiler.”

On Ayı (Parra-Wa-Samen / Comanche)

..........

“Her şeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. Hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. Ben ne yaptım ki? Ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum.”

Geronimo (Goyathlay / Son Apache Reisi)

............

“Beyazlar hiçbir zaman toprağa ya da geyiklere ya da ayılara aldırmadılar. Biz Kızılderililer bir hayvanı öldürdüğümüz zaman, onun bütün etini yiyoruz. Kökleri kazdığımızda küçük çukurlar açıyoruz. Ev yaptığımızda, küçük çukurlar açıyoruz. Biz çekirgeler için otları yaktığımızda, hiçbir şeyi mahvetmiyoruz. Biz, meşe palamutlarını ve fıstıkları sallayarak düşürüyoruz. Ağaçları baltalayıp devirmiyoruz. Biz yalnızca kurumuş ağaçları kullanıyoruz.

Ama beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, her şeyi öldürüyorlar. Ağaç diyor ki ‘Yapma. Acıyor. Canımı yakma.’ Ama onlar, onu baltalayıp kesiyorlar. Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor… Kızılderililer asla bir şeyin canını yakmaz, ama beyazlar her şeye zarar veriyorlar… Kaya diyor ki, ‘Yapma. Canımı yakıyorsun.’ Ama beyazlar hiç umursamıyor… Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor.”

-Yaşlı bir Wintu kadını-

..................................

Büyük geniş ovaların, güzel tepelerin, kıvrılarak akan ırmakların vahşi olduğunu düşünmüyorduk biz. Yalnızca beyaz adama göre toprak, vahşi hayvanlarla vahşi insanlar tarafından istilâ edilmişti. Bizim için doğa vahşi değildi. Toprak cömertti, etrafımız Yüce Gizem’in bize verdiği nimetlerle doluydu. Bizim için doğa, ancak doğudan kıllı adamlar gelip de, gaddarca bir coşkuyla bize ve sevdiğimiz insanlara onca haksızlığı yaptığında vahşi oldu. Ormandaki bütün hayvanlar onun yayılmasından kaçmaya başladığında-işte ancak o zaman bizim için ‘Vahşi Batı’ başladı.”

Dinelen Ayı (Reis Luther / Sioux)

............

“Kadınlar ve çocuklar erkeklerden daha ürkek değil midirler? Cheyenne savaşçıları korkusuzdur, ama siz Kum Deresi’ni işittiniz mi hiç? Askerleriniz, orada kadınları ve çocukları boğazlayanların tıpkısı.”

Gaga Burun (Woquini / General W. Scott Hancock’a)

Standing Bear – Dinelen Ayı, karısı ve oğlu

........................

Beyazlar olup biteni tek yanlış anlattı. Kendilerini tatmin etmek için böyle anlattılar. Beyaz adamın anlattığı, kendi yaptığı en iyi işlerle Kızılderililerin en kötü işleri oldu.”

Sarı Kurt (Nez Perce’lerden)

.............

“O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları, halâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o kanlı çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum.

Evet, bir halkın düşü öldü orada. Güzel bir düştü evet… sonra bir ulusun umudu kırılıp paramparça oldu. Artık yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal ağaç.”

Kara Geyik

.............................

Kafa Derisi Yüzme!.. :

Kızılderililerin beyaz adamın kafa derisini yüzmeye meraklı oldukları bilinir. Oysa işin aslı şudur: 1863 yılının Temmuz günlerinde Navaholar ile general Carleton arasındaki gerginlik sürmektedir. Soluk benizliler Navaholar’ı yıldırmak için hayvanlarına el koymaya, ekinlerini yakmaya başlar.

Ama, bir grup Navaho savaşçısı Canby Kalesi’ni basarak koyunlarını, keçilerini geri alırlar. General Carleton, 18 Ağustos’ta askerlerine, getirdikleri her Kızılderili atı ya da katırına yirmi dolar, her koyuna ise bir dolar ödeneceğini duyurur.

Yirmi dolar aylık alan askerler gözü dönmüş bir şekilde köylere saldırırlar… Ve, öldürülen Navaholar’ın kırmızı bir iple bağladıkları uzun, siyah saçları askerler tarafından kesilir. Zaman ilerledikçe Kızılderililer’in kafa derilerine ödül koyma alışkanlığı yaygınlaşır. Amerika’nın gerçek sahipleri hastalık, açlık, sürgün, tecavüz, işkence dışında beyaz adamdan yeni bir şey öğrenirler: Kafa derisi yüzme!..”

Sunay AKIN

Kim bilir, kaç asker, tecavüz ettiği bir Kızılderili kadını öldürdükten sonra saçını kesip ‘Bir savaşçıyla dövüştüm’ diye kahramanlık hikâyeleri anlatmıştır!?”

Sunay AKIN

Beyaz adam

küçücüktü ilk geldiğinde

ve oturmaktan

bütün kemikleri sızlıyordu

büyük teknesinde

Beyaz adam

kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip

topraklarına uzandığında büyüdü

bulutlar arasında

barış içinde yaşayan

manitu yerine

tapmamızı istediği de

işkence görüp

çarmıha gerilen

bir ölüydü

Beyaz adam

özgürlük adına

dev bir kadın heykeli dikti

doğu denizinin kıyısına

ve her gece

altında dans ettiğimiz yıldızları

bayrak diye tutsak etti

bir bez parçasına

Beyaz adam

özgürlük gibi adaleti de

bir kadın heykeliyle simgeledi

ama elinde terazi tutan

zavallı kadın

gözleri bağlı olduğu için

kendisine tecavüz edenin

kim olduğunu göremedi…

Sunay Akın

Kızılderili soykırımını meşru göstermek için Hollywood filmleri yapıldı, tarih kitapları saptırıldı. Kafatası avcılığı beyazlarca meslek haline getirilmişti. 1876’da yerel hükümetler Kızılderili kafası getiren herkese 5 dolar ödül veriyordu. Bugün ABD’nin resmî depolarında yüz binlerce kafatası saklanmaktadır. George Bush kolej yıllarında ‘kurukafa’ örgütü kurmuştu. Hattâ, Apache Reisi Geronimo’nun kafatasını kendi koleksiyonunda bulundurduğu biliniyor.

Kızılderililer’in Kökeni:

Bilim adamları arasında, Kızılderililer’in Asya kökenli olduğuna ve 11.000 yıl önceki Buzul Çağı’nda donan Bering Boğazı’ndan Amerika kıtasına göç ettiklerine dair bir görüş birliği bulunuyor. Buna göre, göçebe Sibiryalı topluluklar av peşinde Alaska’ya ve ardından güneye yönelmişlerdi (ATLAS, sayı 99-Haziran 2001).

Kristof Kolomb:

Kristof Kolomb’un 1492’dekikeşfinden hemen sonra başlayan Amerika yerlilerini sindirme, topraklarına ve doğal kaynaklarına el koyma süreci, 1886’da son Kızılderili direnişçisi Apache Reisi Geronimo’nun teslim olmasıyla tamamlandı.

Bütün Amerika kıtasında on milyonlarca yerli, Avrupalılar tarafından ortadan kaldırıldı, yüzlerce ulus, yüzlerce dil, yüzlerce kültür bir daha dönmemecesine yeryüzünden silindi.

Kolomb’un seyir günlüğünden bazı alıntılar:

“… Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silâhları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar, ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silâhları yok. Kızılderililer son derece sade, dürüst ve eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar.”

Ama, Kızılderililer’in yüzlerindeki gülümseme çabuk kaybolur.

Çünkü, Amerika Fatihi(!) yukarıdaki sözlerinin hemen ardından şunları yazar: “Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.” (kız kulesi’ndeki kızılderili, Sunay Akın)

Kolomb’un günlüğünden Kızılderililer’in dünyasını öğrenince, yapılan soykırımın korkunçluğu daha da ortaya çıkıyor.

İlk Katliamlar:

İlk katliamlardan birisi 1637’de Pequot kabilesinin aldığı askerî destekle İngiliz kolonici John Mason tarafından katledilmesidir. Mason hiç vicdan azabı duymadı, çünkü bu katliama Tanrı’nın aracı olduğunu düşünüyordu. Puritan inancına göre kâfirleri öldürmek bir cürüm değil, aksine iyi bir harekettir.

Amerika’nın bir çok bölgesinde Kızılderililer’in İncil’de yok edilmesi emredilen ırk olduğu iddiasıyla seri katliamlar işlendi.

Kızılderililer, insan-altı yaratıklar olarak kabul edildiler; sömürülmeleri ve boğazlanmaları ilâhî bir etkinlikti. Hristiyanlığa geçmeye direnen Kızılderililer için kanunlar çıkartıldı, onlar için ölüm cezası uygun görüldü.

Altın ve ‘Gözyaşları Yolu’:

Kızılderililer topraklarında altın bulunmasına sevinemediler, çünkü bu onlar için sürgün ve katliam demekti. ABD ordusu, 1838’de Cherokee’leri esir kamplarına toplayarak yukarı Batı’ya doğru yürüyüşe geçirdiler. Zorlu ve çetin bir kış yolculuğu esnasında Cherokee kabilesinin üçte biri telef oldu. Zorla yaptırılan bu tehcir hareketi tarihe ‘Gözyaşları Yolu’ olarak geçti.

En iyi Kızılderili, ölü bir Kızılderilidir” (!)

Pershing Füzeleri:

John Joseph Pershing, ardında çok ölü bırakması, kıyıcılığı, acımasızlığı ve toptan öldürme girişimleri nedeniyle kendisine ‘Black Jack’ (Kara Jack) adı verilmiştir. “En iyi Kızılderili, ölü bir Kızılderilidir” sözü Pershing tarafından tarihe kazınmıştır. Bu insan canavarının adı, Amerikan tarihine ‘kahraman’ olarak geçmiştir ve nükleer başlıklı Pershing füzelerinde yaşatılmaktadır.

Tarihçe;

1492 _ Christoph Colomb yeni kıtaya, San Salvador Adası’na ayak basıyor. Daha on yıl geçmeden yüz binlerce Taino yok ediliyor.

1492-1800 _ Göçler sonucunda kıtanın neredeyse yarısı kızılderililerin elinden alınıyor.

1803 _ Louisiana Satışı. Başkan Jefferson 15 milyon dolar karşılığında Birleşik Devletler topraklarını iki katına çıkarıyor.

1803-6 _ Lewis ve Clark’ın keşif gezisi. Loisiana satışı ile batıda elde edilen yeni topraklar araştırılıyor.

1809-11 _ Shawnee Reisi Tecumseh Mississippi’nin batısındaki yerli kabilelerini birleştirerek, beyazları topraklarından atmaya çalışıyor. Sonuç yenilgi ve yıkım…

1813-14 _ Alabama’da Creeklere karşı savaş çıkan savaş iki taraf içinde kanlı sonuçlar veriyor.

1817-18 _ Geleceğin Başkanı Andrew Jackson, Florida’daki Seminolelerin çoğunu bölgeden sürüyor ve Keskin Bıçak lakabını alıyor.

1824 _ Sequoyah, Cherokee alfabesini geliştiriyor.

1827 _ Michigan’da Winnebago Reisi Kızıl Kuş teslim oluyor ve hemen ardından ölüyor.

1832 _ Mississippi’nin batısındaki tüm topraklar kongre tarafından Kızılderili Bölgesi ilan ediliyor.

1835 _ Samuel Colt revolver tabancanın patentini alıyor.

1837 _ Seminole Reisi Osceola ve diğer Kızılderili reisleri beyaz bayrak altında tutuklanıyorlar. Hemen ardından Okeechobee Gölü Savaşı’yla Seminole halkı tesli oluyor.

1838 _ Cherokee’ler gözyaşı ve ölüm dolu bir yolculukla eorgia’dan Mississippi’nin batısına sürülüyorlar.

1842 _ Doğudan batıya iki bin millik Oregon yolu açılıyor.

1844 _ Samuel morse telgrafı keşfediyor.

1845 _ John O’Sullivan Kader Bildirisini kaleme alıyor. Amerikan topraklarının zenginliklerini değerlendirmek ve yerli halkları uygarlaştırmak beyazların kaderi ilan ediliyor.

1847 _ Brigham Young ve Mormonlar Utah’ta Büyük Tuz Gölü bölgesine yerleşiyorlar.

1849 _ Altın bulunan Kaliforniya’ya büyük bir göç dalgası yaşanıyor.

1850 _ Kızılderili bölgesinde dört eyalet daha oluşturuluyor.

1860 _ Abraham Lincoln başkan seçiliyor.

1860-65 _ Kuzeylile ile Güneyliler arasında amerikan iç savaşı çıkıyor.

1862 _ Çiftçiler iskan yasasıyla bütün Amerika’da özellikle Büyük Ovalar’da binlerce küçük çiftlik kurulmasının önünü açıyor.

1864 _ Kum Deresi Katliamı. Albay Chivington, Cheyenne Reisi Kara Kazan’ın köyünü basıyor. 28’i erkek 133 Kızılderili öldürülüyor.

1866 _ Kızıl Bulut önderliğindeki Siouxlar topraklarından yol geçirip (Bozeman Yolu) kale yapmak isteyen askerlerle çatışıyor. 80 Asker ölüyor.

1867 _ ABD 7 milyon dolar karşılığında Alaska’yı satın alıyor.

1867 _ Texas’tan Abilen’e büyük sığır yolu açılıyor.

1868 _ Kızıl Bulut ve General Sherman anlaşıyor. Bozeman Yolu iptal ediliyor. Sioux ve Kuzeyli Cheyenne’lerin kendi topraklarının büyük bölümünde özgürce yaşamalarına karar veriliyor.

1868 _ Washita Kıyımı. Albay Custer komutasındaki Süvari Alayı suçsuz bir Cheyenne köyüne daha saldırıyor. Kara Kazan dahil 11’i savaşçı 103 kişi öldürülüyor.

1869 _ Güneyli Cheyenneler,Arapaho ve Comanche ittifakı yenilgiye uğruyor. Savaş reisleri Gaga Burun ve Uzun Boğa öldürülüyor. Tesli olan Comanche reisi Tosawi’ye ” EN İYİ KIZILDERİLİ ÖLÜ BİR KIZILDERİLİDİR!” sözü sarfediliyor.

1869 _ Union Pacific ve Central Pacific tren yollarının birleşmesiyle doğudan batıya kesintisiz tren yolculuğu dönemi başlıyor.

1871-75 _ Texas’ta yabansığırları alanında büyük savaş. Texas’lılar Kiowa-Comanche ittifakını çökertiyor. Bütün önemli liderler yakalanıyor.

1875-76 _ Ordunun beklediği madenciler Sioux’ların kutsal kabul ettiği Kara Tepeler bölgesine sızıyorlar. Gerilim artıyor ve çatışmalar başlıyor.

1876 _ Custer’in süvari alayı bu kez little Bighorn’da saldırıyor ancak Oturan Boğa ve çılgın At tarafından kaşılanıyor ve çarpışmada Amerikan askerlerinin tümü ölüyor.

1876 _ Silahsör, kumarbaz ve kanun adamı Vahşi bill Hickok öldürülüyor.

1877_ Çılgın At, Fort Robinson’da askerler teslim olduktan sonra öldürülüyor.

('Çılgın At' hiçbir zaman teslim olmadı, 'yaralı diz' deresindeki çatışmada dövüşerek öldü... bakınız; 'Kalbimi vatanıma Gömün' foto, 'Çılgın AT'.. d.d.com)

1877 _ Reis Joseph liderliğindeki Nez Perceler ordu önünde bin milden fazla kaçtıktan sonra teslim olmak zorunda kalıyorlar.

1878 _ Cheyenne sonbaharı. Sürgündeki 300 Cheyenne yurtlarına dönebilmek için son bir mücadeleye girişiyor. Büyük çoğunluğu açlık, soğuk ve kurşunlara yenik düşüyor.

1881 _ Oturan Boğa teslim oluyor.

1881 _ Wyatt Earp ve Doc Holliday düşmanları Clanton kardeşleri O.K.Corral’da yenilgiye uğratıyor.

1881 _ Silahşör Billy the Kid öldürülüyor.

1882 _ Banka ve tren soyguncusu Jesse James öldürülüyor.

1883 _ Buffalo Bill’in Vahşi Batı Gösterisi başlıyor.

1886 _ 15 yıldır savaşan Apache reisi Geronimo teslim oluyor.

1889-90 Beyazların kaybolup bufaloların geri döneceğini savlayan Hayalet Dansı yaygınlaşıyor.

1890 _ Hayalet Dansı’nı destekleyen Oturan Boğa öldürülüyor. Kabilesini sakin bir yere götürmek isteyen Koca Ayak, Yaralı Diz’de Yedinci Süvari Alayı’nın saldırısına uğruyor. 300 kızılderili öldürülüyor.

1909 _ Geronimo ölüyor.

Beyaz adamı anlamak ;

Iyi bir Kizilderili, ölü bir Kizilderili’dir!”

Amerika’daki isgalciler durumu o kadar vahsete dökmüslerdi ki bir Kizilderili kafa derisini getirene kafa derisi basina kirk sterlin ödül veriyorlardi.

Bu ödül bazi yerlerde yüz dolara kadar çikiyordu. Ancak kadin ya da çocuk kafa derisi bunun yarisi ediyordu. Isgalcilerin vahsiligi onlar için paradan baska kahramanlik demekti. Bu yüzden pek çok kafa derisi avcisinin bir Kizilderili kadininin kafa derisini yüzüp arkadaslarina nasil büyük bir Kizilderili savasçisiyla mücadele ettigi yalanini anlatirlardi.

Kuzey Amerika’daki Kizilderililerin sayisi kolonizasyon hareketine karsi zarar verecek denli kalabalik degildi. Ayrica onlarin beyaz adam gibi sinsi silahlari da yoktu. Beyaz adam her zaman yaptigi gibi onlari dost bilenlerin yüzüne gülmüs, sirtlarini çevirdiklerinde de hançerlemistir. Yine de Kizilderili direnisçileri mertlikleriyle bir destan yazmislardir.

Kuzey Amerika’ya ilk Avrupalilar geldiklerinde orada bulunan Kizilderililerin sayisinin toplam bir iki milyon oldugu söylenir (sadece o bölgede). Oysa o zamanda Amerika Kitasi’nda ortalama seksen milyon Kizilderili yasiyordu. Yasamlarini karada ve suda avlanmakla idame ettiren bu barisçil halk, ilk zamanlar beyazlarin saldirganliklarina ve tacizlerine sert bir karsilik vermedi.

Fakat beyaz adamin niyeti soykirim yapmakti. Beyazlarin isledigi cinayetlerin artmasiyla birlikte bazi savasçi kabileler direnise geçti. Fakat Kizilderililerin isyaniyla beyaz adam gemi iyice aziya aldi.

1637 yilinda Connecticut Vadisi’nde yasayan Powhatan kabilesi üyeleri kadin ve çocuk demeden neredeyse tamamen katledilmistir.

Bu savastan sonra aralarinda husumet olan bazi Kizilderili kabileleri bile göçmenlere karsi birlestiler.

Daha sonra Kral Philip’in olusturdugu bir ordu irili ufakli birçok Kizilderili kabilesini iki yil süren bir savas sonucunda katletti.

Kizilderililerin geleneklerinde pusu kurmak ve arkadan vurmak yoktu. Böylesi bir savas ancak beyaz adama yakisirdi. Diger yandan beyaz adamin Avrupa’dan gelirken getirdigi birçok hastalik (sarihumma, tifüs, bagirsak parazitleri) Kizilderililerin arasinda yayildi. Savaslar, katliamlar ve bu hastaliklar nedeniyle ilk göçmenlerin gelisinin ardindan geçen yetmis bes yil içinde yalnizca orta Meksika nüfusu yaklasik yüzde doksan bes oraninda azaldi.

Kölelik nasil Kizilderilileri güçsüz düsürerek öldürücü mikroplara karsi dirençlerini kirdiysa, yasam biçimlerinin gemiler dolusu hastalik tarafindan mahvedilmesi de onlari kölelige karsi daha dayaniksiz hâle getirmistir. Kendini kölelige teslim etmek, bir sey yiyebilmenin tek yolu haline gelmisti. Plantasyonlara giderek ise alinmak için yalvariyorlardi. (23)

Bununla beraber Peru ve Sili nüfusu da yüzde doksan bes oraninda azalacak ve kitle katliaminin ve soykirimin vahim tablosu ortaya çikacakti.

Rakamlara ve oranlara baktigimizda bu vahsetin akil almazligi gözler önündedir. Kaldi ki o dönemin silahlarinin dahi neticede yalnizca top ve tüfeklerden olustugunu göz önünde tutarsak bu katliamin çok hunharca yapildigi da ortadadir.

Ispanyol Rahip Bartolome De Las Casas, 1542’de tanik oldugu olaylarin bir kismini söyle anlatiyor:

“Hristiyanlarin son kirk yil içinde gösterdikleri zorbaca ve insanlik disi davranislar, iyimser bir tahminle aralarinda kadinlarin ve çocuklarin da bulundugu on iki milyondan fazla kisinin haksiz ve yersiz bir biçimde öldürülmelerine yol açmistir. Milyonlarca yerli de Avrupalilarin altin ve servet hirsi için kölelestirilmis, topraklarindan, yerinden, yurdundan edilmistir.”

Rahibin yalnizca sahit oldugu ve bir kismini anlattigi katliam ve zulüm, güneye ve diger bölgelere dogru yogunlasarak sürmüs on altinci yüzyil bittiginde ise iki yüz bini bulan Ispanyol; Hint Adalari’ndan, Meksika’ya, Orta Amerika’ya ve Güney Amerika’nin en ucuna kadar yayilmis ve yerlesik bir hayat kurmustur.

Bu cografyalarda katliam ve hastaliklar neticesinde, çiftçilik ve toprak isleme yöntemlerinden sanata ve kültüre dek dünyanin en gelismis medeniyetlerinden bir dizisi yok olmus, bu medeniyetlere ait seksen milyon Kizilderili katledilmistir.

Amerika’nin veya Amerikalilarinin var olusu demek Kizilderililerin yok olusu demektir. Fakat bu yok olus yalnizca Kizilderili halkalarinin imhasi degil, ayni zamanda bir kültür kirimi anlamina gelmektedir.

Kizilderili soykirimi ve onlarin topraklarinin isgali isgalci Amerika Birlesik Devletleri’nin var olus kaynagi ve sebebidir.

Amerika deyim yerindeyse bir vampir gibi Kizilderililerin kaniyla beslenmistir. Kizilderililere yapilan soykirim aslinda iki asamada gerçeklesmistir. Birinci asamada bu topraklara gelen kolonicilerin tek tek ve sistematik olmayan cinayetleri, ikinci asamada ise Dört Temmuz Bagimsizlik Bildirgesi’nden sonra resmî devlet politikasi olarak sistemli ve organize bir sekilde yapilan bir soykirimdir.

Bu dramatik nihayeti Cherokee Kabilesi’nin seflerinden Kara Geyik söyle anlatir:

“O zaman kaç kisinin öldügünü anlayamamistim. Simdi kocamisligimin su yüksek tepesinden gerilere baktigimda, yerde birbirleri üzerinde yigili duran bogazlanmis kadinlari ve çocuklari hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, kanli çamurun içinde bir seyin daha öldügünü ve o kar firtinasina gömüldügünü görebiliyorum. Evet, bir halkin düsü öldü orada. Güzel bir düstü evet… Sonra bir ulusun umudu kirilip paramparça oldu. Artik yeryüzünün merkezi yok, ölüp gitti kutsal agaç.”

Tarihçi Bancroft, 1861–65 seneleri arasinda devam eden iç savasi takip eden otuz yili “bu yerlerin en eski sahiplerinin kitlesel imhasi” olarak degerlendirir:

“Washington, 1779 yilinda askerî komutan John Sullivan’a Iroquoilar’i katledip ‘etraftaki bütün yerlesim yerlerini isgal etmekle yetinmeyip, tamamen imha edecek biçimde yakip yikma ve bu mekânlarin tamamen tarumar edilinceye kadar da baris maksatli hiçbir anlasma teklifine kulak asmama’ talimatini vererek bu zulüm sürecini doruga tirmandirmistir.

ABD resmî tarihinin “kahraman” olarak tarihe lanse ettigi bu soykirimciya, bu katliamlarindan dolayi daha sonra Kizilderililer, “Sehir Yakan” lakabini taktilar. Zira dogrudan onun talimatiyla Mohawk, Onondaga ve Cayugalarin sehir ve köylerinin tamami bes yildan az bir zamanda yok edilmis, Erie Gölü’nden Mohawk Nehri’ne kadar bütün Kizilderili yerlesimleri ortadan kaldirilmisti.

1828’de ABD Baskani olan Andrew Jackson, ayni sekilde hareket ederek 1814 At Nali Dirsegi Savasi sirasinda, öldürülen Kizilderililerin derilerin yüzülmesine bizzat nezaret etmekle kalmamis, ayni zamanda cesetlerden alinan hatira esyalarinin “Tennessee Bayanlari”na dagitilmasini saglamistir.

“Bu vahsilerle ugrasirken, vahsi hayvanlarla oldugu gibi, ulusal onur söz konusu bile olamaz. Savasmak, kaçmak ya da hileye basvurmak yalnizca bir uygarlik sorunudur.” (16)

Bir devlet politikasi ve sistematik bir soykirim seklini alan Kizilderili Soykirimi’na, kölecilik politikasi eslik ediyordu.

Beyazlarin bu bölgeyi istilasindan ve isgalinden önce Ingiliz Columbiasi, Washington, Oregon ve Idaho’da on bes farkli dil grubunu temsil ediyordu. 100’den fazla kabilenin 2 milyonun üzerinde olan nüfusunun %94’ü, yüzyil sonunda ortadan kalkmisti.

Ayni sekilde Florida’dan Massachusetts’e kadar uzanan Atlantik sahili düzlüklerinde ilk Avrupalilarin gelisinden önce 2 milyondan fazla olan Kizilderili sayisi % 91 oraninda düsmüstü.

Kizilderili Soykirimi’nda ölenlerin oranini kavramak için sadece Kuzey Amerika’nin en büyük ve en savasçi uluslarindan olan Creekler, Seminoleler ve Cherokeeler’in ölüm oranlarinin 1939-1945 yillari arasinda Almanya, Macaristan ve Romanya’da ölen Yahudilerin oranina esit oldugunu hatirlatmak sanirim yeter.(15)

Kuzey Amerika Kizilderililerinin kökü hemen hemen kazindiktan sonra, çogunlukla zorla Bati’ya göç ettirilme politikasinin ürünü olan, hükûmet destekli “Kizilderili Ölüm Yürüyüsleri'' (Indian Removals) sonunda sag kalan azinliklar, yalitilmak ve çürütülmek üzere Avrupa’daki Nazi dönemi toplama kamplarinin ve bugün Guantanamo’nun, Ebu-Garib’in atasi olan Kizilderili rezervasyonlarinda toplaniyordu.

14 Ekim 1865’te Güney Cheyenneler’i ve Arapaholar’dan kalan reisler ve önderler “sürekli baris”i kabullenerek yeni bir anlasma imzalamaya zorlandilar. Bu anlasmanin özellikle ikinci maddesi artik hiçbir etkinligi kalmamis Kizilderililerin sembolik sonunu da ifade edecektir:

“Buradaki Kizilderili gruplari, bundan böyle, sinirlari asagida saptanan topraklar üzerindeki bütün hak ve iddialarindan vazgeçeceklerini ayrica kabullenmislerdir. Platte Irmagi’nin kuzey ve güney çikintilarinin kesistigi noktadan baslayip Kayalik Daglari’nin kuzey noktasina kadar uzanarak oradan güneye kivrilip Arkansas Irmagi boyunca ilerleyen sinirlar içindeki bütün topraklar. Daha önce sahip olduklari bu ülke üzerinde bundan böyle hiçbir hak iddia edemeyeceklerdir.”

19.yüzyilin sonuna gelindiginde ise Kizilderili arazileri üzerine kurulan zengin maden rezervlerinin islenmeye baslamasiyla beraber, sanayinin gelisimi de büyük bir hiz kazanmis; iktidar, kuzeyde sanayi ve ticaret burjuvazisinin, güneyde ise tarim isletmecilerinin eline geçmisti.

Açilan kanallar ve yollarla tarim ve ticaret alanlari hizla gelistirilmis, orta batida büyük hayvancilik ve tarim kompleksleri kurulmustu. Ülkenin dogusu neredeyse tamamen Kizilderililerden arindirilmis, ama Kizilderililerden gasp edilen topraklardaki yer alti zenginlikleri Beyazlarin eline geçmisti.

Mississippi’nin dogusundaki bütün Kizilderililer Missouri Irmagi’nin öteki ucundaki çöllere ya da çorak ovalara sürülmüstü.

Geçmiste yasanan bu olaylari kitap sayfalarindan okuyarak algilamamiz elbette mümkün degildir. Kizilderililer bu olayi bire bir yasadilar

Bir sabah uyandiklarinda karsilarinda eli silahli Amerikan askerlerini gördüler. O askerler tipki Felluce’de oldugu gibi patlayici silahlar ile çocuklarinin gözlerinin önünde Kizilderilileri öldürdüler.

Sonra sürgün edildiler yasadiklari topraklardan.

Bu acili süreç, 1886’da simgesel bir biçimde son Kizilderili direnisçisi Apache Reisi Geronimo’nun teslim alinmasi ve 1890’daki Yarali Diz (Wounded Knee) Katliami ile sona erdi.

14. yüzyilin ikinci yarisinda doruga ulasmis olan soykirim ancak tüm Kizilderili halkin hemen hemen tamami yok oldugunda son bulacakti.Kizilderililer bugün ABD toplumunun sadece binde birini olusturmaktadir.

Nüfusun bu denli tükenisini aslinda örneklerle açiklamaya da gerek yoktur.

Bir medeniyetin yok olusunun ve soykirimin asagi yukari öyküsü bunlardan ibarettir.

Bugünkü Amerikalilar içten içe çürüyen ve kokusu her yana yayilan “medeniyet”lerini böylesi bir vahset ve soykirim üzerinde kurmuslardir. O yüksek binalarin, metropollerin, yollarin ve evlerin altinda hâlâ bütün dünyanin aci çigliklarini duydugu ve onlar tarafindan katledilmis olan soylu bir halk yatiyor. Bu dünya bize atalarimizdan miras kalmadi, biz onu çocuklarimizdan ödünç aldik”

Kizilderili Atasözü

Etnolog Eric Navet, Kizilderili medeniyetleri hakkinda sunlari söyler:

“Bir bolluk ve bereket toplulugu olan Amerikan yerli halki ancak gün içinde birkaç saat çalisarak yasamlarini sürdürebilmekteydi. Bu asiret topluluklari müzik yapmak, cachiri yudumlamak (bir çesit içecek) ve dans etmek için yeterince zaman bulabiliyorlardi. Lirik ve enstrüman repertuvari muazzam geliskindir.”

Bundan da anlasilabilecegi gibi ekonomik anlamda da son derece sorunsuz, huzur ve refah içinde yasayan Kizilderililer isgalden önce oturmus bir yapiya sahipti.

Bunun disinda bazi büyük Kizilderili topluluklari (Mohawk, Oneida, Onondaga, Cayuga ve Senega) ortak hukuku olan bir birliktelik olusturmuslardi. Bu iliski için Amerika isgalcilerinin ‘konfederasyon’u bu modeli örnek alarak kurduklari söylenir.

Ayrica Kizilderili topluluklarinda kadinin çok özel ve önemli bir yeri vardi. Erkekler avcilikla ugrastigi dönemlerde kadinlar da ziraatla ugrasmislar, onu gelistirmisler ve etten daha uzun süre muhafaza edilebilecek ve özellikle kis aylarinda yetistirilebilecek ürünler elde etmislerdir.

Bu durum bazi sıkıntili kis aylarında kabilenin imdadina yetismis ve takdir kazanmistir.

Kadinlar ekonomide bir anlamda erkeklerden daha fazla söz sahibi olmus ve kendilerine her zaman saygi duyulmustur.

Oysa Amerikan isgalcileri öyle hürriyet diye yana yakila ortalikta gezmelerine ragmen uzun yillar kadinlarini bile insan yerine koymamis ve onlara oy hakki vermemistir.

Bes Kizilderili toplulugunun kurdugu birliktelik olan Iraquoilarin en önemli hükmü sudur:

“Kadinlar insanlarin atalaridir ve bu topraklarin sahipleri onlardir. Diger erkek ve kadinlarin statüsü annenin statüsünden sonra gelecektir.”

Bu örgütlenmenin diger hükümleri ve isleyisi de oldukça sasirticidir.

Söz gelimi ne bu hükümleri ne de topraklari koruyacak askerî ya da benzeri kol kuvveti düsünülmemistir. Ne kral ne hükûmet ne de birlik ve beraberligi koruyacak ve düzeni saglayacak baska bir kurum yoktur.

Zira böyle bir sey olmayacaktir. Yasam kültürleri geregi yüzyillardir olusan dogal düzeni kimse bozmaya çalismak niyetinde degildi ve olamazdi da… Eger böyle bir durum olursa diger kabile üyeleri sorunlu kisiyi dislar ve kovardi. Böyle bir girisimde bulmak isteyenin alabilecegi yegâne ceza da buydu. Bütün topraklarin ve mülklerin sahibi Ölümsüz Ruh’tur.

Insanlar ve kabileler ancak yasadiklari ve izin verildigi sürece onlardan yararlanabilirler. Bu yüzden bütün mülkler herkesin esit oranda yararlanabilecegi ortak mallardir. Onlarin yüzünü hayata ve dogaya ne kadar döndügünü anlatmaktadir.

Herkes tanrinin verdigi nimetleri yalnizca tüketmekle yükümlü degildir. Ayni zamanda dogayi korumali ve ona saygi duymalidir.

Bugünün Amerika’sina gelince, sergiledikleri tutumlarda hiçbir farklilik yoktur. Onlar yalnizca bu katliamlarina modern silahlarla ve “baris ve özgürlük” sloganlariyla devam ediyorlar.

Devam eden soykirimlarla, nükleer denemelerle yok olma noktasina gelen yeryüzü manzarasi karsisinda Sef Seattle’in su sözlerini akildan çikarmamak gerek:

Canlilarin yok edildigi bir dünyada insan ruhu yalnizlik duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayin, bugün diger canlilarin basina gelen yarin insanin basina gelir. Çünkü bütün hepsinin arasinda bir bag vardir. Su gerçegi iyi biliyoruz:

Toprak insana degil, insan topraga aittir. Ve bu dünyadaki her sey, bir ailenin fertlerini birbirine baglayan kan gibi ortaktir ve birbirine baglidir. Bu nedenle de dünyanin basina gelen her felaket insanin da basina gelmis sayilir.”

ABD’nin Kizilderililere yaptigi katliam, tarihin hiçbir döneminde esine rastlanmamis bir olaydir.

Kendi topraklarında yasayan milyonlarca insani katleden bir düşüncenin dünyaya “demokrasi”yi getirme sevdasını simdi daha iyi anlayabiliyor musunuz?

 Özgür Öztürk Tarih: Eki 29, 2011

....................

Beyaz adamın ABD'de ki Kanlı Tarihi

Amerika Birleşik Devletleri, her ne kadar demokrasinin beşiği olarak adlandırılsa da tarihi boyunca yönetim kadroları istisnalar haricinde Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar'dan (WASP) seçildi.

Katolikler, Siyahi ve Hispanik kökenli ABD vatandaşları yönetimde kendine yer bulamıyor.

ABD’yi ilk kuranlar ağırlıklı olarak İngiltere ve Almanya’dan göç edenlerden oluşuyor.

Yönetimde ağırlığını koyanlar ise İngilizler. Yani, Anglo-Sakson olarak tabir edilen kesim.

Anglo-Saksonlar 5'inci yüzyıl, ortalarında Britanya'ya gelerek yerleşen üç Germen kavminin ortak adı.

Yani Anglar, Jutlar ve Saksonlar. Angllar ve Saksonlar ise aynı dönemde Doğu Britanya'ya göçmüş iki ayrı kavim.

Birlikte oluşturdukları ve bugünün İngiltere’sinin temeli olan kültürü ortaya çıkaran iki kavim de bunlar.

Temel olarak batı Germen kabilesi, yani Anglar, Saksonlar ve Jutlar, 5. yüzyılda İngiltere'nin çökmekte olan Batı Roma lejyonları tarafından terk edilmesi üzerine, bu toprakları ele geçirdi.

Tarihte barbar olarak anılan bu üç kavim, ağırlıklı olarak Saksonlar, ülkedeki Roma kökenli uygarlığı tamamen yok ederek sağ kalan halka kendi etnik yapılarını kabul ettirdi.

Bunun sonuncunda İngiltere bugünkü hem Avrupa'da, hem de Avrupa'nın dışında etkin yapıya sahip oldu. Günümüzdeki göçmenleri kendilerinden saymayan ABD'nin seçkinleri, bu kökene dayanıyor.

Ve kendilerini Anglo-Sakson olarak tanımlıyor.

Beyaz Anglo-Sakson Protestan, ya da kısa adıyla WASP.

Yani Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan, Beyaz ırktan olan Anglo Saxon'ların Hristıyanlık'ın Protestan mezhebine mensup olanlarına verilen isim.

Daha çok çalışan sınıftan gelmeyen, toplumun geneline göre refah seviyesi standartların üzerinde olanları tarif eden WASP tanımı, ABD tarihi boyunca ülke yönetiminde ve ekonomisinde söz sahibi oldu.

Barack Obama ve John F.Kennedy dışında bütün Amerika Birleşik Devletleri başkanları WASP'tı.

WASP'ın etkisinin temeli ise Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk yıllarına kadar uzanıyor.

İngiltere ve Almanya'nın ardından, daha sonraki yıllarda kıtaya göç edenler doğu Avrupa, İtalya, Ortadoğu ve İrlanda’dan yola çıktı. Belirli bir ağırlığa sahip olamadılar.

Zira bu ülkelerden gelenler Anglo-Sakson değildi.

WASP’lar, zaman içinde Amerika Birleşik Devletleri'nde kilit noktalardaki egemenliklerini ve ağırlıklarını hissettirdi. ABD’nin seçkin kesimi olan Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar, yönetim ve toplumda, sayıları az olmalarına rağmen söz sahibi oldu.

Yeni göç eden azınlıklara ve siyahlara bu yapıda yer vermeyen WASP'lar, merkezi yönetimdeki güçlerini sürdürmeye devam etti.

BEYAZ ADAMIN ABD'YE GÖÇÜ

Kristof Kolomb'un 1492'de Atlantik Okyanusu'nu aşarak Kuzey Amerika'ya ulaşmasıyla kıtanın tarihi de hızlı bir değişime sahne oldu. Avrupa'dan bu yeni kıtaya göçler başladı.

İspanyol ve Portekizliler, kıtanın daha güney bölgesine, İngiliz, Fransız ve diğer Avrupalılar ise kuzey bölgesine göç etti.

Kıtada Kızılderili olarak anılan Amerikan yerlilerinin kurduğu medeniyet vardı.

Ancak ateşli silahlara sahip Avrupalılar, bu medeniyete saldırdı. Amerikan yerlileri, geniş kıta içinde dağıldı. Hâkimiyet tamamen Avrupa’dan gelenlerin eline geçti.

İngilizler ilk olarak 1607'de Virginia'da Jamestown'a yerleşti.

Güney’de Portekiz ve İspanya hâkimiyet sınırlarını genişletti. Kuzey'de ise küçük, ancak gittikçe büyüyen koloniler kuruldu.

Kıtada Anglo-Sakson'ların hâkimiyeti hissedilmeye başladı. Zira İngiliz kültür ve geleneğini temel alan Kuzey'deki bu koloniler, İngiltere'nin denetimindeydi.

ABD, BAĞIMSIZLIK SAVAŞI

1774 yılında koloniler, durumlarını görüşmek için Philadalphia'da ilk parlamentolarını topladı.

İngiltere'den bağımsızlık yolunda çalışmalar yoğunlaştı. 19 Nisan 1775'te ABD bağımsızlık savaşı, ilk çatışmanın yaşandığı Massachusetts'in Lexington şehrinde başladı.

4 Temmuz 1776'da 13 ABD kolonisi bir bağımsızlık bildirgesi yayınladı.

17 Ekim 1781'de İngiliz ordusu kolonilere yenildi ve teslim oldu.

1787'de yeni anayasa kaleme alınarak kabul edildi. 1789'da George Washington ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Amerika Birleşik Devletleri, göçler dolayısıyla nüfusunu artırmaya devam etti.

1860'ta ABD başkanı Abraham Lincoln'ın köleliği kaldıracağını duyurması Kıta'da yeniden ayaklanmalar yaşanmasına yol açtı. Bazı koloniler birlikten ayrıldı ve ABD İç Savaşı başladı. 

Abraham Lincoln'un başkan seçilmesinin ardından Güney eyaletleri ayaklandı.

Zira Güney'in tarıma dayalı ekonomisi kölelerin işgücüne dayanıyordu ve köleliğin kaldırılması ekonomilerinin de çökmesi demekti.

Güneyli eyaletler, yeni başkanın kongrenin kararına uyarak köleliği kaldıracağı kaygısıyla bağımsızlıklarını ilan etti.

1861 Şubatı’nda, Güney Carolina ve onu izleyen 10 eyalet, Birleşik Devletler’den ayrılarak aralarında bir konfederasyon kurdu.

Abraham Lincoln, 4 Mart 1861'de verdiği bir söylevle “Hiç bir eyaletin, diğerlerinin onayı olmadan Birlik’ten ayrılamayacağını” açıkladı.

Güneylilerin verdiği cevap 12 Eylül 1861'de Charleston limanındaki Sumter kalesini topa tutmak oldu.

İç savaş dört yıl sürdü. Ve 9 Nisan 1865'te Güney orduları komutanı General Lee'nin kılıcını Birleşik Devletler Başkomutanı General Grant’a teslim etmesiyle sona erdi.

Savaşın bilançosu ise korkunçtu. Amerikan iç savaşı sırasında 620 bini asker olmak üzere 675 bin kişi hayatını kaybetti.

Savaşın sonunda güneydeki tüm köleler özgür oldu.

18 Aralık 1865'te kölelik tüm Amerika'da resmen kaldırıldı. Köleler, özgür olmalarından kısa bir süre sonra da oy kullanma hakkı kazandı.

AMERİKAN YERLİLERİ

Kristof Kolomb'un 1492'de Amerika'ya ayak basmasından 1886 yılına kadar geçen yaklaşık 400 yılda 70 milyon Kızılderili katledildi.

Amerika'daki yerli halk ya da bilinen adıyla Kızılderililer, önce İspanyolların ardından da İngilizlerin bölgeye gelmesiyle sömürge güçlerinin baskısına hatta soykırımına uğradı.

Beyaz Anglo-Sakson Protestan yayılımcı politikaları nedeniyle ABD yerlilerinin kendi vatanlarında çektiği acılar hiçbir zaman bitmedi.

Tarihsel süreçteki kıyımın büyüklüğü nüfus oranlarıyla da gözler önüne seriliyor.

İngiliz ve Fransızların Amerika Kıtası'na ilk ayak bastığında dünya nüfusunun beşte biri olan Kızılderililerin sayısı bugün sadece birkaç milyon. Geriye kalan çok az sayıdaki halk ise doğdukları yerleri terk etmiş durumda.

Vatanlarından sürülmeleri ise Avrupa Kökenli Amerikalılar, yani WASP'ların yerli halkın yaşadığı bölgelere yerleşmek için Kızılderilileri sürgün etmeleriyle başladı.

Topraklarını terk etmek zorunda kalan Kızılderilier “rezervasyon” adı verilen, onlara ayrılmış bölgelere yerleştirdi.

1952 yılına kadar da bu bölgelerden çıkarılmadılar. Ancak bugün ABD içindeki nüfusları 2.5 milyonu bulan yerlilerin pek çoğu ABD halkıyla iç içe.

ABD yönetimi son yıllarda Kızılderili halkına yapılan haksızlıkları kabul etmeye başladı. 

ABD'nin Montana eyaleti ve Kanada topraklarında yaşayan Karaayak kabilesinden 35 yaşındaki Elouise Cobell'in ABD hükümetine 1996 yılında açtığı dava 2011 yılında ancak tamamlanabildi.

ABD yönetimine karşı açılan en büyük dava olma özelliğini taşıyan dava sonucunda ABD yönetimi yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkûm edildi.

İçişleri Bakanlığının, doğalgaz, petrol gibi çıkarları için Kızılderililere ait toprak ve madenleri haksız anlaşmalarla kamulaştırmakla suçlandığı dava sonucunda Cobell haklı bulundu ve Washington yönetimi 300 bin Kızılderili’ye 1.5 milyar dolar tazminat ödemeye mahkum edildi.

Bazı Kızılderili kabilelerinin bağımsızlık talepleri ise devam ediyor.

2007 yılında, en önemli Kızılderili kabilelerinden biri olan Lakota Siyuları ABD vatandaşlığından çekildiklerini ve kendi devletlerini kuracaklarını ilan etti. Toprakları beş ayrı ABD eyaletinin sınırları içerisinde olan Lakotalar'ın bu girişiminin sonuçları henüz kesinleşmese de Kızılderililerin büyük soykırımdan bu yana ilk bağımsızlık girişimleri olarak tarihe geçti.

OTURAN BOĞA (1831-1890)

ABD ordusuna karşı savaşan Kızılderili kabile şefi Oturan Boğa ABD WASP'ları hakkında şöyle diyor:

"Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama yoksulların bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için yoksullarla güçsüzlerden vergiler alıyorlar.

Bizim annemizin, toprağın, kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar.

Toprağı binalarıyla ve öteki süprüntüleriyle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor."

BEYAZ ADAMIN KÖLELEŞTİRDİĞİ SİYAHİLER

Amerikan toplumunu oluşturan gruplar arasında siyahların durumu diğerlerinden farklı. Diğer gruplar, Kıtaya kendi istekleriyle göç ederken, siyahlar zorla, köle olarak getirildi.

16.yüzyılda başlayan gemilerle köle ticareti 1808 yılına kadar sürdü.

Tumberio”, yani “ölü taşıyıcıları” adı takılan bu gemilerde tutulan kayıtlara göre Afrika'dan sadece Amerika'ya ve Karayipler'e götürülen köleleştirilmiş insan sayısı 12 milyon 500 bin.

Kıtadaki kaderleri ise Anglo-Saksonlar'a kölelik etmekten daha ileri gidemedi. Amerika Kıtası'ndan kaçabilenler, Afrika’ya dönerek 1847’de Liberya’yı kurdu.

Siyahlar, Amerika kıtasındaki ilk üç yüz yıllarını köle olarak geçirdi.

20. Yüzyılın ortalarına kadar sivil hakları verilmedi.

Her insanın eşit yaratıldığı ve eşit haklardan yararlandığı ilkesi onlara yönelik işletilmedi. Köleler, özgürlüklerin Kıtası'nda görmezden gelindi.

Bu durum Anglo-Sakson Beyaz Protestanların yönetimindeki kıtada kuzey ve güney arasında yaşanan iç savaşa kadar değişmeden devam etti.

Amerika Birleşik Devletleri'nde kölelik 1865 yılında kaldırıldı. Ancak ülkedeki siyahlara verilen haklar çoğunlukla kâğıt üzerinde kaldı. Irk ayırımı 1950'lerin sonlarına kadar sürdü. 1900'lerin başından itibaren ülkedeki siyahlar sosyal yaşamda aşağılanmaya, çalışma hayatında ise sömürülmeye devam etti.

Okullarda ırkçı ayrımcılığa uğradılar. Yurttaş hakları yasasından faydalanamadılar. İşyerlerinde kimsenin yapmak istemediği işlerde çalıştırıldılar. Saat başı aldıkları ücret ise beyazlarınkinden kat be kat düşük olarak verildi. Beyazlarla aynı tuvaletleri dahi kullanamayan siyahlar 1900'lü yılların ortalarına kadar otobüslerde arkada, ayrı bölümlerde yolculuk edebildi.

Ancak sosyal yaşantıyla sınırlı olmayan bu modern kölelik yöntemleri kendini şiddet sarmalında da gösterdi. Yapılan linçlerde sayısız siyah hayatını kaybederken hemen hemen hiçbir cinayetin sorumlusu ceza almadı. Amerikalı siyahlar, beyazlarla aynı hakları kazanabilmek için 1950'li yıllarda başlayan adalet ve eşitlik hareketlenmelerini beklemek zorunda kaldı.

MARTİN LUTHER KİNG ve SİYAHİLERİN BAŞKALDIRISI

Martin Luther King; tüm yaşamını Amerika Birleşik Devletleri'nde siyahlara karşı ayrımcılığın sona ermesi, siyahların temel haklara sahip olması için yaptığı çalışmalara adayan, tüm dünyada ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı simge haline gelen Amerikalı bir siyahî lider.

Yurttaş hakları reformu için barışçıl gösteriler düzenleyen King, 1963 yılının Ağustos ayında iş ve özgürlük için Washington'da büyük bir yürüyüş planladı. Yürüyüş, Güney'deki siyahların içler acısı halini ve isteklerini ülkenin başkentinde ifade etmeleri için bir fırsattı. 

Yürüyüşe 250 bin kişi katıldı. Bu, o güne kadar Washington tarihinde düzenlenen en büyük gösteri oldu. Ve King, o gün Lincoln anıtı önünde yaptığı konuşmada  "Bir hayalim Var Benim" diyerek Amerikan tarihinde yeni bir sayfa açtı.

"Bir hayalim var benim. Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia'nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler. Bir hayalim var benim. Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar. "

King'ın bu unutulmaz konuşmasının ardından 1964'te Yurttaş Hakları Yasası, 1965'te de Oy Hakkı Yasası çıktı. Bu yasalarla Amerika Birleşik Devletleri’nde ırk ayrımcılığı yasaklandı. 

KİNG'E SUİKAST VE SON KONUŞMASI

Martın Luther King, sadece ırkçılığa değil, o yıllarda Amerika'nın Vietnam Savaşı’ndaki rolüne karşı da cephe almıştı. 4 Nisan 1967’de New York'ta Riverside kilisesinde yaptığı konuşmada Amerika'yı bu savaş nedeniyle şiddetle eleştirdi.

Vietnam'ı bir sömürge haline getirmeye çalışmakla suçladı. ABD'yi dünya'nın en büyük şiddet uygulayıcısı olarak niteledi.

Bir yıl sonra ise 3 Nisan 1968'de King, Memphis'te Mason Temple'da toplanan kalabalığa seslenirken adeta başına gelecekleri de anlatıyordu.

Martın Luther King'ın Memphis konuşması

"Herkes gibi ben de uzun bir hayat yaşamak istiyorum. Ama ben sadece Tanrı'nın isteğini yerine getirmek istiyorum. O bana bu dağa çıkmam için izin verdi. Çevreme baktım, vaat edilen toprakları gördüm. Oraya sizinle beraber gidemeyebilirim.

Fakat bu gece bilmenizi istiyorum ki, biz halk olarak, oraya ulaşacağız. Bu nedenle bu akşam mutluyum. Hiçbir şeyden endişelenmiyorum. Kimseden korkmuyorum. Gözlerim Tanrı'nın zaferini gördü!"

Bu onun son konuşması oldu. King, ertesi gün 4 Nisan 1968'de Memphis'te kaldığı otelin balkonunda silahlı saldırıya uğradı.

Boğazından vurulan King bir saat sonra kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Suikast, 60'tan fazla kentte olaylara neden oldu. 5 gün sonra, ABD Başkanı Lyndon Johnson tüm ülkede yas ilan etti. Cenazesine 300 bin kişi katıldı.

King'ın katili James Earl Ray adında bir kanun kaçağıydı.

Ray, suikasttan 2 ay sonra Londra'da, Heathrow Havaalanı’nda sahte pasaportla kaçmaya çalışırken yakalandı.

Amerika Birleşik Devletleri'ne iade edilen Ray, King'ı öldürdüğünü itiraf etti ve 99 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

İSLAMIN ATEŞLİ SAVUNUCUSU MALCOLM X

1960'larda ABD'de ırkçılığa karşı mücadele Martin Luther King'le hız kazanırken, ezilen siyahlar arasında İslam'a yöneliş de hızla arttı.

O yıllarda ABD'de hızla yayılan İslam'ın en ateşli önderi olarak ise ortaya Malcolm X çıktı.

Gerçek adı Malcolm Little olan Malcolm X 1925'te Nebraska'da Omaha kentinde doğmuştu.

Çocukluğu açlık ve yoksulluk içinde geçmişti.

Daha 6 yaşındayken göç ettikleri Michigan'da evleri ırkçı Ku Klux Klan'lar tarafından yakıldı.

Ardından babası öldürüldü.

Islahevine gönderilen Malcolm'un avukat olma hayali derisinin rengi yüzünden engelledi.

Üniversiteye gidemeyeceğini anlayınca öğrenimini yarıda bırakıp, New York'a gitti. Kendisini kanunsuzluğun hüküm sürdüğü Harlem'de, uyuşturucu çetelerinin ortasında buldu.

Bir siyah olarak kendisine dayatılan bu yaşam biçimi sonunda hapishaneye girdi.

Hapishane yıllarında İslamiyeti seçen Malcolm 1952'de cezaevinden çıktı ve Eliyah Muhammed'in öncülüğünü yaptığı Siyah Müslümanlar Hareketi'ne katıldı. Little olan soyadını X olarak değiştirdi. X, onun Afrikalı atalarının artık kimse tarafından bilinmediği anlamını taşıyordu.

Malcolm, İslam'ı daha iyi kavrayabilmek için Mart 1964'te hacca, İslam'ın doğduğu topraklara gitti. Ortadoğu'yu dolaştı. ABD'ye döndüğünde ilk iş olarak adını Malik El Şahbaz olarak değiştirdi. Ve ABD'lilere İslamiyeti anlatmaya başladı.

MALCOLM  X  SUİKASTİ

Amerika Birleşik Devletleri'nde İslamiyet, 1960'larda Malcolm X liderliğinde hızla yayılıyordu.

Tarih 21 Şubat 1965'i gösterdiğinde Manhattan'daki Audubon Oteli’nin balo salonu, ırkçılığa karşı mücadelede İslam'a sığınan siyahlara ev sahipliği yaptı.

O gün büyük bir kalabalık, bu mücadelede liderliğe soyunan kişiyi, Malcolm X'i dinlemek için toplandı.

Malcom X bir yıldır düzenlediği konferanslarla nefrete karşı ırk, renk ve dil ayırımı yapmayan İslam'ın yolunu göstermeye çalıştı.

Kürsüye gelen Malcolm X, tam konuşmaya başlamıştı ki, kalabalığın arasında bir kişinin "Zenci ellerini cebimden çek" diye bağırdığı duyuldu.

Korumalar hemen harekete geçti, ancak saldırgan elindeki silahı ateşledi.

Göğsünden vurulan Malcolm X, yere yığılırken, iki kişi daha ortaya çıkarak onu yaylım ateşine tuttu.

Saldırganlardan biri kalabalık tarafından darp edilerek yakalanırken, 16 kurşun yarası alan Malcom X kaldırıldığı hastanede son nefesini verdi.

Kaçmayı başaran diğer iki kişi ise daha sonra ele geçirildi.

Suikast zanlısı olarak tutuklanan Talmadge Hayer, Norman Butler ve Thomas Johnson adlarındaki üç kişi yargılandı.

Ancak mahkemede suikastı başkasının işlediği tezleri ortaya atıldı. Üç saldırgan da delil yetersizliğinden serbest bırakıldı.

BÜYÜK BUHRAN ve WASP’LARA ETKİSİ

Gerek ABD iç savaşı, gerekse ardından siyahlara verilen haklarla birlikte yara alan WASP iktidarı, sosyal ve ekonomik alanlardaki egemenliğini korumak adına birçok faaliyete imza attı.

Birbiri ardına yatırımlar yapıldı. Zengin tabaka hayat standartlarını yükseltmeye devam etti.

Ülkenin bağımsızlık ilanının ardından ekonomik alandaki en köklü değişim 1920'li yıllarda gerçekleşti.

1920'li yıllar ABD'liler için “Kükreyen Yirmiler”di.

Bu terim sadece büyüyen ekonomiyi değil, Amerikalıların hızlı biçimde değişen yaşam biçimini tasvir etmek için de kullanılıyordu.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nde ekonomiyi zor günler bekliyordu.

1928, ülkede tüketim çağının da başlangıcı oldu.

Çamaşır makinesi, elektrik süpürgesi gibi yeni tüketim maddeleri yaşamın parçası haline geldi.

Bu yeni yaşam tarzıyla birlikte tüketici kredilerinin kullanımı da hızla arttı. Taksitli satışlar beraberinde tüketim çılgınlığını getirdi.

Wall Street'te artık orta halli ABD'liler bile kâğıt alıp para kazanıyordu.

ABD'de herkes elinde avucunda ne varsa borsaya yatırmaya başlamıştı.

Evler ipotek ediliyor, banka mevduatlarındaki tüm paralar çekilerek hisse senedine yatırılıyordu. Hisse senetleri teminat gösterilip borçlanmaya bile gidilebiliyordu.

Ancak birden, 2 Eylül 1929'da borsada bazı büyük şirketlerin hisse senetlerinin düştüğü haberleri geldi.

21 Ekim'e gelindiğinde ise yabancı yatırımcılar kâğıtlarını çoktan elden çıkarmıştı.

Üç gün Dow Jones sanayi endeksi 382’den 299’a düştü. “Kükreyen Yirmiler"in sonu geldi. Borsa aynı gün 4 milyar dolar kaybetti.

Varını yoğunu hisse senedine bağlayan insanlar her şeyini yitirdi. Bankalar art arda battı. İlk şokta batan banka sayısı 4 bini geçti.

Bankaların ardından aracı kurumlar, fabrikalar ve ticarethaneler de iflas bayrağını çekti. Bir yıl içinde buharlaşarak uçup giden meblağ 30 milyar doları aştı.

Kağıtların Wall Street'te hiçbir değeri kalmadı. İntihar vakaları birbirini izledi.

1929 Buhranı, Amerika Birleşik Devletleri'nden tüm dünyaya yayıldı. Özellikle Avrupa'da, liberalizmin çöküşüyle birlikte faşizmin yükselmesine ve diktatörlerin ülkelerin başına geçmesine neden oldu.

ABD’NİN İLK KATOLİK BAŞKANI: JOHN F. KENNEDY

Amerika Birleşik Devletleri'nde, ülkenin kuruluşundan bu yana yönetici elit kesimi Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar’dan seçildi.

Bu yazılı olmayan kural, ilk olarak 1961 yılında John F. Kennedy'nin başkan seçilmesiyle bozuldu. Zira Kennedy, Beyaz Anglo-Sakson Protestan değil, İrlandalı bir Katolikti.

Kısa süren başkanlığı boyunca yürüttüğü uygulamalar ise Cumhuriyetçilerin tepkisine neden oldu.

Dış politikada Domuzlar Körfezi'ndeki başarısızlığı, Küba Ekim Füzeleri Krizi’nde Sovyetler Birliği ile giriştiği mücadeledeki tavrı bunlardan bir kaçıydı. İç politikada ise siyahların güney eyaletlerindeki üniversitelere girmelerini kolaylaştırarak, muhafazakârların sert söylemlerine maruz kaldı.

28 Ağustos 1963'te, yaklaşık 250 bin kişinin katılımıyla düzenlenen ve hak eşitliği yasasının çıkarılması istenilen Washington'daki iş ve Özgürlük Yürüyüşü'nden hemen sonra Kongre'ye sunduğu tasarı, tepkinin daha da artmasına yol açtı. Muhafazakârlar öfkeliydi.

Zira Kennedy yeni yasa tasarısıyla okullarda, otellerde ve lokantalarda ırk ayrımcılığını ortadan kaldırarak siyahların yurttaşlık haklarını korumayı hedefliyordu.

Ancak Yasayı Kongre'den geçirmeyi başaramadı.

Cumhuriyetçilerin Amerika'nın demokrat başkanına karşı öfkesi artarak devam etti. Kennedy ise geri adım atmadı. Ta ki 22 Kasım 1963'e kadar.

KENNEDY SUİKASTİNİN ARDINDAKİ SIR PERDESİ

Kennedy, 22 Kasım 1963'te Dallas'ta halk tarafından coşkuyla karşılandı.

Saatler 12.30'u gösterdiğinde Kennedy, eşi Jacqueline ile birlikle üstü açık bir otomobilden halkı selamlıyordu.

Houston ve Elm caddelerinin kesiştiği yere gelindiğinde önce bir el silah sesi duyuldu. Keneddy yaralanmıştı. Önde oturan Dallas Valisi de ikinci bir kurşunla sırtından yaralandı.

Üçüncü kurşunsa Kennedy'nın başına isabet eti. Tüm bunlar sadece 6 saniye içinde gerçekleşti.

Başkanın suikasta uğradığı anlaşılınca bir FBI ajanı otomobile atlayarak kendini kurşunlara siper etti. Ve otomobil bu şekilde Parkland Memorial Hastanesine kadar gitti.

Tüm çabalara rağmen Keneddy kurtarılamadı.

Yarım saat sonra Amerika'nın 35. Başkanı John Fitzgerald Keneddy'nin öldüğü resmen açıklandı.

Polis saldırının hemen ardından olay yerinden kaçan 24 yaşındaki şüpheli Lee Harvey Oswald'ın peşine düştü.

Zanlı 45 dakika sonra bir devriye polisini vurduktan sonra yakalandı. Ancak suikastın arkasındaki sır perdesi aralanamadı.

Zira şüpheli 2 gün sonra polis merkezinden hapishaneye götürülürken gazetecilerin bulunduğu yerden öne atılan bir adam tarafından yaylım ateşine tutularak öldürüldü.

Oswald'ı herkesin gözü önünde vuran Jack Ruby, Kennedy'ye yapılan suikastın kendisini çok etkilediğini ve cinayeti bu yüzden işlediğini açıkladı. Yapılan yargılama sonunda, ölüme mahkûm edildi.

Suikasti aydınlatmak için kurulan Warren Komisyonuna göre Kennedy'yi vuran Lee Harvey Oswald, cinayeti herhangi bir devlet ya da kuruluş adına işlememiş, kimseden de yardım görmemişti.

Warren raporu, kimse tarafından tatmin edici bulunmadı. Akıllarda, yanıtı verilememiş bir çok soru kaldı.

Kennedy suikastını gördüğünü ileri süren 47 kişinin cinayet, kaza ve sağlık sebepleriyle ölümleri Kennedy suikastıyla ilgili şüpheleri artırıyordu.

Suikastın görgü tanıkları arasındaki bir polis memuru Kennedy'den 45 dakika sonra cadde ortasında öldürüldü.

Polis memurunun ölümüne tanık olan bir başka kişi ise iki gün sonra dükkânının önünde tabancayla vurularak can verdi. Vurulan dükkân sahibinin eşi gözaltındayken yaşamını yitirdi.

Olayı araştıran tanınmış gazetecilerden Jim Koethe bıçaklanarak, bir başka gazeteci Bill Hunter da, polisin yanlışlıkla düşen tabancasından çıkan kurşunla hayatlarını kaybetti.

Suikast zanlısı Oswald'ı öldüren Jak Ruby ile bir gece önce bir arada bulunan Savcı Tom Howard esrarengiz biçimde yaşamını yitirdi.

Otopsi dahi yapılmadan gömüldü.

Kennedy'ye bilinenin aksine, yolun karşı tarafından iki kişinin ateş ettiğini öne süren tanıklardan Lee Bowers da nedeni anlaşılamayan bir şekilde hayatını kaybetti.

Kennedy ailesinin yaşadıkları bu suikastla sınırlı kalmadı. Demokratların adayı olması beklenen kardeşi Robert Kennedy de, 5 Haziran 1968'de Los Angeles'taki bir otelde katıldığı balo sırasında vuruldu.

Katil, Sirhan adlı bir Filistinli Arap göçmeniydi.

Vurulmasaydı, belki de Amerikan başkanlığına ikinci kez bir Kennedy geçmiş olacaktı.

HİSPANİKLER DE IRKÇILIĞIN PENÇESİNDE

Amerika Birleşik Devletleri'nde ırkçılıkla ilgili tartışmalar son dönemde Latin kökenlilere karşı yürütülen uygulamalarla arttı. İnsan hakları karşıtı adımların hedefinde ise Hispanikler bulunuyor.

Hispanik, kelime anlamı olarak İspanyollardan ve İspanyol kültüründen türemiş ya da bu kültürle ilgili olarak kullanılan bir terim.

Her ne kadar dile dayalı bir tanım olsa ve ırksal bir aidiyet belirtmese de bugün Birleşik Devletler'deki genel kullanımı bunun tam tersi yönde.

ABD’de Hispanik, Meksika ve Orta Amerika'daki bazı Latin Amerika ülkeleri halklarını tanımlıyor.  Hispanik nüfusun yoğun olduğu bölgeler ise başta Kaliforniya olmak üzere Teksas, Arizona, Florida ve New Mexico eyaletleri.

Her ne kadar araştırmalar Latin kökenlilerin yıllar içinde asimilasyona uğramaya başladığına işaret etse de tıpkı siyahlar gibi onlar da halen ülkedeki ayrımcı politikalarla mücadele etmek durumunda kalıyor.

Washington yönetiminin Latin kökenli vatandaşlarına karşı uyguladığı politikalar ülkedeki göçmenleri tedirgin ediyor.

50 milyonun üzerindeki Hispanik nüfusun yüzde 16'sının Amerika Birleşik Devletleri'nde yasal statüsü bulunmuyor. Oy kullanabilen Hispaniklerin oranı ise ancak yüzde 6,9.

Son yıllarda Latin coğrafyasından ABD’ye kaçak göç oranında düşüş yaşanmasına rağmen, ABD, göçmen karşıtı politikalarını sertleştirmeye devam ediyor.

Özellikle Arizona'da kaçak olsun veya olmasın göçmenlere yönelik nefret artıyor. Ülkedeki yasalar da bu durumu körüklüyor. Meksikalı görünümlü herkese potansiyel suçlu muamelesi yapılıyor.

Ancak Arizona göçmen karşıtlığı ile bilinen tek eyalet değil. Florida ve Teksas eyaletlerinde de Latin kökenli göçmenlere karşı sert yasalar bulunuyor.

Florida'daki yasaya göre, polis kaçak olduğunu düşündüğü göçmenleri gözaltına alabiliyor.

Teksas'taki yasaya göreyse polis insanları durdurup resmi konumları hakkında bilgi isteme hakkına sahip.

Bu tarz yasalar Latinlere karşı kötü muameleye açık davet anlamına geliyor. Ancak Latin göçmenlere yönelik tartışmalı uygulamalar bu kadarla sınırlı değil. Alabama, Georgia, New Mexico ve Utah eyaletlerinde de benzer yasalara yeşil ışık yakılmış durumda.

GÖÇMENLERE KARŞI AYRIMCILIK DEVAM EDİYOR

1900'lerin başında 62 milyon olan Amerika Birleşik Devletleri nüfusu bugün 315 milyonun üzerinde.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük etnik grubu 50 milyon ile Alman asıllı Amerikalılar oluşturuyor.  

ABD'de Etnik Dağılım

- Alman: 50 milyon

- İrlandalı: 40 milyon

- İngiliz: 30 milyon

- Meksikalı: 28 milyon

- İskoç: 25 milyon

Ülke nüfusunun ise sadece 22 milyonu Amerikalı. Ve kendi ülkelerinde ancak 6. büyük durumundalar. Ancak Amerika Birleşik Devletleri'ni oluşturan etnik dağılım bu kadarla sınırlı değil. Ülkede 18 milyon İtalyan ve çoğu 2. Dünya savaşı sonrasında göç eden 10 milyon Polonyalı bulunuyor. Fransız kökenlilerin nüfusu ise 10 milyon.

Türklerin 500 bin civarında olduğu Amerika Birleşik Devletleri'nde nüfusu bir ila beş milyon arasında olan 15'in üzerinde milletten insan bir arada yaşıyor. Ancak genel olarak göçmenlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olamamasının yanı sıra Müslümanlara karşı uygulanan İslamofobik uygulamalar beyaz adamın ayrımcı politikalarının bütün şiddetiyle devam ettiğini gösteriyor.

Kıta'da halen Anglo Sakson Beyaz Protestanların ağırlığı hissediliyor. Özellikle Kıta'ya ilk göç eden İngiliz asıllı WASP'lar ülke ekonomisi ve yönetiminde halen söz sahibi konumda bulunuyor.

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı

Güncelleme Tarihi: 16 Ekim 2019, 17:11
https://www.dunyabulteni.net/dubam/beyaz-adamin-amerika-daki-kanli-tarihi-dosya-h294126.html

................

İlhami Pektaş/ ABD’NİN DÜNYADA YAPTIĞI KATLİAM VE SOYKIRIMLAR-

21 Mayıs 2018

250 yıllık tarihi yüzkarası olaylarla dolu olan ABD’nin zulüm ve soykırımları saymakla bitmez. Birleşik Devletler, bağımsızlığını ilan etmeyi başardıktan sonra, topraklarını genişletmek amacıyla 1830 yılında çıkarılan “Kızılderili Tehcir Yasası” ile bölgede yaşayan tüm yerlileri kendi topraklarından çıkardılar.

ABD’nin resmi devlet politikası olan Kızılderili soykırımı, Nazi Almanyası’nda Yahudilere karşı uygulanan soykırımdan çok daha büyük bir soykırımdı. ABD’nin resmi makamları Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödemişti.

ABD’liler, “Bu vahşi hayvanların yani Kızılderililerin tamamen imha edilmesi gerekiyor”, En iyi yerli ölü yerlidir politikasıyla kıtayı binlerce yıldır üzerinde yaşayan yerli halkın elinden zorla almıştı.

Bu kapsamda ilk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulandı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda yerlinin öldürülmesi sağlandı. Kızılderili soykırımıyla bugünkü ABD’nın de temelleri atıldı. Dünyada en büyük soykırım suçlusu Amerika Birleşik Devletleri’dir. Tam yetmiş milyon Kızılderiliyi kendi vatanlarında katlettiler.

Amerika Birleşik Devletleri demek; uygarlıkların ve kültürlerin yıkımını demektir. Mazlumların kanlarını emerek sömüren bu devlet, “demokrasi, insan hakları ve özgürlük” vaatleriyle kendi zihniyetini, sömürü düzenini, politikasını sürdürmeye devam ediyor.

Amerika Birleşik Devletleri tarihi demek;  gerçek anlamıyla işgallerin, savaşların, soykırımların, işkencelerin, haksızlıkların, kan ve gözyaşının tarihi demektir.

ABD yaptıklarını meşru göstermek için çizgi romanları, Hollywood filmleri ve yalan yazan bir sürü tarih kitapları ile tüm dünyayı aldatmaktadır.

Örneğin çoğu Amerikan çizgi romanlarında, filimlerinde, tarih kitaplarında Kızılderililer, kafatası avcısı, barbar, vahşi, saldırgan ve psikopat olarak dünyaya empoze edilmiştir. Halbuki vahşi, barbar, psikopat ve saldırgan olanlar bizzat kendileridir.

Kızılderililerden sonra ikinci sırayı afrikalı köleler alır. Köle ticareti sırasında 19. yüzyıla kadar toplam 34 milyon 500 bin Afrikalı ve Orta Doğulu kölenin öldüğü biliniyor.

Tarihin en büyük soykırımı Avrupalıların Amerika’yı fethinden sonra 1492 tarihinden itibaren yaşandı. Amerikalıların en az 70 milyon Kızılderili’yi öldürdükleri gibi, 35 milyon insanı vatanlarından kopararak köle olarak kullandıklarını tüm tarihçiler kabul ediyor.

İngiliz Parlamentosu’nun raporlarına göre 1768′de Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle götürmüş, o yılda toplam satılan köle sayısı 97.500’ü bulmuştu.

1787 yılında bu sayı 100.000 zenci köleye ulaşmıştır. Amerika’da 1681 yılında 2 bin Zenci köle varken 1790 yılında 700,000 sayısına, 1860 yılında ise 4 milyona yükselmiştir. 

16. yüzyılla 19. yüzyılın ortalarına kadar toplam 15 milyon zenci köleleştirilerek Amerika Kıtası’na getirildi. Kölelerin can kayıpları da düşünüldüğünde Afrika’dan koparılan ve gemilere yüklenerek getirilen zenci sayısının 35 milyonun üzerinde olduğu varsayılmaktadır.

1977 yılında yazdığı Medeniyetler Diyaloğu kitabında Roger Garaudy “Batılılar 100 milyonu aşkın Amerika Yerlisini öldürerek dünyada daha önce benzeri görülmemiş bir soykırım yaptı. Bunun ardından üç yüz yıl süren köle ticareti sırasında en az yüz milyon Afrikalıyı da öldürerek bir başka akıl almaz soykırımı gerçekleştirmiştir.“ demiştir. Tüm bu soykırımların altında Amerikaya yerleşen ve bugünkü ABD’nin temelini atan batılılar vardır.

Bu baskıcı yönetim ve sömürü düzeni, ABD ekonomisinin büyümesine ve 1870 yılında da dünyanın en büyük ekonomik gücü olmasına neden olmuştur.

Sonrasında yaşanan I.ve II. Dünya Savaşında oynadığı rol de ABD’nin büyük bir askeri güç haline geldiğini bütün dünyaya gösterdi.

Nazi Almanya’sının II. Dünya Savaşında yenilmesinin ardından, dünya çift kutuplu bir sisteme yöneldi ve dünyadaki tüm toplumlar, bu iki kutuptan ABD ve SSCB’den birisini seçmek zorunda bırakıldı.

Kızılderili ve afrikalıların 19. yüzyıla kadar soykırıma tabi tutulmasından bugüne, kan ve vahşet imparatorluğunun temelde  hiç değişmediğini aksine söylemler, yöntemler ve politikalar bakımından daha da ustalaştığını anlamak mümkündür.

ABD, kendi hakimiyetini ve dış politikasını tamamen yalan ve aldatıcı politikalarının arkasına saklayarak yapmaktadır.

Bunun için Amerikan demokrasisi adı altında kullandıkları “İnsan hakları”, “Özgürlük” ve “Adalet” gibi kavramlarla kendilerini bütün dünyaya şirin göstermeye çalışmaktadırlar.

Dünyadaki tüm darbelerin arkasında ABD vardır. Latin Amerikalılar şöyle der : “Amerika kıtasında sadece ABD‘de darbe olmaz; çünkü sadece orada ABD büyükelçiliği yoktur.”

Bu maskeler altında Amerikayı daha yakından tanımak üzere Amerika’nın son yüz yıl içerisinde gerçekleştirdiği işgalleri, saldırıları ve savaşları incelemek yeterli olacaktır.

Tarihi yüz karası kan, zulüm ve katliamlarla dolu olan ABD, başta Vietnam, Japonya ve Kore olmak üzere, tarihi sırasıyla Küba, Panama, Guetemela, Nikaragua, Meksika, Filipinler, Afganistan, Irak, İran ve Suriye’de yüz binlerce sivili öldürüp, dünya tarihinin en büyük vahşet ve katliamlarına imza atmıştır.

1898 yılında Meksika’yı işgal etti, aynı yıl Küba’ya girdi.

1921 yılında Nikaragua’yi işgal etti, Sandino ve 300 kişiyi katletti.

1945 HİROŞİMA VE NAGASAKİYE ATOM BOMBASI ATILMASI

ABD, 1945 yılında Japonya’ya iki atom bombası atarak yüz binlerce masum sivili öldürüp dünya tarihinin en büyük vahşetini dönemin ABD Başkanı Harry Truman’ın “Tarihin en büyük olayı” olayı diye yorumladığı katliamı yaparak gerçekleştirmiştir. ABD’nin 6 Ağustos 1945 tarihinde Hiroşima’ya attığı atom bombası ile 140 binden fazla kişinin ölümüne yol açan ABD, Hiroşima’dan üç gün sonra 9 Ağustos 1945’te de Nagazaki’ye 2.ci atom bombasını da atarak 80 bin kişinin sonradan ölenlerle birlikte toplamda 350 bin kişinin ölmesine ve binlerce insanın da sakat kalmasına neden olmuştur.

DRESTEN KATLİAMI

II.ci Dünya savaşından sonra Amerikalılar ve İngilizler Almanların savaşı kaybetmelerinin ardından, Dresden kentine sığınan Alman göçmenlerin üzerine 3 gün süreyle havadan bomba yağdırdı. Saldırılarda çocuk ve kadınların oluşturduğu 200 bin kişi öldü.

1950-1953 KORE SAVAŞI

1950 yılında, 3500 Güney Koreli siyasi mahkumun, ‘Kuzey saflarına katılabilirler şüphesiyle’, topluca öldürülmesi olayının; Amerika’lıların kışkırttığı ve göz yumduğu bilinen bir gerçekti. 1950-1953 yılları arasında Amerikan savaş uçakları tarafından üç yıl boyunca havadan bombalanan Kuzey Kore’de Solcular ve Sovyet müttefiki iktidarın birleşmesini engellemek için 4 milyon’a yakın insan öldürülmüştür.

1950 GUATEMELA İŞGALİ

Milliyetçilik programı izleyen Arbenz, Guatemala Başkanı seçildi. Arbenz, o zamanki Amerikan Dışişleri Bakanı John Foster Dulles ve kardeşi CIA Başkanı Allen Dulles’ın büyük miktarda kişisel yatırım yapmış oldukları United Fruit Company şirketini millileştirmişti. Bunun üzerine CIA, Nikaragua diktatörü Somoza’nın desteği ile Arbenz’i devirtti. Yerine Guatemala Silahlı Kuvvetler Başkanı Castillo Armas’ı geçirdi. Bu darbe sırasında 200 bin sivil Guatemalalı öldürüldü.

1953 İRAN DARBESİ

ABD, 1953 yılında Moskova yanlısı İran Başbakanı Musaddık’ı darbeyle devirdi.

Yerine Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Böylece Şah, ABD’yi de arkasına alarak, İran’ın tek yetkilisi oldu.

1 yıl sonra İran topraklarındaki petroller için İngiliz, Fransız ve Amerikan şirketleriyle anlaşma yaparak ABD’ye borcunu ödedi. İran diktatörü Şah Pehlevi tarafından, ABD’nin ekonomik, siyasi ve askeri desteğiyle on binlerce İranlı infaz edildi.

1955 ENDONEZYA, LAOS, KAMBOÇYA

1955 yılında Endonezya, Laos, Kamboçya’da çok sayıda CIA operasyonu düzenlendi.

1950-59 KÜBA KATLİAMI

Küba’da 60.000 kişi ABD destekli Batista birliklerince katledildi.

1960 KONGO KATLİAMI

 

1960 yılında CIA, Kongo’nun ilk bağımsız devlet başkanı olan, solcu ve sömürge karşıtı lider Patrice Lumumba’yı öldürdü. ABD bunun ardından, yüz binlerce kişiyi öldüren gaddar Kongo diktatörü Joseph Mobuto’yu destekledi.  ABD o günden bu yana, kaynak zengini bu ülkede meydana gelen 3 milyon ölümden önemli ölçüde sorumludur. Kendi ülkesinde ve Kongo’da öldürdüğü insan sayısı on binlere varan Ruanda diktatörü Paul Kagame’yi desteklemekte ve korumaktadır.

Soğuk Savaş dönemi boyunca Güney Afrika’daki ABD destekli apartheid rejiminin ellerinde on binlerce Siyah Afrikalı can verdi.

1961-1962 KÜBA DARBESİ

 

CIA’in Küba’da Fidel Castro’yu devirmek için planladığı Domuzlar Körfezi Operasyonunda 294 kişi öldü.

1965-1966 ENDONEZYA KATLİAMI

 

1965 ve 1966 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya’daki demokratik yoldan seçilmiş solcu hükümetin devrilmesini tertip etmek için Britanya ve Avustralya’yla birlikte çalıştı ve bu darbeyi 500 bin ila 1 milyon arası Endonezyalı köylü, işçi, aydın ve aktivistin ölümü izledi.

Darbeci General Suharto, bunu izleyen otuz yıllık otoriter yönetimi boyunca ABD’den büyük çaplı askeri ve ekonomik yardım aldı. 1975’te Suharto, Washington’daki destekçilerinden, Doğu Timor’u işgal etmek için onay aldı.

Endonezya ordusu, Amerika Birleşik Devletleri’nden ve ABD uydusu İsrail’den gelişkin silah sistemleri edinerek yoksul ada ülkesini ilhak etti ve sakinlerinden en az 180 bin kişiyi öldürdü.

1970-75 KAMBOÇYA VE LAOS KATLİAMI

1970-75 yılları arasında Kamboçya ve Laos’ta 1 milyon kişiyi katletti.

1962-1975 VİETNAM SAVAŞI

Vietnam katliamı, ABD ve müttefikleri tarafından 1962-1975 yılları arasında gerçekleşti. 1963 yılında Güney Vietnam Başkanı Diem öldürüldü. ABD’nin, Vietnam Savaşı boyunca 3 milyon Vietnamlı sivil hayatını kaybetti.

Vietnam savaşında Amerika’nın sivil halk üzerinde kullandığı zehirli portakal gazının yaptığı soykırım önemlidir.

1973 ŞİLİ DARBESİ

1973 yılında  Şili’de Amerika CIA destekli bir darbe ile Cumhurbaşkanı Salvador Allende devrildi. Şili’deki darbe ile birlikte ABD destekli cunta dalgası tüm Latin Amerika’yı sardı ve Küba devriminin etkilerini kıtanın güneyinden silmek için kirli bir savaş başladı. 1990 yılına kadar ülkeyi 17 yıl boyunca demir yumrukla yöneten Pinochet döneminde 80 bin insan hapse atıldı, 30 bin insan işkence gördü, yaklaşık 5 bin Şili’li sivil hayatını kaybetti.

1974-1983 ARJANTİN KATLİAMI

Arjantin’de ABD tarafından desteklenen ve silahlandırılan rejim ve onun müttefiki ölüm mangaları, 1974-1983 yılları arasında ülkede 30 bin insanı öldürdü.

1977 EL SALVADOR DARBESİ

1977 yılında ABD, El Salvador’daki askeri yönetime destek verdi. 70 bin Salvadorlu öldürüldü.

1980 AFGANİSTAN DESTEĞİ

1980 yılında CIA, Afganistan’ı işgal eden Sovyet güçlerine karşı savaşmaları için Usame bin Ladin ve örgütünü eğitti. 3 milyar dolar yardım etti.

1980-1988  İRAN– IRAK SAVAŞI

Yaklaşık 700 bin insan İran-Irak savaşı sonucunda ölmüştür. ABD, Fransa, İngiltere ve SSCB’nin kışkırttığı ve silah sattığı bu savaşta  ABD, Saddam Hüseyin’i destekledi. Irak’a, milyarlarca dolarlık silah desteği verdi. 1994 Senato raporuna göre, 1985 – 1989 arası ABD, lisanslı biyolojik ve kimyasal silahlarını Irak’a gönderdi. Bu silahlar Saddam tarafından İran’a ve Kürtlere karşı kullanıldı.

1981-1990 NİKARAGUA İÇ SAVAŞI

Nikaragua bir Orta Amerika ülkesidir. Ülke 1909 yılında ABD tarafından işgal edildi ve 1933 yılına kadar da ABD’nin güdümündeki toprak ağaları tarafından yönetildi. ABD o yıl ordusunu Nikaragua’dan çekti ve iktidarı göstermelik bir jestle Anastasio Somoza isimli bir başka işbirlikçisine bıraktı. 1981 yılında Başkan Reagan yönetimi, Nikaragua “kontra”larını eğitti.

Nikaragua Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklenen ve finanse edilen devrim karşıtı Kontralar’ın başlattığı bir iç savaş ile 50 bin sivil hayatını kaybetti. Dört buçuk milyon nüfuslu ülkede 50 bin kişinin ölmesine neden olan bu iç savaş aynı zamanda Sandinista hükümetinin neredeyse bütün kaynaklarını da tüketti.

1983 LÜBNAN KATLİAMI

Lübnan iç savaşı sırasında1983 yılının Eylül ayında Lübnan’da 14.000 deniz piyadesi binlerce kişiyi katletti.

1983 GRENADA’NIN İŞGALİ

Ekim 1983’te dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan, ‘ulusal güvenliği, özgürlüğü koruma ve barışı sağlama’ söylemiyle Grenada’ya askeri müdahale yaptı ve burada yüzlerce kişiyi katletti.

Orta Amerika’daki ABD destekli otoriter rejimler, Ronald Reagan’ın görevde olduğu iki dönem boyunca 300 binden fazla insanı öldürdü.

1989 PANAMA’NIN İŞGALİ

1989 yılında CIA ajanı ve Panama Başkanı Noriega, ABD’nın emirlerine karşı çıkmaya kalkışınca, ülkesi ABD tarafından işgal edildi. Noriega tutuklandı. 3 bin Panamalı sivil öldürüldü.

1991 IRAK’IN İŞGALİ

1991 yılında Sovyetler Birliğinin çökmesiyle, ABD kendisini yeryüzünün en büyük gücü olarak görmeye başladı. Sovyetler yıkıldığından bu yana kendisini süper güç olarak lanse eden ABD, müttefikleri ile birlikte bütün dünyaya gerçek terörün ne olduğunu gösterdi. İslam ülkelerinin başlarında olan yöneticilerin tamamını kendisine bağladı.

1991 yılında ABD, Kuveyt’in işgali üzerine Irak’a girdi. 6 haftada 85 bin ton bomba atıldı. Ürdün Kızılay’ına göre savaşta 113 bin sivil Iraklı öldü. 1991’den 1998’e kadar ise, kötü beslenme ve hastalık nedeniyle yarısından fazlası çocuk olmak üzere 1 milyonun üzerinden Iraklı hayatını kaybetti.

Bunun yanısıa ABD, Saddam paniği yaşayan Arap yarımadasına, milyonlarca dolarlık silah ve uçak sattı. 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı olarak adlandırılan savaşta Irak’ı işgal ederken çok sayıda katliama da imza attı. Bunlardan biri de binlerce sivilin katledildiği ve tarihe “ölüm otoyolu katliamı” olarak geçen saldırı oldu. ABD ordusu tarafından çok ağır bir bombardımana tabi tutulan oto yol üzerindeki binlerce araç içindeki insanlarla birlikte yanarak kül oldu.

1992-1995 BOSNA HERSEK KATLİAMI

ABD askerleri NATO operasyonu çerçevesinde Balkanlar’a müdahale etti ve Yugoslavya’nın bölünmesinden sonra ortaya çıkan etnik çatışmaların bir parçası oldu. 1992’den 1995’e kadar süren “Bosna Savaşı” boyunca tarihte eşine ender rastlanan katliamlar yapıldı ve 250.000’in üzerinde Müslüman Boşnak, Sırplar tarafından BM ve tüm dünyanın gözleri önünde öldürüldü.

 

1998 SUDAN SALDIRISI

1998 yılında ABD, Sudan’da bir silah fabrikasını bombaladığını açıkladı. Ancak sonra fabrikanın sadece aspirin ürettiği ortaya çıktı.

2001 AFGANİSTAN  İŞGALİ

CIA tarafından eğitilen, örgütlenen ve beslenen Usame bin Ladin’in, 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi, Pentagon ve Beyaz Saray’ı hedef alan saldırılardan sonra ABD Afganistan’ı işgal etti. 2001 yılında El Kaide’nin saldırısına karşılık olarak Amerika, bu işgal sırasında Afganistan’da 150 bin sivilin ölmesine neden oldu.

 2001-2015 ABD İNSANSIZ HAVA ARACI SAVAŞLARI

2001’den günümüze “modern zamanların en uç terörist kampanyası” olarak tanımlanmıştır. Araştırmacı Gazetecilik Bürosu’nun bildirdiğine göre, “Büro veri toplamaya başladığından beri Afganistan, Pakistan, Somali ve Yemen’de ABD tarafından en az 3,734 drone (insansız hava aracı saldırısı düzenlendi ve 1,427 sivil dahil en az 10 bin kişi öldürüldü.

2003 IRAK İŞGALİ

2003 yılının Mart ayında, ABD yanına Birleşik Krallığın desteğini de alarak Irak’ın bir çok ülkenin güvenliğini tehdit eden kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesiyle hem Ortadoğu petrolünü gasp etmek ve askeri üs daha edinmek amacıyla  Irak’a savaş ilan etti. Bir milyondan fazla Iraklının katledildiği ve 4.7 milyon Iraklı evini terk etmek zorunda kaldığı bu ikinci Körfez Savaşı’na ABD “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adını verdi. Savaş sonrasında da gerekçe gösterilen kitle imha silahlarından hiçbir eser bulunamadı.

2003  DARFUR DARBESİ

Darfur, Irak, Suriye ve Somali gibi güney, batı ve doğudaki farklı inanç ve etnik gruplar arasında üçe bölünerek işgal edilebilir özelikte bir bölge idi.  Buradaki serveti yağmalamak üzere bölgeye müdahale eden ABD ve müttefikleri ile bu bölgede katliamlar başlatıldı.

Uluslararası kuruluşlara göre Sudanın Darfur bölgesinde bugüne kadar 200-300 bin insan hayatını kaybetti. 2003’te başlayan silahlı ayaklanma nedeniyle, 2008 yılına kadar yaklaşık 30 bin kişi katliamdan geçirilmiş; 200 bin kadar insan açlık ve sefalet nedeniyle ölmüştür. Yakılıp yıkılan yurtları nedeniyle 2 milyon 700 bin insan tehcir edilip mülteci kamplarında toplanmıştır. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre savaş suçu nedeniyle toplam 300 bin insan ölmüştür.

2010- 2018 ARAP BAHARI

Arap Baharı 17 Aralık 2010 Tunus’ta bir gencin kendini yakmasından sonra başlayarak ardından tüm Tunus halkının giriştiği eylemle beraber Arap dünyasına gelen bunalım dönemidir. Tunus,Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen gibi ülkeler Arap baharından en çok etkilenen ülkelerdir. Tunus’ta çıkan olaylarda yüzlerce sivil öldü. 25 Ocak 2011’de Mısır’ın en büyük meydanı olan Tahrir meydanında Arap baharının esintileri yayılmaya başladı.

Ülkede gitgide büyüyen isyan nedeniyle Hüsnü Mübarek’in 1981’de başlayan yönetimi 11 Şubat 2011 de istifa etmesiyle son buldu. Ülkedeki tartışmaların ve protestoların artmasıyla beraber 1 Temmuz 2013’te Mısır Ordusu ülke yönetimine el koydu.

30 Haziran 2013 ve 31 Aralık 2014 tarihleri arasında 2.600 kişinin darbe sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi. Mısır’dan sonra Libya’da özgürlük sesleri yükselmeye başladı. Libya’da daha ağır bilançolara sebep olan protestolar gerçekleşti.

Günler geçtikçe ölenlerin sayısı artmaya ve dünya kamuoyu buna tepki göstermeye başladı. NATO ülkeleri olaylara müdahale etti. Libya’daki olaylarda binlerce kişi öldü. Bugün ise Libya’da iki ayrı hükümet, iki ayrı meclis var. Karışıklık hala devam ediyor.

Bu istikrarsızlıkla birlikte de ABD güdümündeki İŞİD çetesi Libya’da etkisini giderek artırıyor. 2011’de Bahreyn’de özelleştirilen kaynaklar, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve artan işsizlik oranı protestoların başlamasında en büyük etken oldu.

Hükümet başlatılan eylemlere çok sert karşılık verdi. Hükümetin sert tepki vermesi, ülke genelindeki birçok kişiyi etkileyerek protestonun büyümesine sebep oldu. Ülkede karışıklıklar hala devam ediyor. 2011’de ülkedeki yolsuzluk, yoksulluk,  işsizlik gibi sebeplerle Yemen’in başkenti Sana’da halk isyan başlattı.

Şiilerin yemene karşı uygulamalarından ötürü Mansur Hadi’nin duyurusuyla Körfez ülkeleri başta olmak üzere 10 ülke olaya el koydu. Amerika, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkeler İran yanlısı gruplara karşı operasyonlar için destek verildi. Diğer Arap ülkelerinden olan Cezayir ve Ürdün’ün iktidarları Arap baharının olumsuzluklarına karşılık halkın isteklerine olumlu cevap verdi. Fakat bu iki ülke her an kendini Arap Baharının içinde bulabilir.

ABD ve Batının özgürlük vaatleri nedense hep zulüm, kan ve ölüm getirmiştir. Arap Baharı’nın bilançosunu tam olarak vermek mümkün değil ama tüm bölge kaos ve kargaşaya teslim olmuş durumdadır. Bu olaylarda yüzbinlerce insan hayatını kaybetti, yaralandı ve evinden oldu.

(...)

2011-2018 SURİYE ARAP BAHARI

Daha sonra Suriye’de daha iyi şartlar altında yaşamak isteyen halk, Esad ve yönetimin uyguladığı rejime karşı protestolara başladı. Esad’ın protestolara karşı cevabı ise çok acımasız oldu. Suriye’de öyle bir iç Savaş başladı ki 2011’den buyana hala dinmedi. Yüzbinlerce insan hayatını kaybetti.

(...)

2012 MALİ DARBESİ

2012 yılında ABD eğitimi almış bir ordu kaptanı olan Amadou Haya Sanogo tarafından gerçekleştirildi.

ABD DESTEĞİNDE İSRAİL’İN FİLİSTİN ZULMÜ VE KATLİAMLAR

Filistin halkı on yıllardır İsrail zulmü altında eziliyor. Filistin’de İsrail birçok savaş suçu işlemesine rağmen batı bu duruma ne yazık ki tek bir ses bile çıkarmıyor ve ABD tarafından destekleniyor. ABD’nin yardım sağladığı ve silahlandırdığı İsrail hükümeti, yüz binlerce Filistinliyi öldürdü.

İsrail ABD askeri yardımının önde gelen alıcılarından biri olup, demir yumrukla Filistinlilerin üzerine korkunç bir ırk ayrımı ve yerleşim rejimi dayatmaya devam ediyor.

Bu sicil dikkate alındığında, Amerika Birleşik Devletleri’nin uzun zamandan beri dünya çapındaki pek çok kişi tarafından gezegendeki barış ve güvenliğin karşısındaki en büyük tehdit olarak görülmesi pek de şaşırtıcı değildir.

YENİ SAVAŞLARIN YAŞANACAĞI AFRİKA

Libya’dan başlayarak Çad, Nijerya ve Kongo’ya uzanan enerji havzalarının ABD’nin 2015 yılındaki enerji ihtiyacının dörtte birini temin edeceğini gösteriyor. 

Bu nedenle Somali, Çad, Kenya, Sudan ve Nijerya’da esen son krizler, özellikle de jeolojik araştırmalar Batı Afrika’daki petrol rezervinin 60 milyar varil olarak belirlenmesi ile Afrika petrolünün imtiyazlarını elde etme amaçlı Amerikan-Çin-Fransız rekabeti kızışmaya başladı.

ABD’nin ithalata bağımlı petrol talebinin bugün için yüzde 16’sı Afrika’dan karşılanıyor. 2015’te bu oranın yüzde 25’e çıkarılması hedefleniyor. Böylece ABD’nin yakın zamanda Afrika iç çatışmalarının odağında tıpkı Orta Doğu’da olduğu gibi bölgeyi ele geçirme planları var. 15. yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin, köleliğin ve zengin madenlerin coğrafyası, bolluk içinde kıtlığın kara kıtası Afrika; emperyalist güçlerin gündemlerinde yine ön sıralarda yer alıyor.

Dünya petrol rezervlerinin yüzde 10’unu, hidro enerji kaynaklarını, altın, elmas, kobalt, uranyum gibi değerli ve stratejik madenleri topraklarında barındıran Afrika; dünya siyasetinde emperyalist kamplaşmanın netleşmesiyle önemini giderek arttırıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, 1999 yılından başlayarak günümüze kadar Afrika’daki faaliyetlerini ciddi bir biçimde yoğunlaştırdı. ABD, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist güçler, bölgeye müdahalenin gerekçelerini arttırmak için mücadele ediyor.

ABD’nin Afrika’ya yönelik siyasal ve askeri müdahale planları, 2008 yılına kurulan AFRICOM’la yeni bir boyut kazandı. Merkezi Almanya’nın Stuttgart kentinde bulunan AFRICOM’un bünyesinde 4 bin asker, hedefinde ise 54 Afrika ülkesinden 53’ü bulunuyor.

Görüldüğü gibi ABD,  tüm dünyaya barış ve özgürlük vaadiyle kan, gözyaşı, acı ve ölüm getirerek hedef aldığı ülkeleri önce kaosa sürükleyip sonra bölünmelerine yol açarak bölgeyi kontrolü altına alıyor ve bölgedeki tüm zengin doğal kaynak yataklarını ele geçiriyor.

Şu ana kadar yaptığı tüm işgal ve soykırımlarından da anlaşıldığı üzere ABD, dış politikasını kendi çıkarları ile odaklı tamamen yalana dayalı “İnsan Hakları, Özgürlük ve Adalet“ sloganlarıyla kan, gözyaşı, acı ve soykırımlar yaparak gerçekleştirmiştir.

Menfaatleri için Kızılderileri yok etmeyi, Afrikalıları köle olarak kullanmayı, atom bombası ve kimyasal silahlar kullanarak katliamlar yapmayı, ülkelerdeki etnik gruplardan faydalanarak onları birbirine düşürmeyi, kardeş kavgalarını, ülkeleri bölmeyi tüm bunları yaparken de dünyaya şirin görünerek Birleşmiş Milletler ve NATO, İnsan hakları örgütleri, IMF ve Dünya Merkez bankası çatısı altında tüm bu teşkilatları yöneterek çok iyi kullanmıştır.

Bir de aynı doğrultuda müttefik dediği İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeleri de yanına alarak tüm dünyaya meydan okumakta resmen eşkiyalık yapmaktadır.

Kendisine karşı gelen, kafa tutan ülkeleri de yine müttefikleri ile beraber gerek ekonomik krizlerle ve gerekse çeteleri ile dize getiren ABD bir gün mutlaka bu yaptıklarının cezasını çekecektir.

Gün gelecek işgale uğrayan ülkeler birleşerek bunlara hak ettikleri en güzel cevabı verecektir. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacak.

Kaynak; ajanslardan-derlemeler- 15 Aralık 2019-d.d.com-

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.