Sitemiz Hakkında

Başından beri teknik sorunlarıyla boğuştuğumuz eski sitemiz, giderek çalışamaz hale getirilmişti. Ne ‘resim’ ekliyebiliyorduk verdiğimiz haberlere, nede ‘Okur Yorumlarını’ yayınlayabiliyorduk.

Yeni sitemizde bütün bu sorunları ortadan kaldırmayı hedefledik. Bu konuda sitemizi yeniden kuran ve kendinden özveride bulunarak katkı sunan Koye Colker arkadaşa öncelikle teşekkürler etmek isteriz.

Artık sitemizde çıkan Haber ve Köşe Yazarlarına okurlarımız ‘yorumlarını’, ‘eleştirilerini’ rahatlıkla ekleyebilecektir.
Hatırlatmaya gerek varmıdır?
Sitemiz; anti-sömürgeci, anti-faşist, anti-emperyalist çizgisini sürdürmeye devam edecektir.
Okurlarımızın ve site misafirlerimizin desteği ile çalışmalarımızı sürdürmeye çalışacağız.

En içten selamlarımızla.

Mayıs 013- devrimcidemokrat.com

Mehmet Eymür; ''Sayın Şükrü Gülmüş, Abdullah Öcalan ilk yıllarda daha PKK Ankara’da bir grup aşamasındayken, Bizde zarf usülü çalıştı...''-06 Şubat 2016-
-Genelkurmay’a bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli Üsteğmen;  “Örgütü Kursun diye Öcalan’a 10 Milyon lira verildi!”
-Uğur Mumcu; '“PKK istihbarat güçlerinin güdümünde....'  ('dosya', derlemedir d.d.com)

 

 

Kürdler için, iki-üç AĞ üstüste atılmıştı; bir yanda Vahşet kalesi TC vardı...Legal Alanı 'HDP'... gibi MİTin kurduğu beslediği, partiler ele geçirmişti.. TC'nin Vahşetinden bıkıp usanan ve TC'ye karşı dövüşmek isteyen Kürdler için ise, yine Türk MİT'in kurduğu 'Kürt Maskeli'  türk Kontrgerillası olan PKK' elinde tutuyordu....

 

Yani, Kürdler ne yana dönerse dönsün Kuşatılmışlardı, Kontrgerilla'nın sivil veya askeri kanadının AĞ'ına düşürülüyordu....

 

Bese HOZAT'da, bu durumu göremediği için, bu 'ağ'a takılanlardan biri oldu... ve, O'da diğerleri gibi, TC/MİT, ve PKK'nın el birliğiyle yok edildi...

 

-Kontra PKK'nın geçmişte neler yaptığını özetleyen bu Dosyayı, buraya eklemek zorunda kaldık, çünkü, yazar arkadaş artık yazmıyordu....d.d.com.

.......................

 

Bese HOZAT anısına!

 

'Türk Gladio'sunun 8. Amirliği; PKK Dosyası -1-

Uğur Mumcu, PKK'yı Anlatıyor: (başlık bize aittir-d.d.com)

 

BU İHANETLERİN HESABI SORULMAYACAK MI…

PKK’yı MİT kurdu!

Uğur Mumcu, kitabı tamamlayamadı. Ağabeyi Ceyhan Mumcu, Uğur Mumcu’nun PKK’nın ilişkilerini ve para kaynaklarını saptadığını, bu yüzden öldürüldüğünü anlattı…

Gazeteci Avni Özgürel de, Abdullah Öcalan’la ilgili sırrı, 35 yıl sonra açıkladı…

Apo’nun MİT’le bağlantısını ilk ortaya koyan ise, Aydınlık gazetesi. 27 Haziran 1979 tarihli sayısında “Apocular”ı gündeme getirdi. MİT bağlantısı ortaya çıkınca, Apo, eski karısını suçladı.

Aydınlık’a ulaşan çok önemli bir bilgi, PKK’nın kuruluşuyla ilgili soruyu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yanıtlıyor. Söz konusu bilgi, 3 Haziran 2000 tarihinden hemen önce yapılan bir görüşmenin bant çözümü.

Görüşme Abdullah Öcalan’ın avukatlarından D. E. ile Genelkurmay’a bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli bir üsteğmen arasında geçiyor.

Üsteğmen görüşmenin bir yerinde Avukat D. E.’ye MİT’le PKK arasındaki bazı ilişkilerden söz ediyor ve şu çarpıcı sözleri söylüyor:

Başından beri girdiği ilişkileri biliyoruz. Örgütü kursun diye Öcalan’a 10 milyon lira verildi”!

UĞUR MUMCU ANLATIYOR

Yıl 1972. Günlerden 31 Mart Cuma. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılan boykotta gözaltına alınanlar arasında Urfalı bir öğrenci vardı. Adı Abdullah, soyadı Öcalan’dı. Türkiye İhtilalci Komünist Partisi’nin “Şafak Bildirisi”ni SBF’de dağıtmak suçuyla 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü tutuklanmıştı.

Askeri Savcı, 22 öğrenci hakkında dava açtı. En ağır ceza, Abdullah Öcalan ve Metin N.Yalçın’a istenmişti.

“Öcalan poliste ve savcılıkta olaylara karışmadığını söylemişti. Ancak görgü tanıkları Öcalan’ı suçlamışlardı. İddianamede Öcalan’a Şafak Bildirisi’ni dağıtmak suçundan Ceza Yasası’nın 142, 153, 159, 311 ve 312. maddelerinin uygulanmasını isteyen Askeri Savcı Baki Tuğ, duruşma sırasında görüş değiştirdi. Savcı Tuğ, Öcalan’ın “Şafak bildirisi dağıtmak suçundan aklanmasını, boykota katılmak suçundan cezalandırılmasını” istedi… Abdullah Öcalan sadece boykota katılma suçundan üç ay hapis cezası aldı.”

AÇIKLAYACAKTI, SUSTURULDU!

Yukarıdaki satırlar, Uğur Mumcu’nun, “Kürt Dosyası” başlıklı kitabının ilk bölümünden bir özet. Uğur Mumcu, kitabı tamamlayamadı. Ağabeyi Ceyhan Mumcu, Uğur Mumcu’nun PKK’nın ilişkilerini ve para kaynaklarını saptadığını, bu yüzden öldürüldüğünü anlattı.

Kitap da, ölümünden sonra, ailesinin bulabildiği notlar biçiminde yayımlandı. Ceyhan Mumcu, bu kitabın yarım bir kitap olduğunu vurguladı. Zira, Uğur Mumcu, “birçok bilgiyi kafasında taşıyan bir insandı”.

ABDULLAH ÖCALAN BAŞINDAN BERİ KULLANILAN BİR KİŞİDİR”

“Abdullah Öcalan başından beri kullanılan bir kişidir” diyor Ceyhan Mumcu ve o günleri şöyle anlatıyor: Böyle bir kitabın yayımlanacağı ve bu kitapta PKK’nın nasıl korunduğunun anlatıldığı öğrenilmişti.

Uğur, Tekin yayıneviyle görüşüyor, kitabı tamamlamak için 1 hafta zaman istiyor. “Kanıtları topladım” diyor. Öldürüldüğü gün de bir hasta ziyaretine gidiyor, dönüp kitabını yazmaya devam edecek…

Ölmeden önce, Yaşar Kaya’ya, “Kimlerle işbirliği yaptığınızı açıklayacağım” diyor.

Yine TRT’de birlikte programa çıkacağı Erdal İnönü ve Ahmet Türk’e bir dosya getireceğini söylüyor. Program Salı günü yapılacaktı, Pazar günü Uğur öldürüldü. Bu dosyayı verecek ve Ahmet Türk’ü “PKK istihbarat güçlerinin güdümünde” diye uyaracaktı, “Barış marış sağlayamazsın bunlarla” diye..

MİT MÜSTEŞARI EMRE TANER “KULLANDIK” DEMİŞTİ

Hizbullah’ı büyüten de MÎT 2006 yılında Kasım’ın son haftası, Avrupa Karma Parlamento toplantısına katılacak milletvekillerine MÎT karargâhında brifing verilmişti.

MÎT Müsteşarı Emre Taner, brifingte, Hizbullah terör örgütünün bir dönem devlet tarafından kullanıldığını söyledi.

Taner ayrıca, “Hizbullah uzun süredir sessizliğe bürünmüştü. Yeniden harekete geçirme faaliyetleri var. Takip ediyoruz. Yakında yeniden seslerini yükseltmek isteyebilirler” diyordu.

MÎT Müsteşarı, “Büyük Kürdistan”ın kurulması için bazı ABD ve israil kaynaklarının Türkiye’yi hizaya getirme çabalarının yoğunlaştığını söylüyor, bu hedef için önümüzdeki yedi yılın çok önemli olduğunu savunuyordu.

AVNİ ÖZGÜREL ANLATIYOR

Abdullah Öcalan’ın MlT bağlantısını ortaya koyan bilgiler “Şafak Bildirisi” olayıyla sınırlı değil.

Gazeteci Avni Özgürel de Abdullah Öcalan’ın MİT’le bağlantısını saptayıp yazılarında ve söyleşilerinde bu konuya dikkat çekmişti.

Özgürel, 1965’te üniversite öğrencisiyken önce Türk Ocakları’nda çalıştığını, sonra ordan ayrılıp ikinci Kuvayı Milliye diye bir dernek kurduklarını anlatıyor. Devletin de kendilerine destek olduğunu belirten Özgürel,

Komünizme karşı” kullanacakları materyellerin MlT tarafından kendilerine ulaştırıldığını anlatıyor: Bu yayınları veren kuruluşlardan biri de Refik Korkut’un Fikir Ajansı’ydı. Ankara’da izmir Caddesi’nde bir binanın bodrum katındaki Ajansa sık sık gittiklerini anlatan Özgürel,

Bizim yaşlarda bir genç vardı” diyor, “Ajansa gittiğimde onu hep orada görüyordum. 1966, 1967 yıllarında ajansta gördüğüm o genç, hayal meyal hafızamda kalmış. Yıllar içinde Abdullah Öcalan’ın resimlerini medyada gördüm ama insanlar yaşla birlikte değişiyor tabii. Ancak 1993’te Öcalan’la yüz yüze geldiğimizde bende birtakım çağrışımlar oldu.

ÖCALAN DOĞRULUYOR

Avni Özgürel, 1993’te Bekaa’ya Panorama’nın genel yayın yönetmeni olarak Abdullah Öcalan’la görüşmeye gidiyor. Özgürel Öcalan’a soruyor:

“Ankara’da İzmir Caddesi’nde Fikir Ajansı diye bir yer vardı. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama birden bir şey çağrıştırdı. Bende seni orada gördüm gibi bir his uyandı” diyor.

Öcalan, “Doğru hatırlıyorsun” diyor. “Ama ben bunları bir müddet sonra açıklayacağım”.

ARKASINDAKİ TORPİL BÜYÜK!

27 Mayıs’ta, dönemin Başbakanlık Müsteşarı Salih Korur’un kasasından çıkarılan Örtülü Ödenek hesabının kayıtlarında, Fikir Ajansı Sahibi Refik Korkud’a 1959 yılının Ağustos ayında 28 bin lira ödendiği saptanıyor…

Abdullah Öcalan’ın Fikir Ajansı’da “ofis boy” olarak çalıştığı yıllar, Ankara Tapu-Kadastro Lisesi’nde okuduğu dönem. 1969 yılının 30 Temmuz’unda diplomasını alıyor ve bir ay içinde Diyarbakır Tapulama müdürlüğüne atanıyor, iki yılını doldurmadan, 1970 Ekiminde torpille İstanbul’a tayin oluyor.

Bakırköy Tapulama Müdürlüğü’nde çalışırken İstanbul Hukuk Fakültesine giriyor.

Bir yıl sonra da Ankara SBF’ye yatay geçiş yapıyor… 71 Kasım’ında Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’ndeki görevinden istifa ediyor… 21 yaş sınırına rağmen, 22 yaşında kendisine burs bağlanıyor…

Uğur Mumcu’nun “Kürt Dosyası” kitabında ayrıntısıyla anlatılan, “askerliğin ertelenmesi” hikâyesi de ilginç Öcalan’ın.

“Şafak Bildirisi” nedeniyle cezaevindeyken SBF dekanlığının gönderdiği yazılarla askerliği erteleniyor. Halfeti Askerlik Şubesi, bir yıl sonra yeniden soruyor Öcalan’ın askerlik durumunu.

Dekanlık’tan 30 Ocak 1973 günü “1. sınıfta bütünlemeye kaldı” yanıtı veriliyor. 10 Ağustos 1973 günü SBF Dekanlığı’ndan Askerlik Şubesi’ne gönderilen yazıda ise Öcalan’ın 2. sınıftan 3.sınıfa geçtiği bildiriliyor…

Abdullah Öcalan’ın askerliği böyle böyle 1978’e kadar erteleniyor. Öcalan’ın okuldaki kaydı da 1984’e kadar silinmiyor.

Abdülmelik Fırat: MİT Öcalan’ı kullandı

Şeyh Said’in torunu olan eski milletvekili Abdülmelik Fırat’ın hatıraları, gazeteci Ferzende Kaya tarafından “Mezopotamya Sürgünü” adıyla kitaplaştırıldı.

Anka Yayınları tarafından yayımlanan kitapta, Abdullah Öcalan’ın MlT’le bağlantısına dair iddialar da yer alıyor. Fırat, bu konuda şunları yazıyor:

ABDULLAH ÖCALAN İSMİNDE BİR GENÇ

Fırat’ın tek kaygısı vardı; saf, dürüst, deneyimsiz ve heyecanlı olan bu gençler kullanılacak ve harcanacaktı.Ankara’daki evlerine gelip giden tanıdık gençlerin yanında bir gün Abdullah Öcalan isimli bir öğrenci de vardı.

Tapu ve Kadastro Okulu öğrencisiydi Öcalan; Abdülmelik Fırat’ın amcazadesi Behram Bilgin ile aynı sınıftaydılar.

Bilgin ve Öcalan beraber gitmişlerdi Fırat’ın evine. Gençlerin çoğu Kürt sorununun çözüle-meyeceğini savunuyor, silahlı bir mücadeleden söz ediyorlardı.

Abdülmelik Fırat’ın kaygısı gittikçe artıyordu: “Bütün karşı çıkışlarımıza ve nasihatlerimize rağmen durmuyorlardı. MİT zaten kullanacağı gençler arıyordu. Çok büyük bir kaos yaratmışlardı. Öğrenci çatışmaları vardı. Gençler arasındaki bu heyecan hayra değildi.

En sonunda korktuğumuz oldu; Kürt örgütleri çatışmaya başladı. Apocular ile diğer gruplar çatıştı; daha sonra ismi PKK olan Öcalan taraftarları saldırdı. O safhada gençlere, “Bu yaptığınız yanlıştır; kandırılıyorsunuz; sizi kullanmak istiyorlar; kendi kendinizi yemeyin” gibi yaptığımız karşı çıkışlar işe yaramadı.”

ÖCALAN DARBEYİ HABER Mİ ALDI?

12 Eylül Darbesine beraber bütün örgütler de sahneden silinmişlerdi. Ama darbeden bir şekilde etkilenmeyen, hatta dar-beden dolayı dağılan diğer Örgütlerin sempatizan kitlelerini de arkasına alarak, güçlü bir şekilde çıkan bir Örgüt vardı sadece: PKK.

Çünkü Örgüt yöneticileri 1979 yılı Mayıs ayında Türkiye’den çıkma kararı alarak, Suriye ve Lübnan’a geçmişlerdi.

(Bu konuda çok sayıda spekülasyon yapılıyor. Özellikle PKK dışındaki Kürt çevreleri tarafından dile getirilen iddialara göre, Öcalan darbeyi önceden haber aldı. Buradan yola çıkılarak, Öcalan’ın işin başından beri devletle irtibatlı olduğu tezi savunuluyor.)

Gazeteci İsmet G. Imset’in, TDN Yayınları tarafından yayınlanan, PKK-Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı kitabında konu detaylı bir şekilde açılıyor.

Öcalan ve Cemil Bayık, bu konudaki iddiaların “uydurma” olduğunu savunuyor.

Darbe öncesi Türkiye sınırlan dışına çıkmalarını ise, “Geleceği iyi okuma” olarak açıklıyor Öcalan.

KENDİSİ DE SÖYLEMEYE BAŞLADI”

Abdülmelik Fırat da, Öcalan’ın ilişkilerinin olduğunu savunanlardan.

Fırat şunları söylüyor: “Öcalan’ın Kesire isimli karısının babası istihbaratçıydı.

Dersim Harekâtı’nda epeyce ihbar yapmış. Pilot Necati isimli istihbaratçıyla ilişkisini de kendisi söylemişti. Bütün bunlar gösteriyor ki istihbarat bu hareketi kullanmak istiyordu. Bunu daha sonra Abdullah Öcalan’ın kendisi de anlattı.

MİT bizi kullanmak istedi, biz de onla-rı, dedi. Derin devleti çok iyi bilen bir gazeteci olan Avni Özgürel, bir iki sefer benimle röportaj yaptı.

Bir gün bana şu anekdotunu aktardi:

Öcalan’ın Bekaa’da yaptığı ve dünyanın bir-çok yerinden gazetecilerin katıldığı basın toplantısına ben de gittim. Karşımdaki adamı başka bir yerden tanıyordum; ama çıkaramadım. O da anladı; yanıma gelerek dedi ki: Ben açıklama yapmayıncaya kadar, sen yapma. O zaman anladım ki, ben onu MİT’ten hatırlıyorum. Biz öğrenciyken, oraya yardım almaya gidiyorduk, o da oradaydı.’ Ondan sonra Öcalan, istihbarat ajanı çıkan eşi Kesire’den, Pilot Necati’den söz etmeye başladı.”

PKK KURULUYOR

Kürt Dosyası”nın 30. Sayfasında şu satırlar yer alıyor:

Abdullah Öcalan, 1973 yılında bir bahar günü birkaç arkadaşıyla birlikte Ankara’da Çubuk Barajı’na gidiyor ve parti kurup gerilla yöntemleriyle ayaklanma hazırlamak gerektiğini anlatıyor ve PKK’nın temelini atıyordu.

Öcalan, bazı toplantıları Dikmen’de Kamer Özkan’ın evinde yaptı. Kamer Özkan, sonradan bu çevreden koptu. Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşti. PKK’lılar Özkan’ın “MlT ajanı” olduğunu ileri sürdüler.

Abdullah Öcalan’ın 24 Mayıs 1978 yılında evlendiği karısı Kesire Yıldırım’ın MİT’le bağlantılı olduğu biliniyor.

Bu durumu sonradan Abdullah Öcalan da dile getiriyor. Uğur Mumcu, Kesire Yıldırım’ın babası Ali Yıldırım’ın yaşam öyküsünü ve şeceresini çıkardığı kitabında, Yıldırım’ın Korgeneral Abdullah Alpdoğan’la Dersim ayaklanması sırasında ve sonrasında sık sık görüştüğünü anlatıyor.

İBRAHİM GÜÇLÜ: “1980’DE BEKAA’DA KARARLARI KESİRE VERİYORDU”

Eski Rızgari grubunun lideri İbrahim Güçlü, 1980’de Bekaa’ye gittiğinde edindiği izlenimi Aydınlık’a şöyle anlattı:

Orada karar süreçlerinde Öcalan’dan çok hanımı Kesire ağırlıktaydı. Kararların alınması, çoğu zaman kararların değişmesi Kesire’nin etkisiyle oluyordu.” Abdullah ve Kesire Öcalan, evlendikten üç ay sonra Diyarbakır’a yerleşirler. Onları Ankara’dan Diyarbakır’a götüren “Pilot Necati” ordudan ayrılmış ve Diyarbakır’da kum ticareti yapmaktadır.

Diyarbakır’da Abdullah Öcalan’ın iki yakın dostu daha vardır.

Biri Enver Polat adlı Huruçlu adlı bir eski astsubay. Diğeri, yedeksubaylığını Eskişehir’de yaptıktan sonra Diyarbakır’a yerleşen Ferhat Tomutay.

MÜSTEŞARIN BARZANİ VE APO GÖRÜŞMELERİ

MlT, şimdi de Pentagon’un Kürt senaryolarında rol MlT Müsteşarı Emre Taner, 20 Ekim 2005 tarihinde Kuzey Irak’ın Selahattin kentinde KDP lideri Mesut Barzani ile gizlice buluştu.

Müsteşar Taner’in gizli ziyareti Mesut Barzani’nin ABD ve Avrupa’ya gerçekleştirdiği gezi öncesine denk geldi.

Büyük bir gizlilik içinde Kuzey Irak’ın Selahattin kentine giden Emre Taner başkanlığındaki MİT heyeti, burada, Barzani ile bir araya geldi.

Müsteşar Emre Taner başkanlığındaki üç kişilik heyetin, Kuzey Irak’tan ayrılırken son sözleri, “Amerikan Başkanı George Bush’a da görüşmemizin içeriğini iletin” oldu.

Bu görüşmeden dört gün sonra Barzani, Amerika’ya gitti. Bush kendisini ‘Sayın Başkan’ hitabıyla karşıladı. Barzani’nin ABD’de “Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı” olarak karşılanacağını AKP Hükümeti biliyordu.

Müsteşar, Barzani’nin dört maddede toplanan isteklerini kaydetti.

1. Türkiye Cumhuriyeti , Kuzey Irak’taki kukla devleti tanıyacak.

2. Çifte vatandaşlık: Özellikle sınırdaki Türkiye ve Irak Kürtleri arasındaki yakın akrabalık ve geliş-gidiş sıklığı da dikkate alınarak, her iki ülke vatandaşına da çifte vatandaşlık imkânı sağlanacak.

3. iki taraf eğitim, sağlık ve ekonomi alanlarında sıkı işbirliği yapacak.

4.Bütün bunlara karşılık Barzani yönetimi PKK’yı yok etmek üzere harekete geçecek.

Emre Taner, Şenkal Atasagun’un yardımcısı olduğu dönemde de Abdullah Öcalan’la görüşmüştü. Görüşmeyi 6 Aralık 2005 günkü Hürriyet’teki köşesinden duyuran Ertuğrul Özkök, MİT’in talebini şöyle dile getirdi: “Apo’yla TSK değil biz muhatap olalım.”

ABD’YLE HAREKET ETMEZSEK, YIKILIRMIŞIZ

MlT Müsteşarı Emre Taner, 5 Ocak 2007 günü bir çakış daha yaptı. Teşkilat’ın 80. kuruluş yıldönümü nedeniyle açıklama yapan Taner, “Türkiye’nin uluslar arası sistemin bir parçası olarak, başroldeki devletlerle birlikte davranması gerektiğini, aksi taktirde ulus devletin yıkılacağını” savundu.

Ardından MlT eski Müsteşarı Sönmez Koksal, 9 Ocak günü NTV’de Can Dündar’ın programına çıkıp Irak’la ilgili olarak şöyle konuştu:

Artık kırmızı çizgi falan yok. Ortada bir gerçek var. Bu gerçeğe nasıl yaklaşılacak, şimdi onun hesabının iyi yapılması lazım.” 1992- 1998 yılları arasında MİT Müsteşarlığı yapan Koksal, Türkiye’nin ilk “sivil” müsteşarı. Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde başlattığı “MİT’i sivilleştirme” operasyonu, MİT’in, Pentagon’un Kürt senaryolarında rol almasıyla atbaşı yürütüldü.

Sönmez Köksal’ın başlıca hedefi, “Teşkilat’ı askerlerin etkisinden kurtarmak “tı. Üst düzey yöneticiler seviyesinde teşkilatta önemli değişiklikler yaptı.

Koksal döneminde Ankara Bölge Başkanı olan Şenkal Atasagun, tayin ve terfilerde en etkili kişi haline geldi, Köksal’ın yanında “gölge müsteşar” kimliği kazandı.

Mesut Yılmaz döneminde MlT Müsteşarı olan Atasagun, 27 Kasım 2000 günü, dört büyük gazetenin Ankara temsilcilerine önemli açıklamalar yaptı.

Kürtçe TV’yi savunan Atasagun, “Apo’yu getiren de biziz, aşılmaması için büyük mücadeleyi veren de biziz” diyordu, “Apo’yu nasıl kullandıysak, Kürtçe’yi de kullanırız.”

PİLOT NECATİ’NİN ESRARENGİZ ÖLÜMÜ

3 Ocak 2007 tarihli Hürriyet’te “PKK’nın gizemli ismi Pilot Necati’nin mezarı Ankara’da bulundu” başlıklı bir haber yayımlandı.

Öcalan’a İmralı’daki yargılamaları sırasında da sorulan Pilot Necati, PKK’nın kuruluş döneminde içerdeki istihbaratçı olarak biliniyordu.

Öcalan’ın duruşmada “1982 yılında kullandığı zirai ilaçlama uçağının düştüğünü ve öldüğünü duydum” dediği Ağrılı Pilot Necati Kaya’nın gerçekten o tarihte, esrarengiz bir uçak kazası sonucu öldüğü anlaşıldı.

Hürriyet’teki haberde şu satırlara yer verildi: PKK içinde kuruluş aşamasında Apo ve Kesire Yıldırım’dan sonra en güçlü isim olarak dile getirilen daha sonra sır olan Pilot Necati’nin sadece Ağrılı olduğu biliniyordu.

Bir dönem güvenlik kuvvetlerince öldürülen THKP-C lideri Mahir Çayan’ın yakın arkadaşı olarak anılan Yüzbaşı İlyas Aydın’ın da aslında Pilot Necati olduğu iddia edilmişti.

Mezarlıkta bulunan 6 Necati Kaya’dan biri olan Pilot Necati’nin 1956 doğumlu Ferzende oğlu olduğu ve 9 Eylül 1982 tarihinde öldüğü anlaşılıyor.

Bir dönem devletin, terör örgütü içindeki en kilit ismi olduğu iddia edilen Ağrılı Pilot Necati Kaya’nın mezarının ise oğlu İlker Kaya tarafından yaptırıldığı mezar taşında not olarak bulunuyor.

İLK KEZ AYDINLIK ORTAYA ÇIKARDI

1973 baharında Ankara’da Çubuk Barajı’nda PKK’nın temeli atıldı demiştik.

O tarihten sonra Doğu ve Güneydoğu illerine adam yollayarak “örgütlenme” faaliyetlerine başlıyor. PKK’nın ortaya çıkışıyla birlikte söz konusu illerde halk üzerinde “Apo terörü” esmeye başlıyor.

27 Haziran 1979 tarihli Aydınlık gazetesi, “Belgelerle ve Olaylarla Doğudaki 15 Grup” başlıklı yazı dizisinde “Apocular” ı gündeme getiriyor. Abdullah Öcalan’ın MİT bağlantısı, işte o dizide ilk kez aydınlanıyor.

Aydınlık, Abdullah Öcalan’ın şeceresini gözler önüne seriyor:

CİNAYET ŞEBEKESİ

1974’ten sonra kurulan Ankara Yüksek Öğrenim Derneği’nin (AYÖD) yönetim kurulunda yer alan Abdullah Öcalan, dernek içindeki doğulu gençleri kendi çevresine toplamaya çalıştı. Bu yüzden AYÖD’den atıldı.

İlk çıkışlarında Apocular grubu kimse tarafından ciddiye alınmıyordu. Gerçekten de bu üç beş kişinin savunduğu görüşler ipe sapa gelmez şeylerdi.

Apo, AYÖD’den ayrıldıktan sonra Doğu Anadolu illerini dolaştı ve burada tek tek bazı kişileri saflarına kazandı.

Kendilerine “Ulusal Kurtuluş Ordusu” da diyen Apocular, onlarca cinayet işleyerek, soygunlar yaparak, kahve kurşunlayarak, kendilerinden ayrılanları idam ederek Doğu’daki kargaşalığı körüklediler.

1977’ye kadar önemli bir faaliyette bulunmadılar.

Ancak bu tarihten sonra bir saldırı çetesi olarak ortaya çıktılar. Art arda soygun ve cinayetlere başladılar. Öteki gruplarla sürekli silahlı çatışmalar çıkardılar, bazı ağalara ve aşiretlere fedailik yapmaya başladılar.

Apocuların faaliyetlerindeki bu değişiklik, grubun bu dönemde MİT ve Kontrgerilla içindeki bazı unsurlarla ilişkiler kurmasına bağlanıyor.

Doğuda kargaşalık çıkarmak isteyen güçlerin Apo’dan daha uygun bir alet bulamayacakları belirtiliyor.

Apoculardan ayrılanlar da, bu grup içinde MlT ve kontrgerillayla ilişkisi olan kişilerin bulunduğunu ve grubu bunların yönettiğini belirtiyorlar.

Apo’nun 1977’de evlendiği Karakoçanlı Kesire adlı kızın babasının MlT mensubu ya da muhbir olduğu söyleniyor.

Apocuların elinde çok miktarda silah var. Bu silahların çoğu kalaşinkof ve tomson. Apocular saldırılarını 5-6 kişilik vurucu timler aracılığıyla yürütüyorlar.

Bu timler belirli bir yerde durmuyor, kasaba kasaba geziyor. Apocuların faaliyetleri daha çok Urfa, Gaziantep, Elazığ, Tunceli ve Maraş yörelerinde toplanıyor.

VARAN 2- APO’NUN ÖNDE GELEN İKİ ADAMI NEDEN YAKALANAMADI?

Aydınlık’ın-28 Haziran 1979 tarihli sayısında “Apocular” dizisinin ikinci bölümü yayımlandı.

Apo’nun önde gelen iki adamı neden yakalanamadı?” başlıklı bu bölümde, Apocuların iki senedir Elazığ ve Tunceli’de neredeyse serbestçe saldırılar düzenledikleri, cinayetler işledikleri, soygun yaptıkları belirtiliyor.

Yazının spotunda şu satırlar yer alıyor: Sıkıyönetim ilanından sonra Elazığ’da 22 Apocu yakalandı.

12 cinayet ortaya çıktı. Ancak bu olaylarda başı çeken asıl elebaşılar ortada yoktu…

Abdullah Öcalan, örgüt içinde kendisine ters düşeni öldürtme geleneğini daha o yıllarda başlatmış. Aydınlık’taki dizide örneklerle ve ayrıntılarıyla anlatılıyor.

DAVADAN DÖNEN” İNFAZ EDİLİYOR!

Örgütün Malatya sorumlusu Celal Aydın 5-6 kişiden fazla bir kuvvet toplayamayınca örgütten ayrılır.

Bu sırada, devrimci olduğunu zannederek bu gruba katılanlar, yaygın bir şekilde örgütten kopmaktadırlar.

Apo, kopmaları önlemek için, ayrılanlar hakkında idam kararları alıp uygulamaya başlar.

İlk idam kararı Antep’te uygulanır. Apo’ya muhalefet eden Bozan Aslan ve Ali Yaylacık pusuya düşürülüp öldürülür.

İkinci idam kararı Celal Aydın hakkındadır. Apo, Celal Dönmez, Ali Gündüz ve Aytekin Tuğluk adlı kişileri bu işle görevlendirir.

Aytekin Tuğluk, Malatya’ya gönderilerek “toplantı var” bahanesiyle önce Elazığ’a, oradan da Karakoçan’a getirilir… Celal Aydın’ın yalvarmaları sonucu değiştirmez!

Daha sonra sıkıyönetim ilan edildiğinde diğer Apocular yakalanırken, Celal Aydın’ı öldürtenlerden Elazığ sorumlusu Metin Gürgöze ortadan kaybolur…

MARAŞ OLAYLARINDAN SONRA MHP’Yİ KURTARMA GİRİŞİMİ

Apocular” dizisinin dördüncüsünde, Hilvan anlatılır.

Apocuların ağalar ve aşiretler arasındaki sürtüşmeleri kışkırtarak, bölgeyi nasıl kana buladığı gözler önüne serilir.

Halkın parasını, silahını vb. gaspetmenin ötesinde bir yılda 8 cinayeti vardır Apocuların…

Dizinin “Apocular” bölümü 8 gün sürdü. 4 Temmuz 1979 tarihli Aydınlık’taki başlık şöyleydi:

Apocuların MHP’yi kurtarma operasyonu: K. Maraş olayından sonra üç günde 2 kişiyi öldürdüler… MHP’nin saldırıya uğramış pozlara girmesine zemin hazırladılar…

TİKP VE AYDINLIK HEDEF HALİNE GELDİ

PKK’nın terör eylemlerine karşı kararlı tutum sergileyen Türkiye işçi Köylü Partisi (TİKP) ve Aydınlık gazetesi, hedef haline geldi.

1979-1980 yıllarında, Perinçek’in il yöneticileri de dahil 5 arkadaşı, “Apocular”ın saldırıları sonucu şehit oldular. O sırada daha PKK terörüne Asker ve Polis şehit vermemiştik.

Gaziantep II Başkanı Zeki Ön öldürülünce, 4 Temmuz 1979 tarihinde bir basın toplantısı düzenleyen Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Apocuların partiye karşı 30 Haziran’dan itibaren cinayetler işleyeceklerini önceden ilan ettiklerini” belirtti.

Perinçek, partisinin, terörün üzerine kararlı bir biçimde yürüdüğü için hedef seçildiğini söyledi. Apocular (PKK), tertiplerini ve cinayetlerini, terörü destekleyen güçleri açığa çıkardığı için Aydınlık gazetesini de hedef alıyorlardı.

Doğu Bölgesinde Perinçek’in yönetici arkadaşları tehdit ediliyor, Aydınlık satışları engellenmeye çalışılıyordu. Diyarbakır’da, Suruç’ta, Bingöl’de Aydınlık sorumluları ve okurları saldırılara uğramış, haklarında ölüm kararları açıklanmıştı.

Dağıtım kamyonları terör Örgütü mensuplarınca durduruluyor, gazetelere el konuluyordu…

Zeki Ön öldürülmeden iki gün önce, partinin Ankara Tuzluçayır Lokali ile Denizli II Merkezi bombalanarak ağır hasar verilmişti.

TERÖRE KUCAK AÇAN İKTİDARLAR, TERÖRÜ YENEMEZLER

“ Doğu Perinçek, haydut sürüsünün, sırtını devlete dayayan bazı güçler tarafından korunduğuna dikkat çekiyordu. Apocular, bu sayede yüzlerce cinayet işleyip, ellerini kollarını sallayarak dolaşabiliyorlardı.

Anarşiye ve terör örgütlerine kucak açan iktidarlar, terörü yenemezlerdi! Perinçek, “Eşkıyaya yataklık eden iktidarlar dönemi artık sona ermelidir” diyor, teröre karşı “milli birlik hükümeti” öneriyordu.

Perinçek, “Apocular devletin ırkçı ve şoven kesiminin içinde yuvalanmıştır. Bu çete, MÎT tarafından kullanılmaktadır. MÎT, Doğuda en şoven ırkçı kılığına girebilmektedir” diyordu.

Perinçek, son olarak da, partisinin teröre karşı mücadeleyi kararlı bir biçimde sürdüreceğini vurguladı ve şöyle konuştu: “Partimizi Türkiye halkının birliği için mücadeleden hiçbir güç vazgeçiremeyecektir!”

Gerçekten de, Aydınlık gazetesi, Apocuların üzerine gitmeye devam etti. Aydınlık, cinayetleri işleyenler, devlet içindeki ve yurtdışı destekleri vb. üzerine çok önemli yayınlar yaptı.

Bu arada, Aydınlık’ı engelleme çabaları ayyuka çıktığı halde, siyasi iktidarın, tüm başvurulara rağmen önlem almaması dikkat çekiciydi…

Siyasi iktidar acizdi. Apocu terör artarak devam etti.

ÖRGÜTLERİ BESLEYEN ZEMİN

TÎKP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Adil Turan’ın ardından yaptığı basın toplantısında şöyle konuşuyordu:

Bu örgütleri besleyen zemin, toprak ağalığı ve aşiret reisliğidir, yani Ortaçağ kalıntılarıdır. Artık müzeye kalkması gereken toprak ağalığını savunan bütün güçler, Doğu bölgemizdeki bu anarşi ve zorbalıktan sorumludurlar. Köklü toprak reformu yapılarak toprak ağalığına son verilmesi, Apocular gibi çetelerin sosyal temelini ortadan kaldıracaktır. Köklü çözüm buradadır.” Cinayetler devam etti.

TÎKP Genel Başkanı Doğu Perinçek, 26 Aralık 1979 tarihinde AP, CHP ve MSP’yi teröre karşı güçbirliğine çağırdı. Perinçek, terörün milli bir sorun olduğunu, milli seferberlikle alt edilebileceğini söylüyordu.

12 EYLÜL DARBESİNDEN ÖNCE BEKAA’YA KAÇTI

Abdullah Öcalan’ın 12 Eylül darbesinden önceden haberdar olarak Suriye’ye kaçması da, bağlantılarını ortaya koyması açısından dikkat çekici.

Öcalan, 1980’den itibaren Suriye’nin istihbarat örgütü Muhaberat’ın kontrolü altına girdi.

Suriye Muhaberatı Öcalan’a Bekaa’da yer gösterdi…

Eski Rızgari grubunun lideri İbrahim Güçlü, 1980’de 200 kişiyle geçtiği Suriye’de Abdullah Öcalan’ın Muhaberat’a teslim oluşuna tanıklık eder.

Güçlü, “Ortadoğu’da ilişkiler karşılıklı çıkar temelinde gelişiyordu” dedi Aydınlık’a. “Tarafların kişilikleri, kimlikleri önemli. Bazıları istenmeden verir. Bazıları prensiplidir. Öcalan, pragmatik kişiliğe sahip.”

MİT’in kurduğu örgüt, 1980’den sonra Suriye Muhaberatının kontroluna girdi.

1990-1998 yılları Suriye’de muhaberat, Kuzey Irak’ta ABD kontrolü biçiminde çift başlı kontrol dönemi. Başyazarımız Doğu Perinçek, PKK’nın 4 dönemini ayrıntılarıyla yazdı…

ADİL TURAN, ZEKİ ÖN, HASAN ERKILIÇ, MEHMET ONGAN VE İNAN ÖZDEMİR

PKK’ya ilk şehitleri Perinçek’in partisi verdi Yıl 1979, 3 Temmuz akşamı Perinçek’in yol arkadaşı, partisinin Gaziantep îl Başkanı Zeki Ön,Apocu” denen teröristler tarafından, silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Akşam saat 20.30 sıralarında evine giderken saldırıya uğrayarak ağır yaralanan Ön, hastaneye kaldırıldı ama kurtarılamadı.

Saldırgan, iki el ateş ettikten sonra, motosikletli başka bir şahıs tarafından kaçırılmıştı.

Urfa’nın Suruç ilçesinde doğan Ön, öğretmenlik yaptığı Gaziantep’te tanınan ve sevilen bir devrimciydi.

1946 Urfa’nın Suruç ilçesinde doğan Ön, öğretmenlik yaptığı Gaziantep’te, halkın gönlünde yer tutmuş, onların “Zeki Hoca” sı olmuştu. Gaziantep Eğitim Enstitüsü için yönetici gerektiğinde, şehrin ileri gelenleri ona koşmuştu.

Ön, TİKP îl Başkan olmadan önce, Gaziantep Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcılığı görevinde bulunuyordu.

33 yaşında katledilen Zeki Ön, bir süre Gaziantep TÖB-DER Başkanlığı da yaptı. Zeki Ön’den iki ay sonra, 8 Eylül günü, Tunceli II yöneticisi Adil Turan katledildi.

Adil Turan ile arkadaşları îmam ve Vahide Canpolat, îl merkezi’nden çıktıktan sonra, saat 18.30 sıralarında silahlı saldırıya uğradılar.

Turan, hastaneye kaldırılırken, yolda öldü. İmam Canpolat ağır yaralandı.

1979-1980 yıllarında, Perinçek’in il yöneticileri de dahil 5 arkadaşı, Apocuların cinayetleriyle şehit oldular.

YÜZLERCE İNSAN ARDINDA AĞLADI

Tunceli Nazimiye ilçe başkanı Hasan Erkılıç, 19 Aralık 1979 günü, arkadaşlarıyla birlikte Tellik köyüne giderken, yolları otomatik silahlı 8 kişi tarafından kesildi.

Hasan Erkılıç, Apocu oldukları belirlenen teröristlerce rehin alınırken, diğerleri serbest bırakıldı. Arkadaşlarının girişimleri sonuç vermedi, ertesi gün Erkılıç’ın cesedi bulundu…

1946 doğumlu Erkılıç, 1963’te, Arslan Tuğla Fabrikasında hak mücadelesine önderlik ettiği için işten atılmıştı.

İki parmağını da burada, iş kazası sonucu kaybetmişti. 1969’da Demirdöküm, 1970’te Sungurlar işçilerinin sendikal mücadelelerinde, Gislaved direnişinde, 15-16 Haziran büyük işçi yürüyüşlerinde ön saflardaydı… 12 Mart’ta yargılandı ve hapis yattı…

1975’lerdeki Berec, Gamak, Pancar Motor, Gislaved, Sungurlar grev ve direniş eylemlerinde de, Erkılıç, işçi arkadaşlarının yanındaydı…

Haliç Halk Birliği’nin kurulmasına önderlik etti ve başkanı oldu.

1975 Aralık ayında, bu derneğin bir bildirisinden dolayı, 142’den ceza aldı ve yeniden hapse girdi… Arkadaşları, Hasan Erkılıç öldürüldükten sonra evine gittiler. Bütün komşuları sokağa dökülmüşlerdi. Yüzlerce insan Erkılıç’ın ardından ağlıyordu…

ONGAN… ÖZDEMİR

Apocular, 12 Mayıs 1980 tarihinde, TÎKP Kahramanmaraş yöneticisi Mehmet Ongan’ı öldürdüler.

Ongan, Pazarcık yöneticisi Hasan Ortaç’ın Pulyanlı köyündeki evinde, Ortaç’ın eşi, annesi ve bir arkadaşıyla birlikte oturuyorlardı.

21.30 sıralarında kapıyı tekmeleyerek giren, maskeli üç Apocu katilin silahlı saldırısına uğradılar. 6 yerinden yaralanan Ongan, olay yerinde öldü.

Ongan’ı öteden beri ölümle tehdit eden Apocular, daha önce de köye gelip Ongan’ın nerede bulunduğunu soruşturmuşlar, köylülerin tepkileri üzerine kaçmışlardı.

Ve devrimci öğretmen İnan Özdemir, 18 Temmuz 1980 günü Apocular tarafından Kahramanmaraş’ın Narlı nahiyesinde katledildi.

Pazarcık’ın Dehliz köylülerinin toprak mücadelesinde yanlarında yer alan Özdemir, bu yüzden toprak ağası Papazların hedefi haline gelmişti.

Papazların bölgedeki fedailiğini üstlenen Apocular, Özdemir’i katlettiler… İnan Özdemir, Akveren köyünde toprağa verildi.

https://burakeklik.wordpress.com/2015/02/21/pkkyi-mit-kurdu/

.................................................

PKK’NİN 12 EYLÜL ÖNCESİ ÖLDÜRDÜĞÜ DEVRİMCİLER

I- 12 Eylül öncesi PKK’nin Sosyalist Kürt Örgüt militanlarında öldürdüğü kişiler…

1) Mustafa Çamlıbel: Kürdistan’da PKK’nın katlettiği ilk yurtsever Ağrı’da Özgürlük Yolu yandaşı Mustafa Çamlıbel’dir.

1974 yılından sonra, Kürt örgütleri Kürdistan’ın tümünden olmazsa da belirli kentlerinde örgütlü ve etkin bir konumdaydılar. Özgürlük Yolu da Ağrı’da etkin olan Kürt sol örgütlerinden biriydi. PKK, Ağrı’da kitleyi ve Özgürlük Yolu taraftarlarını sindirerek, Ağrı’ya egemen olmak istediği için o sevimli genç insanı öldürdü.

Mustafa Çamlıbel’in öldürülmesi PKK’nın kodunu çözen ilk vakıa oldu. Özgürlük Yolu’yla çatışmayı genişletip, derinleştirmek istediği halde, Özgürlük Yolu bu oyuna gelmedi. PKK de 12 Eylül öncesi Ağrı’da egemen olma şansını elde edemedi.

2) Haki Karer: PKK, Kürt ulusal örgütlerinin güçlü olmadığı alanlarda örgütlenmek istiyordu. Örgütlenme yaparken de lumpen, üretim dışı, toplum tarafından dışlananları örgütlemeye çalışıyordu.

PKK, alanlarda örgütlenip güçlenerek, Kürt ulusal örgütlerinin etkin ve örgütlü olduğu alanları, şehirleri ve kentleri kuşatmak istiyorlardı. Bu bağlamda ilk dönemlerde, Gaziantep’e öncelik tanıdı. Gaziantep’te örgütlenmek isterken, Kürt örgütlerinden Têkoşîn Gaziantep’te güçlü ve örgütlü konumdaydı. Gaziantep’te örgütlenmesi için, Têkoşîn’i sindirmesi ve bunun içinde provokasyonlar yapması gerekirdi. Bu yaptığı provokasyonlar sonucu, kendi içinde de muhalefetten de kurtulmak istediği Haki Karer’i de kurbanlık kuzu haline getirdi.

Bir düşünceye göre, Haki Karer’i yaraladı ve daha sonra hastanede öldürdü.

Ya da Têkoşînle çatışmada Haki Karer yaralandı, hastanede de PKK tarafından öldürüldü.

3) Mehmet Uzun ve Ali Kınacık: Haki Karer’in öldürülmesi gerekçe gösterilerek, Têkoşînî Antep’te tasfiye etmek için öldürülen Kürt yurtseverlerdir.

4) Ferit Uzun: Dengê Kawa lideri ve PKK tarafından 22 Kasım 1978 yılında Siverek’te katledildi.

Daha sonraki tarihlerde deşifre olan PKK raporlarına, PKK’dan ayrılan Merkez Komitesi ve PKK Kurucusu unsurların açıklamalarına göre, PKK, kendi dışındaki Kürt yurtsever örgütlerini tasfiye etmek için, liderlerini ortadan kaldırmakla sonuca ulaşacağını hesap ediyor. Ama diğer örgütlerin duyarlılıkları, hesap dışı gelişmeler, PKK’nın bu karanlık, tehlikeli, iğrenç amacına 12 Eylül 1980’den önce tümüyle ulaşmasını engelledi.

Ferit Uzun’dan sonra Kurtalan ve diğer kentlerde de başka Dengê Kawa taraftarı ve kadroları katledildi.

5) Mehmet Çakmak: TKP’nin Kürdistan’daki örgütlenmesinin önde gelen önder unsurlarından biriydi. PKK, bütün diğer sol ve Kürt örgütleri gibi TKP’yi de düşman ilân etti. Bu nedenle, Diyarbakır’da TKP’lilere ait kitapevi basılarak Mehmet Çakmak katledildi. Arkadaşı Liceli Ömer Ağın da felç oldu.

6) Beş Parçacıların katledilmesi: PKK, Kürdistan’ının beş parça olduğunu savunan, Kürdistan’ın bağımsız ve bileşik devlet yapısını amaç edinen Beş Parçacı Grubu kendisine rakip gördüğünden, Beş Parçacıların tüm yönetimini ajan ilân ederek, çoğunu katletti.

7) Abdullah Irmak: Rizgarî ve Komal’ın Kızıltepe’deki yöneticilerinden biriydi. Komal Yayınevi’nde otururken PKK’nın plânlı saldırısı ile karşı-karşıya kaldı. Ağır yaralandı. Ölümden kurtuldu.

8) Zabit Kaplan: Şivan Hareketi’nin Diyarbakır Çermik Kazasının yöneticilerinden biriydi. PKK tarafından katledildi.

9)PKK, KUK’u Kürdistan’da kendisi için engel gördüğünden savaş açtı. PKK’nın bu saldırılarında;

Abdulvahap Akman (Nusaybin), Mehmet Akagündüz (Suruç), Kerim Hamidanoğlu (Siverek), Sıdık Matzar (Derik), Abdulkadir Umur (Derik), Ziver Kaya (Nusaybin), Şeyhmus Kaya (Nusaybin), Mahmut Zıngırtlı (Derik), Neytullah Özgen (Derik) Murat Yalçın (Ömerli), Bekir Öztürk (Kızıltepe), Cemil Onur (Gercüş), Cemil Çakır (Nusaybin), Resul (Eruh), Abdurrahman Aslan (Nusaybin), Sadık Özen (Nusaybin), Mahmut Karahan (Şêxêreş), M. Selim Aslan (Kızıltepe), Ubeyit Sana (Lice Serdê), tespit edebildiğim öldürülen kişilerdir.

10-Ayrıca, Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği, Halkın Yolu, TİKP-Aydınlık, TİKKO, DEV-YOL, Kurtuluş Hareketi üyeleri de hem PKK saldırısıyla karşıya kaldılar ve hem de öldürülenleri oldu.

12 Eylül Diktatörlüğünden önce PKK’nın saldırmadığı Türk ve Kürt Devrimci, yurtsever örgütü yok. PKK’nin saldırdığı örgüt listesi:

-PKK-Aydınlık Çatışması: (Pkk’nın ilk sindirmeye çalıştığı grup Maoist Aydınlık dergi çevresi olmuştu.)

-PKK-Devrimci Halkın Birliği Çatışması: (en kanlı çatışma buydu, Dersim, Diyarbakır, Gaziantep’e yayılan çatışmalarda onlarca devrimci yaşamını yitirdi)

-PKK-TKP: Özellikle TKP’nin Batman ve Diyarbakır’daki gücünü yok etmeyi hedefleyen çatışmalardı.

-PKK-Halkın Kurtuluşu Çatışması: Elazığ, Dersim, Kars, Diyarbakır, Gaziantep. (bu çatışmanın temel nedeni pkk’nın Halkın Kurtuluşu’na “benim bölgemde faaliyet yürütemezsiniz” dayatmasıydı)

-PKK-Devrimci Yol Çatışması: PKK’nın Dersim’de Devrimci Yol üyelerine silahlı saldırıda bulunmasıyla başlamştır.

-PKK-DDKD çatışması: Doğubeyazıt’ta PKK’nın DDKD’ye siyaset yasağı getirdiğini ilan etmesiyle başlamıştır.

-PKK-Tekoşin çatşıması: Gaziantep, Ankara, Elazığ ve Dersim’de yaşanan çatışmaların sonucunda Tekoşin’in Türkiye’deki faaliyetleri sona ermiştir. PKK Dersim’de Tekoşin liderlerinden Kamer Özkan’ı katletmiştir.

-PKK-Özgürlük Yolu çatışması: Avrupa’ya kadar sıçramış, PKK birçok Özgürlük Yolu üyesini katletmiştir. Özgürlük Yolu hareketi’nin Türkiye’deki faaliyetleri fiilen sona ermiş, hareket tasfiye edilmiştir. PKK-Özgürlük Yolu çatışması devam ederken, devletin bu hareketin militanlarına yönelik yoğun tutuklama kampanyası da başlamıştır. Senkronize devlet-pkk operasyonu gibi duruyor.

-PKK-Denge Kawa Çatışması: Tekoşin, Özgürlük Yolu gibi bir diğer kürt siyasi hareketine yönelik tasfiye girişimi olarak başlamıştır.

-PKK-KUK çatışması: 1980’de zirveye ulaşan saldırıların başlangıcı pkk’nın örgüte siyaset yasağı getirmesidir.

-PKK-TDKP çatışması: Aslında çatışma bile değil, Dersim’de pkk’nın 6 TDKP üyesini katlettiği olaydır. ilk etapta 4 kişinin öldürüldüğü saldırılardan 2 TDKP’li ağır yaralı olarak kurtulmuş ancak bir müddet sonra yaşamlarını yitirmişlerdir. söz konusu militanlar, saldırının “yemek yedikleri sırada” çevreden ateş açılmasıyla başladığını söylemişlerdir.

II- PKK’da Örgüt içi İnfaz Edilen Parti Kurucular, Merkez komitesi Üyeleri ve Üst Düzey Yöneticiler:

1) Mehmet Turan: 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde PKK’in Kuruluş Kongresi’ne katılan kadrolardan ve ilk oluşum safhasında örgütün önde gelen eylem adamlarından biridir. 1979 yılında Abdullah Öcalan’ın emriyle ve ajan olduğu gerekçesiyle Mardin’de öldürüldü.

2) Murat Bayraklı: PKK, 1982 yılında gerçekleştirdiği 2.Kongresinden sonra örgüt içinde “temizlik” hareketi başlattı. Birçok PKK’lı militan sırtını Suriye devletine de dayamış olan Öcalan’ın emriyle örgüte ihanet ve karşı-devrime hizmet gerekçeleriyle ortadan kaldırıldı. Suriye kontrolünde olan Lübnan’daki eğitim kampında olduğu gibi Avrupa’da da birçok PKK’li için ölüm emri verildi. Murat Bayraklı 5 Haziran 1984 günü Batı Berlin’de bir çöp konteynırında yakılarak öldürüldü. Onun da “suçu” örgüte ihanetti (!)

3) Süphi Karakuş (Şoreş): (1) Öcalan’ın emriyle Mahsum Korkmaz tarafından infaz edilir. (Abdullah Öcalan, “Gerçeğin Dili”, s.65-66)

4) Zülfi Gök: 7 Ağustos 1984 yılında Almanya’nın Rüsselsheim şehrinde bir trafik şeridinde arabasının içerisinde beklerken kurşunlanarak öldürüldü. PKK bu cinayete sahip çıkarak; “PKK’ye muhalif gruplarla (Enver Ata) işbirliği yaptığı için Abdullah Öcalan’ın emriyle görevlendirilen PKK’nin Avrupa’daki İnfaz Timleri’nce infaz edildi” diye açıklama yaptı.

5) Enver Ata: 20 Haziran 1984’de İsveç’in Uppsala şehrinde infaz edildi

6) İzzettin Evcil: 1977-79 yılları arasında Örgütün Batman sorumluluğunu yapmıştı. 1982-84 yılları arasında ise, PKK’nin Botan Bölge Sorumlusu olarak görev yaptı. 1984 sonlarında ”PKK içerisinde muhalif çizgi oluşturmak, önderliğe başkaldırmak, silahlı propaganda yönetmenliğine ve örgüt talimatlarına uymamak” suçundan Öcalan’ın emriyle infaz edildi.

7) Çetin Güngör (Semir): PKK merkez Komitesi Üyesi ve Öcalan’a muhalefet yaptığı için 2 Kasım 1985 günü İsveç’in Başkenti Stockholm’da yüzlerce Kürdün gözleri önünde infaz edildi ve katili olay yerinde yakalandı. Katil Öcalan’ın verdiği görevi yerine getirmiş olmaktan mutlu olduğunu mahkemede açıkladı. Güngör; 18 Mart 1984 tarihli açıklamasında, ”artık PKK’li değilim” PKK’nin uygulamış olduğu silahlı mücadelenin ve Kürd gruplarına karşı izlemiş olduğu davranışların yanlış ve çıkmaz yol olduğunu söylüyordu.

 Dersimli Dilaver Yıldırım

8) Abdullah Kumral:1979 yılından 1980 yılının ortalarına kadar, PKK’nin Gaziantep İl Sekreteri olan, 1980 sonrasında ise, Şanlıurfa Bölge Sekreterliğine getirilen, PKK Merkez Komitesi Üyesi olan Kumral, Apo’nun izlemiş olduğu politikalara karşı çıktığından dolayı, önce göz hapsine alınmış, hapis edildiği evden kaçmayı başarmış, ama daha sonra Suriye istihbaratı tarafından yakalanarak tekrar PKK’ye teslim (!) edilmiş. Öcalan’ın hamiliğini üslenen Suriye istihbaratı tarafından yakalanarak, PKK’ye teslim edildikten sonra, Abdullah Öcalan’ın emriyle cellatları tarafından kulaklarına tüfek harbisi sokulmak suretiyle Bekaa’da öldürülmüş.

9) Resul Altınok: 1980’lerin başında PKK Merkez Komitesi Üyesi olan Altınok; Öcalan’a karşı muhalefet yaptığı gerekçesiyle infaz kararı alındı. PKK’nin önden gelen isimlerinden Öcalan’ın iki infaz eri Ali Haydar Kaytan ve Rıza Altun, Resul Altınok’u PKK kampında önce kendisine bir çukur kazdırıp daha sonra kafasına kurşun sıkarak infaz ettiler. (daha geniş bilgi için: Hasan Yıldız, ”Muhatapsız Savaş Muhatapsız Barış” s.146-150)

10) Lamia Baksi ve 67 militan 1987’de infaz edildiler

11) Dilaver Yıldırım: Apocuların ilk oluşum dönemlerinden beri PKK’ye dönüşen çizginin içerisinde yer almıştır. 1977 yılı başlarında Kemal Pir’in Sinop Ulubey Hapishanesinden kaçırılışında yer alarak, ilk eylemini gerçekleştirmişti. Örgütün en güvendiği isimlerden biri olan Yıldırım Ankara’da örgüte silah ve malzeme almak için gerekli olan parayı bulabilmek amacıyla Güven Hastanesi soygununa katılmış ve bu soygun olayından sonra yakalanarak 12 Eylül dönemini cezaevinde geçirmişti. Suriye’de rehin olan Öcalan 1987 yılının sonlarına doğru Dilaver’i ziyaret etmek için Bulgaristan’a gider ve görüşür. Öcalan’ın talimatıyla Bekaa kampına getirtilen Yıldırım, bir sürü uygulamadan sonra bir gece nöbetinde intihar (!) ettiği söylenir. (Daha geniş bilgi için: Hüseyin Yıldırm ve Kesire Öcalan’ın 29 sayfalık broşür ”Dilaver Yıldırım Olayı” Milliyet, 31 Mart 1993- Selim Çürükkaya ”Aponun Ayetleri” s.40-41- Mümtaz Kotan ” Yenilginin İzdüşümleri” s.120-121)

12) Av. Mahmut Bilgili:12 Eylül 1980 sonrası Av. Şerafettin Kaya’nın öncülük ettiği ”Avukatlık Bürosu” yazıhanesinde işe başlamıştır. Bu avukatlık bürosu başta PKK olmak üzere birçok Kürt örgütünün davalarına bakıyordu. Mahmut Bilgili de PKK davasına girenlerden biriydi. Bu davalardan dolayı PKK taraftarı olmaktan tutuklanarak beş yıl Diyarbakır zindanında yattı. Tahliye olduktan sonra Avrupa’ya çıkan Mahmut Bilgili, Avrupa’daki PKK temsilciliğinin almış olduğu infaz kararıyla 1987 yılının Mart ayının başında Hollanda’da yemek masasında boğdurulup, cesedi satırla parçalanıp kanalizasyona atıldı. Cesedi 26 Mart’ta Twente kanalında bulundu.

O da örgüte göre ”ihanet etmişti”. Yani, devletin Diyarbakır Zindanı’nda yapamadığını PKK’ye havale etmişti. Yurtseverliğinin bedelini Bilgili de diğer soydaşları gibi ödedi.

13) Mehmet Tunç: bir dönem Avrupa’daki PKK yapılanmasında yer alan Mehmet Tunç lideri Öcalan tarafından çağrıldığı Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde gerilla eğitimi yapar. Burada eğitim yaparken Paris’te tanıştığı yine kendisi gibi PKK’li olan Ali Toprak’ın kız kardeşi olan Hevi (Şafak)’a aşık olmuştur. Sevgilisi Şafak, sevgilisi Mehmet Tunç’u ziyaret etmek üzere Lübnan’daki örgüt kampına gelir. İkisinin arasındaki bu duygusal ilişki lideri Öcalan’ın ve örgüt mensuplarının tepkisini çeker. Mahmut Tunç bu duygusal ilişkiden dolayı Öcalan’ın yasalarını çiğnemiştir. İnfazına karar verilir ve sevgilisi de dahil orada bulunanların gözü önünde kurşuna dizilir. Bu vahşet videoya da çekilir ve her tarafa yollanır. Bu vahşeti belgeleyen videokaseti, Almanya’nın Düseldorf mahkemesinin dosyalarında bulunmaktadır.

14)Mustafa Ömürcan ve dört arkadaşının infazı: Mustafa Ömürcan, PKK’nin 1980 öncesi kadrolarındandır. “Örgüt talimatlarına karşı gelmek ve önderliğe baş kaldırmak” suçlarından dört arkadaşı ile birlikte, Halil Kaya tarafından infaz edilirler. ”Kör Cemal” kod adlı Halil Kaya da Öcalan sisteminin bir gereği olarak, bir yıl sonra Öcalan’ın emriyle infaz edilir. Arkada canlı tanık bırakmak, PKK ve Öcalan’ın metodu değildir.

15)Şahin Baliç:1980’lerin başında henüz liseden yeni mezun olmuşken, PKK’ye katılan Metin kod adlı Şahin Bilgiç, Mardin bölgesinde birçok eyleme katılmış, eylemlerdeki kararlılığı Öcalan’ın dikkatini çekmişti. 1986 yılında bizzat Öcalan’ın talimatıyla PKK-MK üyeliğine, daha sonra da ARGK (Askeri Konsey) üyeliğine getirilmiş.1988 yılında girdiği bir çatışmada yaralanan Baliç, Aponun özel çabalarıyla Suriye’ye getirilir. Bir dönem tedavi gördükten sonra Aponun Şam’daki evine yerleşir ve lideriyle çok içli dışlı olan militanlardan biri olur. Apo’nun yakın adamlarından biri olan, Öcalan’ın ayak işlerine bakan hemşerisi Hasan Bindal’ın 25 Ocak 1990 tarihinde bir kaza kurşunu sonucu ölmesiyle, bu ölüm olayından dolayı Öcalan tarafından hakkında idam fermanı hazırlanır ve Apo’nun talimatıyla PKK’nin infaz timi, kaza kurşunuyla ölen Hasan Bindal’ın ölümünden Akademi Komutanı olarak Bekaa’da görev yapan Şahin Baliç’i sorumlu tutar ve infaz eder.

Hamili Yıldırım’ın eşi Dersimli Ayten Yıldırım,

Bekaa’da işkence edilerek öldürüldü.

16) Şahin Dönmez: PKK’nin kurucularından ve ilk Merkez Komitesi Üyelerinden Şahin Dönmez, 1979 yılında yakalanır, çözülür ve bildiği tüm arkadaşlarını ele verir. 3 Nisan 1990 yılında İstanbul’da infaz edilir. Şahin Dönmez, yakalanmadan önce Apo’nun göz bebeklerinden biridir.

17) Mustafa Çimen: Mahsum Korkmaz’ın başını çektiği ”14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı”nın bir üyesi ve Mahsum Korkmaz’ın hem siyasi hem de askeri yardımcısıydı. 15 Ağustos 1984 yılında yapılan Eruh baskınında yer aldı. Mustafa Çimen, Eruh ilçe merkezine asılan ”Kahrolsun Faşist Türk Sömürgeciliği! Yaşasın HRK!”, ”Halk Düşmanı canilerden hesap Sorulacaktır! Yaşasın HRK!” yazılı pankartları hazırlayan ve asan militanlardan biri. Mustafa Çimen 1985’de yakalanınca itirafçı olur. Urfa Hilvan doğumlu ve PKK içerisindeyken (2) ”Tevfik” kod adıyla tanınan Mustafa Çimen, 1990’ların başında cezaevinden çıktıktan sonra PKK infaz timleri tarafından öldürülür.

18)Osman Tim: 1992 yılının Aralık ayında PKK’nin cezaevi temsilcisiyken ”polisle işbirliği” yaptığı gerekçesiyle Bayrampaşa Cezaevi’nde boğularak öldürülür.. Osman Tim’in boğularak öldürülmesine gösterilen gerekçe, ”hiçbir tokat bile yemeden arkadaşlarını ihbar ettiği” gösterilir. 

19)(Yalçın Küçük’ün Apo ile yaptığı ve adına, ”Kürt Bahçesinde Söyleşi” s.270)

Pkk ne kendine hayrı vardır , neden sosyalist mücadeleye..

PKK Kürt halkının düşmanı

Komünistlerin Düşmandır!

https://burakeklik.wordpress.com/2012/11/10/pkknin-12-eylul-oncesi-oldurdugu-devrimciler/

...............................................

 

PKK KURUCUSU İTİRAF ETTİ: ”KULLANILDIK!”

 

Bunun farkına ve ayrıdına varmak; bir alkoliğin, bir müzmin hastanın veya bir eroninmanın; ‘Evet ben hastayım’ deyip, tedavi kabul etmesi gibidir. Ben kullanıldığımı kabul ettim. Pir etti. Birçok insan etti. Kimi buna dayanamadı. 

PKK kurucularından Şükrü Gülmüş, Abdullah Öcalan’ın bazı güçler tarafından kullanıldığını, bu durumu kabullenmekte hem kendisinin hem de diğer PKK kurucusu arkadaşlarının oldukça zorlandığını yazdı. Şükrü Gülmüş’ün yazısı şöyle:

Kullanıldık ey halkım bizi unutma, demeliyiz. Çünkü kullanan’ımız hala başka kullananlar tarafından hem kullanılıyor hem de o sizi kullanmaya devam ediyor. Metruşka bebeği hikayesi ile karşı karşıyayız. Ne fena bir duygu şu ‚kullanıldım‘ tümcesi ne fena!.. Can sıkar, can yakar. Ama tedavi için bu şart.

PKK literatüründe ve özellikle ‘Öcalanist’ düşünce sistematiğinde çok ilginç kavramlar var. Bunlardan bir tanesi Yoğunlaşma’ kavramıdır. Sahi bir akıllı insan şu ucube literatürde bu konu üstünde duramaz mı? Bakın ‘yoğunlaşma’ sözcüğü fiziki bir kavram. Ve ‘Öcalanist’ söylemdeki yeri ve işlevi ile fizikteki çok farklıdır. Ben –daha onların içlerindeyken- espiriyle takılmak için.

Arkadaşlar yoğunlaşmasına yoğunlaşın. Ama dikkat edin buharlaşmayın’ derdim. Anlayan anlardı. Anlamayanlar aval aval bakardı. Anlayanlar da ikiye ayrıldı. Bir kısmı mesajımı alır; derin derin düşünürdü. Diğer bir kısmı gider beni ispiyonlardı. Ben bazen Aslan Asker Şwak’lığa ya yatardım, ya da değişik bir savunma aygıtıyla gelen saldırıları durdururdum.

Mesela kul ile kullanılma arasında bir benzerlik görüyorum.

Kul; bir insan da olsa araç gibi görülür. Kulun en yüksek ifadesi militan’ oluyordu. Kulluktan militanlığa geçiş çok kolay ve sancısız olurken; Kulluktan Birey’e geçiş bir devrimdi. Acaba bu teşkilat içinde kaçımız kuldan bireye gidebildik? Bu kedi altında buzağı aramaya benzer. Çok zor bir durum.

*

Kullanmak sözcüğü aslında, insanî olgular için değil, daha çok alet ve adavat için geçerli olan bir bir kavram. Mesela, Alet çalışır, el övünür’ özdeyişini ele alalım. Bana göre, insanın gelişen beyini, dili yani konuşma yetisi ve  pençeden ele dönüşen uzuyla beraber insanlaşma süreci başladı.

Bu konuyla ilgili olarak İnsan Nasıl İnsan Oldu’ kitabı enfes bir tarihi kitap ve her insana tavsiye ederim. Ben bu kitabı Zindanlı yıllarımda ilk eğitim çalışması olarak okuturdum. Bir masal ama herkese gerekli olan bir gerçeğin masalı.

Gelişen beyin, dili harekete geçirdi. El devreye girdi ve insanın asıl insan olma evresi; alet yapabilmesidir, dersek yanılmayız. Kullanma/ Kullanılmak…. Kulluk ve Kullanılmak… Uzun yıllar boyunca bunu beynimin sözcük alfabesinden çıkarmıştım. Bu kul ve kullanılama ile başlayan her heceyi öcü gibi görüyordum.

Çünkü Kemal Pir (PKK kurucularından) ile bunu yıllarca tartıştık.

Pir bana; Apo bizi kullandı’ diyordu.

Ben de şiddetle Hayır.. Hayır… Hayır!..’ diyordum.

Hatta bazen ona haksızlık da ediyordum. ‘Seni kullanmış olabilir ama beni asla kullanamadı. Bunu kendim için kabul etmiyorummmmm….’ diye bağır bağır bağırıyordum. Ve Pir –dünyanın en zor ölüm şekli olan Ölüm Orucu’yla ölüp giderken onun sesi kulaklarımda çınlıyordu. 

Rûken.. Apo bizi kullandı…’ Adete bana ‘Israr etme. Kendine gerekçe ve bahaneler bulma’ diyordu ve bu çığlıkları beni 1995’lerde beni Almanya, Kreyfeld şehir hastahanesinde tekrar bulduğunda; onun bilmem kaçıncı ölüm yıldönümünde Evet, Pirim sen haklıydın. Biz kullanıldık’ dedim.

Karar verdim ve o an intihara karar verdim. Ettim de.. İntiharın tüm gereklerini yerine getirdim. Bana engel olanları bıçakladım. 6mm’lik camları ellerimle kırdım. Kendimi üçüncü kattan attım. Ama ağaçların üstünden düşe düşe yere düştüm… (Daha geniş anlatımı Mem romanımda)

Kullanıldık!…

Bunun farkına ve ayrıdına varmak; bir alkoliğin, bir müzmin hastanın veya bir eroninmanın; ‘Evet ben hastayım’ deyip, tedavi kabul etmesi gibidir. Ben kullanıldığımı kabul ettim. Pir etti.

Birçok insan etti. Kimi buna dayanamadı ya Pir gibi bunu kendilerine yediremediler. Onlara dayatılan ya ihanet ya ölümdü.

Pir; Ölmek istemiyorum ama böylede yaşamak ağırıma gidiyor’ dedi ve gitti. Kimimiz hala yaşıyoruz.

Bu nedenle Amim Maalouf’un dediği gibi ‘Yaralı kuşlar ölürken saklanır’ gerçeğini kendimize rehber aldık.

Peki kullanılmak konusunda suçlu kullanılan mı? Yoksa kullanan mı?

Ben iki tarafı da eşit oranda suçlu görsem de, işin bir yanını bu kullanma ve kullanılmayı yaratan koşullara bağlıyorum. Çünkü yine Amin Maalouf; ‘Yaralı toplumların bağrından çıkan bazı sapkın insanlar, bu yaralı toplumun insanlarını; kendi gaye ve amaçları için kullanırlar’ şeklinde bir belirlemesi var. Ama Ölümcül Kimlikler kitabı yanımdan olmadığında tam alıntıyı veremiyorum.

Toplum olarak yaralıyız.

Bu yaramızı lider ve önderler;  teşhis edip, tedavi edeceklerine daha çok kanatarak, bizleri çılgına çevirdiler. Hassas ve nazik noktalarımızı tespit edip, ordan girdiler. Düşürdüler. Kendilerine bağladılar. Ve istedikleri amaç etrafında toplamayı becerdiler. Ben bunlar kötü niyetli lider ve önderle beraber, ulusun üvey babaları olarak görüyorum. İyi lider; yaralı insan ve yoldaşlarının yarasını deşmez, onları düşürmez. Kendine bağımlı hale getirmez. Bunu kötü ve art niyetli liderler yapar.

Diğer yandan, biraz da kullanılana kızıyorum. Önce çuvaldızı kendimize batırıyorum. ‘Sen, sen olaydın. Kendin olaydın. Kendini kullandırmayaydın’ da diyorum. Bazen de kullanandan çok kabahat kullanılanındır, diyorum. Kendimi bunun için çok hırpalıyorum. Ama artık o aşamaları atlattım. Beni, samimiyetimi ve dürüstlüğümü suistimal edenden ve edenlerden misliyle intikam aldım. Önemli olan bunu bireysel düzeyde bırakmamaktı. Çünkü bu şahsî bir kullanma ve kullanılmadan çok, bir halkın, bir davanın adına yapıldı. Keşke bu bireysel bir şey olsaydı. Keşke bizi kullanan, bizi satan ve ihanet eden, iyi bir kazanç için satsaydı. Bari buna gam yemezdim.

Peki bu kullanma ve kullanılma olgusuyla karşı karşıya olan bir ben ve Pir miydi?

Hayır, bu ululusun en acar, en yiğit ve en uçlarda savaşmaya meyilli olan binlerin hikayesidir.Alın size yakın bir zamanda okuyup bitirdiğim Canpolat – Sonunu düşünen kahraman olmaz- kitabını. Yazarı Zülfü Canpolat sağ/MHP cenahından, alın sol/PKK cenahından bendeniz Şükrü Gülmüş’ün hikayesi aynı. Hiç bir farkı yok. Biri Kürmanç, diğeri  Zaza. Bu nedenle yıllar sonra ben ona, o bana kardeş, dedik. Ve bu yakında eski bir MHP’li ile eski bir PKK’li yan yana gelecek ve onunla roportaj yapacağım. Keşke böyle her hareket ve oluşumdan birer numune birer yaşam hikayesi yazılsa ve halklarımıza sunulsa.

*

Ve şu habere bakın lütfen!..

Öcalan’ın avukatı: Balyoz’da kullanıldık Hazal ATEŞ/ANKARA

02.03.2010 /Sabah Gazetesi İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın avukatı İrfan Dündar, Öcalan’ın Balyoz planının hazırlandığı günlerde tecrit edildiğini, böylece bölgede karışıklık ortamı yaratıldığını savundu.

Avukat Dündar, Balyoz darbe planının hazırlandığı 2002-2003 tarihlerinde İmralı’ya gitmemize izin vermediler. Öcalan’la 104 gün görüştürülmedik. Avukatları olarak bölgeye gidip durumu halka anlattık. Olay büyüdü, insanlar sokağa döküldü. Amaçları bölgede kargaşa yaratmaktı. Bizler de buna alet olduk. Balyoz’da açık açık bizi kullandılar” dedi.

İrfan Dündar, darbe planının hazırlandığı öne sürülen Aralık 2002 ve Mart 2003 tarihleri arasında, Öcalan’ın 14 hafta boyunca tecride alındığını söyledi.

Balyoz planının bir ayağının da İmralı ve Kürtler üzerinde hayata geçirildiğini savunan Dündar, şunları söyledi:

Amaçları kargaşa yaratmaktı, bunu da başardılar. Sokaklarda gösteriler arttı. O tarihte süreci okuyamadık. Yaşananlara alet olduk.”

İşte bu olmaz!..Sizi kim kullandı?

Ve sizi kullananın kendisi de bir kulanım aracı değil mi?

Dün başkasının elinde kullanılan adam; bir ulusun davasını kullandı.

Bence bu yetmez. Keşke yalnız bu olsa… Balyoz Darbe Planı’nın öncesi var. Şu Balyoz ve Ergenekon Davasının çok çok önceleri var.

Gelin biz oralara gidelim.Hatta sayın Dündar siz o tarihlerde –belki- ne dünyaya gelmiştiniz, ne de o günlerde bu günahları işlemiştiniz.Lakin bu itirafınız da, bir başlangıç olması vesilesiyle takdire şayandır.Bence halkımıza hep beraber seslenmeliyiz.

Kullanıldık ey halkım bizi unutma, demeliyiz.Çünkü kullanan’ımız hala başka kullananlar tarafından hem kullanılıyor hem de o siz kullanmaya devam ediyor. Metruşka bebeği hikayesi ile karşı karşıyayız.

Ne fena bir duygu şu ‚kullanıldım‘ tümcesi ne fena!..Can sıkar, can yakar. Ama tedavi için bu şart.

Peki son bir soru: Siz kullandıklarımızdan mısınız, yoksa kullanılmadıklarımızdan mısınız? İşte to be or nat to be

Yani olmak ve olmamak noktası burda….

Bence herkes bu soruyu kendisine sorma zamanı.

5 Mart 2010 Almanya

https://burakeklik.wordpress.com/2012/11/10/pkk-kurucusu-itiraf-etti-kullanildik/

............................

 

Şükrü Gülmüş: Murat Karayılan Ruhunu Öcalan’a Satmış!

PKK terör örgütünün eski medya sorumlusu Şükrü Gülmüş, Karayılan'a demediğini bırakmadı.

24 Temmuz 2011

PKK terör örgütünün eski medya sorumlusu Şükrü Gülmüş, Karayılan’a “Engerek yılanı gibi konuşuyor. Onda ruh yok ki. O ruhunu Abdullah Öcalan’a satmış” dedi.

PKK terör örgütünün eski medya sorumlusu Şükrü Gülmüş’ün Yeni Akit’e yaptığı açıklamada, 13 askerin şehit düştüğü Silvan saldırısıyla 1993’teki 33 er olayı arasında bağlantı kurması, PKK’nın Kandil’deki lideri Murat Karayılan’ı rahatsız etti.

Karayılan Gülmüş için “Ruhunu satmış bir sosyal ajanın sözlerini nasıl referans alabilirsiniz?” ifadelerini kullandı. Şükrü Gülmüş, Karayılan’ın bu sözlerine çok sert cevap verdi. Yeni Akit’te dile getirdiği iddiaların arkasında olduğunu belirten Gülmüş, Karayılan’a “Engerek yılanı gibi konuşuyor. Onda ruh yok ki. O ruhunu Abdullah Öcalan’a satmış” dedi.

KARAYILAN HOLLANDA’YA İLTİCA TALEBİNDE BULUNMUŞ

18 yıldır yaşadığı Almanya devletinden maaş aldığı için Karayılan’ın kendisine Ruhunu satmış sosyal ajan’ dediğini anlatan Gülmüş, Karayılan’ın da kendi tabiriyle ‘sosyal ajan’ olmak için Hollanda’ya iltica talebinde bulunduğunu ancak tüm çabalarına rağmen reddedildiğini söyledi.

Gülmüş şöyle konuştu:

Evet, ben Sosyalamt, yani Alman yardım kuruluşundan geçiniyorum. Ben bunu inkar etmiyorum. Tüm ihtiyaçlarımı karşıladıktan sonra 425 Euro da harcırah veriyorlar. Eğer ben bu sosyal yardımdan dolayı ‘ajan’ isem doğru.

O zaman senin en kerli ferli yoldaşların da ajan oğlu ajan olmuyorlar mı? Şu an Avrupa’da bulunan Sabri Ok sosyal statülerden yararlanıyor. Peki Karayılan Hollanda’da ‘sosyal ajan’ olmak isterken nelerle karşılaştı?

Murat Karayılan Avrupa’ya gelmişti. Onun Avrupa’daki ismi Cemal’di. Yani örgütün Avrupa koordinesine atandı. Toto Kamer geçinen Karayılan, Hollanda makamlarına iltica başvurusu yaptı.

Hollanda’da iken bıyıklarını kesti, burnunu bile estetik yaptırdı. Her türlü film ve fırıldağı çevirmesine rağmen ilticası kabul edilmedi. Yani Hollanda devleti ona siyasi mülteci statüsü vermedi. Ondan sonra tekrar dağa gitmek zorunda kaldı. Peki -hadi diyelim ki verdi- eğer mültecilik statüsü olsaydı benim gibi, ‘sosyal ajan’ olmayacak mıydı?”

KARAYILAN’A ZEYNEL ve HEFTARO SORUSU

Ayıp diyeceğim ama bunlarda ayıbın karşılığı yok. Çukurlaşmanın ve alçalmanın en dibini yaşıyorlar. Karayılan tam bir engerek yılanı ve onun hayatını yaşıyor”diyen Gülmüş, Yeni Akit’teki sözlerinin arkasında olduğunu vurgulayarak, “Beni referans alırken de sana mı soracaklar” dedi.

Eski PKK yöneticisi Gülmüş, Karayılan’a 33 er olayını gerçekleştiren gruba komuta eden Zeynel kod adlı Celal Barak ile Çekdar kod adlı Enver Heftaro’nun neden ve ne şekilde öldürüldüğü sorusunu yöneltti.

Gülmüş şöyle dedi: “Ben sözümün arkasındayım. İddiamı tekrarlıyorum. Yaptığınız her pisliğe bir ‘Musa’nın keçisi’ buluyorsunuz. Dikkat et, yakında sana da bin bir suç yüklenir. Soruyorum sana; Zeynel (Celal Barak) nerede, nasıl ve ne şekilde öldürüldü?

Çekdar (Enver Heftaro) sizden ayrıldı. Suriye’de normal hayatını yaşıyordu. Onu kim vurdu? Bu iki insan bir zamanlar saflarınızda komutandılar. Şemdin Sakık’ın yardımcılarıydılar. Ben onlarla bizzat konuştum.”

KARAYILAN’IN ASIL KORKUSU!

Başta Karayılan olmak üzeren PKK yöneticilerinin en büyük korkusunun PKK’nın silah bırakması olduğunu kaydeden Gülmüş;

Yarın öbür gün biz silahsız olursak, o zaman bizim yerimize Şükrü Gülmüş ve diğerleri öncü olacaklar diye düşünüyorlar. Murat Karayılan, Duran Kalkan ve Cemil Bayık silahsız olsunlar, onlarla eşit koşullarda savaşırız. O zaman söz devreye girer, yetenek devreye girer. Ama bunların elinde silah, bizlerin elinde de kalem olduğu sürece biz onları yenemeyiz. Onların en büyük korkusu silahsız olmak” şeklinde konuştu.

ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ AKİT’E NE DEMİŞTİ?

PKK’dayken örgütün medya sorumlusu olan ve şu anda kurucusu olduğu Serçavan isimli internet sitesinde yayın editörlüğü yapan Şükrü Gülmüş, PKK’nın Silvan saldırısıyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulunmuştu.

Eğer 33 asker olayı çözülmüş olsaydı, bugün Silvan’daki eylem olmazdı” diyen Gülmüş, 33 askeri şehit eden PKK’lı gruba komuta eden Zeynel Kod adlı Celal Barak ile Çekdar kod aldı Enver Heftaro’nun, bildiklerini anlatmamaları için eylemden hemen sonra öldürüldüklerini söylemişti.

Gülmüş, Şemdin Sakık’ın yardımcıları olan Zeynel ve Heftaro’nun, Sakık’a haber vermeden bu eylemi gerçekleştiremeyeceğini, Sakık’ın da Abdullah Öcalan’ın onayı olmadan böyle bir eyleme kendi başına karar veremeyeceğini vurgulamıştı.

24 Temmuz 2011- haberaktuel.com

https://www.haberaktuel.com/sukru-gulmus-murat-karayilan-ruhunu-ocalana-satmis-haberi-456490.html  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

| |

leftCopyright © Devrimcidemokrat 2013. All Rights Reserved.